RSS

Aylık arşivler: Ocak 2013

Django Unchained (2012)

Çılgın ve arıza filmlerin yönetmeni Quentin Tarantino’nun uzun zamandır beklenen son filmi olan “Django Unchained”, nihayet gösterime giriyor. “Inglourious Basterds” (2009) ile kendine has üslubuyla harmanladığı aykırı bir “Nazi filmi”ne imza atan Tarantino, bu sefer “spagetti western” türünü kara mizahın ve grafik şiddetin dozunu maksimuma arttırarak yeniden yorumluyor. Ortaya çıkan sonuç ise “Bu her şeyiyle tam bir Tarantino filmidir!” olarak damgalanacak şekilde muazzam!

django unchained

Amerikan İç Savaşı’nın 2 sene öncesinde, köle karşıtı ödül avcısı Alman Dr. King Schultz (Christoph Waltz), kölelikten kurtardığı Django (Jamie Foxx) ile bir anlaşmaya varır. Schultz, başlarına büyük ödül konan Brittle Kardeşler’i aramaktadır fakat neye benzediklerini bilmemektedir. Django, eski efendisi olan Brittle Kardeşler’i ele verecek, Schultz da karşılığında Django’ya hem özgürlüğünü hem de para ödülü verecektir. Django’nun köle ticareti yüzünden kaybettiği eşi Broomhilda (Kerry Washington) ‘yı bulma isteği ise ikiliyi “Candyland” adlı bir çiftliğin sahibi olan zengin ve acımasız Calvin Candie (Leonardo Di Caprio) ‘nin yanına kadar götürecektir.

Tarantino, vazgeçilmez ögeleri olan “nev-i şahsına münhasır karakterler”i, “tadına doyum olmayan diyaloglar”ı ve “kan-şiddet bileşimi”ni “blaxploitation*” aracılığıyla Sergio Leone ve Sam Peckinpahvari bir “western konsepti”ne transfer ediyor. Sinema tarihinin önemli filmlerine ve sahnelerine yapılan göndermeler yine had safhada. Tarantino’nun “mükemmel” müzik seçimleri ise kuşkusuz filme en çok artı yön katan değerlerin başında geliyor. Özellikle Ennio Morricone’nin “Two Mules for Sister Sara” (1970) filmindeki unutulmaz bestesi “The Braying Mule”, “Django Unchained” ile özdeşleştirilecek kadar güçlü bir uyum sağlıyor.

foxx di caprio

Süresi uzun filmlerin tadı ve havası her zaman başkadır. Özellikle “uzun film” seven birisi olarak senelerdir buna inanıyorum. 169 dakikalık “Django Unchained” için “Güzel film ama keşke biraz daha kısa olsaymış” gibisinden yapılacağına inandığım yorumlara şimdiden katılmıyor ve bu tür yorumları anlamsız buluyorum. Tıpkı yakın zamandaki başyapıtlar “Bir Zamanlar Anadolu’da” (2011) – 157 dk – ve “Dupa Dealuri” (2012) – 150 dk- için söylenilen “Neden 157 dakika?”, “Neden 150 dakika?” şeklindeki “gereksiz sorular” gibi. Ben de şunu söylemek istiyorum. Django Unchained, bir 169 dakika daha olsaydı aynı keyifle seyrederdim!

Öncelikle “Django Unchained”in özgün bir senaryo olduğunu ve 1966 yapımı “Django”dan uyarlama olmadığını belirtelim. Birçok kişi filmin uyarlama olduğuna inanıyor fakat “Django Unchained”in ödül törenlerinde “En İyi Özgün Senaryo” dalında yarıştığını hatırlatmak gerekiyor. Kaldı ki 1966 yapımı “Django”da siyahi oyuncular yok denecek kadar az, ki “Django”yu oynayan Franco Nero da bir beyaz! Tabii ki Tarantino, bu mütevazi filme saygı duruşunda bulunmakta çekinmiyor ve “açılış jeneriği yazıları” dahil olmak üzere birçok sahnede atıfta bulunuyor. Bunlardan en büyüğü ise Franco Nero’nun küçük bir rolle de olsa “Django Unchained”de rol alması!  Ku Klux Klan benzeri bir örgüt niteliği taşıyan, başlarına çuval geçiren grubun bulunduğu sahne ise kuşkusuz filmdeki en zekice diyalogların yazıldığı, en çok eğlendiren sahnelerin başında geliyor.

Django Unchained 2

“Django Unchained”, “kült” olma potansiyeli içeren o kadar çok “sahne” içeriyor ki. “Alexandre Dumas” muhabbeti, mandingo dövüşü esnasındaki Christoph Waltz’ın mimiği, Leonardo Di Caprio’nun gerçekten elini kanatmasına rağmen bozuntuya vermeden devam etmesi, başlarına çuval geçiren grubun zekice “sinema eleştirmenleri”ni eleştirmesi, Django’nun eski sahibini kırbaçlaması, say say bitmez… Kaldı ki sahneler haricinde filmdeki karakterlerin de her biri “kült” potansiyelinde. Christoph Waltz filmin en başarılı oyuncusu olarak göze çarpıyor. Tarantino’nun Robert De Niro’su olacakmış gibi gözüken Waltz, beden dili, konuşması, mimiği ile “Inglourious Basterds”taki “Albay Hans Landa”dan sonra unutulmaz bir karaktere daha imza atıyor. Tarantino’yla tanıştıktan sonra adeta “hayatı değişen” Waltz, kendisine önemli bir başrol verilmediği sürece “Yardımcı Erkek Oyuncu” kategorilerinin vazgeçilmez oyuncusu olacakmış gibi duruyor.

Samuel L. Jackson ise filmin en çok mizah unsuru taşıyan şaşırtıcı karakterine büyük bir ustalıkla hayat vererek adeta parlıyor. “Yardımcı Erkek Oyuncu” kategorisinde adaylık almayı kişisel görüşüme göre Leonardo Di Caprio’dan daha fazla hakediyor. “Babyface” lakabını yıllar geçtikçe üzerinden atan, son yılların en başarılı oyuncularından Di Caprio ise, tam bir Tarantino karakterine bürünerek arıza bir kimliğe bürünmeyi başarıyor. Başroldeki Jamie Foxx ise, şüphesiz bu üç oyuncunun yanında en az akılda kalanı oluyor. Çünkü karakteri gereği daha sade bir kompozisyonda kalması gerekiyor ve “diyalog” bazında da kendisine çok alan tanınmıyor. Bu yüzden başrol olmasına rağmen kötü adamlara duyduğumuz sempatiyi kendisine duymakta güçlük çekebiliyoruz.

Django-Unchained-31

Tarantino, tüm bunların ekseninde “Django Unchained” ile en iyi filmlerinden birine imza atmış oluyor. “Inglourious Basterds”ın son sahnesinde “Teğmen Aldo Raine” karakterine söylettiği “Bu benim başyapıtım oldu!” sözcüğü, sanırım bundan sonra her Tarantino filmi için beklediğimiz sözcük olacak. Yeter ki Tarantino, süresi uzun!, zeki ve lezzetli diyaloglar içeren, kan ve şiddetin gövdeyi götürdüğü, oyunculukların zirve yaptığı, enfes müziklerin kulağımızı çınlattığı filmler yapmaya devam etsin.

4.5 / 5

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 31, 2013 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , , , ,

12. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde Görülmesi Gereken 20 Film + Bonus

14 Şubat – 24 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da “Cinemaximum Fitaş”, “Cinemaximum Budak” ve “Cinemaximum İstinye Park” sinemalarında bu yıl 12.si gerçekleşecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 2013 yılındaki seçkisine çok güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartacağa benziyor. Ayrıca “Leos Carax” ve “Miguel Gomes” de !f İstanbul kapsamında gösterilecek filmlerini sunmaya geliyorlar.  Bu yıl “84 film” gösterecek olan !f İstanbul’da “Keş!f”, “Galalar”, “!f Müzik”, “Oyun”, “Sev&Değiştir”, “Gökkuşağı Filmleri”, “Ev”, “Karanlık&Köşeli”, “!f Özel Gösterimler”, “Sundance: Özel Çalışma” ve “!f Kısalar” bölümleri bulunmakta.

12. if

!f İstanbul’a gitmek isteyenler için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gerektiğine inandığım 20 film” listesini ele aldım. İyi okumalar ve festivalde iyi seyirler!

1) Holy Motors / Kutsal Motorlar (2012) – Leos Carax (115 dk)

“20-30 yaş arası üç film yaptım. 30-41 arası bir. 40-50 arası sıfır. Şimdi 51 yaşındayım. Tablo hiç iyi gözükmüyor.” Léos Carax

Sıradışı Fransız yönetmen Leos Carax’ın 13 yıllık aradan sonra çektiği ve dünyaca çok konuşulan son filmi “Holy Motors”, sadece son 10 yılın, 50 yılın değil sinema tarihinin en özel işlerinden biri olduğu için izlenmeli. Carax,  ”gizem”, “drama”, “bilimkurgu”, “müzikal”, “gerilim”, “kara mizah”, “fantazya” gibi geleneksel “tür filmi” kalıplarını kendine has neon ışıklarıyla bezeli deneysel atmosferinde aykırı bir şekilde işleyerek filmi “sinefil bir sanat eseri”ne dönüştürüyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=NWu9WjEcdbk

Gösterim Tarihleri: 15 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 16 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak), 19 Şubat “19.30” (Cinemaximum İstinye Park)

holy

2) Tabu (2012) – Miguel Gomes (110 dk)

“Bence sinema ve hafıza arasında bir ilişki var. Hafıza cennet olabileceği gibi cehennem de olabilir.” Miguel Gomes

Senenin en sıradışı filmlerinden biri olmayı başaran Tabu, senaryo ve kurgunun bildiğimiz tüm kurallarını tersyüz ederek “sinemaya getirdiği yeni bakış açısı” nedeniyle izlenmeli. Sinema tarihinin usta yönetmenlerine yaptığı “usta işi göndermeler” ile de “sinemaya saygı duruşu” açısından “Holy Motors” ile akraba oluyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=HoelUhjVXas

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “21.30” (Cinemaximum Fitaş), 23 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

tabu

3) Laurence Anyways (2012) – Xavier Dolan (161 dk)

“Filmde çok fazla müzik olduğunu düşünenler olabilir, ama bence öyle değil. Benim için müzik filmin ruhudur.” Xavier Dolan

J’ai tue ma mere (2009) ve Les Amours Imaginaires (2010) filmleriyle genç kuşağın en iyi yönetmenlerinden bir haline gelen Xavier Dolan, bu sefer Cannes Film Festivali’nden “Queer Palm” ödülüyle dönen 161 dakikalık bu “transgender” hikayesinin ilgi çekiciliği nedeniyle izlenmeli. “LGBT” sineması içerisinde 161 dakikalık süresiyle çok farklı bir yerde duracağa benzeyen film, fragmanıyla merak sayısını tavan yaptıran filmlerden.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=rwDzRzqFaIE

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 21 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak), 23 Şubat “13.30” (Cinemaximum İstinye Park)

laurence

4) Berberian Sound Studio / Berberian Ses Stüdyosu (2012) – Peter Strickland (92 dk)

“Belki kutlamak yanlış kelime ama ben Berberian’ı kesinlikle sesin korkutucu ihtişamı ve onun değiştirme, aldatma ve şaşırtabilme gücüne olan saygımla işlemek istedim.” Peter Strickland

İngiliz yönetmen Peter Strickland’ın ikinci filmi Berberian Sound Studio,  yakın zamanda aldığı ödüllerle,  bir “korku” filminin ödüller nezdinde bu derece sahiplenilmesi ve Toby Jones’un merak konusu olan performansı nedeniyle izlenmeli. Son derece ilgi çekici ve karmaşık fragmanından gördüğümüz kadarıyla görsel ve kurgusal açıdan bir “korku kült”ü yaratma potansiyeli bulunan film, merakla beklediklerimiz arasında.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=pKG63WoOFGI

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş), 19 Şubat “17.00” (Cinemaximum İstinye Park), 22 Şubat “00.15” (Cinemaximum Fitaş)

berberian

5) Reality / Gerçeklik (2012) – Matteo Garrone (116 dk)

“Bu filmle ilgili en büyük zorluk gerçeklikle rüyalar arasında bir bağ kurmaktı.” Matteo Garrone

İlk filmi “Gomorra” (2009) ile birçok festivalde “En İyi Yabancı Film” ödülüne layık görülüp büyük bir çıkış yakalayan İtalyan yönetmen Matteo Garrone, ikinci filmi Reality’de “reality şov manyaklığı”nı “mizahi” açıdan ele alıp “hiciv dolu” bir İtalyan kara komedisine dönüşmesi nedeniyle izlenmeli. Cannes Film Festivali’nden “Grand Prix” ödülüyle dönen film, eleştirmenler ve izleyiciler nezdinde “ya çok beğenilen, ya nefret edilen” filmler arasında bulunuyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=LzNbwEoBHfQ

Gösterim Tarihleri: 21 Şubat “21.30” (Cinemaximum Fitaş), 22 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak)”, 23 Şubat “22.00” (Cinemaximum İstinye Park)

reality

6) Antiviral (2012) – Brandon Cronenberg (108 dk)

“Bunun bir romantik komedi olduğunu söyleyip duruyorum ve öyle, ama herkes dalga geçiyorum sanıyor. Aslında bu film her şeyden öte bir romantik komedi.” Brandon Cronenberg

Usta yönetmen David Cronenberg’in oğlu Brandon Cronenberg, babasının şimdilerde uzaklaştığı,  ilk zamanlarındaki “et, kan ve teknolojinin insan vücuduyla metamorfozu” bileşimindeki filmlerini anımsatan bir işle sinemaya adım atıyor. Fragmanındaki birçok sahnesinde “David Cronenberg” tadı veren “Antiviral”, Cronenberg’in eski “horror, sci-fi, thriller” işlerine geri dönmeyi reddettiği bugünlerde oğlu tarafından bu türlere getirilen yeni bir soluk olabilmesi ihtimaliyle izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=XIZb50HiBCo

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş), 22 Şubat “22.00” (Cinemaximum İstinye Park)

antiviral

7) Jin (2013) – Reha Erdem (122 dk)

“Gerçek siyasi film zihinleri allak bullak eder.” Reha Erdem

“Kosmos” (2009)’ dan sonraki projesi merakla beklenen Reha Erdem, 4 yıl aradan sonra “Jin” ile sinemaya geri dönüyor. Yılın en merak edilen Türk filmlerinin başında gelen “Jin”, “Kosmos” gibi doğa harikası bir görsellik ve şiirsel anlatım ekseninde bu sefer dağlardan inen PKK kaçağı Kürt bir kızın batıya doğru yaptığı tehlikeli yolculuğu konu almakta. “Siyasi film” normlarıyla, Reha Erdem’in hikaye anlatısının nasıl bir sonuç doğuracağını görmek açısından izlenmeli.

Fragmanı:

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “21.30” (Cinemaximum Fitaş), 20 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak)

jin

8) Seven Psychopaths / 7 Psikopat (2012) – Martin McDonagh (110 dk)

“Göze göz bütün dünyayı kör bırakmaz. Sonunda geriye tek gözlü bir adam kalır. Peki, kalan son kör adam bu kalan son adamın tek gözünü nasıl çıkaracak?” (Filmden)

“Six Shooter” (2004) adlı kısa filmi ve “In Bruges” (2008) adlı ilk uzun metrajı ile bir “kara komedi dehası” olduğunu kanıtlayan İngiliz yönetmen Martin McDonagh, son bombası “Seven Psychopats” ile yine aynı sularda daha fazla karakterler eşliğinde yüzüyor. “In Bruges”, McDonagh’ın “Lock, Stock, and Two Smoking Barrels” (1998) ‘ı ise, “Seven Psychopats” da “Snatch” (2000) ‘idir deniyor. Doğru söze ne hacet?

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=tygJCY9vX-s

Gösterim Tarihleri: 21 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 22 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 24 Şubat “13.30” (Cinemaximum İstinye Park)

seven psychopaths

9) Room 237 / 237 No’lu Oda (2012) – Rodney Ascher (102 dk)

“Kuantum fiziği gibi bir durum bu: İnsanlar filmi izlerken film değişmeye başlıyor.” Rodney Ascher

Rodney Ascher, Stanley Kubrick’in kült filmi “The Shining” (1980)’in altında yatan gizli anlamları, tuhaf sembolleri ve şifreleri çözdüğünü iddia eden bir grup çılgın sinefille tanıştırıyor izleyiciyi. The Shining’i didik didik etmiş olan bu sinefiller, akla hayale gelmeyecek teoriler üreterek “The Shining”in adeta baştan sona okumasını çıkarıyorlar. Bize de Empire Magazine’in “Nirvana for Film Fans” dediği günümüzün muazzam sinefil kültürünün bu bakış açısını izlemek kalıyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=rOxukprEwjg

Gösterim Tarihleri: 14 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş), 17 Şubat “13.00” (Cinemaximum Fitaş)

room 237

10) The Imposter / Hayat Avcısı (2012) – Bart Layton (99 dk)

“O onların ailesinden biri, kimse böyle bir konuda hata yapmaz ki.” (Filmden)

Teksas’ta yaşayan 13 yaşındaki Nicholas Barclay ortadan kaybolur ve 3 yıl sonra İspanya’da bulunur. Ailesine geri döndüğünde fiziksel özelliklerinden aksanına bambaşka bir çocuktur. “Gerçek bir hikayeden uyarlanan bu kurmaca / belgeselin (Mockumentary) , Bart Layton’un zekasıyla akıl almaz bir suç belgeseli ve kara film tadında bir polisiyeye dönüştüğü söylendiği için izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=2LuFOX0Sy_o

Gösterim Tarihleri: 14 Şubat “22.00” (Cinemaximum İstinye Park), 17 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

the imposter

11) Zerre (2012) – Erdem Tepegöz (80 dk)

“Seyirciyi bu filmden mutlu çıkarmak istemedim.” Erdem Tepegöz

Kurmacayı belgesel gerçekçiliğiyle sade ama sarsıcı bir şekilde işleyen Zerre, Yılmaz Güney’in “Umut” filminin “kadın karakter” üzerinden yansıması gibiydi. Türk sinemasında sayısı çok az olan “kadın filmleri” ve erkek egemen dünyada onurlu ve güçlü bir şekilde dimdik ayakta durmaya çalışan bir kadının öyküsünü, distopik tarzdaki görsel yapısı ile başarıyla sinemasallaştıran bu Erdem Tepegöz filmi izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=wb5xlQKn9uo

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “17.00” (Cinemaximum Fitaş), 20 Şubat “17.00” (Cinemaximum Fitaş)

zerre

12) The Act of Killing / Öldürme Eylemi (2012) – Joshua Oppenheimer (159 dk)

‘Son on yılda, bundan daha etkileyici, gerçeküstücü ve tedirgin edici bir belgesele rastlamadım.’ Werner Herzog

Karaborsada sinema biletleri satan Anwar ve arkadaşlarının ufak sinema çetesinin, daha sonra milyonlarca kişinin öldürülmesinden sorumlu olan aşırı sağcı bir örgüte dönüşmesini anlatan bu Endonezya yapımı belgesel, şimdiden son zamanların en iyi belgesellerinden biri kabul edilmesi nedeniyle izlenmeli. Gerçeküstü ve kan donduracak nitelikte zulüm incelemesi olarak nitelendirilen film, festivalde “119 dk” ve “159 dk” olmak üzere 2 farklı versiyonuyla gösterilecek. “159 dk”lık versiyonunun izlenmesi tabii ki tavsiyemiz.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=tQhIRBxbchU

Gösterim Tarihleri: 14 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 23 Şubat “14.00” (Cinemaximum Fitaş), 24 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş)

the act of killing

13) Parada / Onur Yürüyüşü (2011) – Srdjan Dragojevic (115 dk)

“Çoğunluğun azınlığa nasıl davrandığını olabildiğince çok insana anlatabilmek istedim ve başardım. Yalnızca Sırbistan’da 330.000 kişi filmi izledi. Ben bu insanların çoğunun homofobik olduğuna inanıyorum.” Srdjan Dragojevic

Berlin Film Festival’nde “Kiliseler Birliği Özel Mansiyon”, “Panorama İzleyici Ödülü” ve Torino Gay ve Lezbiyen Film Festivali’nde”İzleyici Ödülü”ne layık görülen Srdjan Dragojevic imzalı bu film, bu sene “eşcinsellik” olgusu üzerine yapılmış en etkili filmlerden biri olması sebebiyle izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=8GQmIRQBdLg

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 18 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

PARADA_poster_gledanje_besplatno

14) Higuita (2012) – The Boy (67 dk)

“Unut artık onları Orfeus, Geriye bakma.” (Filmden)

“The Boy” lakaplı Yunan yönetmen Alexander Voulgaris’in tuhaf ve hipnotize edici olduğu fragmanının her karesinden belli olan filmi, psikanalitik referansları eşliğinde  gerçeküstü, deneysel ve sürreal bir ziyafete benzediği için izlenmeli. Özellikle “Yeni Yunan Dalgası”nın yaratılmaya çalışıldığı Yunan Sineması örneklerine çok zor rastladığımız bir ortamda, afişine rastlamanın bile mucize olduğu “Higuita”nın koyulduğu tek seans kaçırılmamalı. İleride filmi internetten bulmak için google üzerinde araştırma yaptığınızda Kolombiyalı efsane kaleci “Rene Higuita”nın fotoğraflarından başka bir şeye ulaşamayacağınızı da garanti ederim.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=9p-jinTwTPg#!

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “13.00” (Cinemaximum Fitaş)

higuita the boy

15) Pusher (2012) – Luis Prieto (87 dk)

“Sonuçta biz yepyeni bir film yapmak istedik. Sözün gelişi olarak bu bir ‘yeniden yapım’ ama aslında biz geçmişe değil önümüze bakıyoruz.” Luis Prieto

Nicholas Winding Refn’in unutulmaz “suç ve uyuşturucu üçlemesi” Pusher serisi yeniden uyarlanıyor, üstelik Refn’in yapımcılığında. Luis Prieto, fragmandan gördüğümüz kadarıyla “hızlı kurgu” ve “halüsinatif algı” üzerine kurulu sahneleriyle atmosfer yaratmada oldukça başarılı gözüküyor. Yeni “Pusher”ın nasıl olacağını görüp Refn’inkilerle kıyaslamak için izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=sTxtPEAa1Ac#!

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “00.15” (Cinemaximum Fitaş), 20 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

pusher

16) Maniac (2012) – Franck Khalfoun (89 dk)

“Tür sineması günümüzde daha geniş kitlelerin kabulünü görüyor. Malzeme ne kadar yoğun ve karanlık, şiddet ne kadar sert olursa olsun görsel olarak güzel bir şey var burada ve bence bu çok sinemasal.” Elijah Wood

William Lustig’in 80’lere damgasını vuran “kült” korku filmi “Maniac” geri dönüyor, hem senaryosunda “Alexandre Aja” imzasıyla hem de başrolde psikopat bir “Elijah Wood” ile… İzlenmemesi veya merak edilmemesi için hiçbir sebep olmasa gerek.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=4umIfrP_vMk

Gösterim Tarihleri: 15 Şubat “00.15” (Cinemaximum Fitaş), 23 Şubat “00.15” (Cinemaximum Fitaş)

maniac

17) Safety Not Guaranteed / Zaman Yolcuları (2012) – Collin Trevorrow (86 dk)

“Bana zaman yolculuğunda eşlik edecek birisi ARANIYOR. Bu bir şaka değil. Döndüğümüzde, paranız ödenecek. Kendi silahlarınızı getirmelisiniz. Emniyetiniz garanti edilmez. Bunu daha önce sadece bir defa yaptım.” (Filmden)

Colin Trevorrow’un ilk filmi olan bu bağımsız bilimkurgu, zaman yolculuğunun klişelerini altüst ettiği iddia edilen zeki senaryosu nedeniyle izlenmeli. Küçük bütçeli bağımsız bilimkurguların başarısına daha önce “Primer” (2004) gibi filmlerle rastlamıştık, ki Safety Not Guaranteed de şimdiden ödüller almaya başlayıp kendine has bir kitle edinmeye başladı bile.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=xE94RKIE7xQ

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş), 17 Şubat “19.30” (Cinemaximum İstinye Park”, 18 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak)

safety not guarenteed

18) Vanishing Waves / Kaybolan Dalgalar (2012) – Kristina Buozyte (120 dk)

“Niyetimiz sadece bir bilimkurgu filmi yapmaktan ziyade insan ilişkilerinin anlaşılması güç yanlarını keşfetmek ve tutku ile arzu hissetmenin nasıl bir şey olduğunu görsel olarak ifade etmenin yollarını araştırmaktı.” Kristina Buožyte

Varoluşun karmaşıklığıyla ilgili bu halüsinatif bilimkurgu, fragmanıyla yılın en çok merak edilen bilimkurgularından biri olması nedeniyle izlenmeli. Aşkın ve tutkunun görsel koreografisini büyüleyici bir sinemasal anlatımla beyazperdeye aktarmış gözüken yönetmen Kristina Buozyte, yılın keşfedilmesi gereken en önemli filmlerinden birine imza atmış olabilir.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=yk-bLCJz2KA

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “19.30” (Cinemaximum Fitaş), 21 Şubat “13.00” (Cinemaximum Fitaş)

aurora

19) On the Road (2012) – Walter Salles (124 dk)

“Benim için insanlar sadece deli olanlardan ibaret; yaşamak için, konuşmak için, kurtarılmak için deli olanlardan…” (Filmden)

“On the Road” romanının yazarı Jack Kerouac, seneler önce Marlon Brando’ya bir mektup yazmış ve romanının sinema uyarlamasında Brando’yla beraber oynamak istemişti. Tabii ki Brando’dan bir geri dönüş olmamış. Tam yarım asır sonra ise “beat kuşağı”nı anlattığı roman sonunda Walter Salles tarafından filme dönüştürülüyor ve Kristen Stewart, Sam Riley, Kirsten Dunst, Viggo Mortensen, Amy Adams gibi oyuncular yer alıyor. Şimdi tüm bunlar için izlenmeyi hak etmiyor mu?

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=DZhM-AcCzNU

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 19 Şubat “22.00” (Cinemaximum İstinye Park), 20 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak)

on the road

20) In Another Country / Bambaşka Bir Ülkede (2012) – Hong Sang-soo (89 dk)

“ – Ama neden bu kadar çok korkuyorum? – Çünkü korkuyorsun. – Ne anlama geliyor bu söylediğiniz? – Hiç bir anlama gelmiyor. – Şaka mı yapıyorsunuz? – Yoksa anlam mı arıyorsunuz ?” (Filmden)

Hong Sang-soo filmlerine aşina olanların bayılacağı bir film gibi duran “In Another Country”, Isabelle Huppert’ın 3 farklı karakteri (aslında aynı karakteri!) canlandırıyor. Kadın-erkek ilişkilerini zamansal ve mekansal boyutta farklı bir düzlemde anlatıp kültürel farklılıklardan güçlü bir mizah anlayışı çıkartan yönetmenin filmi izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=Ha6PK1cR7uE

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “22.00” (Cinemaximum İstinye Park), 23 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş)

in another country

Bonus: The Capsule / Kapsül (2012) – Athina Rachel Tsangari (37 dk)

“Ne olduğunuzu bilmiyorsunuz. Siz kadınsınız.” (Filmden)

Yorgos Lanthimos ile birlikte “Yunan Yeni Dalgası”nı yaratma oluşumunda “Attenberg” (2010) gibi güçlü bir “ilginçlik sineması” örneği veren Athina Rachel Tsangari, yeni bir uzun metraj beklerken 37 dakikalık ısmarlama bir avant-garde proje çekiyor. Modayı sanat ve büyük bir ilham kaynağı olarak sunması beklenen bu projede Tsangari, tahmin edeceğimiz gibi çok daha ileri gidip kadının özünü, imgesini ve ruhunu da incelemeye koyulmuş. İzlenmeli…

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=3Gy3AiZa-zU

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.30” (Cinemaximum İstinye Park), 19 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

the capsule

 

Etiketler: , , , , ,

Bomonti Sunar Film@9, “30 Ocak Çarşamba” The Hall

bomonti film@9

Fil’m Hafızası tarafından gerçekleştirilen ve kısa sürede İstanbullu sinemaseverlerin en çok ilgi gösterdiği etkinliklerden biri haline gelen Fil’m@9’un 2013’teki ilk gösterimi, 30 Ocak Çarşamba akşamı saat 20:00’de The Hall’da gerçekleştirilecek.

Fil’m@9’un Tarihe Meydan Okuyan Bira Bomonti sponsorluğunda gösterilecek seçkisinde, aralarında iki adet yerli yapımın da bulunduğu, uluslararası festivallerde beğeniyle karşılanan on kısa film bulunuyor. Ayrıca bu özel gösterimde programdaki Türk filmlerinin yönetmenleri Dağhan İş ve Cem Öztüfekçi de etkinliğe katılacak konuklar arasında yer alıyor.

Her yeni etkinliği farklı bir mekanda gerçekleştirerek bütün bir yıla yayılan tek sinema etkinliği olmayı hedefleyen Fil’m@9’un medya sponsorluğunu Açık Radyo, Grizine ve Kültür Mafyası üstleniyor.

Bir Fil’m Hafızası organizasyonu olan Fil’m@9 biletleri, 18 Ocak itibariyle Biletix satış noktalarından ve etkinlik günü The Hall girişinden temin edilebilecek.

Etkinliğe 24 yaşından küçükler giremez, 07.01.2011 tarih ve 27808 sayılı TAPDK Yönetmeliği’inin ilgili hükümleri gereğince bu etkinliğe 24 yaş üzeri kişiler katılabilir.

Biletler Biletix’te; http://www.biletix.com/etkinlik/PPX31/TURKIYE/tr

Bilet Fiyatı: 25 TL

Partnerini seç, sinema bilgini göster, 22-23 Şubat tarihlerinde düzenlenecek olan alldesign istanbul konferansına davetiye kazan.

“Sinefiller Yarışıyor” 30 Ocak Çarşamba akşamı Fil’m@9 programında!

sinefiller yarışıyor

Program:
20:00 DJ Semih Akay
21:00 Fil’m@9 Seçkisi (1. Bölüm)
22:00 Sinefiller Yarışıyor
22:30 Fil’m@9 Seçkisi (2. Bölüm)
23:30 DJ Semih Akay

Fil’m@9 Seçkisi:

Thirst (2010)
Issız bucaksız çöllerde susuz kalmak… Her defasında başa dönen eğlenceli, bir o kadar da düşündürücü bir hikaye.
Ülke: Kanada
Yönetmen: Keith Rivers
Süre: 6’ 30’’

thirst

War School (2010)
Savaşların çığırından çıktığı ve bireysel silahlanmanın her yaşta kabul gördüğü bir gelecekten savaş dersleri, çarpıcı bir istatistikle son buluyor.
Ülke: İngiltere-Fransa
Yönetmen: Ben Newman
Süre: 8’

war school

Year Zero (2011)
Çevre kirliliği, salgın hastalıklar, savaş, şiddet ve insan ırkını giderek ele geçiren virüsün kol gezdiği bir “son” çığlığı.
Ülke: İspanya
Yönetmen: Mischa Rozema
Süre: 6’ 22’’

year zero

Kalıcı Hasarlar Ansiklopedisi (2009)
Hayatı boyunca sadece ölmek için doğduğunu düşünen ve yaşamı boyunca buna dair tüm düşüncelerini bir defterde toplamış olan bir adam, artık dünyayı terk etmeye karar vermiştir.
Ülke: Türkiye
Yönetmen: Dağhan İş
Süre: 8’ 47’’

kalıcı hasarlar

Validation (2007)
İnsanlara duymak istedikleri şeyleri söyleyerek ününe ün katan biri, an gelecek bir fotoğraf stüdyosunda sözcüklerini yitirecektir.
Ülke: A.B.D.
Yönetmen: Kurt Kuenne
Süre: 16’ 25’’

validation

Spider (2007)
Bir şakanın ardından felakete dönüşen hikaye çarpıcı bir final ile sonlanıyor ve annelerin sözünün dinlenmesi bir kez daha hatırlatılıyor.
Ülke: Avustralya
Yönetmen: Nash Edgerton
Süre: 9’ 26’’

spider

Chatter (2010)
İnternet günümüz dünyasında iletişimin en temel parçalarından biri. Peki ya bilgisayar ekranında gördüklerimiz gerçek hayatta başımıza gelseydi?
Ülke: Norveç
Yönetmen: Leo Resnes
Süre: 7’ 35’’

chatter

Stanley Pickle (2010)
Stanley’nin hayatı kurmalı bir saat gibi devam ederken, gizemli bir kız onun dünyasını baş aşağı edecektir.
Ülke: İngiltere
Yönetmen: Victoria Mather
Süre: 11’

stanley

Nolya (2011)
Dostların Yeri’nin şimdilik tek müşterisi olan “O”, garson Arif’le karşılıklı sıkılmanın keyfini çıkardıkları bir günde, dışarıdan geçen güzel kızın peşinden gider, mekanın yeni müdavimi Sami Abi de aynı kızı seviyordur…
Ülke: Türkiye
Yönetmen: Cem Öztüfekçi
Süre: 26’ 18’’

nolya

The Division of Gravity (2011)
Bir aşkın varlığı, sonrasında ise dağılıp parçalanması. Film, bir ilişkinin döngüsünü, güzellik ve empati ile anlatıyor.
Ülke: İngiltere-Fransa
Yönetmen: Rob Chiu
Süre: 9’ 27’’

gravity

http://www.filmhafizasi.com/
http://facebook.com/filmhafizasi
http://twitter.com/filmhafizasi
http://pinterest.com/filmhafizasi

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 28, 2013 in Haberler

 

Etiketler: , , , , ,

Zarafa (2012)

Fransız sinemasının “kendini iyi hisset” filmleriyle tanınan yönetmenlerinden Remi Bezançon, kariyerinde ilk defa bir animasyon film yönetmeye kalkıyor ve yanına animasyon konusunda hayli tecrübeli bir isim olan Jean-Christophe Lie’ı da alarak “Zarafa”ya imza atıyor. “Zarafa”, bazı sitelerde “İslami çizgi film” adıyla anılmaya başlanmış. Film, işin “dini öğreti” kısmına pek girişmiyor fakat hayat, doğa, hayvan sevgisi, dostluk, sevgi, barış gibi tüm öğretileri bir bir sıralayarak Bezançon’un “kendini iyi hisset” filmografisine farklı türden fakat aynı temadan bir halka daha ekliyor.

01zarafa_d

10 yaşındaki bir köle olan Maki, sahibi olan kötü adamdan kaçarak kurtulur ve ormanda tanıştığı “Zarafa” adlı zürafa en yakın arkadaşı olur. Çöl bedevisi Hasan ise Mısır Paşası tarafından “Zarafa”yı Fransız Kralı’na teslim etmesi için görevlendirilmiştir. Amacı yardım istemek ve karşılığında hediye olarak bu zürafayı sunmaktır. Maki, Zarafa’nın götürülmesini istemez ve yol boyunca Hasan’ın peşine düşer. Beraber onca yol sarfedecek, çeşitli maceralara sürüklenecek ve hayata dair tüm öğretileri öğreneceklerdir.

“Zarafa” öncelikle kaliteli çizimlere sahip bir animasyon. Elbette Hollywood’un stüdyo animasyonlarının kalitesinde bir yapım değil fakat 78 dakikalık kısa süresini farklı sahne geçişleriyle, başından sonuna dek koruduğu renk skalasıyla ve bazı zeki detaylarla şekillendirerek kendisini kolayca izlettiriyor. Ailelerin çocuklarını rahatlıkla bu filme götüreceği ve zaten film boyunca yapılan “öğreti patlaması”nın ardından bir de ebeveynlerin çocuklarına film çıkışı bu “öğretiler”in devamını getireceği bir gerçek. Hangimiz çocukken bu duyguları yaşamadık veya öğrenmedik ki?

zarafa

Zarafa’nın esas sorunları ise fazla iyi niyetli olması uğruna yer yer inandırıcı olamaması ve “iyiler kazanır” üslubunun biraz olsun bile dışına çıkmayı hiç düşünmemesi olarak özetlenebilir. “Filmde karşılarına çıkan kötü kalpli korsan kadının, bir anda “melaike”ye dönüşmesi ne kadar inandırıcıdır?” gibi soruları düşündükçe filmin çocuklara göre olduğunu tekrar hatırlıyoruz. Fakat özellikle Fransız Kralı’na hayvanların sunulduğu sahnelerdeki kimi esprilerin yetişkinlerin anlayacağı dilde olduğunu da belirtelim.

Yaşlı bir adamın etrafındaki çocuklara anlattığı bir hikaye olarak gördüğümüz bu “dostluk hikayesi”, yaşanılan her türlü zorluklara rağmen sevginin her şeyin üstesinden geleceğini ve kötü adamların daima kaybetmeye mahkum olduğunu milyonuncu defa çocuklara anlatıyor. Çocuklara ise büyüyünce “gerçek hayat”ın hiç de “öğreti animasyonları”ndaki gibi olmadığını anlamak kalıyor.

zarafa (1)

Not: Burak Özçivit ise sesiyle hayat verdiği “Çöl bedevisi Hasan” karakterini başarılı bir şekilde seslendiriyor. Ayrıca Muhteşem Yüzyıl’da canlandırdığı “Malkoçoğlu” tiplmesiyle filmdeki “Hasan” karakterinin tip olarak benzeşmesi de hoş bir ayrıntı olmuş.

2.5 / 5

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 27, 2013 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , ,

Parker (2013)

Her sene minimum 2-3 farklı filmi vizyona giren ve  “çöp aksiyonların unutulmaz oyuncusu” kimliğini her geçen gün daha çok üzerine giyen Jason Statham, 2013 için sezonu “Parker” ile açıyor. Kariyerine baktığımızda Guy Ritchie haricinde “iyi bir yönetmen” ile çalışmadığı görülen (Michael Mann’in “Collateral” (2004) ‘i sayılmaz, zira  tek bir sahnede gözüküyordu) Statham, bu sefer “An Officer and a Gentleman” (1982), “The Devil’s Advocate” (1997) ve “Ray” (2004) gibi iyi işlere imza atmış Taylor Hackford yönetmenliğinde bildiği sularda yüzmeye devam ediyor.

parker

Merhametli oluşu ve ahlaki değerleriyle ön plana çıkan yetenekli bir hırsız olan Parker (Jason Statham), sevgilisinin babası Hurley (Nick Nolte)’nin yönlendirmesiyle bir çetenin soygun işine dahil olur. Soygunu başarılı bir şekilde gerçekleştirmelerine rağmen çete üyeleri Parker’a ihanet eder ve onu ölüme terk ederler. Parker, intikamını almak için geri dönecek, bu sırada yolu orta yaş bunalımlarındaki emlakçı Leslie Rodgers (Jennifer Lopez) ile kesişecektir.

Boş vakit geçirmek isteyen ve sinemayı bir eğlence aracı olarak gören kitlenin kuşkusuz en sevdiği isimlerden biri Jason Statham. Günümüzün bir nevi Sylvester Stallone’si ya da Jean Claude-Van Damme’ı olarak adlandırmamız da mümkün. Salt aksiyon içeren filmleri üzerinde taşıdığı “kaslı, güçlü ve güvenilir erkek” figürü, onu hem erkeklerin özendiği hem kadınların arzuladığı bir “sembol” haline getiriyor. Statham bu imajını Parker’da da başından sonuna koruyor, elbette kötü adamların cezasını kesiyor ve finalde karizmasını tavan yaptıran bir “artistik çekim”le noktayı koyuyor.

statham

“Parker”, Jason Statham’ın son dönemde oynadığı “çöp aksiyon”ların 1-2 kademe üzerinde bir iş. Fakat hepsi bu kadar. Taylor Hackford’ın, ilk kez aksiyon filmine soyunan bir yönetmen olarak iyi bir iş çıkardığını söylemek mümkün. En azından görsel yapı üzerinde daha çok durmuş, aksiyon sahnelerini kanlı ve gerçekçi çekmiş, Jennifer Lopez’in karakteri üzerinden aksiyona yer yer komedi de aşılamak istemiş. Fakat tabii ki bunları yaparken tüm klişeleri kullanmış ve düz bir intikam hikayesi yolu izlemiş. Bu o kadar düz bir yol ki, tek bir sürpriz ya da entrikaya başvurulmadan başladığı gibi biten bir yol…

Filmde kuşkusuz en çok göze çarpan şey, ilk 45 dakikaya kadar filmde varolmayan Jennifer Lopez’in ekrana geldiği her görüntüde kalçasına odaklanılması. Hatta vücudunu da sergilemesi ve seyircinin daha net bir şekilde Lopez’in kalçasına odaklanabilmesi için de dünyanın en klişe formülü uygulanmış. “Üzerindekileri çıkart, dinleme cihazı olmadığından emin olmam lazım.” Asıl şaşırtıcı olan ise Taylor Hackford’un, ilk defa çektiği bir aksiyon filminde Lopez’in kalçalarına ihtiyaç duyması. Hatta hızını alamamış ve Statham’ın bile kalçasına bir ara odaklanmış. Jason Statham ile Jennifer Lopez arasındaki uyumsuz kimya ise kuşkusuz her karede hissediliyor. Fakat bu uyumsuz kimyanın getirdiği garip bir çekimden dolayı yer yer tebessüm edebiliyorsunuz.

statham&lopez

Birkaç iyi artısı olmasına rağmen tahminimce Statham hayranlarının bile evde arkadaşlarıyla birlikte “Jason Statham günü” yapalım dediklerinde akıllarına gelen ilk 5 filmden biri olmayacaktır “Parker.” Belki Lopez’in kalçasına göz atmak için bir ara bakabilirler ama hepsi o kadar!

2 / 5

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 26, 2013 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , ,

18. Londra Türk Film Festivali’nde Gösterilecek Filmler Belli Oldu

18. Londra Türk Film Festivali Basın Toplantısı

ltff1

 21 Şubat – 3 Mart arasında bu yıl 18.si düzenlenecek olan “Londra Türk Film Festivali” basın toplantısıyla festival programını açıkladı. Fil’m Hafızası olarak bu yıl sosyal medya sponsorluğunu üstleneceğimiz festival, 21 Şubat – 3 Mart 2013 tarihleri arasında, Odeon West End, Rio Cinema, The Institute of Contemporary Arts ve Cine Lumiere sinemaları olmak üzere dört ayrı gösterim merkezinde Türk filmlerini Londralı sinemaseverlerle buluşturacak.

Basın toplantısına LTFF Direktörü Vedide Kaymak, LTFF Türkiye Temsilcisi Sevinç Baloğlu, Dolby’den  Akın Kol, Digitürk’ten Murat Yağcı ve Urart’tan Kaya Şenyüz katıldı. LTFF Direktörü Vedide Kaymak “Londra Türk Film Festivali’ni ödül olarak diğer festivallerden ayıran özellik, Türk filmlerine Britanya ve İrlanda sinemalarında dağıtım ve dijital platformlarda yayınlanma olanağı sağlamasıdır.” dedi. Başvuran her filmi göstermeye çalıştıklarını dile getiren Kaymak, “Londra çok pahalı bir şehir. Özellikle sanat sinemaları çok pahalı. Bu yüzden genelde 16-17 civarında gösterdiğimiz Türk filmleri için bu yıl 40 başvuru geldiğini ve bunlardan 23 tanesini festival programına kabul ettik, bu sayıyı 25’e çıkarmak için uğraşıyoruz. Festivale alamadığımız filmler için üzüntü duyuyorum” diye konuştu.

18. LONDRA TÜRK FILM FESTİVALİ AÇILIŞINI, YILMAZ ERDOĞAN’IN SON FİLMİ  “KELEBEĞİN RÜYASI” İLE YAPIYOR.

Londra’da kültür ve sanatın kalbi olarak anılan Leicester Square’deki,  Odeon West End sinemasında yapılacak açılış gecesinde, festival, geleneksel iki Büyük Ödülü’nü takdim ederken, gecede, başrollerini Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat ve Belçim Erdoğan’ın paylaştığı, yönetmenliğini Yılmaz Erdoğan’ın yaptığı yeni filmi KELEBEĞİN RÜYASI, Londra Prömiyeri ile ilk defa izleyiciyle buluşacak.

kelebeğin rüyası

GOLDEN WINGS DİGİTÜRK DIGITAL DAĞITIM ÖDÜLÜ İÇİN BEŞ FİLM YARIŞACAK

Dünya festivalleri arasında verdiği “dağıtım ödülü” ile bir “ilk”e imza atmış olan LTFF, bu yıl dördüncü kez Türk Sineması’na, İngiltere ve İrlanda’da vizyona girme olanağı sağlayarak, Dünya Sineması’nı yönlendiren eleştirmenlerin filmlerimizi izlemesine ve Türk Sineması için dünyanın takip ettiği önemli yayınlarda filmlerle ilgili makalelerin yer almasına fırsat yaratıyor.  Birleşik Krallık ve İrlanda’da ülke çapında sinemalarda dağıtım ve dijital platformlarda yayınlanma olanağı sağlayan, 30 bin sterlin değerindeki Golden Wings Digiturk Dijital Dağıtım Ödülü için bu yıl, Türk Sineması’nda kalıcı bir iz bırakacak olan beş film yarışıyor.

Dünyaca ünlü senarist, yönetmen Tony Grisoni, ScreenInternational editörü Wendy Mitchell, Soda Pictures Direktörü Edward Fletcher, yayıncı, yazar ve BBC4 radyo film eleştirmeni Francine Stock’ten oluşan Golden Wings Digitürk Digital Dağıtım Ödülü Jürisi, Reis Çelik’in 2012 Berlin Film Festivali’nden “Kristal Ayı” ile dönen filmi LAL GECE, Reha Erdem’in son filmi JIN, Raşit Çelikezer’in Sundance’ta “Jüri Özel Ödülü” kazanan filmi CAN ve çeşitli festivallerden birçok ödülle dönen, Emin Alper’in TEPENİN ARDI ile Yeşim Ustaoğlu’nun ARAF filmleri arasından yapacak.

KADIR İNANIR’A YAŞAM BOYU BAŞARI ÖDÜLÜ TAKDİM EDİLECEK.

Festivalin açılış gecesi takdim edilecek olan Golden Wings Yaşam Boyu Başarı Ödülü, bilindiği gibi geçtiğimiz yıllarda Türk Sineması’nın dev isimleri Türkan Şoray, Şener Şen ve Hülya Koçyiğit’e verildi. Bu yıl ise Golden Wings Yaşam Boyu Başarı Ödülü, Türk Sineması’nın efsane aktörü Kadir İnanır’a takdim edecek.

Her yıl festival izleyicilerinin oylarıyla belirlenen Golden Wings İzleyici Ödülü ise, festivalde yer alan 23 uzun metrajlı film arasından yine Londra’lı izleyicilerin oylarıyla belirlenecek. Türk Sineması’nın usta isimlerinin imza attığı filmlerin yanı sıra, yeni nesil yönetmenlere de kapısını her zaman açık tutan LTFF, ilk filmler, kısa film seçkisi ve sinemacılarla yapılacak söyleşileriyle 11 gün boyunca Londra’da Türk Sineması rüzgarı estirecek.

FESTİVAL KAPSAMINDA GÖSTERİLECEK TÜRK FİLMLERİ

UZUN METRAJ

ARAF (Yön: Yeşim Ustaoğlu)

AŞK VE DEVRİM (Yön: Serkan Acar)

AZİZ AYSE (Yön: Elfe Uluç)

CAN (Yön: Raşit Çelikezer)

CANDLE TO WATER (Yön: Nihat Seven)

GERİYE KALAN (Yön: Çiğdem Vitrinel)

GÜZEL GÜNLER GöRECEĞİZ (Yön: Hasan Tolga Pulat)

GÜZELLİĞİN ON PARA ETMEZ (Yön: Hüseyin Tabak)

İÇİMDEKİ ÇEMBER (Yön: Deniz Çınar)

İZ – REC (Yön: M. Tayfur Aydın)

JIN (Yön: Reha Erdem)

KELEBEĞİN RÜYASI (Yön: Yılmaz Erdoğan)

LAL GECE (Yön: Reis Çelik)

SAKLI BAHÇEDE AŞK (Zeynep Ustepe)

ŞİMDİKİ ZAMAN (Yön: Belmin Söylemez)

TEPENİN ARDI (Yön: Emin Alper)

TESLİMİYET (Yön: Emre Yalgın)

TOPRAĞA UZANAN ELLER (Yön: Ömer Can)

YABANCI (Yön: Filiz Alpgezmen)

YÜK (Yön: Erden Kıral)

ZERRE (Yön: Erdem Tepegöz)

BELGESEL

BEN UÇTUM SEN KALDIN (Yön: M. Müjde Arslan)

BİR HAYATI MASAL GİBİ ANLATMAK (Yön: Hüseyin Karabey)

PINA BAUSCH İLE BİR NEFES (Yön: Hüseyin Karabey)

SIMURGH (Yön: Ruhi Karadağ)

SUSMAZ SOKAK (Yön: Elif Mermer)

TÜRKÇE: PEKİYİ (Yön: Murat Bayramoğlu)

KISA FİLMLER

AYNA (Yön: Bedirhan Sakcı)

BİR KURABİYE MASALI (Yön: İlkyaz Kocatepe)

İSTİRAHAT ODASI (Yön: Hakan Burcuoğlu)

KAFES (Yön: Oğuzhan Akalın)

LANDSCAPES (Yön: Damla Kırkalı)

SEHVEN (Yön: Tunç Erenkuş)

VARDİYA (Yön: Fatih Özdemir)

 

Etiketler: ,

45. SİYAD Türk Sineması Ödülleri Açıklandı

Bu yıl 45.si düzenlenen Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Türk Sineması ödülleri açıklandı. Beklenildiği gibi “Tepenin Ardı” ve “Yeraltı” filmleri geceye damgasını vurdu. Genel anlamda pek sürpriz sonucun çıkmadığı ödül töreninde isabetli kararlar alınarak en çok hakedenler ödüllendirildi. Yeraltı, “En İyi Yönetmen” dahil olmak üzere toplamda 5 ödülle geceden ayrılırken, Tepenin Ardı ise “En İyi Film” dahil olmak üzere 3 ödülle “Yılın En İyi Türk Filmi” seçildi.

tepnin ardı1

En İyi Film: Tepenin Ardı

En İyi Yabancı Film: Amour

En İyi Yönetmen: Zeki Demirkubuz (Yeraltı)

En İyi Erkek Oyuncu: Engin Günaydın (Yeraltı)

En İyi Kadın Oyuncu: Neslihan Atagül (Araf)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Mehmet Özgür (Tepenin Ardı)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Nihal Yalçın (Yeraltı)

En İyi Senaryo: Emin Alper (Tepenin Ardı)

En İyi Sinematografi: Türksoy Gölebeyi (Yeraltı)

En İyi Kurgu: Zeki Demirkubuz (Yeraltı)

En İyi Sanat Yönetimi: Osman Özcan (Araf)

En İyi Müzik: Demir Demirkan, Paolo Poti (Zenne)

En İyi Kısa Film: Sessiz (Be Deng)

En İyi Belgesel Film: Ben Uçtum Sen Kaldın

Ahmet Uluçay Umut Ödülü: Dilan Aksüt (Lal Gece)

Tuncan Okan Emek Ödülü: Sevin Okyay

Onur Ödülleri: Feyzi Tuna, Arif Erkin, Necla Nazır

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 23, 2013 in Haberler

 

Etiketler: , , ,