RSS

Tag Archives: 2012′de vizyona girmeyen filmler

Vizyon Tarihi Belirsiz Olan ve Merakla Beklenen 10 Film

2012 yılının sona ermeye yaklaşmasıyla birlikte, Dünya Sineması’nın 2012 örneklerinden birçoğunu ülkemizde vizyona girmediğinden izleme şansı bulamadık. Ki bu filmlerin bazılarının Türkiye’de hiç vizyona girmeyeceğini de öngörebiliriz. Genelde Türkiye’deki festivaller kapsamında kavuşabildiğimiz bu tarz filmlerden bazılarını, 2012 yılı içerisinde ülkemizdeki festivallere dahi gelmediğinden şansına erişemedik.  Bu listeyi oluştururken “filmin tamamen bitmiş olması”, “başka ülkelerde festivallerde gösterilmiş veya vizyona girmiş olması”, “aldığı ödüllerle merak ettirmesi” , “ülkemizde 2012 kapsamında kesinlikle herhangi bir şekilde gösterilmemiş olması” gibi kriterler ekseninde bir değerlendirme yapmaya çalıştım.

1) Post Tenebras Lux (2012) – Carlos Reygadas 

post tenebras

Carlos Reygadas’ın Cannes Film Festivali’nden “En İyi Yönetmen” ödülüyle döndüğü son filmi Post Tenebras Lux, özellikle finaliyle Cannes’da izleyici ikiye bölüp yuhalamalar ve alkışlar arasında kalmasıyla merak ettiriyor. Fragmanından anladığımız kadarıyla Terrence Malick-vari bir yapıbozuculuk içerisinde oldukça kasvetli bir atmosfere sahip olan film, Reygadas’ın filmografisinde çok ayrıksı bir yerde duracağa benziyor. Post Tenebras Lux, Reygadas’ın “The Tree of Life” (2011)ı mı olacak, merakla bekliyoruz.

2) Laurence Anyways (2012) – Xavier Dolan 

laurence

J’ai tue ma mere (2009) ve Les Amours Imaginaires (2010) filmleriyle genç kuşağın en iyi yönetmenlerinden bir haline gelen Xavier Dolan, bu sefer Cannes Film Festivali’nden “Queer Palm” ödülüyle dönen 168 dakikalık bu “transgender” hikayesinde cinsiyet değiştirmeye karar veren bir adama hem ailesinin hem de kız arkadaşının! destek vermesiyle özel hayatında yaşanan değişimleri ve imkansızlıkları ele alıyor. “LGBT” sineması içerisinde 168 dakikalık süresiyle çok farklı bir yerde duracağa benzeyen film, fragmanıyla merak sayısını tavan yaptıran filmlerden.

3) Reality (2012) – Matteo Garrone 

reality

İlk filmi “Gomorra” (2009) ile birçok festivalde “En İyi Yabancı Film” ödülüne layık görülüp büyük bir çıkış yakalayan İtalyan yönetmen Matteo Garrone, ikinci filmi Reality’de “reality şov manyaklığı”nı “mizahi” açıdan ele alarak sıradan insanlar üzerindeki etkilerini anlatıyor. Cannes Film Festivali’nden “Grand Prix” ödülüyle dönen film, eleştirmenler ve izleyiciler nezdinde “ya çok beğenilen, ya nefret edilen” filmler arasında bulunuyor.

4) Berberian Sound Studio (2012) – Peter Strickland 

berberian

İngiliz yönetmen Peter Strickland’ın ikinci filmi Berberian Sound Studio,  yakın zamanda aldığı ödüllerle,  bir “korku” filminin ödüller nezdinde bu derece sahiplenilmesiyle ve Toby Jones’un merak konusu olan performansıyla beklenen filmler arasında yer alıyor. Son derece ilgi çekici ve karmış fragmanından gördüğümüz kadarıyla görsel ve kurgusal açıdan bir “korku kült”ü yaratma potansiyeli bulunan film, merakla beklediklerimiz arasında.

5) Tabu (2012) – Miguel Gomes 

tabu

Berlin Uluslararası Film Festivali’nden “Alfred Bauer” ve “FIPRESCI”, Las Palmas Film Festivali’nden ise “İzleyici Ödülü” ile dönen “Tabu”, iki parçalı tuhaf bir hikaye anlatıyor. Günümüz Lizbon’unda yaşayan huysuz ihtiyar kadın Aurora hastaneye kaldırılınca komşusu Pilar’a Gian Luca adında bir adamı haber etmesini istiyor. İkinci hikaye de burada başlayıp 50 yıl öncesindeki Afrika’ya gidiyor ve yasak ilişki yaşayan güzelller güzeli genç Aurora ile tanışıyoruz. Cahiers Du Cinema tarafından 2012 yılının en iyi 2. filmi seçilen siyah-beyaz film “Tabu”, senenin en iyi işlerinden biri gibi duruyor.

6) Antiviral (2012) – Brandon Cronenberg 

antiviral

Usta yönetmen David Cronenberg’in oğlu Brandon Cronenberg, babasının şimdilerde uzaklaştığı,  ilk zamanlarındaki “et, kan ve teknolojinin insan vücuduyla metamorfozu” bileşimindeki filmlerini anımsatan bir işle sinemaya adım atıyor. Fragmanındaki birçok sahnesinde “David Cronenberg” tadı veren “Antiviral”, Cronenberg’in eski “horror, sci-fi, thriller” işlerine geri dönmeyi reddettiği bugünlerde oğlu tarafından bu türlere getirilen yeni bir soluk olabilir.

7) Vous n’avez encore rien vu (2012) – Alain Resnais 

vous navez

Fransız sinemasının gelmiş geçmiş en önemli yönetmenlerinden biri olan 90 yaşındaki usta Alain Resnais’in son filmini kim beyazperdede izlemek istemez ki? Tiyatro içine tiyatro kurgusuyla oldukça yenilikçi ve özgün bir işe benzeyen film, sinema ve tiyatro aşkıyla dolu bir Alain Resnais güzellemesi olarak izlenmek için sabırsızlandığımız filmlerin başında geliyor. Mathieu Amalric, Michel Piccoli, Sabine Azema, Anne Consigny, Lambert Wilson, Pierre Arditi gibi oyuncuları bir salonun içerisinde sanat aşkıyla görme fikri bile filmi izlemek için çıldırtan etkenlerden.

8) V tumane (2012) – Sergei Loznitsa 

v tumane

Cannes Film Festivali’nden “FIPRESCI” ödülüyle dönen V tumane, Ukraynalı yönetmen Sergei Loznitsa’nın son filmi. Fragmanından ve Cannes’dan gelen tepkilerden anladığımız kadarıyla görselliği ve senaryosu çok güçlü bir Rus  filmi olan V tumane, 2. Dünya Savaşı sırasında ihanetle suçlanan bir demiryolu işçisinin hikayesini anlatıyor. Bu filmi çekmek için 10 yıl bekleyen Loznitsa filmini “Bu hikayenin odağı aslında savaş değil, kendisini bir anda beklemediği bir durumda bulan bir insan hakkında bu film. In the Fog herhangi bir zamanda herhangi bir yerde geçiyor, yaşanıyor olabilir.” diyerek özetliyor.

9) Stoker (2013) – Chan Wook-Park 

stoker

Güney Kore sinemasının en iyi yönetmenlerinden Chan Wook-Park’ın ilk defa kendi ülkesi haricinde Hollywood’a iş yapacak olması ister istemez düşündürmüştü. Kendi tarzından ödün verip vermeyeceği ya da Hollywood stüdyolarının Chan Wook-Park’a müdahale edip etmeyeceği, Nicole Kidman, Mia Wasikowska gibi oyuncuların Chan Wook-Park filmine yakışıp yakışmayacağı gibi sorular cevabını bulacak. Chan Wook-Park’ın kareleriyle Clint Mansell’in bestelerinin birleşmesi fikrinden nasıl bir sonuç çıkacağını merakla bekliyoruz.

10) Mud (2012) – Jeff Nichols 

mud_poster

Geçtiğimiz yıl “Take Shelter” (2011) filmi ile büyük bir çıkış yapan yönetmen Jeff Nichols, son filmi “Mud” ile iki çocuğun ergenlikten delikanlılığa geçiş sürecini , sevdiği uğruna cinayet işlemiş kaçak bir adamı saklayarak ve ona yiyecek götürerek baba figürü konumuna yerleştirmeleri ekseninde anlatıyor. Dramatik yapısı oldukça sağlam görünen, Jeff Nichols’un vazgeçilmez oyuncusu Michael Shannon’un da yer aldığı filmde, Matthew McConaughey, “The Lincoln Lawyer” ve “Killer Joe” gibi filmlerden sonra komediden uzaklaşıp yine bir “karakter oyunculuğu”nda kendisini gösteriyor.

 
Yorum yapın

Posted by Aralık 22, 2012 in 2012, Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 68 takipçiye katılın