RSS

Aylık arşivler: Şubat 2013

85. Oscar Ödülleri Açıklandı

85. Geleneksel Oscar Ödülleri bu yıl da sahiplerini buldu. 1-2 dal haricinde pek sürpriz olmazken genel olarak beklenildiği gibi bir Oscar daha geçti. Sunum olarak yine son yılların en kötü Oscar sunumlarından birine imza atılarak her geçen yıl Hugh Jackman’ın mükemmel sunumunu bir daha anar olduk. Argo “En İyi Film” dahil olmak üzere toplamda 3 Oscar’la gecenin galibi olurken, Life of Pi ise “En İyi Yönetmen” dahil olmak üzere toplamda 4 Oscar’ın sahibi oldu. Les Miserables 3 dalda ödüle layık görülürken, Lincoln ve Django Unchained 2 dalda, Silver Linings Playbook ise 1 dalda ödülle yetinmek durumunda kaldı. Kötü bir sunum eşliğinde zevksiz geçen Oscar sunumunun ise tek akılda kalır şovu toplu Les Miserables sunumuydu.

oscar toplu oyuncu

les miserables

En İyi Film: Argo

Özellikle BAFTA ve Altın Küre’den de “Argo” sonucu çıkınca Oscar’da da “En İyi Film”i garantilemiş gibiydi. Amerikalıların çok fazla sevdiği “Argo”, ülkenin politik çıkarlarına uygun bir filmdi ve “En İyi Film” ödülünün verilirken “Beyaz Saray”a bağlanılması da filmden çok siyasete yönelik bir seçim olduğunu gözler önüne serdi.

Kim Hakediyordu?: Django Unchained

argo11

En İyi Yönetmen: Ang Lee (Life of Pi)

Yönetmen dalı çoğu kişinin “net” bir fikir belirtemediği bir daldı bu yıl. Ang Lee, Michael Haneke ve Steven Spielberg arasında dönen bir sistem söz konusuydu. Spielberg’in “Lincoln”ünün çok beğenilmemesi ve Ang Lee’nin henüz 7 yıl önce aynı ödülü almış yabancı bir yönetmen oluşu, ibreyi Haneke’ye çevirse de Akademi oyunu Ang Lee’den yana kullandı.

Kim Hakediyordu?: Ang Lee (Life of Pi)

85th Annual Academy Awards - Show

En İyi Erkek Oyuncu: Daniel Day-Lewis (Lincoln)

Daniel Day-Lewis kuşkusuz bu yıl “Erkek Oyuncu” dalında %90 oranında ödülü kimselere kaptırmadı. Akademi Day-Lewis’e üçüncü “Erkek Oyuncu” Oscar’ını verir mi sorusu kafa karıştırıyordu. Verirse ilk defa bir erkek oyuncu bu dalda 3 ödülün sahibi olacaktı ve oldu da. Herkesin dediği gibi “Akademi başkanlarını sever!” Dolayısıyla Lincoln bir varlık gösteremese de Day-Lewis bu dalın favorisi gözüküyordu.

Kim Hakediyordu?: Joaquin Phoenix (The Master)

day lewis

En İyi Kadın Oyuncu: Jennifer Lawrence (Silver Linings Playbook)

Jennifer Lawrence, tam Akademi’nin ödüllendireceği tarzda bir oyunculuk sergilemişti. Abartılı, çok konuşan bir karakter. Dolayısıyla daha ziyade mimik ve duruş ağırlıklı Jessica Chastain’in şansı daha az gözüküyordu. Naturel bir oyunculuk sergileyen Riva’nın ise kanımca bu dalda şansı yoktu, her ne kadar doğum günü olsa da. Lawrence’ın henüz 23 yaşında olması “Oscar’ı bu yaşta vermezler” gibi bir düşünce yaratsa da Akademi “Artık yaşla, seneyle bir ilgimiz yok dercesine ödülü favori olana verdi.

Kim Hakediyordu?: Jessica Chastain (Zero Dark Thirty)

85th Annual Academy Awards - Press Room

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz (Django Unchained)

Christoph Waltz’ın performansının mükemmel olduğunu eminim herkes söyleyecektir. Fakat buradaki asıl şüphe henüz 3 yıl önce yine bir Tarantino filmiyle bu daldaki ödülü alan Waltz’a 3 yıl arayla 2 Oscar’ın verilip verilmeyeceğiydi. Akademi, “yaşa veya seneye bakmıyoruz” düşüncesini bu yıl ortaya koyarak Waltz’a 2. adaylığında 2. Oscar’ını verdi.

Kim Hakediyordu?: Philip Seymour Hoffman (The Master)

waltz

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Anne Hathaway (The Master)

Oscar’ın bu yıl %100 garanti olduğu dallardan biriydi. Bu dalda ödüllerin bu yıl neredeyse %95’ini toplayan Hathaway açık ara Oscar’ın favorisiydi ve güçlü performansıyla ödülün sahibi oldu.

Kim Hakediyordu?: Anne Hathaway (Les Miserables)

Anne-Hathaway-Oscars-2013-4

En İyi Özgün Senaryo: Django Unchained (Quentin Tarantino)

Django Unchained bu dalın kuşkusuz favorisi ve en güçlü adayıydı. Tarantino’nun 169 dakika boyunca adeta ilmik ilmik ördüğü diyalog şaheseri “Django”, Akademi’nin Tarantino’yu her seferinde boş geçmesinden dolayı ödülü kazanmak konusunda bir şüphe yaratıyordu ve Amour’un iddialı olduğunu söyleyenler de vardı. Ki “diyaloglar”ı seven bir Akademi’nin ödülü Amour’a vermesi pek olası gözükmüyordu. Beklenen oldu ve Akademi 3 yıl önce Tarantino’nun Inglourious Basterds ile hakettiği ama alamadığı ödülü bu yıl Django Unchained’e vererek Tarantino’yu ödüllendirdi.

Kim Hakediyordu?: Django Unchained

tarantino

En İyi Uyarlama Senaryo: Argo (Chris Terrio)

Aslında bu dalda “Lincoln” ve “Silver Linings Playbook” öne çıkıyordu. Fakat Akademi’nin senaryo dalını bir romantik komediye vermesi pek beklenemezdi. Lincoln ise ödül sezonu boyunca kaybettiği ivmesiyle anca “teselli ödülleri”ne bırakıldı. Dolayısıyla Amerikalıların çok sevdiği “Argo”, en iyi film ve kurgu ödüllerinin de etkisiyle senaryoya da layık görüldü.

Kim Hakediyordu?: Lincoln (Tony Kushner)

Chris Terrio accepts the Oscar for adapted screenplay for the film "Argo" at the 85th Academy Awards in Hollywood

En İyi Kurgu: William Goldenberg (Argo)

Bu dalda Argo, Zero Dark Thirty ile bir çekişme içerisindeydi. Zero Dark Thirty “propaganda” ve “işkence” tartışmalarıyla ivme kaybedip en iyi filme dair şansını kaybetmeye başlayınca, akıcı kurgusuyla ön plana çıkan Argo rakipsiz kalmıştı ve bu dalda ödülün sahibi oldu.

Kim Hakediyordu?: Zero Dark Thirty

William Goldenberg accepts the award for best film editing for "Argo" at the 85th Academy Awards in Hollywood

En İyi Sinematografi: Claudio Miranda (Life of Pi)

Yine %100 derecesinde kesin olan bir daldı.  Janusz Kaminski, Roger Deakins, Seamus McGarvey ve Robert Richardson gibi ustalar da her ne kadar güçlü sinematografiler ortaya koysa da Clauido Miranda’nın adeta birer tablo niteliğinde yarattığı güçlü görsel ve ışık kompozisyonu açık ara içlerinden sıyrılıyordu.

Kim Hakediyordu?: Claudio Miranda (Life of Pi)

US-OSCARS-PRESS ROOM

En İyi Sanat Yönetimi: Rick Carter, Jim Erickson (Lincoln)

Oscar’ın bu yıl belki de en büyük sürprizi olan daldı. Hemen hemen herkesin Anna Karenina’nın almasına kesin gözüyle baktığı bu dalda The Hobbit ve Les Miserables de “plase” olarak görülüyordu. Kimsenin beklemediği Lincoln ise bu dalda ödülün sahibi oldu. Anna Karenina’nın yurt dışında çok beğenilmemesi ve “Kostüm” dalında 1 teselli ödülünün yeteceği düşüncesi böyle bir karara sebep oldu.

Kim Hakediyordu?: Anna Karenina

robert-stromberg-rick-carter-kim-sinclair-2010-3-8-1-28-44

En İyi Kostüm Tasarımı: Jacqueline Durran (Anna Karenina)

Anna Karenina’nın %100 favori olarak rakiplerinin içerisinden sıyrıldığı bir daldı. Akademi’nin bu dalda tarihi filmlere olan önceliği bilinirken, Anna Karenina’nın rakibi olarak belki Lincoln görülebilirdi. Fakat Akademi’nin şatafatlı kıyafetleri sevdiği gerçeği de göz önüne alırsak Anna Karenina’nın alması kaçınılmazdı.

Kim Hakediyordu?: Anna Karenina

durran

En İyi Makyaj ve Saç: Lisa Westcott, Julie Dartnell (Les Miserables)

“Hitchcock”un abartılı makyajıyla daha en baştan geri planda kalmasıyla Hobbit ve Les Miserables arasında geçeceği belli bir yarışta. Yüzlerce karaktere yapılan enfes saç ve makyaj tasarımıyla ödül bariz derecede Hobbit’in hakkıydı fakat Akademi’nin pek sıcak bakmadığı Hobbit, çok sevilen Les Miserables karşısında beklenildiği gibi kaybetti.

Kim Hakediyordu?: The Hobbit: An Unexpected Journey

westcott

En İyi Orijinal Müzik: Mychael Danna (Life of Pi)

Life of Pi’nin çok beğenilen müzikleriyle ve bu dalda aldığı ödüllerle Mychael Danna rakiplerinden 2-3 adım önde götürüyordu yarışı. Nitekim öngörüldüğü gibi oldu ve Danna bu dalda ödülün sahibi oldu. Thomas Newman (Skyfall) ve Dario Marianelli (Anna Karenina) de enfes müzikleriyle yakın takipteydi fakat Akademi iki İngiliz yapımı karşısında ABD yapımı bir filmin teknik dallarda yükselmesini öngördü.

Kim Hakediyordu?: Dario Marianelli (Anna Karenina)

danna-oscar-read

En İyi Orijinal Şarkı: Adele (Skyfall)

Yine %100 hatta %1000 derecesinde Oscar’ın bu yıl en garanti dalıydı. Artık dillere peleşenk olan Skyfall şarkısıyla her yerde ödül almasına rağmen hep şaşırmış gibi yapan ve ağlayan Adele’yi ödül alırken tekrar izledik. Bu dalda kişisel favorim Pi’s Lullaby (Life of Pi) olmasına rağmen Skyfall’ın rakipsiz olduğu bir gerçekti.

Kim Hakediyordu?: Adele (Skyfall)

adele-wins-oscar-bond-film

En İyi Ses Miksajı: Andy Nelson, Mark Paterson, Simon Hayes (Les Miserables)

Ses miksajı kategorisinde müzikallerin hep bir adım önde olduğunu düşündüğümüzde kuşkusuz Les Miserables bu dalın favorisiydi. Beklenen oldu.

Kim Hakediyordu?: Les Miserables

85th Annual Academy Awards - Show

En İyi Ses Kurgusu: Paul N.J. Ottosson (Zero Dark Thirty) – Per Hallberg, Keren M. Baker (Skyfall)

Akademi’nin bu sene tabularını yıkıyormuş gibi göstermek için yapmayacağı kesin olan şeyleri yapmasının ardından bir de aynı dala 2 ödül birden vermek gibi bir şey yapması da bu yıl dikkat çekmek için yapılan göstergerlerden biriydi. Zero Dark Thirty’in en güçlü aday olduğunu düşündüğüm bu dalda 2. favorim de Skyfall’dı. Nitekim Akademi ikisini de ödüllendirdi.

Kim Hakediyordu?: Zero Dark Thirty

ottosson

karen

En İyi Görsel Efekt: Bill Westenhofer, Guillaume Rocheron, Erid De Boer, Donald Elliott (Life of Pi)

Kuşkusuz bu dalın da rakipsiz favorisi Life of Pi idi. Yarattığı görsel tasarımıyla yılın sinemasal gövde gösterilerinden biri oluşturan Life of Pi, ödülü açık ara haketti.

Kim Hakediyordu?: Life of Pi

cn_image.size.bill-westenhofer-oscar-jaws-music

En İyi Animasyon: Brave

Ödül konusunda bu yıl Animasyon dalının Argo’su olarak nitelendirebileceğimiz Brave, Wreck-It Ralph ve Frankeenwenie gibi yılın en iyi animasyonları arasında kuşkusuz ödülü haketmeyen bir filmdi. Fakat yılın en çok pohpohlanan animasyonu olarak dalın açık ara favorisiydi ve beklenen oldu.

Kim Hakediyordu?: Wreck-It Ralph

brave

En İyi Yabancı Film: Amour

En İyi Şarkı kategorisiyle beraber Oscar’ın bu yılki en garanti 2 dalından biriydi. Yabancı Film’e aday olup da “En iyi Yönetmen” ve “En İyi Film”e de aday olan Amour’un kuşkusuz bu dalda ödülü almaması imkansızdı. Beklenen oldu.

Kim Hakediyordu?: Amour

haneke

En İyi Belgesel: Searching for Sugar Man

Adaylar arasında sezon boyunca aldığı ödüllerle favori konumunda gözüken Searching for Sugar Man, belenildiği gibi ödülü aldı. Amerikan askerlerinin kendi ordusundaki kadınlara tecavüzünü anlatan The Invisible War’a beklenildiği gibi ödül veremedi. Bu dalda kişisel favorim aday gösterilmeyen “The Imposter”dı.

Kim Hakediyordu?: The Invisible War

415363-searching-for-sugar-man

En İyi Kısa Animasyon: Paperman

Yılın açık ara en iyi animasyonu olan Wreck-It Ralph’in öncesinde gösterilen bu kısa animasyon “Paperman”, kuşkusuz yılın en etkileyici kısa animasyonlarından biriydi. Çok sevilen kısa film “Signs” (2008)’ın bir nevi animasyon karşılığı olarak görebileceğimiz film, kuşkusuz ödülü hakediyordu.

Kim Hakediyordu?: Paperman

paperman

En İyi Kısa Belgesel: Inocente

Adayları izlemediğim için bir fikrim yoktu.

inocente

En İyi Kısa Film: Curfew

Adadyları izlemediğim için bir fikrim yoktu.

curfew

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 27, 2013 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , ,

18. London Turkish Film Festival 4. Gün

18. Londra Türk Film Festivali’nin 4. günü itibariyle Türk filmlerinin gösterimine tam gaz devam ediliyor ve her geçen gün festival daha da kalabalıklaşıyor. Günün programında “Saklı Bahçede Aşk”, “Ben Uçtum Sen Kaldın”, “Pina Bausch ile Bir Nefes”, “Bir Hayatı Masal Gibi Anlatmak”, “Tepenin Ardı”, “Kelebeğin Rüyası”, “Katırcılar” ve “Jin” filmleri vardı. Özellikle son 4 filme ilgi had safhadaydı ve sanatsal yapısıyla Beyoğlu Sineması’nı anımsatan bağımsız Rio Cinema adeta doldu taştı.

DSCN3031

Ayrıca SİYAD Ödülleri’nden “En İyi Belgesel” ödülüyle ayrılan “Ben Uçtum Sen Kaldın” filminin öncesinde Murat Bayramoğlu’nun yönettiği “Türkçe: Pekiyi” isimli kısa film de gösterilerek Londra’daki sinemaseverlere uzun metrajların yanında Türk kısaları da tanıtılmaya devam edildi.

TEPENİN ARDI, LONDRA’DA MERAK EDİLEN TÜRK FİLMLERİ ARASINDA

SİYAD tarafından “ 2012 Yılının En İyi Türk Filmi” seçilen “Tepenin Ardı”nın gösterimine filmin görüntü yönetmeni George Chiper – Lillemark katıldı ve filmden sonra gerçekleştirilen “soru-cevap” etkinliğinde izleyicilerin sorularını yanıtladı.

george chiper lilemark 2

Geçtiğimiz yıl “Bir Zamanlar Anadolu’da”  yabancı izleyicilerin açık ara en çok merak ettiği Türk filmi iken, bu yıl “Tepenin Ardı”, “Kelebeğin Rüyası”, “Lal Gece” ve “Jin” in çok rağbet gördüğü gözlemlendi.

KADİR İNANIR’IN KATILDIĞI “KATIRCILAR” FİLMİ GÖSTERİMİNE ÖZEL İLGİ VARDI

Tepenin Ardı’ndan sonra ise Şerif Gören’in yönettiği ve Kadir İnanır’ın başrolünde yer aldığı 1987 yapımı “Katırcılar” filmi gösterildi. Festival açılışında kendisine “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” verilen İnanır, film sonrası “soru-cevap” etkinliğine katılarak Türk ve yabancı birçok hayranının sorularını yanıtladı, keyifli bir sohbet eşliğinde önemli sözler söyledi.

kadir inanır

“Katırcılar, tarihsel özellikleriyle Türkiye’nin siyasi tarihi üzerine önemli bir film. Sinema kariyerimin en önemli filmlerinden biridir. 9 metre karın altında -25 derece soğukta çekimleri yapılan, teknik açıdan yurtdışına göğsümüzü gere gere gösterebileceğimiz bir film”.

“Londra’ya geldiğim için çok mutluyum. Buradaki Türkleri “Londra Türk Filmleri Festivali”ne davet ediyorum. Sinemamızı yurtdışına tanıtma görevi için Türklere büyük görev düşüyor.”

“Katırcılar’ın bütçesi 300.000 – 400. 000 doları geçmemiştir. O zamana göre çok paradır. Aynı filmi şimdi çekmeye kalksanız 7 milyon dolardan aşağı çekemezsiniz.”

“Biz ölümsüz filmler yapıyoruz. 10 yıl sonra çocuğunuz izlediğince bu filmlerden yine etkilenecek”.

“Kariyerimde 9 tane televizyon dizisinde oynadım. Bomboş diziler çekmedim. “Dizi film”, “reklam filmi”, “sinema filmi”, sinemacının görevi “film” çekmektir.”

“Bir oyuncunun en büyük gücü, yarattığı karakterin zenginliğidir. Karakteri seçerken dikkat ettiğim nokta toplum içinde fazla olan, “gerçek” olan kişilerdir. Oynayacağım karakter önemli şeyler söylüyor, bir şeyleri çözüyor olmalıdır.”

“187 tane sinema filmim var. Hiçbiri tesadüf değil, hepsi bilinçli filmler. Anadolu’nun her bir köşesinde çekilmiş filmler.”

“Benim filmlerimin %80’i sansürlendi. Ülkeyi yönetenlerin siyasi anlayışları buna sebepti, yaptığımız işler ters gelebilir. Eleştiri, red, tartışma, kavga bunlar hep olacaktır. Hayatın tadı da buradadır. İyi-kötü, ezen-ezilen. Her şey güllük gülistanlık olsa intiharlar başlar.”

kadir inanır 2

 “JİN” FİLMİ İZLENİMLERİ 

jin

Katırcılar filminin gösteriminin ardından yine büyük bir kalabalık Reha Erdem’in merakla beklenen filmi “Jin”in Londra’daki ikinci gösterimine akın etti. Reha Erdem filmografisinde daha farklı, daha siyasi bir yerde bulunduğu gözlemlenen film, hem ele aldığı konuyla, hem de Florent Herry’nin üstün sinematografisiyle izleyenleri etkilemeyi başardı. Terrence Malick filmlerinin kalitesinde doğa görüntüleri bulunan film, Erdem’in dün gerçekleştirdiği “Masterclass”ta da söylediği gibi “herkesin fikir sahibi olduğu bir konuyu farklı bir perspektiften masalsı bir şekilde” ele almış. Gerek film çıkışında, gerekse filmin ilk gösteriminin ardından Reha Erdem’le yapılan söyleşideki tepkilere bakarsak, “Jin”in bu yıl verilecek olan “İzleyici Ödülü”ne bir adım daha yakın durduğunu söyleyebiliriz. Film çıkışında gösterilen Türk filmlerine 10 üzerinden verilen oylar hala devam etmekte.

DSCN3034

 

Etiketler: , , , , , ,

18. London Turkish Film Festival 3. Gün

18. Londra Türk Film Festivali’nin 3.günü itibariyle Türk filmleri gösterilmeye ve tanıtılmaya devam ediyor.  Günün programında “Toprağa Uzanan Eller”, “Simurg”, “Şimdiki Zaman”, Lal Gece”, “Araf”, “Kelebeğin Rüyası”, “Teslimiyet” ve “Aziz Ayşe” filmleri vardı. Festival filmlerine yoğun ilgi her geçen gün daha çok devam ediyor. Özellikle ilk gün prömiyeri yapılan “Kelebeğin Rüyası” ve “Digitürk Dağıtım Ödülü”nü kazanan “Lal Gece” filmlerinde yoğun bir kalabalık vardı. Film çıkışında filmlere oy veren yabancı izleyicilerin yorumları ise bu yılki “İzleyici Ödülü”nde şimdilik “Kelebeğin Rüyası” ve “Jin” filmlerini öne çıkarıyor gibi duruyor.  Festival kapsamında gösterilecek 9 Türk kısasının da gösterimlerine her gün devam ediliyor. Bugün “Toprağa Uzanan Eller” filminin öncesinde, İlkyaz Kocatepe’nin yönettiği “Bir Kurabiye Masalı” isimli kısa gösterildi.

a cookie tale

REHA ERDEM MASTERCLASS NOTLARI

2. gün yapılan “Jin” gösterimine gelen yoğun ilginin ardından, bu sabah “Reha Erdem Masterclass”ı yapıldı. Katılım yine yoğundu. “Masterclass”da Reha Erdem’in bugüne kadar çekmiş olduğu filmler bir fragman kolajı ile gösterildi ve Erdem hem filmlerini anlattı hem de kendisine yöneltilen tüm soruları cevapladı.

reha erdem

“Ben sinemaya 80’lerde sinemateklerle başladım. Toplu Mizoguchi gösterimleri, Bresson gösterimleri… Sinema benim için %99 siyah-beyazdı.”

“Apichatpong Weerasethakul benim için çok özel bir sinemacı. Onun filmlerini anlatamazsınız. Sadece gidin, görün, mutlaka izleyin diyebilirsiniz.”

“60’lara kadar olan ABD sineması muazzamdı.”

“Görüntü yönetmenim Florent Herry, benim en çok sergi ve müze gezdiğim insandır. Genelde oralarda buluşuruz ve filmlerimdeki tablo gibi görüntülerin etkisi bunda büyüktür.”

“Filmlerim benim ayağım, kolum, böbreğim gibi vücudumun farklı farklı parçaları. Hepsi ayrı bir deneme ve her denemede farklı şeyler yapmaya özen gösteriyorum.”

“Bence bir yönetmenin üslubu var demek kötü bir şey. Hep aynı şeyleri yaptığı düşüncesine çıkar bu. Ben her seferinde zaman zaman aynı şeyleri anımsatsa bile farklı şeyler denemeyi seviyorum. Mesela günün birinde 3D film çekebilirim. Çok istiyorum.”

“Şarkı Söyleyen Kadınlar’ı 3D çekmek istiyordum. Çünkü 3D’nin bambaşka bir kullanım alanı olabilir, herkesin yapmadığı ve düşünmediği. Fakat o zaman her şey iki misline çıkıyor. Bu yüzden esas yaratıcılığın para bulma yaratıcılığı olduğunu düşünüyorum”.

“Sevdiğim sinemacılar arasında Todd Haynes, Apichatpong Weerasethakul, Tsai Ming Liang, Ang Lee gibi isimler var. Birçok sevdiğim sinemacı var. Tati, Ophüls, Bresson, saymakla bitmez.”

Bir sinemaseverin Reha Erdem’e “Sizin tam olarak derdiniz nedir?” gibi esprili bir soru sorması üzerine salonda kahkahalar koptu. Erdem, “Tam olarak bilseydim film çekmeme gerek kalmazı” diye yanıt verdi.

reha erdem 2

LAL GECE GÖSTERİMİ SONRASI REİS ÇELİK İLE SÖYLEŞİ

Bu yılki “Digitürk Dağıtım Ödülü”ne layık görülerek yıl içinde toplamda 27 ödüle ulaşan “Lal Gece”ye ilgi büyüktü. Film sonrasında yönetmen Reis Çelik, katılımcıların filmle ilgili sorularını cevapladı.

reis çelik

“İnsanlar, kendilerine yarattıkları dinlerin, geleneklerin, göreneklerin kölesi haline geliyorlar.”

“Bu çocuk gelin sorunu sadece Türkiye’ye ait değil. Birçok ülkede bu hala yaşanıyor. Bu sadece Doğu’da yaşanıyor diye “ötekileştirirsek” bu sorun çözülmez. İnsanlık sorunumuz diye bakmak lazım.”

“İnsanın kendi gerçeğiyle yüzleşmesi en zor şey. İnsanlik tarihi kendisiyle yüzleştiği zaman devrimini yapar.”

“Kadına acımaktan hoşlanmıyorum. Burada suçlu olan kadın değil, düzenin biçim kendisi suçlu. Aksine kadını acındırmak yerine filmde güçlü olduğunu gösterdiğimi düşünüyorum”.

Filmin sonundaki “kurşun sesi”nin ne anlama geldiği ile ilgili gelen soruya ise Çelik “ Bu kurşun sesinin bütün dünyaya bir uyarı olması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

 

Etiketler: , , , , , ,

18. London Turkish Film Festival 2. Gün

18. Londra Türk Film Festivali’nin 2. günü itibariyle Türk filmleri gösterilmeye başlandı. 3 Mart’a kadar Rio Cinema, ICA ve Cine Lumiere olmak üzere 3 farklı sinema salonunda gösterilecek Türk filmlerine yoğun ilgi gün itibariyle başladı. Günün programında “Saklı Bahçede Aşk”, “Geriye Kalan”, “Can”, “Jin” ve “Araf” filmleri vardı. “Jin” filminin gösteriminden sonra yönetmen Reha Erdem ile “soru-cevap” etkinliği yapıldı. Türk katılımcıların yanı sıra birçok İngiliz sinemaseverin Türk filmlerine yoğun ilgi gösterdiğini söyleyebiliriz. Her film çıkışında izleyiciler tarafından filmler 10 üzerinden puanlanmakta ve bu puanların sonucunda belirlenecek olan “İzleyici Ödülü”nün hangi Türk filmine gideceği merak konusu.

504419436355

TÜRK FİLMLERİNİN GÖSTERİMİNİN ÖNCESİNDE BAZI TÜRK KISALARI DA GÖSTERİLİYOR

Festival kapsamında gösterilecek ve yabancı izleyicilerin beğenisine sunulacak uzun metraj kurmaca ve belgesel Türk filmlerinin yanı sıra, toplamda 9 Türk kısasına da yer veriliyor. Gösterilecek Türk kısaları;

Bir Kurabiye Masalı (2012) – İlkyaz Kocatepe (15 dakika)

Sehven (2012) – Tunç Erenkuş (11 dakika)

Landescapes (2012) – Damla Kırkalı (13 dakika)

Ayna (2011) – Bedirhan Sakçı (11 dakika)

İstirahat Odası (2012) – Hakan Burcuoğlu (20 dakika)

Vardiya 12-48 (2012) – Fatih Özdemir (10 dakika)

Türkçe: Pekiyi (2012) – Murat Bayramoğlu (27 dakika)

Kafes (2012) – Oğuzhan Akalın (12 dakika)

Kadife Çoraplar (2012) – A. Baturay Tavkul (6 dakika)

Festival kapsamında gün itibariyle gösterilen ilk Türk kısası ise Çiğdem Vitrinel’in “Geriye Kalan” filminin öncesinde gösterilen  Fatih Özdemir’in yönettiği, Ercan Kesal ve Nazan Kesal’in oynadığı  “Vardiya 12-48” filmi oldu.

vardiya-12-48

JİN GÖSTERİMİ SONRASI REHA ERDEM SÖYLEŞİSİ

Londra prömiyerini gerçekleştiren ve merakla beklenen bir başka Türk filmi olan “Jin”in gösterimine ilgi oldukça yoğundu. Gösterim sonrasında ise Reha Erdem hem Türk hem de İngiliz sinemaseverlerin sorularını yanıtladı.

“Filmlerimde hayvanların çok yeri var. İnsanların insanlık dışı ve zavallı durumlarına en büyük şahit olduklarını düşünüyorum.”

“Bu bir film. Gerçeğe çok yakın olan ama gerçekçi olmayan.”

“Jin, Türkiye’de yaşayanlar için bildiğimiz bir konuyu anlatıyor fakat başka bir taraftan bakıyor. İşin bu tarafını görmüyoruz. Dağda kalsa kalamayan, inse inemeyen bir insanın hikayesi bu. “

“Bağımsız sinema demek, hiçbir kırmızı çizgi yok demektir.”

“Arzumuz gerçekçi bir sinema değil. Filmlerde hayat akışına uymuyor, akışı kendimize uyduruyoruz. Yalancı sinemayı seviyoruz”

“Benim filmlerimde sembol yoktur. Ne, nasıl görünüyorsa o kadardır.”

“Bu filme tarafsız demek beni çok üzer. Böyle bir meselede “tarafsızım” demek bana çok alçakça geliyor. Filmde “hayatın tarafı”, “Jin’in tarafı” anlatılıyor.

859765_546621515360783_1773865221_o

 

Etiketler: , , ,

18. London Turkish Film Festival 1. Gün

DSCN2929

DIGITURK DIGITAL DAĞITIM ÖDÜLÜ “LAL GECE”NİN OLDU

Türk sinemasının başarılı örneklerini Londra’daki sinema seyircisiyle buluşturmayı, tanıtmayı ve yurtdışına dağıtmayı amaçlayan “London Turkish Film Festival”in 18.si, dün akşam “Odeon West End” sinemasında “Kelebeğin Rüyası” filminin prömiyeri ile başladı. Diğer festivallerden farklı olarak her yıl verdiği “Digitürk Digital Dağıtım Ödülü” ile birinci seçilen filmi Britanya ve İrlanda’daki sinemalara dağıtan ve pazarlayan festival komitesi, bu yıl Reis Çelik’in “Lal Gece”sini ödüle layık gördü. Araf, Tepenin Ardı, Can ve Jin gibi filmlerin arasından sıyrılıp ödüle uzanan Lal Gece’nin yönetmeni Reis Çelik, “Ülkemizin renklerini, seslerini, hikayelerini, acılarını ve tatlarını uluslararası ortamlarda paylaşma olanağı sağlayan bu festivale ve jüriye teşekkür ederim. Barışa en çok ihtiyacımız olan bir dönemde dışarıda bütün Türkiyelilerin bir araya gelmesini, birbirlerine dokunmasını sağlayan sinema sanatına teşekkür ederim” diyerek ödülünü aldı.

_MG_6511

KADİR İNANIR “YAŞAM BOYU BAŞARI ÖDÜLÜ”NÜ ALIRKEN DAKİKALARCA AYAKTA ALKIŞLANDI

Kariyeri boyunca 180’i aşkın filmde yer alan ve iki film yöneten usta oyuncu Kadir İnanır, bu yılki “2013 Golden Wings Yaşam Boyu Başarı Ödülü”nün sahibi oldu. Odeon West End sinemasına adım attığından itibaren büyük bir sevgi gösterisiyle karşılaşan İnanır’ın mutluluğu gözlerinden okunuyordu. İnanır’ın bugüne kadar oynadığı filmlerden yer alan bir kolajın gösterilmesinin ardından başlayan alkış tufanı dakikalarca sürdü ve kendisine Festival Direktörü Vedide Kaymak tarafından “Golden Wings Yaşam Boyu Başarı Ödülü” takdim edildi. İnanır, “ 43 yıldır söyleyeceklerimi filmlerde söylüyorum. Avrupa’nın en büyük şehrinde yaşıyorsunuz ama dünyanın cennetinden mahrumsunuz. Şimdi size 75 milyonun yaşadığı cennet ülkemizden sevgi ve barış dolu selamlar getirdim.” Dedi.

IMG_8163-1

KELEBEĞİN RÜYASI’NIN LONDRA PRÖMİYERİNE YOĞUN İLGİ VARDI

Türkiye’de bugün itibariyle vizyona giren “Kelebeğin Rüyası”nın Londra prömiyeri dün akşam yönetmen Yılmaz Erdoğan’ın ve oyuncular Mert Fırat, Kıvanç Tatlıtuğ, Belçim Bilgin ve Farah Zeynep Abdullah’ın katılımıyla tam kadro gerçekleşti.  Filme olan yoğun ilgi gecenin sonuna kadar devam etti.  Oldukça heyecanlı oldukları gözlemlenen film ekibi, filmin bitiminde dakikalarca alkışlandı.  Özellikle Türk yapımı dönem filmlerinde eksikliği hissedilen sinematografi kalitesi ve başarılı sanat yönetimi ile öne çıktığı gözüken “Kelebeğin Rüyası”, festival izlenimlerine göre seyirciden tam not aldı. Film öncesinde ve sonrasında izleyiciler, film ekibiyle bol bol fotoğraf çektirdi.

DSCN2932

DSCN2926

DSCN2927

KELEBEĞİN RÜYASI İZLENİMLERİ

Fragmanı ortaya çıktığı andan itibaren büyük bir merak duygusu oluşturan “Kelebeğin Rüyası”, fragmanının hakkını sonuna kadar vermiş gözüküyor. Türk sinemasının dönem filmlerindeki temel sorunlar olarak algılanan “genel plan eksikliği”, “sinematografi ve sanat yönetmenliği yetersizliği”, “didaktik diyaloglar” gibi sorunların başarıyla çözüldüğü ve sanat filmi aşılanan bir popüler film kimliğine kavuştuğu gözlemlendi. Özellikle Yılmaz Erdoğan’ın, Nuri Bilge Ceylan ve Bahman Ghobadi gibi yönetmenlerle çalıştıktan sonraki edindiği sanatsal birikimlerin filme yansıması görsellikte kendini belli ediyordu ki, Erdoğan’ın bir önceki filmi Neşeli Hayat (2009) ile karşılaştırıldığında büyük bir “sinemasal gelişim” öne çıkıyordu. Özellikle Kıvanç Tatlıtuğ’un başarılı performansıyla öne çıktığı film, 140 dakikalık süresindeki bazı aksamalarına rağmen sonuna kadar kendini ilgiyle izlettiren şairane bir dönem filmi olmayı başarmış.

ltffphoto

 

Etiketler: , , , ,

Wreck-It Ralph (2012)

Popüler animasyon televizyon dizisi “The Simpsons”ın yönetmenlerinden Rich Moore, “Wreck-It Ralph” ile hem kariyerinin ilk sinema filmine hem de “yılın en iyi animasyonu”na imza atmış oluyor. Disney’in bu sene Oscar yarışındaki atı olan “Wreck-It Ralph”, hem 90’larda çocuk olup “atari kültürü”nü yaşamış olan kişiler için büyük bir “nostalji” olanağı sağlıyor, hem de yarattığı “oyunlararası evren” ile tıpkı “Toy Story” gibi bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor.

wreck it ralph2

“Tamir et Felix” adlı video oyununda 30 yıldır binaları yıkan kötü adamı oynayan 2,7 metre boyunda ve 291 kilo ağırlığındaki dev Ralph, artık kötü adam olmaktan sıkılmıştır. Yaşadığı evrende iyiler oyun sonunda madalya ile ödüllendirilmektedir ve hep beraber bir binada yaşamaktadırlar. Ralph ise kötü adam olduğundan dolayı dışlanır ve binanın karşısındaki çöplükte yaşamını sürdürmektedir. Artık “iyi adam” ı oynamak ve saygı görmek isteyen Ralph, bu kendi oyununda mümkün olmayınca başka oyunların evrenine kaçak girerek madalya kazanmaya ve kendini ispatlamaya çalışır.

Wreck-It Ralph, güçlü görsel dünyasını günümüzdeki çarpık düzen ve adaletsiz sisteme dayalı bir “altmetinler geçidi” olarak sunuyor. Bir zamanın popüler atari oyunlarının gün geçtikçe ve tüketildikçe “eski model”e dönüşmesinin ardından yerlerini daha çok pikselli, üç boyutlu ve kaliteli oyunlara bırakıp yok olması, günümüzde hemen hemen her şeye uyarlayabileceğimiz bir “popüler kültür” gerçeği. Tıpkı günümüzde “Beyoğlu Sineması” ve “Emek Sineması” gibi değerlerin AVM sinemalarına, “35 mm filmler”in, “3 boyutlu filmler”e yenik düşmesi gibi. Filmdeki oyun karakterleri de yok olma tehlikesi geçiren evrenlerini korumak için sistemle bir mücadeleye girişiyorlar ve “ötekileştirme” yapmadan herkesin birlik olduğu takdirde hep bir “umut” olduğunu müjdeliyorlar.

wreck-it-ralph-background-05

Her atari oyununun kendisine ait bir evreni var. Oyun saatleri geldiğinde yani atari salonundaki dükkanlar açıldığında, atari evrenindeki tüm oyunların karakterleri “büyük oyun istasyonu” adı verilen mekanda yerlerini alıyorlar. Bir nevi havaalanı gibi. Oyun makinesiyle elektrik fişi arasındaki kablo ise, atari evreninde karakterlerinin ulaşım istasyonu aracılığıyla mesafe kat ettikleri yol miktarı. “Street Fighter”, “Pacman”, “Super Mario” gibi 90’ların çocukları için “efsane” olan atari oyunları filmde de mevcutken,  genel olarak “Fix it Felix”, “Hero’s Duty” ve “Sugar Rush” oyunları ekseninde olaylar gelişiyor. Tüm oyunların kötü adamlarının terapi yaptığı sahne fikri ise muazzam. Sırf bunlar gibi düşünülmüş zengin ve zeki detaylar bile senaryo bazında Wreck-It Ralph’ı bu yılki türdeşlerinden kat ve kat üste çıkarıyor.

Filmin görsel dünyasına geldiğimizde ise “oyunlararası evren”lerin yapısına göre “pembe”, “gri” ve “mavi” tonları arasında değişen rengarenk bir görsel cümbüşle karşılaşıyoruz. “Atari oyunları evreni”nin sinemasal bazdaki karşılığını yaratmak için adeta en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş büyük bir “tasarım başarısı” söz konusu. 165 milyon dolarlık bütçesini ele aldığımızda “Wreck-It Ralph”in, “oyun içinde oyun”, “evren içinde evren”, “sistem içinde sistem” şeklindeki zincirleme yapısıyla bu “alternatif dünya tasviri”nin hakkını fazlasıyla verdiğini söyleyebiliriz.

WRECK-IT RALPH

Wreck-It Ralph, zeki senaryosuyla ve güçlü görsel tasarımıyla bence “Wall-E” (2008)’den bu yana çekilmiş en iyi Hollywood animasyonu. Oscar yarışındaki rakipleri “Brave” (2012) ve “Frankenweenie” (2012) den her alanda daha güçlü ve daha başarılı. Ödül sezonunda genelde “Brave” karşısında mağlup düşmesi ise anlaşılmaz bir durum, zira “Animasyon Oscarları” olarak nitelendirilen “40. Annie Ödülleri”nden “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Senaryo” ödülleriyle ayrılan bir film var karşımızda.

Not: Wreck-It Ralph’in öncesinde gösterilen Disney yapımı “Paperman” isimli kısa film ise yılın en iyi kısa animasyonu olabilir. Konusu itibariyle ülkemizde de çok bilinen “Signs” (2008) isimli kısa filmi andıran “Paperman”, çizimleriyle, siyah-beyaz yapısıyla ve görsel-müzik bileşiminden doğan etkisiyle muazzam bir iş.

4.5 / 5

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 17, 2013 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , ,

63. Uluslararası Berlin Film Festivali (Berlinale) Ödülleri Açıklandı

Bu yıl 63.sü düzenlenen ve dünyanın en büyük festivallerinden biri olan Uluslararası Berlin Film Festivali ödülleri açıklandı. Bu yıl Wong Kar Wai’nin jüri başkanlığını yaptığı festivalde Romanyalı yönetmen Calin Peter Netzer’in “Child’s Pose” filmi “Altın Ayı” ödülüne layık görülürken, Bosnalı yönetmen Danis Tanovic’in “An Episode in the Life of an Iron Picker” filmi ise “Büyük Jüri Ödülü”yle ayrıldı. Herkesin merakla beklediği Reha Erdem’in son filmi  “Jin” ise geceden ödülsüz ayrıldı.

63 berlin child's pose

Altın Ayı: Child’s Pose

Büyük Jüri Ödülü: An Episode in the Life of an Iron Picker

En İyi Yönetmen: David Gordon Green (Prince Avalanche)

En İyi Erkek Oyuncu: Nazif Mujic (An Episode in the Life of an Iron Picker)

En İyi Kadın Oyuncu: Paulina Garcia (Gloria)

En İyi Senaryo: Jafar Panahi (Closed Curtain)

Alfred Bauer Ödülü: Vic Flo ont vu un ours

İlk Kez Gösterime Giren En İyi Film: The Rocket

Altın Ayı (Kısa Film): The Runaway

Gümüş Ayı (Kısa Film): Die Ruhe Bleibt

DAAD Ödülü (Kısa Film): Aşure

Mansiyon (Kısa Film): The Battle of Tabato

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 17, 2013 in Haberler

 

Etiketler: , , , ,