RSS

The Perks of Being a Wallflower (2012)

03 Şub

1995 yapımı ilk filmi “The Four Corners of Nowhere”dan itibaren film çekmeyen senarist/yönetmen Stephen Chbosky, 15 yıl aradan sonra kendi romanı olan “The Perks of Being a Wallflower”ı sinemaya hem uyarlayıp hem de yöneterek tekrar karşımıza çıkıyor. Bu yılın en çok konuşulan “gençlik filmi” olan film, Ezra Miller, Emma Watson ve Logan Lerman gibi gelecek vadeden genç oyuncularıyla beraber “gençlik filmi” kalıbını daha ciddi daha psikolojik bir şekilde ele almaya çalışıyor.

the perks

Yaşıtlarına göre son derece duygusal, utangaç, pasif ve asosyal olan Charlie (Logan Lerman), liseye yeni başlamıştır. Çocukluğunda yaşadığı bazı olaylardan ötürü psikolojik saplantılara sahip olan Charlie, uyuşturucu, kürtaj, seks ve eşcinselliğin kol gezdiği lise yaşamında ezilmemek için öğretmeninin tavsiyesiyle birkaç arkadaş edinmeye çalışır. Bu noktada karşısına diğerlerinden farklı gözüken lise son sınıf öğrencileri çılgın Patrick (Ezra Miller) ve güzeller güzeli Sam (Emma Watson) ‘in çıkmasıyla birlikte Charlie’nin de hayatı değişecektir.

Stephen Chbosky, kendi romanını sinemaya hem uyarlayıp hem yönettiği için kuşkusuz rahat hareket ediyor ve istediklerini perdeye yansıtmakta maksimum bir sonuç alıyor. Kitabı yazarken kafasında kurmuş olduğu atmosferi büyük ihtimalle kuruyor ve psikolojik faktörleri genç oyuncularına iyi adapte ettirerek oyunculuk yönetiminde de güçlü olduğunu hissettiriyor. Peki; “The Perks of Being a Wallflower”ı bu yıl abartıldığı kadar güçlü bir film yapmayan nedenler neler?

the-perks-of-being-a-wallflower-6-1

Öncelikle Chbosky, günümüz Hollywood gençlik filmlerinin ciddiye alınmayacak yapısını ciddi bir konuma sokuyor, bunu kabul etmemek elde değil. Fakat, bunu yaparken her konudan azar azar hikayesine katıyor (uyuşturucu, eşcinsellik, ilk aşk vs.) ve bütün bunları “hafif” bir tonda ele alarak finaliyle bildiğimiz “kendini iyi hisset” formülünü tekrarlıyor. Halbuki daha sert, daha karamsar bir şekilde ele alınsa çok daha güçlü olabilecek bir potansiyeli var filmin. Fakat Chbosky bunu elinin tersiyle itiyor ve “farklı bir gençlik filmi modeli” planlasa da aslında netice itibariyle “aynı formüle çıkan bir gençlik modeli”ne ulaşıyor.

“The Perks of Being a Wallflower”ın “overrated” olduğunu düşündüğüm bir başka neden ise, yenilikçi gibi gözüken Amerikan filmlerinin “sorunlu gençlik”i, “dostluk”u ve “arkadaşlık”ı daha yeni keşfediyorlarmış gibi davranmaları. Bugüne kadar “seks-uyuşturucu-parti” formülündeki karton karakterleri gözümüze sokarak adeta “gençlik budur” diyen Amerikan sinemasında, bu formülün dışına birazcık çıkıp daha realist bir film yaptığınızda kitleler tarafından abartılarak bir “başyapıt” çekmiş gibi karşılanıyorsunuz ve filminiz Imdb’ye 8.5 lerden giriş yapabiliyor. Misal, gerçekte mümkünatı pek görünmeyen hatta bana kalırsa “ütopik bir durum” olarak nitelendirebileceğimiz Charlie ve Sam arasındaki ilişki boyutu inandırıcı olamıyor ve genç izleyicisine bir nevi “hayal aşılıyor.” Bu bağlamda değerlendirirsek “hayal aşılama”nın zaten Hollywood’un en çok yaptığı şey olduğunu düşünürsek, filmin aslında türdeşlerinden çok da farklı olmadığını görüyoruz.

perk-of-being-wallflower-pic02

Emma Watson, Harry Potter serisindeki “Hermione Granger” kimliğini üzerinden  atarak geçtiğimiz yıl Simon Curtis’in “My Week with Marilyn” (2011) ‘i ile iyi bir başlangıç yapmıştı. Bu başarısını “The Perks of Being a Wallflower” ile de devam ettiriyor ve geleceğin aranan yüzlerinden olacağını her seferinde hatırlatmaya devam ediyor. Ezra Miller, kuşkusuz en çok ümit vadeden genç oyuncuların başlarında geliyor. Geçtiğimiz yıl Lynne Ramsay’ın “We Need to Talk About Kevin” (2011) ‘indeki psikopat ve durgun oyunculuğu ile kendisine hayran bırakan Miller, bu sefer çılgın ve neşeli performansıyla geleceğin “Heath Ledger”i olabileceğinin sinyallerini veriyor.

Logan Lerman ise kuşkusuz Miller ve Watson’a göre daha düz ifadelere sahip olan ve oyunculuğunun kısıtlı olduğunu düşündüğüm bir isim. Genel olarak Lerman, performansıyla çok başarılı bulundu fakat ben Chris Columbus’un “Percy Jakcson & the Olmypians: The Lightning Thief” (2010) ‘inde de, burada da aynı ifadelerle oynadığını düşünüyorum. Bu yüzden Ezra Miller ve Emma Watson’un ileride ödül törenlerinde adaylıklar ve ödüller alacağını düşünürken, Logan Lerman’ın tek tip bir oyuncu olacağı kanaatindeyim şimdilik.

3 / 5

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 3, 2013 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: