RSS

Aylık arşivler: Eylül 2012

Dredd (2012)

İlk filmi “Vantage Point” (2008) ile “farklı bakış açıları” üzerine kurduğu atmosferiyle dikkat çekmesine rağmen çok da kalıcı bir film sunamayan Pete Travis, ikinci filmi “Endgame” (2009) ile de “ortalama bir yönetmen” imajını devam ettirmişti. Bu sefer ise “Judge Dredd”in çizgi roman uyarlamasına imza atarak ilk “kalıcı” eserine ulaştığını söyleyebiliriz. Çünkü karşımızda yer yer “gore sinema”nın vahşetine yaklaşan sahnelerle birlikte “renklerin halüsinatif algısı” üzerine bir uyarlama var.

dredd

Atom Çağı’na giren dünyanın karanlık gelecek tasvirinde şehirler yok olmuştur ve yerlerini yüz binlerce nüfuslu megapoller almıştır. Bu gelecekte polisler hem jüri, hem yargıç, hem de cellat görevine sahiptir ve en ufak bir suça tahammül edemeyerek kişileri sert bir şekilde cezalandırmaktadır. Bu yargıçların en çok nam sahibi olanlarından “Dredd” (Karl Urban) ‘in yanına telekinetik güçleri olan acemi yargıç adayı Cassandra Anderson (Olivia Thirlby) verilir. İkilinin görevi 200 katlı dev Peach Tress Binası’ndaki üç cinayeti araştırmak ve suçluları cezalandırmaktır, fakat Ma-Ma (Lena Headey) adlı bir çete lideri tarafından yönetilen ve her tarafı silahlı çete üyeleriyle sarılan bu binadan canlı çıkmak pek kolay olmayacaktır.

Danny Cannon tarafından yönetilen 1995 yapımı vasat ve unutulmaya yüz tutmuş “Judge Dredd” uyarlamasının kat kat üzerine çıkan ve oldukça “cesur” duran bir uyarlama var karşımızda. Her şeyden önce Sylvester Satllone’nin oynadığı, kaskını durmadan çıkaran bir Dredd kabul edilemez bir şeydi. Travis’in “Dredd”inde ise “Karl Urban”, tanınmış bir oyuncu olmasına rağmen kaskını filmin tek bir karesinde bile çıkarmayıp sadece dudaklarıyla oynayarak riskli ve cesur bir işe imza atıyor.

dredd_2330983b

Filmin aldığı riskler bununla da bitmiyor ve bir çizgi roman uyarlaması olduğu halde ölüm sahnelerinde bol bol “gore” derecesinde kanlı sahnelere imza atıp yaş sınırını pek önemsemiyor. Bu da Pete Travis’i “cesur” bir yönetmen kıvamına getiriyor. “Eğer Dredd’i Christopher Nolan yönetseydi o kadar aksiyona rağmen bir gram bile kan göremezdik” diye düşünmeyi de ihmal edemiyoruz.

“Dredd” için, yakın tarihli tek mekan aksiyon bombası “Serbuan Maut” (2011) ile Gaspar Noe’nin benzersiz başyapıtı “Enter the Void” (2009)’in bir bileşimi olduğunu söylememiz pek yanlış olmaz. “Yüksek katlı bir binanın içerisinde, bir lider tarafından yönetilen azılı suçlular” konseptiyle ve “tek mekan ağırlıklı” odak noktasıyla “Serbuan Maut”u çokça andıran film, renklerin halüsinatif algısı üzerine kurulu görsel altyapısıyla ve “uyuşturucu etkisi”yle de “Enter the Void”den ilham alıyor gibi gözükmekte.

dredd-3d

Senaryo bazında “klasik formül” üzerinden ilerleyen film, etkisini daha çok sıkça kullandığı “slow-motion” kan sıçramalarından ve uyuşturucu etkili sahnelerinden almakta. Bu mantık çerçevesinde “3D” formulünün filmin mayasına uyduğunu ve doğru bir şekilde uygulandığını söyleyebiliriz. Fakat alınan risklerin, sinemadaki “yaş sınırı”nın büyük etkisiyle filmi maddi açıdan zarara uğrattığı bir gerçek. Bu yüzden “Dredd 2” ya hiç çekilmeyecektir ya da “kan ve şiddet” dozu minimuma indirilmiş bir “Dredd 2” ile karşılaşmamız olasıdır.

3 / 5

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Eylül 28, 2012 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , ,