Kelebeğin Rüyası (2013)

“Vizontele” (2001), “Vizontele Tuuba” (2004), “Organize İşler” (2005)” ve “Neşeli Hayat” (2009) gibi komedi ağırlıklı popüler filmleriyle Türk sinemasında her daim filmleri gişe yapan bir yönetmen olan Yılmaz Erdoğan, oyunculuk kariyerinde Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” (2011) sı ve Bahman Ghobadi’nin “Rhino Season” (2012) uyla kazandığı yükselişi, oradan aldığı sanatsal ivmenin de etkisiyle birleştirerek “Türk Sineması’nda dönem filmi yapılamıyor” düşüncesini yıkan bir filme imza atmış. “Tarihi film yapamıyoruz” düşüncesini kırıp A sınıfı bir tarihi epik olmayı başaran “Fetih 1453” (2012) den sonra, Kelebeğin Rüyası’nın da şiirsel bir üslupla bezeli A sınıfı bir dönem filmi olmayı başardığını söyleyebiliriz.

kelebeğin rüyası

1941 yılının Zonguldak’ında geçen film, hükümet tarafından çıkarılan “Mükellefiyet Yasası”nın ardından 65 yaşına kadar olan yetişkin erkeklerin madenlerde çalışmaya zorunlu tutulmasını anlatan, görsel açıdan unutulmaz bir plan-sekansla açılıyor. O dönemde Zonguldak’ta yaşayan iki genç şair olan Rüştü Onur (Mert Fırat) ve Muzaffer Uslu (Kıvanç Tatlıtuğ), edebiyatla ve şiirle iç içe bir yaşam sürdürmektedir. Hayattaki tek gayeleri yazdıkları şiirlerin o dönemki “Varlık” dergisinde yayınlanmasıdır. Edebiyat öğretmenleri Behçet Necatigil (Yılmaz Erdoğan), bu iki genç şairin azimlerini desteklemektedir. Bu iki genç şair, dönemin saygın adamlarından birinin kızı olan Suzan (Belçim Bilgin) ‘a aşık olurlar ve şiirleriyle onu etkilemeye çalışırlar. Fakat önlerinde bir engel vardır. Dönemin en ölümcül hastalıklarından biri olan verem.

Yılmaz Erdoğan, olgun bir sinemacının izlerini taşıyan sinemasal kabiliyetini filmin bütününe yayarak oldukça özenli bir iş ortaya koyuyor. Bu bağlamda, Nuri Bilge Ceylan’ın uzun tek plan sahnelerinin yetkinliği ve Bahman Ghobadi’nin şiirsel anlatım üslubu Kelebeğin Rüyası’nda öne çıkıyor. Artık dünya sinemasının usta görüntü yönetmenleri olan Roger Deakins, Emmanuel Lubezki, Robert Richardson, Janusz Kaminski gibi isimlerin yetkinliğinde bir görüntü yönetmenimiz olduğu için gurur duymalıyız. O isim, Gökhan Tiryaki. Elini attığı her filmi görsel açıdan bambaşka bir boyuta sokarak ustalıkla kotaran Tiryaki, Kelebeğin Rüyası’nı güçlü yapan faktörlerin ilk sırasında yer alıyor. Bol figürasyon içeren genel plan kullanımının yoğunluğu, oldukça etkili kaydırmalı tek planlar, atmosfere uygun grimsi tonlardaki renk paleti seçimi, hepsi işini bilen bir görüntü yönetmeninin “olgun” seçimleri olarak ön plana çıkıyor. Özellikle yakın zamandaki bir başka dönem filmimiz olan “Uzun Hikaye” (2012)’nin genel planları az, yakın plan odaklı dizi mantalitesindeki atmosferiyle karşılaştırdığımızda Kelebeğin Rüyası’nın değerini daha iyi anlıyoruz. Buna Bora Gökşingöl’ün düzenli kurgusu, Hakan Yarkın’ın incelikli sanat yönetimi ve Rahman Altın’ın etkileyici müzikleri de eklenince tekniksel boyutta hep aradığımız kalitede bir iş ortaya çıkıyor.

kelebeğin rüyası1

Kelebeğin Rüyası’nın 140 dakikalık süresi boyunca senaryo yapısı aslında 3 farklı olay üzerinden bir işleyişe sahip. Sırasıyla, Rüştü ve Muzaffer’in Suzan’a olan aşkları, maden işçilerinin yaşadığı zorluklar ve Muzaffer ile Mediha’nın aşkı… İki genç şair arkadaşın şiire ve Suzan’a olan aşkları çerçevesinde ilerleyen film, bazı noktalarda sarkma süreci yaşıyor. Fakat sarktığı yerlerde de toparlayarak yoluna devam ediyor. Bu toparlanma sürecinde rol kimliğini üzerine başarılı bir şekilde giyen Kıvanç Tatlıtuğ’un payı büyük. Sürekli tırnaklarını yiyen, kambur ve duygusal karakteriyle biraz daha iddialı oynasa Paul Thomas Anderson karakteri gibi duracak olan Tatlıtuğ, üzerinden “dizi oyuncusu” sıfatını kaldırarak sinemada da yetkin işler çıkarabileceğini gösteriyor. Mert Fırat, Belçim Bilgin, Yılmaz Erdoğan ve Farah Zeynep Abdullah da yan karakterler olarak görevlerini başarıyla yerine getiriyorlar.

18. London Turkish Film Festival kapsamında Londra prömiyerinde izlediğim film, gözlemlediğim kadarıyla İngiliz sinemaseverler tarafından da yoğun ilgi gördü ve beğenildi. Özellikle yurtdışında “Bir Zamanlar Anadolu’da” en beğenilen Türk filmi ünvanını devam ettirirken “Bir Zamanlar Anadolu’da” da polisi oynayan adam yönetmiş. Yönetmen olduğunu bilmiyorduk. Hem oyunculuğu hem yönetmenliği çok iyi.” şeklinde yorumlar duymak sevindiriciydi. Son zamanlarda “Türk sineması batıyor!” diye bağıran birkaç sinema eleştirmenine ve minimalist sinema karşıtı olan “Yeni Dalga” arayışındaki bazı gruplara kulak asmamak gerektiğini de daha iyi anlamış oluyoruz. Zira kazanılan tonlarca ödülün yanı sıra yurtdışında “Türk sineması” diye bir kalıp oluşmaya başladığının ve bunun bilinçli izleyicileri oluştuğunun farkına varmamak mümkün değil. Dolayısıyla “Kelebeğin Rüyası”nın, Türk sinemasının gelişimi adına birçok adım attığını söyleyebiliriz. Senaryosu üzerinde biraz daha durulsa ve süresi uzadıkça yer yer sarkan bazı yerleri toparlanabilse “başyapıt” olması işten bile değilmiş.

kr2

Kelebeğin Rüyası, “maden ocağındaki tek plan sekans açılışı”, “Muzaffer ve Suzan’ın kömürle suratlarını boyayarak aşklarını gözleriyle anlatmaları”, “geminin Zonguldak’taki limandan hüzünlü bir şiir tadında ayrılışı” gibi akıllara kazınan sahneleriyle konuşulacaktır. Öte yandan Kelebeğin Rüyası’nın “popüler izleyici” nezdinde aradığı karşılığı bulamama ihtimali de var. Bunun nedenleri, tam bir popüler sinema ürünü olmayıp “arthouse görünüm” adı altında kitle sineması olması, Kıvanç Tatlıtuğ’u “yakışıklılık” sembolü olarak metalaştırmayıp Paul Thomas Andersonvari bir karakter yaratması, salt “aşk filmi” olmayıp şiirle aşkı birleştirmesinin yanında dönemin önemli olaylarına da değinmesi. Bu yüzden “Evim Sensin” (2012) gibi niteliksiz sinema ürünlerine ağlayarak bayılan bir kitlenin, Kelebeğin Rüyası’nı bir “sinema” olarak sevmesi için belli bir “entelektüel birikim” gerekir. Süresinin de uzunluğunu göz önünde bulundurduğumuzda aradığı basitlikleri bulamayıp memnuniyetsiz bir yapıya bürünen bir “popüler sinema izleyici” kitlesi de oluşabilir. Fakat dileğimiz
, Kelebeğin Rüyası gibi filmlerin gişede de iş yapması ve bu kalitede sinema ürünlerinin Türk sinemasını basamak basamak sınıf atlattırmaya her geçen gün devam etmesi.

DSCN2919

3.5 / 5

Reklamlar

One comment

  1. Şairlerle ilgili bir film olmasına rağmen şiir gibi bir film değildi, “Gergedan Mevsimi” filmindeki gibi o şiirleri kaleme alan şairlerin ruhuna dalabilmek isterdik , maalesef…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s