RSS

Aşk Kırmızı (2013)

04 Nis

Milliyetçi – muhafazakar kimliğiyle tanınan yönetmen Osman Sınav, bir dönem yaptığı popüler kitle dizileri ile (Kurtlar Vadisi, Deli Yürek, Ekmek Teknesi, Süper Baba) en az Sinan Çetin kadar bilinen bir yönetmendi. Bu popülaritesini daha çok dizilere borçlu olduğunu söyleyebiliriz, zira günümüz kitlesinin 1987-1995 arasındaki 6 Osman Sınav filminden haberdar bile olmadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla Osman Sınav’ın sinemaya adım attığı film geniş kitlelerce Deli Yürek: Bumerang Cehennemi (2001) olarak bilinir. Deli Yürek ile yakaladığı başarıyı Ekmek Teknesi ve Kurtlar Vadisi ile devam ettirip sinemaya 6 yıl ara veren Sınav, Pars: Kiraz Operasyonu (2007) ile hem gişede hem eleştirmenler nezdinde hüsrana uğradı. Yaptığı projeler hep aynı “vatan-helal-namus” üçgenindeki ideolojinin aynısını birebir devam ettiriyordu. Kendisinden artık yenilikçi bir şey çıkmaması, popülaritesinin düşmesine ve yeni dizilerinin dahi televizyondan kaldırılmasına (Kapıları Açmak, Pars: Narkoterör, Kılıç Günü) yol açmıştı. İşte tam bu dönemde Sınav, Kılıç Günü dizisine eşcinsel bir sahne koyarak dikkati tekrar üzerine çekmeye çalıştı. Başarılı da oldu, zira herkes o dönem Sınav’ı konuştu. Sınav, 5 yıl aradan sonra Uzun Hikaye (2012)’yi çekerek Ekmek Teknesi, Süper Baba formülüne geri dönüp mafyadan, silahtan, kabadayılıktan uzak durdu ve “aile filmi” kalıbını kullandı. Başarı ve popülariteyi tekrar yakalaması belli bir özgüven vermiş olacak ki, ilk defa kendisi bir senaryo yazdı ve süreci hızlandırarak hemen 1 yıl sonra Aşk Kırmızı adlı bu filmi çekti.

aşk kırmızı

Şaşırdığımız nokta, “vatan-helal-namus” ideolojisinde filmler çekip, tekrara düştüğünde yahut popülaritesini kaybettiğinde eşcinsel sahneleri (Kılıç Günü) veya seks sahnelerini (Pars: Kiraz Operasyonu) filmlerine yedirmekte sakınca görmeyen Sınav, Uzun Hikaye ile zaten eski güvenilirliğini kazanmışken nasıl oluyor da tüm  ideolojilerini ve kalıplarını bir kenara bırakıp “seks sahneleri”yle reklam yapan ve bunu filmin tamamına yediren bir film çekiyordu? Bazı sinema yazarları tarafından “Bir Osman Sınav Fantezisi” olarak nitelendirilen Aşk Kırmızı, işte bu yüzden bu tanımı hakediyor. Eski popülaritesine kavuşup “popüler sinema” nezdinde tekrar başarı sağlayan bir yönetmenin artık sinemada fantezi arayışına girişmesi. Peki bu arayıştan ortaya nasıl bir film çıkıyor? İyi şeyler söyleyebilmek çok güç.

2 dakikalık bol sevişme görüntüleri içeren fragmanı ve “Sevişirken gözlerine değen tek adamı reddebilir misin?” mottosuyla yola çıkan film, tam da amacına uygun bir biçimde hareket ediyor. İlgiyi ve cinselliği ön plana çıkarmak adına kırmızı tonlarının ağırlıkta olduğu “kitsch” bir görsel düzenlemeyi öne çıkarıyor ve kötü yazılmış senaryosunu her 5-10 dakikada bir ya bir sevişme sahnesiyle dolduruyor ya da Türkiye’nin Monica Bellucci’si diyebileceğimiz Nurgül Yeşilçay ve Ezgi Asaroğlu’nun fiziksel cüretkarlığından medet umuyor. Özellikle filmin, basın gösteriminde ve sinemada izleyici nezdinde çoğu diyalogunun kahkahayla karşılanması yapay ve ucuz duran “kitsch” duruşunu yine gözler önüne sürüyor.

aşk kırmızı1

Aşk Kırmızı, süresinin hiçbir anında dengesel tutarlılık göstermiyor, gerçekçilikle de pek ilgilenmiyor gibi gözüküyor ya da ilgilense bile gerçekçiliği sağlayamıyor. Herkesin içinde arkadaşının yanındaki eskort kıza ağlamaklı ve acıyla bakan bir adam (Tayanç Ayaydın), nedense kimsenin dikkatini çekmiyor. Üstelik bu arada adamla normalde bir şekilde konuşuyorlar, bir kişi de çıkıp “Abi n’oldu, neyin var?” demiyor. Bir tek eskort kız farkediyor. Ya da Burak Sergen’in oldukça sığ ve kötü yazılmış karakteri. O kadar kötü bir hikaye ki bu, sadece finali sonlandırmak adına yazılmış bir basitlikten ibaret. Film, metropol yaşantısındaki dev binalar içerisindeki şirketlerde yaşayan insanların cinsellik üzerinden yozlaşmasına bir tek Teoman Kumbaracıbaşı’nın oynadığı karakter üzerinden bakmayı hedefliyor ama o da hikayeye eklektik duran sığ bir yan hikaye işlevinden başka görev görmüyor.

aşk kırmızı2

Osman Sınav, “vatan-helal-namus” üçgeni eksenindeki filmler, “aile filmi” kalıbındaki filmler ve “sansasyona dayalı cinsellik” filmleri arasında sürekli gel-git yapacağa benziyor. Bize de bu oldukça karmaşık filmografisi ekseninde “Uzun Hikaye” gibi naif yapımlara daha çok yönelmesini dilemek geliyor. Zira son 12 sene içerisinde hem gişede hem bazı eleştirmenler nezdindeki tek başarısı.

1.5 / 5

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 4, 2013 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: