RSS

Carrie (2013)

09 Kas

Stephen King’in bir korku klasiği olan romanı Carrie, Brian de Palma’nın 1976 yapımı uyarlamasıyla sinemadaki karşılığını bulmuş ve kitabın hayranlarını da genel anlamda tatmin etmişti. Aradan 37 yıl geçti ve klasiklerin, başyapıtların, kült filmlerin yeniden çevrimlerini çekmekten bıkmayan Hollywood, Carrie’ye de el atmakta sakınca görmedi.

carrie

1999’da Boys Don’t Cry ile yönetmenlik kariyerine iyi bir başlangıç yapan Kimberly Peirce’nin yönetmenlik koltuğunda oturduğu yeni Carrie’de, henüz 16 yaşında olmasına rağmen şimdiden en yetenekli çocuk oyuncular arasında gösterilen Chloe Grace Moretz ve tecrübeli aktris Julianne Moore yer alıyor. Hikaye malumunuz; aşırı dindar annesi yüzünden içine kapanık, asosyal ve ezik bir çocuk olan Carrie, adet olduğunda dehşete kapılır, çünkü bunun ne olduğuna dair bir fikri yoktur. Arkadaşları tarafından alay konusu edilip hor görülünce kendindeki telekinezi yeteneğini keşfetmeye başlar ve okulun balo gecesinde dehşet saçarak herkesten intikam alır.

Kimberly Peirce, her re-make filmde olduğu gibi hikayeyi günümüze uygun modern değişikliklerle anlatmaya karar vermiş. Bu değişiklikler, filmin en başında kendisini belli etmeye başlıyor ve orijinal filmde yer almayan, Carrie’nin doğum sahnesiyle açılıyor. Orijinal filmin okul bahçesindeki voleybol sahneli açılışı ise, bu sefer havuza taşınmış. Soyunma odasındaki sisli ve gerilimli atmosfer yerini normal bir atmosfere bırakırken, çıplaklık dozu da neredeyse sıfıra indirilmiş. Her modern yeniden çevrimlerde olduğu gibi “youtube” da yine filme eklenen değişiklikler arasında. Carrie’nin telekinezi yeteneği, günümüz teknoloji koşulları da göz önüne alındığında bir nevi süper güce dönüştürülmüş mutantvari bir özellik kazanmış. Bu yönden bir X-Men kahramanı gibi gözükmesi muhtemelen filmin eksi yönleri arasında yer alacaktır, fakat orijinal Carrie’yi De Palma günümüzde daha iyi bir bütçeyle çekseydi aynı zaafa kapılmaz mıydı diye düşünmeden edemiyoruz. Bu yüzden orijinal Carrie’de hem bütçe, hem de dönem itibariyle eksik kalmış hissiyatı yaratan efektler, burada daha göz doldurucu ve gerçekçi bir nitelik kazanmış, fakat bunun dozunun aşırıya kaçıp kaçmadığı konusu ise ayrı bir tartışma konusu.

carrie1

İlk filmde yetersiz bulduğum bir konu da, Sue karakterinin Carrie’ye yaptıklarından dolayı pişman olduğu için, sevgilisini Carrie’ye peşkeş çekmesi idi. Hikayenin kırılma noktası olarak adlandırabileceğimiz bu durum, inandırıcı bir boyut kazanamıyordu. Aynı sorun, ne yazık ki bu filmde kendisini daha da fazla gösteriyor, çünkü Sue karakteri bu filmde çok daha güzel ve popüler olarak gösterilmiş. Gösterişten, liderlikten, zenginlikten ve popülerlikten bu denli hoşlanan bir insanın, yine kendisi gibi oldukça popüler ve yakışıklı sevgilisinin baloya Carrie ile gitmesini istemesi inandırıcılıktan oldukça uzak ve yapay duruyor. Balo sahnesindeki kilit dramatik noktanın ise orijinal filmden daha iyi kotarıldığını söylemek gerekiyor, zira ilk filmde Carrie’nin başından aşağı domuz kanı döküldüğünde ortamdaki kimse olayın şokunu yaşamıyor ve herkes kahkaha atmaya başlıyordu. Bu inandırıcılıktan yoksun durum, bu filmde olması gerektiği gibi şaşkınlık yaratan ve tedirgin edici bir boyut kazanmış. İnsanların gülmeye başlaması ise Carrie’nin ekrana yansıtılan, adet olduğunu anlamaması ve kendisine tampon fırlatılması görüntüleriyle gerçekleşiyor, ki bu çok daha kabul edilebilir bir dramatik durum. Fakat bu noktadan sonra Carrie’nin adeta bir süper kahramana dönüşmesi ve bunun bir sınırının olmaması (betonu ortadan ikiye ayırması, uçması vs.) daha çok teenage seyirciye oynayan bir yapıya bürünmesine neden oluyor. Katliam sahnesinde orijinal filmi orijinal yapan en önemli sahnelerin başında gelen ekranı ikiye bölme tekniğinin en azından bir saygı duruşu olarak bile kullanılmaması ise büyük bir eksi olarak filmin hanesine yazılabilir.

Julianne Moore, aşırı dindar anne rolünde orijinal filmdeki Piper Laurie’nin abartılı performansına göre çok daha inandırıcı ve tedirgin edici bir performans ortaya koyuyor. Chloe Grace Moretz tercihi ise çoğu kişi tarafından tartışılmıştı, zira Moretz, Sissy Spacek’a göre güzelliğiyle ön plana çıkan ve psikolojisi bozuk, asosyal bir karaktere uymayacak bir isim gibi duruyordu. Bu zaaf, hem Moretz’in başarılı oyunculuğuyla, hem de Sue ve Betty karakterlerini canlandıran oyuncuların Moretz’e göre çok daha büyük, popüler ve seksi gözüken isimlerden seçilmesiyle kısmen kapatılmış. Fakat Sissy Spacek’in çok daha ürkütücü bir yüze sahip olduğu da bir gerçek.

carrie2

Carrie, Kimberly Peirce’nin daha modern ve popüler bir film modeli ekseninde, kimi yönleriyle orijinal filmin eksiklerini kapatıp inandırıcı bir boyut getirmesine karşı, kimi yönleriyle de fazlasıyla teenage kitleye oynayıp “klasik eser” yapısından uzaklaşması tatmin edici bir uyarlama olmasını engelliyor. Yine de, niteliksiz bir çöp yapım olduğunu söylemek çok ağır ve hakkaniyetsiz bir değerlendirme olur.

2.5 / 5

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 9, 2013 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: