RSS

Aylık arşivler: Mayıs 2013

Her Cuma Yeni Sinema: Küf (2012) Gösterimi

Beşiktaş Belediyesi ve Yeni Sinema Hareketi işbirliğiyle Levent Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak gerçekleştirilen “Her Cuma Yeni Sinema” etkinliği kapsamında, bu Cuma akşamı yönetmenliğini Ali Aydın’ın yaptığı “Küf” filmi gösterilecek. Cuma günü Levent Kültür Merkezi’nde ilk gösterimin ardından izleyicilerle, filmin yapımcılarından Gökçe Işıl, Sevil Demirci ve filmin oyuncularından Tansu Biçer ile söyleşi yapılacak.

küf

Venedik Film Festivali’nden “Geleceğin Aslanı”, Selanik Film Festivali’nden “Gümüş İskender”, Altın Portakal Film Festivali’nden ise “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu – Tansu Biçer” ve “Dr. Avni Tolunay Jüri Özel” ödülleriyle dönen “Küf”, 31 Mayıs Cuma akşamı saat 19.00’da Levent Kültür Merkezi’nde gösterilecek.

31 Mayıs 2013, Cuma, 19.00

Levent Kültür Merkezi

Küf

2012 / 94′

Yönetmen: Ali Aydın

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 30, 2013 in Haberler

 

Etiketler: , , ,

Fil’m Hafızası Sunar: Horror Night hosted by Can Evrenol

İstanbul’lu sinemaseverlere müjde! Fil’m Hafızası olarak şehrin kültür-sanat etkinliklerini canlandırmaya devam ediyoruz. Her ay farklı bir tema üzerine konuk edeceğimiz yönetmenin, kendi izlediği ve beğendiği filmleri, dinlediği müzikleri sizlerle buluşturacağımız yeni etkinliğimize Ortaköy’ün renkli ve enerjik mekanı Bloom ev sahipliği yapıyor.

bloom

15 Haziran Cumartesi itibariyle başlayacak etkinliğin ilk konuğu Can Evrenol. Ödüllü genç yönetmen, uluslararası festivallerden seçerek oluşturduğu kısa film seçkisi ile korku ve gerilimi iliklerimize kadar hissettiriyor; ardından Mete Yafet’le birlikte DJ kabinine geçerek keyifli bir müzik performansına imza atıyor.

28 haziran

Can Evrenol’la tanışma ve sohbet etme imkanı bulacağınız, Bloom’da yaratılan küçük sürprizlerin tadını çıkaracağınız bu gecenin medya sponsorluğunu Base Post üstlenirken, dünyanın önde gelen özel medya eğitim kurumlarından SAE Enstitüsü proje desteği sağlıyor.

Bir Fil’m Hafızası organizasyonu olan “Horror Night hosted by Can Evrenol” biletlerini, Biletix web sitesinden, satış noktalarından ve etkinlik akşamı Bloom girişinden temin edebilirsiniz. Bu özel etkinlik için biletler sınırlı sayıdadır.

Bilet fiyatı: 24 TL (Biletix hizmet bedeli ve kredi kartı komisyonu dahildir)

Kapı açılış: 20.30
Gösterim: 21.30
Parti: 23.00

Can Evrenol’un Seçkisi

Off Season (2009)

Hayatını kış süresince boş olan yazlık evleri yağmalayarak sürdüren ve tek yoldaşı köpeği olan bir adam, girdiği evlerden birinde yaptığı keşif sonucu artık yalnız olmadığını anlayacaktır. Filmin 5 ödülü yanında BAFTA adaylığı da var.

A.B.D / Jonathan van Tulleken / 12’

off season

Angst, Piss & Drid (2012)

Kjetil ve Wenche, aynı zamanda seri katil olan bir çifttir. Wenche artık şiddetten eskisi gibi zevk almadığı için, Kjetil cinayetleri tek başına işlemek zorunda kalmakta ve bu da ilişkilerini zedelemektedir.

Norveç / Fredrik Hana / 20’

angst piss drid

Insecticide (2005)

Haşere ilaçlama şirketinde çalışan protagonist, her zamanki gibi çağrı üzerine gittiği bir evde, ilaçlama yapmanın hiç de kolay olmadığı bir durumla karşılaşmıştır. Ev sahibinin sürekli yükselttiği ücretin de katkısıyla, kahramanımız zor bir karar vermek durumundadır.

İngiltere / Ben Steiner / 9′

instecticide

AM1200 (2008)

İş hayatında yaşadığı kabustan kurtulmak için, geceyarısı arabasına atlayıp şehri terkeden bir adam yolunu kaybeder ve kendini haritada gözükmeyen garip bir radyo istasyonunun kapısında bulur. HP Lovecraft tarzında, teknik olarak üstün, çok başarılı ve karanlık bir kısa film.

A.B.D / David Prior / 39′

am1200

http://www.filmhafizasi.com/
http://www.canevrenol.com/

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 29, 2013 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , ,

66. Cannes Film Festivali Ödülleri Açıklandı

66. Cannes Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. Abdellatif Kechiche’nin çok konuşulan 3 saatlik eşcinsel temalı filmi “La vie D’adele” Altın Palmiye’nin sahibi olurken, Coen kardeşlerin “Inside Llewyn Davis”i ise Jüri Büyük Ödülü’ne layık görüldü.

kechiche

Altın Palmiye: La vie D’adele (Blue Is The Warmest Colour) – Abdellatif Kechiche

Jüri Büyük Ödülü: İnside Llewyn Davis – Ethan Coen, Joel Coen

Jüri Özel Ödülü: Soshite Chichi Ni Naru – Kore-eda Hirokazu

En İyi Yönetmen: Amat Escalante – Heli

En İyi Kadın Oyuncu: Berenice Bejo – Le Passe

En İyi Erkek Oyuncu: Bruce Dern – Nebraska

En İyi Senaryo: Jia Zhangke – Tian Zhu Ding

Altın Kamera: İlo İlo – Anthony Chen

En İyi Kısa Film: Safe – Byoung-gon Moon

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 26, 2013 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , ,

Fil’m@9 “28 Mayıs Seçkisi” Topless Terrace

Filler Mayıs Ayında 2. Kez Terasta!

2 Mayıs’ta düzenlediği Fil’m@9 ile teras sezonunu açan Fil’m Hafızası, bu kez de 28 Mayıs’ta sinemaseverleri Topless’ta buluşturmaya hazırlanıyor.

Isınmaya başlayan havaların en keyifli etkinliği, uluslararası festivallerde dikkatleri üzerinde toplayan filmlerden oluşan size özel seçkisiyle yeniden karşınızda olacak. İstanbul’un eşsiz manzarasıyla sanatın bir araya geldiği Fil’m@9, haftaiçinin koşturmacasını biraz olsun unutmak için kaçırılmaması gereken bir seçenek sunuyor.

fil'm@9 topless

A.B.D.’den Cataplexy (2011), Polonya’dan Without Snow (2011) ve İrlanda’dan Fear of Flying (2013) filmlerinin gösterileceği etkinlik, içerik ortaklığı yürütülen Tabor Uluslararası Film Festivali direktörünün katılımıyla gerçekleşecek. Hırvatistan’da düzenlenen festivalden bu kez Zima (2011) sinefillerin beğenisine sunulacak.

Seçkisinde yerli yapımlara hassasiyetle yer veren ve gösterimlerinin akabinde film ekipleriyle kısa söyleşiler gerçekleştiren Fil’m Hafızası, 28 Mayıs programında Fidan (2012) ve Evren’in Sonu (2012) filmlerinin yönetmen ve oyuncularını ağırlayacak.

Topless’ın ev sahipliği yapacağı Fil’m@9’un medya sponsorluğunu Açık Radyo, Base Post ve Kültür Mafyası, konaklama sponsorluğunu Armada Hotel üstlenirken, özel medya eğitiminde dünya çapında önemli bir yeri olan SAE Enstitüsü etkinliğe proje desteği veriyor.

Etkinlik biletlerini 14 Mayıs itibariyle Biletix web sitesinden ve gişelerinden ya da etkinlik günü Topless’ın girişinden temin edebilirsiniz.

Bilet fiyatı: 29,5 TL (Biletix hizmet bedeli ve kredi kartı komisyonu dahildir)

Program:

20:00 DJ Performansı
21:00 Fil’m@9 Seçkisi (1. Bölüm)
22:20 Quiz Show
22:30 Fil’m@9 Seçkisi (2. Bölüm)
23:15 DJ Performansı

Fil’m@9 Seçkisi:

Cataplexy (2011)

Sıradışı hastalığı olan Sid ile eski arkadaşı telekız Sally’nin, anılarını tazeleyip birbirlerini yeniden tanıdıkları sürprizlerle dolu bir hikaye.

A.B.D / John Salcido / 8’

cataplexy

Fidan (2012)

Tek dileği zeytin ağacına sahip olmak olan küçük bir kızın hüzünlü ve anlamlı öyküsü, etkileyici bir animasyonla hayat buluyor.

Türkiye / Önder Menken, Burak Varlık / 8’

fidan

Zima (2011)

Ormanda kaybolmuş, yolunu bulmak için uğraşan bir adam, gizemli bir kadın ile karşılaşır. Kadının ansızın yok olması ile yaşadığı şokun sonrasında göreceği yaşlı adam, tüm sorularının cevabı olacaktır.

Hırvatistan / Denis Lepur, Marko Stanić / 15’

zima

Evren’in Sonu (2012)

18 yaşına basan ve varlıklı ailesinden miras kalan Evren’in, hayatını belirli bir düzene sokmaya çalışan anneannesi ve aile avukatının uğraşlarına rağmen tek amacı, yetenek yarışmasındaki dans gösterisine en iyi şekilde hazırlanmaktır.

Türkiye / Eli Kasavi / 18’

evren'in sonu

Fear of Flying (2013)

Korkularının esiri olan Dougal’ın, güney sahillerine göç eden Lucy’nin peşinden gidişini keyifli bir dille anlatan, unutulmayacak bir animasyon.

İrlanda / Connor Finnegan / 10’

fear of flying

Without Snow (2011)

En yakın arkadaşının sevgilisine aşık olan Linus’un, epilepsi hastası sınıf arkadaşının ve çevrelerindeki gençlerin yaşadığı zorlukları karanlık ve sade bir dille aktaran, karlar içinde, içimizi titretecek bir hikaye.

Polonya / Magnus von Horn / 35’

without snow

http://www.filmhafizasi.com/
http://facebook.com/filmhafizasi
http://twitter.com/filmhafizasi
http://pinterest.com/filmhafizasi

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 19, 2013 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , ,

Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013)

Türk sinemasında farklı bir ekol oluşturmaya çalışan (belki de oluşturan) yönetmenlerden biri olan Onur Ünlü’nün “absürt” ve “kara mizah” denemesi filmleriyle kendi çapında büyük bir hayran kitlesi oluşturduğu kesin. Bu kitlenin büyük bir kısmı “Leyla ile Mecnun” adlı Tv dizisinden dolayı gelmiş olsa da, Ünlü’nün sinemadaki işlerini takip eden kitle için de tuhaf bir filmografi mevcut. “Sen Aydınlatırsın Geceyi” bilinçli olarak vizyona sokulmayıp isteğe bağlı olarak gösterimi yapılan bir film olarak “Onur Ünlü” farklılığının son ürünü.

sen aydınlatırsın geceyi

Öncelikle bu “farklı olmak” ve “farklı olma çabası” kelimeleri üzerine düşünmek gerekiyor. Onur Ünlü bundan birkaç sene önce televizyondaki bir demecinde “İnsanları eğlendirmek için arada sırada böyle şeyler çekiyoruz. Sinema o kadar önemli bir şey değil yani.” diye bir cümle kurmuştu. Kuşkusuz yedinci sanat olan sinemayı büyük bir bağlılıkla ve aşkla sevenlerin nefret edeceği türden bir cümleydi bu. Daha sonra Ünlü, toplamda 6 filmi olmasına rağmen basına hep filmlerini bir eksik olarak lanse ettirdi. Güneşin Oğlu, Onur Ünlü’nün 3. filmi olmasına rağmen “Onur Ünlü’nün 2. filmi”, Beş Şehir, 4. filmi olmasına rağmen “Onur Ünlü’nün 3. filmi” yazısıyla afişlerde yer aldı ve böyle devam etti. Kuşkusuz Ünlü, 2008 yılında çektiği “Çocuk” filmini filmden saymıyordu! Peki bu farklı olmanın mı, yoksa farklı olma çabasının bir sonucu muydu? Ve en son “Sen Aydınlatırsın Geceyi”nin gösterimlerinin birinde Ünlü filmlerinin “absürt” sıfatına girmediği söyledi, ki oysa filmleri hakkında hangi eleştiri yazısını okursanız okuyun “absürt” sıfatını en az bir kere göreceğiniz bir gerçek. “Absürt”ün kelime anlamını bilen herkes Onur Ünlü filmlerini “absürt” olarak nitelerken, Ünlü niye “Benim filmlerim absürt değil” diyordu? Bunlar konuşulup düşünülecek, ya da kestirip atılarak önemsenmeyecek şeyler. Velhasıl, Onur Ünlü bir şekilde sinema camiasında gündemde kaldı, kalmaya da devam ediyor ve azımsanmayacak da bir hayran kitlesine sahip.

Polis (2007) reklam ve klip estetiğinin ana konuyu dağıttığı ve “absürt” olacağım derken potansiyeli iyiyken alaşağı olmasına neden olan bir filmdi. Çocuk (2008) pek ciddiye alınmayan, çizgi film estetiğinde yetersiz bir denemeydi. “Fantastik mavra” olarak tanımlanan (zira bu tanımı google’a yazdığınızda karşınıza Güneşin Oğlu’ndan ve Onur Ünlü’den başka sonucun çıkmayacağına emin olabilirsiniz!) Güneşin Oğlu (2009) ise türlü absürtlüklerin kol gezdiği, bana kalırsa Tv dizisi kıvamında sadece “fantastik” bir denemeydi. Beş Şehir (2010) içinde en az absürt ögeler yer alan Onur Ünlü filmi olarak 5 hikayeyi birleştiren “arabesk” bir denemeydi ve başarılıydı da. Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi (2011) absürt olayların yer aldığı bir “kara mizah” denemesiydi. Hikayesi diğer filmlere oranla daha derli topluydu fakat yine de iddia edildiği üzere çok zekice değildi. Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013) ise kuşkusuz Onur Ünlü’nün açık ara en iyi filmi. Kişisel görüşüme göre ise “tam bir başarı” sayılabilecek tek filmi.

sag1

Sen Aydınlatırsın Geceyi, ütopik bir kasaba tasviri içerisinde özel güçleri olup sıradan insanlarmış gibi yaşayan bir sürü karakterler geçidini içinde barındırıyor. Çeşitli süper kahraman filmlerindeki “süper güç”lerin kolaj olarak bir yansımasını kasabadaki köylülerin üzerinde görüyoruz. Ünlü, “Beş Şehir” filminden bu yana ilk defa “absürt mizah”ı geride bırakarak, “absürt dram”ı odak noktasına alıyor ve bunu “noir” dokusuyla birleştirerek filmin tamamına yayıyor. Öyle ki, filmin gösteriminde Ali Atay ve Demet Evgar’ın karakterlerinin tanıştığı sahneye kadar (ki yaklaşık 40 dakikalık bir süreç) izleyicilerin güldüğü tek bir sahne hatırlamıyorum. Nadine Labaki’nin “Caramel” (2007)’inin şarkısı “Mreyte Ya Mreyte” ise film boyunca birçok kez karşımıza çıkarak filmin dokusuna ve atmosferine duygusal anlamda fazlasıyla güç katıyor.

“Fantastik sinema” türünü birçok açıdan yapıbozumuna uğratan Onur Ünlü, filmi sanatsal ve entelektüel açıdan Türkiye sinemasında görülmemiş bir kalıba sokuyor. Öyle ki, taşra dokusu, çizgi roman estetiği, arabesk anlatısı ve kahvehane kültürü, filmin afişindeki “İnsan endişeden yaratılmıştır” sözünü desteklercesine hareket ediyor. Süper kahraman filmi, kıyamet filmi, intikam filmi, kara film türlerini “absürt” ve “melankolik” olarak yorumlayan Ünlü, tür filmlerini postmodern bir açılımla tek bir pota altında birleştiriyor. Bunu yaparken de hem şok edici, hem de naif olmayı başarabiliyor. Filmin siyah-beyaz olma tercihi ise Onur Ünlü sinemasında (kendisi her ne kadar “Ben sadece siyah-beyaz bir film çekmek istedim” dese de) ilk defa “farklı olma çabası” olarak değil, filmin hikayesi gerektirdiği için olduğu hissiyatı veriyor. Çünkü filmde herkes dertli, herkes endişeli ve ne olursa olsun sıkıntılar bir türlü bitmiyor. Tek sorun ise, süper güce sahip olan çok fazla karakterin bulunduğu kasabada bu karakterlerden birkaçını çıkardığınızda hikayenin hiçbir şey kaybetmeyecek oluşu. Bazı karakterler, sanki daha fazla süper kahramanın, daha fazla özel gücün gösterilmesi için hikayeye eklenmiş hissiyatı vermiyor da değil. (Mesela Cengiz Bozkurt ve Tansu Biçer’in karakterleri) Renksiz bir filmde daha fazla renk ya da daha fazla sıkıntı hikayeye hizmet ediyor mu? Yoksa sadece göze hoş geldiği için mi hikayede bulunuyor?

sag2

Son zamanlarda kendini tekrar ediyor hissiyatı veren Ali Atay, içsel yolculuğu ekseninde melankolisi oldukça sağlam bir karaktere güçlü bir şekilde hayat vererek bu düşünceyi silip atıyor. Aşk üçgeni hikayelerinin “iki kadın” formülünü dolduran Demet Evgar ve Damla Sönmez ise filmin kadın karakterleri olarak kariyerlerinin en farklı performanslarından birini veriyorlar. Ahmet Mümtaz Taylan, Cengiz Bozkurt, Ercan Kesal, Nadir Sarıbacak, Tansu Biçer, Serkan Keskin ve Ezgi Mola gibi oyuncular da eklenince seyir zevki tadından yenmiyor.

Not: “Sen Aydınlatırsın Geceyi” gösterimlerinin ardından yapılan soru-cevapların %70’inin filmle ilgili değil de “Leyla ile Mecnun” ile ilgili olması bence çok can sıkıcı bir durum. Ortada güçlü bir sanat eseri varken ve onun gösterimine gelinmişken durmadan Tv dizisinden bahsedilmesinin hoş bir ortam oluşturmadığı kanaatindeyim.

4 / 5

 

Etiketler: , , , , ,

Stoker (2013)

2000 sonrasında Güney Kore sinemasının kalkınmasında büyük rol oynayan yönetmenler arasında başı çeken Chan wook-Park, “Stoker” ile kendi ülkesindeki başarılarından sonra Hollywood’a transfer edilen yönetmenler arasına adını yazdırdı. Klasik anlatıyı en çok yapıbozumuna uğratan yönetmenlerden biri olarak Park’ın, Hollywood’un geleneksel ve kuralcı yapısına boyun eğip eğmeyeceği tartışma ve merak konusuydu. Fakat görünen o ki şaşırtıcı bir şekilde Chan-wook Park, Hollywood’u değiştirerek Güney Kore sineması üslubuna uyarlamış.

stoker

Babasının ölümünün ardından içine kapanan depresif India (Mia Wasikowska), hiç bilmediği gizemli ve karizmatik amcası Charles’ın (Matthew Goode) gelip onlarla birlikte yaşamaya başlamasına bir anlam veremez. Hiç dostu ya da arkadaşı olmayan dengesiz annesi Evelyn (Nicole Kidman) ise kocasının ölümünden çok etkilenmemiş bir şekilde Charles ile günlerini geçirmeye devam etmektedir. India gün geçtikçe amcasının gizemine kendini kaptırınca masumiyetini kaybetmeye başlayacak ve “aile” psikolojik bir sınavın eşiğinden geçecektir.

Stoker’ın fragmanı ilk çıktığında sert filmler çeken Chan-wook Park’ın oldukça hafif bir filme imza attığını düşünmüş, hatta daha ileri gidip “Aşk-ı Memnu” usulü basit bir Hollywood gerilimine imza attığına inanmıştım. Film ise fragmanının tam tersi bir şekilde oldukça şaşırtıcı bir üslup operasına dönüşmüş. Yer yer slow-motion çekim tekniklerini klasik müzikle harmanlayıp, bunu oldukça iddialı ses tasarımıyla destekleyerek her yönden Hollywood’un anlatısına ters, muhtemel bir Hollywood izleyicisinin sevemeyeceği ve özdeşleşemeyeceği bir film modeli yaratılmış. Hikaye olarak Alfred Hitchcock’un “Shadow of a Doubt” (1943)’ına öykündüğünü söyleyenler olacaktır elbet fakat Hitchcock nasıl bir klasik anlatı ustası olarak gerilimi yaratıyorsa, Chan wook-Park bu anlatı yapısını bozup biçimsel bir şölene dönüştürerek gerilimi had safhada tutmuş. Özellikle gerçeküstücü estetik piyano sahnesi unutulacak gibi değil.

stoker2

Stoker, Hitchcock’a öykünüyor öykünmesine fakat sinematografisini ve sanat yönetimini “kitsch” ögelerle doldurarak klasik anlatılı psikolojik/erotik gerilimlerle de dalgasını geçmeyi ihmal etmiyor. Bu yüzden Brian De Palma’nın son filmi “Passion” (2012) ile bir benzerlik kurmak da kaçınılmaz oluyor.Her iki filmde de olabildiğince plastik ve karton gözüken karakterler kendilerini, filmin biçimsel estetiğine ve alaycı tavrına hizmet ederken buluyorlar. Dolayısıyla ne Stoker’ın ne de Passion’un gişesi yüksek olmayacaktır zira bu tür zeka içeren ve anlatıdan ziyade biçime yönelen yapıtlar popüler izleyicinin yüksek oranda anlamayacağı ve bir kalıba sığdıramayacağı işler olarak kalıyor. Bu durumu yakın zamanda eleştirmenler ve sinemasal çevreler tarafınca son yılların en zeki korku/gerilimlerinden biri olarak görülen (ki o da zeki ve alaycı) The Cabin in The Woods (2011)’un popüler izleyici nezdinde anlaşılamayıp komik bulunması olarak örneklendirebiliriz.

Chan wook-Park, intikam üçlemesi ve diğer filmlerinde kullanmayı çok sevdiği “anime estetiği” karelerini başarılı bir şekilde Stoker’a da entegre ediyor. Güney Kore filmlerinde alıştığımız anime karelerini bir Hollywood yapımında görmek başta şaşırtıyor fakat kötü durduğunu kim söyleyebilir ki? Üstelik Mia Wasikowska tıpkı bir Kore filminden fırlamışçasına başarılı bir psikolojik performans vermişken. Matthew Goode ve Nicole Kidman ikilisi de plastikliği fazlasıyla hissettiren performanslarıyla filmin soğuk ve mesafeli duruşuna gerekli katkıyı yapıyorlar. Chan Wook-Park ise, sürpriz finalleri seven bir yönetmen olarak filmin finalinde yine şaşırtmayı başarıyor ve Hollywood’a göre alışılmışın dışında bir sonla hikayesini sona erdiriyor.

stoker1

Lanetli Kan: Masumiyetin Sonu adıyla vizyona giren Stoker, muhtemelen popüler izleyicinin bir kalıba sokmakta zorlanacağı ve ne tür bir filme geldiğini anlamlandıramayıp karmaşa yaşayacağı, bu yüzden salondan mutsuz ayrılacağı bir film. Fakat Chan wook-Park hayranları ve klasik anlatıyı yapıbozumuna uğratan tür denemelerini sevenler için kuşkusuz önemli bir eser olarak hatırlanacaktır.

3.5 / 5

 

Etiketler: , , , ,

Buhar (2012)

Abdurrahman Öner’in yönettiği, başrollerinde Reha Özcan ve Banu Fotocan’ın yer aldığı “Buhar”, 12 dakikalık tek plandan oluşan siyah-beyaz bir kısa film. Katıldığı hemen hemen her festivalden adaylık veya ödüllerle dönen film, özellikle Meryem Yavuz’un görüntü yönetmenliğini yaptığı teknik başarısıyla takdire şayan bir iş. Buhar, 2 Mayıs 2013 tarihinde Fil’m Hafızası tarafından düzenlenen kısa film etkinliği Fil’m@9 kapsamında izleyiciyle buluştu.

buhar1

Tek bir evin içerisinde geçen film, bir kadının sofrayı kurmasıyla açılıyor. Arka planda televizyonda her gün defalarca karşılaştığımız evlilik programlarından biri var. Kamera evin içerisinde dolaşırken duvarda asılı olan aynadan masayı görmeye başlıyor. Adam ve kadın masaya oturduklarında ise tüm olan biteni aynadan izlemeye başlıyoruz. Buradan sonrası ise teknik gücü oldukça yüksek, “buhar” metaforunun yönetmen ve görüntü yönetmeni tarafından filmin ana merkezi haline getirildiği ve etkili bir şekilde kullanıldığı bir filmle karşılaşıyoruz.

buhar2

Zeki Demirkubuz’un “üçüncü sayfa haberleri” kıvamında bir senaryosu olan Buhar, depresif atmosferini doğru bir seçim olan “siyah-beyaz” ile destekleyerek hem kısa film mantığına uygun hem teknik olarak üst düzey bir iş olarak akıllarda kalıyor. Arka planda açık olan evlilik programının konuşmaları ise karakterlerin masadaki konuşmalarına paralel bir şekilde olmak üzere zekice kotarılıyor.

Not: Buhar, henüz internette bulunmayan kısalardan. Herhangi bir festivalde, panelde veya kısa film etkinliğinde karşılaştığınızda kaçırmamanızı tavsiye ederim. Fragmanı için; http://www.youtube.com/watch?v=Gk4ySbwrT0E

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 6, 2013 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , ,