RSS

Hugo (2011)

21 Kas

Her ne kadar en başta çocuk filmi olarak lanse edilse de, tüm sinefillerin ve özellikle George Melies hayranlarının görmesi gereken bir film. Çünkü hiçbir çocuk filminde sinema tarihi için nimet değerinde özellikler barındıran bir yapıya daha önce rastlamadım.

Hugo Cabret, Paris tren istasyonunun duvarları arasında gizlice yaşayan ve saatlerin düzgün çalışmasından sorumlu olan kimsesiz bir çocuktur. Bir müze yangınında saat ustası babasını kaybeden Hugo, ondan yadigar kalan bir “automaton”u da gizlice tamir etmeye çalışır. Bu arada Paris tren istasyonunun güvenlik görevlisinden sürekli saklanır, oyuncak dükkanı sahibi Bay Georges’tan (Méliés) çaktırmadan mekanik parça aşırır. Bir gün Georges’un manevi kızı Isabella ile tanışması Hugo’ya yeni bir dünyanın kapılarını daha açacaktır…

Scorsese’nin yönetmenlik başarısı kesinlikle had safhada. Renkler, kadrajlar, dekorlar, ışıklar, ayrıntılar… Ve hiçbir filmde 3D teknolojisi bu kadar hayati bir amaç için kullanılmamıştı. Scorsese’nin en şaaşalı yapımlarından biri olduğuna kuşku yok. Scorsese’nin Melies hayranlığına bir lütfu adeta lakin işin senaryo tarafında çoğu yerin aksadığını düşünüyorum.

Öncelikle filmi iki yarıya ayırmak gerekiyor. İlk yarı: Hugo Cabret, İkinci Yarı: George Melies. İlk 1 saat boyunca şahsi fikrime göre oldukça tempo sorunu yaşayan film, sürekli neden orada olduklarına bir türlü anlam veremediğimiz yan karakterlerden medet umuyor. Asıl konuya bir türlü giremiyor. Asıl amacını ise filmin ikinci yarısı başladıktan sonra gösteriyor. Sinematografisinin mükemmeliyetçiliği gerçekten takdire şayan ( bu konuda Robert Richardson’un elini öpmek lazım), teknik açıdan kusursuz bir yapım olmasına karşın, John Logan’ın yazdığı senaryoda o kadar çok şey gözüme battı ki…

Özellikle filme en büyük zararı veren kişi kesinlikle Sacha Baron Cohen olmuş. Sacha Baron Cohen’in karakterini komple filmden çıkardığımızda filmin hiçbir şey kaybetmeyeceğini, aksine daha başka şeylerle doldurularak çok şey kazanacağını düşündüm. Ayrıca bir tren istasyonunda geçen filmde, tren istastyonunda gözümüze sokulan amaçsız bütün yan karakterlerin hepsinin finaldeki sahnede yer alması gözüme fazla hikayevari gibi geldi. Çünkü yan karakterlerin hiçbirisinin karakterinden Melies fanatiği olmalarını bırakın, sinemayla uzaktan yakından alakaları olmadıkları anlaşılıyor.

Sonuçta Scorsese sinema sanatına çok önemli bir yapıt hediye etmiş. Senaryo bazında çok göz tırmalayan sahneler olsa da, filmin ikinci yarısındaki Melies bölümleriyle gözlerimizden iki damla yaş süzülmesine sebebiyet verdiği için Scorsese’ye sonsuz teşekkür borçluyuz…

Not: Keşke filmin adı en başta tasarlandığı gibi “Hugo Cabret” olarak kalsaydı. Hem daha karizmatik olurdu, hem de Tolga Abi’nin “Hugo”sunu bizlere hatırlatmazdı. Zira google’a “Hugo” yazıldığında %95 oranında çıkan görseller hala çocukluk kahramanımız “Hugo”ya ait.

7.8 / 10

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 21, 2012 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: