The Counselor (2013)

Ridley Scott’un son filmi The Counselor, hem Michael Fassbender, Brad Pitt, Penelope Cruz, Cameron Diaz, Javier Bardem gibi yıldız oyuncuları bir araya getirmesi, hem de “No Country for Old Men” kitabının yazarı Cormac McCarthy’nin ilk film senaryosu olması sebebiyle uzun zamandır merak ediliyordu. 2003’de Matchstick Men’den bu yana hayranlarını tam anlamıyla tatmin edecek bir filme imza atmakta zorluk çeken Scott’un, The Counselor ile bu soruna bir son verip veremeyeceği ayrı bir merak konusuydu fakat görünen o ki Scott, çok da fena bulmadığım Robin Hood (2010) ve Prometheus (2012)’tan sonra orijinal bir film ortaya koymakla yola çıkmasına rağmen birçok film anlayışının karması olan vasat bir işe imza atarak Blade Runner (1982) günlerini daha çok özletir olmuş.

the counselor

Cormac McCarthy’nin çok sevilen romanı “No Country for Old Men”den Coen kardeşler güçlü bir sinema duygusu çıkarabilmiş ve o yıl neredeyse hiçbir komitenin karşı koyamadığı ödül canavarı bir filme dönüşmüştü. The Counselor ise roman olmamasına rağmen McCarthy’nin kaleminden dolayı fena halde edebiyat kokuyor. Ridley Scott gibi aksiyona hakim bir yönetmen bile, bu edebi metni sinemasal bir yapıya büründürmekte özellikle ilk 45 dakika boyunca zorluk çekiyor. Guy Ritchie filmlerindeki gibi çok karakterli yapı dönüyor, dolaşıyor, Tarantinovari uzun diyaloglar cirit atıyor fakat ne Ritchie’nin heyecanı, ne de Tarantino’nun zekası ve dinamizmi ortalıkta gözükmüyor. Herhangi bir dramatik çatı kurulamadığı için açıkçası hiçbir karakteri umursamıyoruz, sadece olayların gelişmesini ve akmayan, tekdüze diyaloglar silsilesinin anlamlı bir hale bürünmesini bekliyoruz.

Filmi canlandırması gerektiğini çok geç anlayan Scott, Tarantino fetişizmini devreye sokarak ileride muhtemelen kült bir sahne olarak ele alınacak Cameron Diaz ve sarı Ferrari sahnesi ortaya koyup izleyicinin “seks” algısına oynuyor. İzledikten sonra “vay be, ne sahneydi!” denilecek olan bu sahne, Killer Joe (2011)’daki “tavuk buduyla oral seks sahnesi” gibi filmin amacına hizmet eden gerekli bir sahne olarak değil, “absürt bir sahne yapalım, kült olsun” mantığıyla oluşturulmuş gibi duruyor. O ana kadar önemsemediğimiz filme eklenti duran bu Tarantinovari sahneden sonra merak olgusu aşıladığına emin olan Scott, Guy Ritchie’nin Revolver (2005)’da kapıldığı ego duygusuna da yanına alarak Tony Gilroy filmlerinin ciddiyetine bürünüp sanki Michael Clayton (2007) çekiyormuş gibi davranmaya başlıyor.

the-counselor-brad-pitt-michael-fassbender-1

Filmin ciddiyetten uzak “lay lay lom” tavrı birden insanoğlunun karanlık yönlerine ve suç dünyasına dair felsefik analizler üreten çok katmanlı bir başyapıt tavrını takınmaya başlıyor. Edebiyata iyice teslim olup, kurgusal ritmini iyice kaybetmişken bu sefer de Tarantinovari ilginç ölüm sahneleriyle dikkat çekmeye çalışıyor fakat bu sahneler ilginç olmaktan öteye gitmemekle birlikte filmin hikayesine de hizmet etmiyor. Kısacası Scott, birçok filmin karması olmasına rağmen “ben her şeyi bilirim” tavrında kendini beğenmiş bir filme imza atarak üzüyor.

2 / 5

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s