RSS

Aylık arşivler: Nisan 2013

Gizli Oturum (2012)

Merve Hüriyet’in yönettiği, başrollerinde Hande Soral, Nur Tüzün ve Can Yılmaz’ın yer aldığı “Gizli Oturum”, Jean-Paul Sartre’nin “Cehennem, diğer insanlardır” sözünden yola çıkılarak çekilmiş 21 dakikalık başarılı bir uyarlama. Gizli Oturum, 26 Mart 2013 tarihinde Fil’m Hafızası tarafından düzenlenen kısa film etkinliği Fil’m@9 kapsamında izleyiciyle buluştu.

gizli oturum 4

Merve Hüriyet’in, Marmara Üniversitesi Sinema-Televizyon bölümünü bitirme tezi olarak çektiği bu kısa film, günümüzde sinema öğrencilerinin inandırıcılıktan uzak diyalog yazımı, acitasyon ağırlıklı müzikler ve sinematografik olarak önemsizlik gibi düştüğü hataların hiçbirine düşmeyip hepsinde kaliteyi yakalamasıyla övgüyü hakediyor. Öğrenci filmi olmasına rağmen filmin öpüşme ve sevişme sahnelerinde oldukça cesur davranılması ise ek bir artı olarak hanesine yazılıyor.

gizli oturum 3

Birbirlerini tanımayan üç farklı insanın bir odada bir araya getirilmesine şahit oluyoruz. Odanın içerisinde kapana kısılmış gibi hisseden bu üç insan, neden ve nasıl oraya geldiklerini “iç hesaplaşma”ları eşliğinde bulmaya çalışıyorlar. Bu iç hesaplaşmalar ise, filmin “flashback” kısımlarını oluşturarak tek mekan odaklı anlayıştan çıkıp filmin ritim kazanmasını sağlıyor. Etkili ve akılda kalıcı müzik kullanımları görüntünün ve hikayenin gücüne katkı sağlayacak şekilde kullanıldığı için müzikleri yapan Hakan Hürriyet’i ayrı tebrik etmek gerekiyor. Oyunculuklar ise uyarlandığı oyunun “tiyatral” yapısına saygı duruşunda bulunarak “tiyatro oyunu” havası yaratıyor. Bu da amaçlanan felsefik yapıyla birleştiğinde oyun hissiyatı yaratarak düşündüren, sorgulatan ve aynı zamanda bir sonraki hikayeyi ya da hamleyi merakla beklettiren bir filme dönüşmesini sağlıyor.

“Gizli Oturum” filmini izlemek isteyenler bu linkten izleyebilirler: http://www.youtube.com/watch?v=ehqg12D7jC4

 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 22, 2013 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , ,

Kon-Tiki (2012)

Norveçli yönetmenler Joachim Ronning ve Espen Sandberg ikilisi sinema kariyerlerine 2006’da Bandidas ile pek de parlak olmayan bir başlangıç yapmıştı. 2 yıl sonra “Max Manus” ile ciddi anlamda iyi film çekeceklerinin sinyallerini veren ikili, Kon-Tiki ile bir önceki filmlerindeki gibi Norveç’e ait bir hikayeye el atarak filmografileri içindeki en iyi işe imza atıyor.

kon-tiki

Norveçli kaşif Thor Heyerdahl’ın, beş arkadaşıyla birlikte 1947 yılında Peru kıyılarından Polinezya’ya varmak için balsa ağacı kütüklerinden yaptığı ve Kon-Tiki adını verdiği sal kuşkusuz tarihteki büyük başarı hikayelerinden birine ev sahipliği yapıyor. Güney Amerikalılar’ın Kristof Kolomb öncesinde balsa kütüklerinden yapılmış bir salla 8.000 kilometre yol kat edip Pasifik Okyanusu’nu geçerek Polinezya’da koloniler kurduğunu kanıtlamaya çalışan Heyerdahl, buna kimseyi inandıramamasına rağmen bilimsel tezinden vazgeçmeyerek salın bir benzerini inşa edip yolculuğa çıkıyor. Yüzme dahi bilmemesine ve çeşitli amaçlarla yanında bulunan beş kişinin kendisine tam olarak inanmamasına rağmen 101 günlük oldukça tehlikeli yolculuğun sonunda başarıya ulaşıyor.

15 milyon dolar bütçesiyle Norveç sinemasının en yüksek bütçeli filmi ünvanına sahip olan Kon-Tiki, Hollywood’un yıllardır kullandığı başarı hikayesi şablonunu neredeyse birebir olarak Norveç’e kopyalıyor. Bu yüzden oyuncular Norveçli olmasa bir Hollywood filmi izlediğimizi zannetmemek zor. Bu yılki Akademi Ödülleri’nde “En İyi Yabancı Film” dalında Oscar adayı seçilmesi de bu yaklaşımın Amerikalılar tarafından kabul gördüğünün bir göstergesi niteliğinde. İmkansız gibi gözüken bilimsel hipotezlerin kanıtlanıp bir efsaneye dönüşmesi kuşkusuz sinema sektörünün en sevdiği hikayelerden biri. Çünkü bu gibi hikayeler izleyiciyle özdeşleşme kurma, macera tabanı yaratma ve “mücadelenden asla vazgeçme” fikrini empoze etme açısından en uygun hikayelerin başında geliyor.

kon-tiki foto

Hem bir salın üzerinde denizde geçmesinden hem de görsel düzenleme ve yapısıyla öne çıkan bir macera tabanı yaratmasından dolayı Ang Lee’nin Life of Pi (2012)’si ile sık sık karşılaştırılacak olan yapım, zaman zaman hayvanları odak noktasına alsa da Life of Pi gibi insan-hayvan dayanışmasıyla ve dini inanç tabanıyla pek ilgilenmediği için bu kısımda ayrılıyor. Hayvanları daha çok Steven Spielberg’in Jaws (1975)’ındaki gibi bir korku unsuru ve engel olarak kullanmayı tercih ediyor. Özellikle köpekbalıklarının filmdeki gerilim miktarında başrol oynayıp önem arz ettiği kesin. Dolayısıyla Wolfgang Petersen’in The Perfect Storm (2000) ile yaptığı yaşanmış bir hikayeden yola çıkan epik bir deniz mücadelesi formülünü uygulayan film, hikaye şablonunu görsel-işitsel açıdan kusursuz işçiliğiyle birleştirerek amacına ulaşıyor. Denize ve mücadeleye açılmadan önceki dönem atmosferinde sağlanan sanat yönetimi başarısı ve Pal Sverre Valheim Hagen’in karizma odaklı performansı da bu amaca artı olarak hizmet ediyor.

kon-tiki foto 2

Kon-Tiki’nin eksi yönleri ise şablon bir hikaye kullanıp türüne yenilikçi hiçbir şey katmaması, hatta anlatısal açıdan zaman zaman eksik kalması oluyor. İzlerken rahatsız olmuyor ve keyifli bir şekilde seyre dalıyoruz fakat “ben bu filmi izlemiştim” düşüncesiyle başka bir filmle kıyaslama ihtiyacı hissediyoruz. Bu da sıradanlaşan bir dramatik yapıyı beraberinde getirerek filmin “kalıcı” olmasını bir nebze engelliyor. Fakat buna rağmen Kon-Tiki, final jeneriğini de gerçek görüntülerle destekleyerek gerçek yaşamdan uyarlanan biyografik filmlerin belge niteliğini koruyup bir “formül filmi” olarak vadettiklerini yerine getirerek izledikten sonra mutlu ayrılmamızı sağlıyor. Avrupa ve Uzakdoğu sinemasından yönetmenlerin birer birer Hollywood’a doğru kaymasının ardından bu filmleriyle Joachim Ronning ve Espen Sandberg ikilisine de her an bir Hollywood filmi yönetmeleri için teklif gelebilir. Dikkat!

3 / 5

 

Etiketler: , , ,

66. Cannes Film Festivali Yarışma Filmleri Belli Oldu

Bu yıl 66.sı düzenlenecek olan Cannes Film Festivali’nin jüri başkanlığını Steven Spielberg yapacak. Semih Kaplanoğlu ise Cindefondation bölümünün jürisinde bulunuyor. Festivalin açılış filmi Baz Luhrmann’ın merakla beklenen “The Great Gatsby”si olurken, kapanış filmi ise Jerome Salle’nin “Zulu”su ile yapılacak.

66-cannes-film-festivali

Yarışma Jürisi Başkanı:

Steven Spielberg

Cinefondation Jürileri:

Jane Campion, Maji-da Abdi, Nicoletta Braschi, Nandita Das, Semih Kaplanoğlu

Un Certain Regard Başkanı:

Thomas Vinterberg

In Competition (Yarışma Filmleri):

  • Only God Forgives – Nicolas WINDING REFN
  • Borgman – Alex VAN WARMERDAM
  • La Grande Bellezza – Paolo SORRENTINO
  • Behind the Candelabra – Steven SODERBERGH
  • La Venus a la fourrure – Roman POLANSKI
  • Nebraska – Alexander PAYNE
  • Jeune et Jolie – François OZON
  • Wara no Tate – Takashi MIIKE
  • La vie D’adele – Abdellatif KECHICHE
  • Soshite Chichi Ni Naru – KORE-EDA Hirokazu
  • Tian Zhu Ding – JIA Zhangke
  • Grisgris – Mahamat-Saleh HAROUN
  • The Immigrant – James GRAY
  • Le Passe – Asghar FARHADI
  • Heli – Amat ESCALANTE
  • Jimmy P.- Arnaud DESPLECHIN
  • Michael Kohlhaas- Arnaud DESPALLIERES
  • Inside Llewyn Davis – Ethan COEN, Joel COEN
  • Un Chateau en Italie – Valeria BRUNI-TEDESCHI

Un Certain Regard (Belirli Bir Bakış)

  • Grand Central – Rebecca ZLOTOWSKI
  • The Bling Ring – Sofia COPPOLA
  • Sarah Prefere la Course – Chloé ROBICHAUD
  • Anonymous – Mohammad RASOULOF
  • La Jaula de Oro – Diego QUEMADA-DIEZ
  • L’image Manquante – Rithy PANH
  • Bends – Flora LAU
  • L’inconnu du Lac – Alain GUIRAUDIE
  • Miele – Valeria GOLINO
  • As I Lay Dying – James FRANCO
  • Norte, Hangganan Ng Kasaysayan – Lav DIAZ
  • Les Salauds – Claire DENIS
  • Fruitvale Station – Ryan COOGLER
  • Death March -Adolfo ALIX JR.
  • Omar – Hany ABU-ASSAD

Özel Gösterim

  • Otdat Konci- Taisia IGUMENTSEVA
  • Seduced and Abandoned – James TOBACK
  • Week End of a Champion – Roman POLANSKI
  • Stop the Pounding Heart – Roberto MINERVINI
  • Muhammad Ali’s Greatest Fight – Stephen FREARS
  • Max Rose – Daniel NOAH 

Yarışma Dışı

  • Blood Ties – Guillaume CANET
  • All is Lost – J.C CHANDOR

Geceyarısı Gösterimi

  • Blind Detective – Johnnie TO
  • Monsoon Shootout – Amit KUMAR
 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 18, 2013 in Haberler

 

Etiketler: , , , , ,

Fil’m@9 “2 Mayıs Seçkisi” Topless Terrace

İstikrarlı yolculuğu sayesinde, her ay her durakta daha da kalabalıklaşan Fil’m@9; artık İstanbullu sinemaseverler tarafından “beklenen” bir etkinlik hâline geldi. Üstelik bu ay, bu buluşma her zamankinden daha heyecan verici. Zira baharın gelişiyle birlikte etkinliklerimizi yeniden göğün altına taşıyoruz.

1890’dan bu yana her tüketicisini birer müdavime dönüştürmeyi başaran destekçimiz Bomonti’nin ana sponsorluğunda, Sony Mobile’ın teknoloji sponsorluğunda ve içerik destekçimiz Tabor International Film Festival’in katkılarıyla hazırlanan Fil’m@9 etkinliği, en az ilkbaharın kendisi kadar heyecan verici bir seçki sunuyor.

fil'm@9

Geçtiğimiz yıl Sitges ve Frightfest gibi iki önemli korku filmi festivalinde gösterilen ve Berlin sokaklarını neon ışıkları altında türünün stilize bir örneğine çeviren Yellow (2012), etkinliğin göze çarpan ilk filmi. Bu 26 dakikalık giallo güzellemesinin başarılı yönetmeni Ryan Haysom’un etkinliğe bizzat katılacak olması ise Yellow’un Türkiye’deki ilk gösterimine yönelik heyecanı iki katına çıkaracak cinsten. Mayıs seçkisinin dikkat çeken bir diğer yabancı yapımını, insanlar arasındaki mesafeleri ve farklılıkları sıcak bir erimeye maruz bırakan Oscar ödüllü Curfew (2012) oluştururken, tek planlık bir evlilik manzarasını vurucu bir şekilde gözler önüne seren Buhar (2012) ve orta sınıf bir aileyi eğitim kavramı üzerinden masaya yatıran Kafes (2012) seçkideki yerli filmler olarak göze çarpıyor. Türkiyeli filmlerin yönetmenleri Abdurrahman Öner ve Oğuzhan Akalın da etkinliğe katılım gösterecek isimler arasında bulunuyor.

2 Mayıs Perşembe akşamı, saatler Fil’m@9 olduğunda; filmlerin içine giriyoruz, müziklerin makamında kayboluyoruz. Topless’ın harikulade terasında Fil’m@9 için toplanıyoruz. Sizleri de bekliyoruz!

Bir Fil’m Hafızası organizasyonu olan Fil’m@9 biletlerini, 15 Nisan itibariyle Biletix satış noktalarından ve etkinlik günü Topless girişinden temin edebilirsiniz.

Bilet fiyatı: 29,5 TL

Etkinliğe 24 yaşından küçükler giremez, 07.01.2011 tarih ve 27808 sayılı TAPDK Yönetmeliği’inin ilgili hükümleri gereğince bu etkinliğe 24 yaş üzeri kişiler katılabilir.

Fil’m@9 Programı

20:00 DJ Performansı
21:00 Fil’m@9 Seçkisi (1. Bölüm)
22:30 Ara
22.40 Fil’m@9 Seçkisi (2. Bölüm)
23:45 DJ Performansı

Fil’m@9 Seçkisi

More Than It Is (2011)

Kilometrelerce yol kat ettikten sonra yaşanan hayal kırıklığı, ardından çıkagelen bir sürpriz ile birlikte yola kalınan yerden devam etmek. “More Than It Is” sürpriz başlangıçlara gebe bir yol hikayesi.

Yeni Zelanda / Anton Seim / 25’

more than it is

Kafes (2012)

“Kafes” orta sınıf bir aileyi, eğitim üzerinden masaya yatırırken aynı zaman da heceleyerek anlatım yapan dış ses ile absürd ve oldukça deneysel bir tecrübe vadediyor.

Türkiye / Oğuzhan Akalın / 13’

kafes1

The Extraordinary Life of Rocky (2010)

Kahramanımız Rocky, kötü şansını yenmek için sevgiyi hayatından çıkarır. Wes Anderson’ın sinematografik anlayışından izler taşıyan film, şansızlık üzerine yazılmış kara bir komedi.

Belçika / Kevin Meul / 14’

rocky

Buhar (2012)

12 dakikalık tek plandan oluşan “Buhar”, bir evliliği yemek masasında metaforik bir anlatım eşliğinde sorguya yatırıyor.

Türkiye / Abdurrahman Öner / 12’

Buhar

Curfew (2012)

Hayat kurtarıcı bir telefon sesi, birbirine uzak olan iki insanı yakınlaştırıyor. 2012’nin Oscar ödüllü kısası, tıpkı karakterleri gibi vaat ettiklerini gerçekleştiriyor.

A.B.D. / Shawn Christensen / 19’

curfew1

Get a Move On (2011)

Kazara gerçekleşen bir buluşma, genç işadamı Miro’nun, hayatın günden güne fazlalaşan rutinliğinden kaçması ve tekrar yaşamaya başlaması için ona bir şans verecektir.

Hırvatistan / Petar Oreskovic / 20’

get a move on

Yellow (2012)

Münzevi bir hayat süren yaşlı bir adam, neon ışıklı Berlin sokaklarında, gözü dönmüş bir seri katilin peşine düşüyor.

Almanya / Ryan Haysom / 26’

yellow
http://www.filmhafizasi.com/
http://facebook.com/filmhafizasi
http://twitter.com/filmhafizasi

 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 17, 2013 in Haberler

 

32. İstanbul Film Festivali Ödülleri Açıklandı

Bu yıl 32.si düzenlenen Uluslararası İstanbul Film Festivali zengin programıyla kuşkusuz sinefillerin iştahını kabartmıştı. Emek Sineması’nın yine festival zamanı kapalı oluşu, festival ortasından itibaren Emek Sineması protestoları ve yürüyüşlerine sahne oldu. Yürüyüşlerin birincisi ve üçüncüsü gayet sorunsuz geçerken, ikincisinde sinemaseverler ve sanatçıların polisler tarafından biber gazı ve tazyikli suya maruz bırakılması festival zevkini gölgeledi. İçlerinde Costa Gavras, Mike Newell gibi önemli yönetmenlerin de bulunduğu yürüyüş, sadece ulusal değil uluslararası sinemacıların da desteklediği bir sembol haline geldi. İyisiyle, kötüsüyle bir festival daha son buldu ve ödüller verildi. İşte Ulusal ve Uluslararası Yarışma bölümünün kazananları;

32. ist film fest

ULUSAL YARIŞMA

En İyi Film: Sen Aydınlatırsın Geceyi (Onur Ünlü)

Seyfi Teoman En İyi İlk Film: Köksüz (Deniz Akçay Katıksız)

Onat Kutlar Jüri Özel Ödülü: Devir (Derviş Zaim)

Radikal Halk Ödülü: Köksüz (Deniz Akçay Katıksız)

FIPRESCI Ödülü: Sen Aydınlatırsın Geceyi (Onur Ünlü)

En İyi Yönetmen: Aslı Özge (Hayatboyu)

En İyi Erkek Oyuncu: Ercan Kesal (Yozgat Blues)

En İyi Kadın Oyuncu: Sema Poyraz (Özür Dilerim)

En İyi Senaryo: Onur Ünlü (Sen Aydınlatırsın Geceyi)

En İyi Görüntü Yönetimi: Emre Erkmen (Hayatboyu)

En İyi Kurgu: Emre Boyraz (Sen Aydınlatırsın Geceyi)

En İyi Müzik: Murat Başaran (Soğuk)

ULUSLARARASI YARIŞMA

En İyi Film: What Richard Did? (Lenny Abrahamson)

Jüri Özel Ödülü: Camille Claudel 1915 (Bruno Dumont)

Avrupa Konseyi Özel Mansiyon Ödülü: An Episode in the Life of an Iron Picker (Danis Tanovic)

Avrupa Konseyi Sinema Ödülü: The Patience Stone (Atiq Rahimi)

FIPRESCI Ödülü: Camille Claudel 1915 (Bruno Dumont)

Radikal Halk Ödülü: House with a Turret (Eva Neymann)

Onur Ödülü: Peter Weir

 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 14, 2013 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Romance (2012)

Fight Club, Survivor, Invisible Monsters, Snuff gibi tartışmalı ve önemli kitapların yazarı Chuck Palahniuk’un hikayesinden uyarlanan, Andy Mingo’nun yönettiği Romance’in başrollerinde Brian Allard ve Amber Arrigotti yer alıyor. Romance, 26 Mart 2013 tarihinde Fil’m Hafızası tarafından düzenlenen kısa film etkinliği Fil’m@9 kapsamında Türkiye prömiyerini yaparak izleyiciyle buluştu.

romance

Romance, Chuck Palahniuk’un kaleminin tipik özelliklerini içerisinde barındıran mizah dozu yüksek bir kısa. Palahniuk hikayelerine göre daha hafif dozda bir hikayesi olsa da beklenmedik çıkışlarla izleyiciyi şaşırtmasını ve eğlendirmesini çok iyi biliyor. Filmin iyi niyetli havasına rağmen yer yer rahatsız edici unsurları ve tartışmaları göz önüne çıkardığını söyleyebiliriz. Buna başrol oyuncularının keyifli performansları, göz alıcı renk paleti seçimleri ve Andy Mingo’nun atmosfer kurmada başarılı yönetmenliği de eklenince ortaya kuşkusuz iyi bir uyarlama örneği çıkıyor. Filmin vermek istediği mesajın klişe ve naif olmasından dolayı “Palahniuk edebiyatı ve sertliği” bekleyenlerin hafif bir hayal kırıklığına uğrayabileceği ihtimaller dahilinde olsa bile, Türkiye prömiyerinde genel anlamda böyle bir tepkinin olmadığı ve filmin çok sevilerek yüzlerde bir tebessüm eşliğinde alkışlandığı görüldü.

romance1

Andy Mingo, Fil’m@9 etkinliğinde Romance’ın Türkiye prömiyerine katılan izleyicilere bir sürpriz yaparak videolu bir mesaj gönderdi. İzlemek için: http://www.youtube.com/watch?v=cLC9J5OXf5s

Romance filmini izlemek isteyenler sadece 1.49 dolar eşliğinde vimeo’daki bu linkten izleyebilirler: https://vimeo.com/ondemand/romance/61924700

 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 9, 2013 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , ,

Aşk Kırmızı (2013)

Milliyetçi – muhafazakar kimliğiyle tanınan yönetmen Osman Sınav, bir dönem yaptığı popüler kitle dizileri ile (Kurtlar Vadisi, Deli Yürek, Ekmek Teknesi, Süper Baba) en az Sinan Çetin kadar bilinen bir yönetmendi. Bu popülaritesini daha çok dizilere borçlu olduğunu söyleyebiliriz, zira günümüz kitlesinin 1987-1995 arasındaki 6 Osman Sınav filminden haberdar bile olmadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla Osman Sınav’ın sinemaya adım attığı film geniş kitlelerce Deli Yürek: Bumerang Cehennemi (2001) olarak bilinir. Deli Yürek ile yakaladığı başarıyı Ekmek Teknesi ve Kurtlar Vadisi ile devam ettirip sinemaya 6 yıl ara veren Sınav, Pars: Kiraz Operasyonu (2007) ile hem gişede hem eleştirmenler nezdinde hüsrana uğradı. Yaptığı projeler hep aynı “vatan-helal-namus” üçgenindeki ideolojinin aynısını birebir devam ettiriyordu. Kendisinden artık yenilikçi bir şey çıkmaması, popülaritesinin düşmesine ve yeni dizilerinin dahi televizyondan kaldırılmasına (Kapıları Açmak, Pars: Narkoterör, Kılıç Günü) yol açmıştı. İşte tam bu dönemde Sınav, Kılıç Günü dizisine eşcinsel bir sahne koyarak dikkati tekrar üzerine çekmeye çalıştı. Başarılı da oldu, zira herkes o dönem Sınav’ı konuştu. Sınav, 5 yıl aradan sonra Uzun Hikaye (2012)’yi çekerek Ekmek Teknesi, Süper Baba formülüne geri dönüp mafyadan, silahtan, kabadayılıktan uzak durdu ve “aile filmi” kalıbını kullandı. Başarı ve popülariteyi tekrar yakalaması belli bir özgüven vermiş olacak ki, ilk defa kendisi bir senaryo yazdı ve süreci hızlandırarak hemen 1 yıl sonra Aşk Kırmızı adlı bu filmi çekti.

aşk kırmızı

Şaşırdığımız nokta, “vatan-helal-namus” ideolojisinde filmler çekip, tekrara düştüğünde yahut popülaritesini kaybettiğinde eşcinsel sahneleri (Kılıç Günü) veya seks sahnelerini (Pars: Kiraz Operasyonu) filmlerine yedirmekte sakınca görmeyen Sınav, Uzun Hikaye ile zaten eski güvenilirliğini kazanmışken nasıl oluyor da tüm  ideolojilerini ve kalıplarını bir kenara bırakıp “seks sahneleri”yle reklam yapan ve bunu filmin tamamına yediren bir film çekiyordu? Bazı sinema yazarları tarafından “Bir Osman Sınav Fantezisi” olarak nitelendirilen Aşk Kırmızı, işte bu yüzden bu tanımı hakediyor. Eski popülaritesine kavuşup “popüler sinema” nezdinde tekrar başarı sağlayan bir yönetmenin artık sinemada fantezi arayışına girişmesi. Peki bu arayıştan ortaya nasıl bir film çıkıyor? İyi şeyler söyleyebilmek çok güç.

2 dakikalık bol sevişme görüntüleri içeren fragmanı ve “Sevişirken gözlerine değen tek adamı reddebilir misin?” mottosuyla yola çıkan film, tam da amacına uygun bir biçimde hareket ediyor. İlgiyi ve cinselliği ön plana çıkarmak adına kırmızı tonlarının ağırlıkta olduğu “kitsch” bir görsel düzenlemeyi öne çıkarıyor ve kötü yazılmış senaryosunu her 5-10 dakikada bir ya bir sevişme sahnesiyle dolduruyor ya da Türkiye’nin Monica Bellucci’si diyebileceğimiz Nurgül Yeşilçay ve Ezgi Asaroğlu’nun fiziksel cüretkarlığından medet umuyor. Özellikle filmin, basın gösteriminde ve sinemada izleyici nezdinde çoğu diyalogunun kahkahayla karşılanması yapay ve ucuz duran “kitsch” duruşunu yine gözler önüne sürüyor.

aşk kırmızı1

Aşk Kırmızı, süresinin hiçbir anında dengesel tutarlılık göstermiyor, gerçekçilikle de pek ilgilenmiyor gibi gözüküyor ya da ilgilense bile gerçekçiliği sağlayamıyor. Herkesin içinde arkadaşının yanındaki eskort kıza ağlamaklı ve acıyla bakan bir adam (Tayanç Ayaydın), nedense kimsenin dikkatini çekmiyor. Üstelik bu arada adamla normalde bir şekilde konuşuyorlar, bir kişi de çıkıp “Abi n’oldu, neyin var?” demiyor. Bir tek eskort kız farkediyor. Ya da Burak Sergen’in oldukça sığ ve kötü yazılmış karakteri. O kadar kötü bir hikaye ki bu, sadece finali sonlandırmak adına yazılmış bir basitlikten ibaret. Film, metropol yaşantısındaki dev binalar içerisindeki şirketlerde yaşayan insanların cinsellik üzerinden yozlaşmasına bir tek Teoman Kumbaracıbaşı’nın oynadığı karakter üzerinden bakmayı hedefliyor ama o da hikayeye eklektik duran sığ bir yan hikaye işlevinden başka görev görmüyor.

aşk kırmızı2

Osman Sınav, “vatan-helal-namus” üçgeni eksenindeki filmler, “aile filmi” kalıbındaki filmler ve “sansasyona dayalı cinsellik” filmleri arasında sürekli gel-git yapacağa benziyor. Bize de bu oldukça karmaşık filmografisi ekseninde “Uzun Hikaye” gibi naif yapımlara daha çok yönelmesini dilemek geliyor. Zira son 12 sene içerisinde hem gişede hem bazı eleştirmenler nezdindeki tek başarısı.

1.5 / 5

 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 4, 2013 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , ,