RSS

Borsa Gangsterleri: The Wolf of Wall Street

15 Şub

Amerikan sinemasının usta yönetmeni Martin Scorsese’nin merakla beklenen son filmi The Wolf of Wall Street, Scorsese ile Leonardo Di Caprio’nun beşinci işbirliği. Scorsese’nin yirmi üçüncü filminde (belgeseller hariç) bugüne kadarki en uzun süreli filmine imza atması (180 dakika) aslında tesadüf değil. 72 yaşına gelen usta yönetmen en az 2,5 saat süren, sinema tarihine göndermelerle dolu bol diyalog içeren uzun sahneler barındıran, başrol oyuncularına ödül törenlerinde ön plana çıkmalarını sağlayan unutulmaz kompozisyonlar kazandıran filmler çekmeye 1977′de New York, New York ile başlamıştı. 155 dakikalık film, Scorsese’nin 2,5 saatin üzerine çıkan ilk filmiydi ve her haliyle anaakım sinemaya karşı duruyordu. The Wolf of Wall Street de tıpkı New York, New York gibi anaakım sinemaya kafa tutuyor.

twowss

1990’ların ünlü yatırım şirketi Stratton Oakmont’un kurucusu, zeki borsacı Jordan Belfort’un otobiyografisinden uyarlanan filmde Scorsese, Goodfellas (1990) ve Casino’da (1995) çok iyi başardığı biyografik suç filmi kalıbını burada biyografik suç komedisine çevirerek işe başlıyor. Goodfellas ve Casino ile beraber ele aldığımızda “üçleme” olarak nitelendirebiliriz, zira yine Scorsese etkili dış ses anlatısıyla açılan, suç dünyasını gözler önüne seren, 150 dakika ve üzeri süreye sahip olan bir filmle karşılaşıyoruz. The Wolf of Wall Street’i diğer iki filmden ayıran en büyük özellik içerdiği komedi dozunun fazlalığıyla doğru orantılı olarak sert ve şiddet içeren sahnelerinin azlığı oluyor. Buna rağmen kimi anlarında aniden surata sıçrayan kan ve kadının karnına atılan yumruk gibi sahnelerle Goodfellas acımasızlığını da hissettirmeyi ihmal etmiyor.

Ana karakterin örnek aldığı kişi sayesinde suç dünyasına girmesi Scorsese’nin en sevdiği giriş bölümlerinden biridir, tıpkı Goodfellas’ta Ray Liotta – Robert De Niro ve Casino’da Robert De Niro – Joe Pesci arasında kurduğu formül gibi. The Wolf of Wall Street’te ise örnek alınan karakter Matthew McConaughey’nin canlandırdığı Mark Hanna oluyor fakat Scorsese burada bir değişikliğe giderek seyirciyi şaşırtıyor. Restoranda geçen on dakikalık bir diyalog sahnesinde Belfort’u etkisi altına alarak hayata bakış açısını değiştiren Hanna karakterini şirket battıktan sonra film boyunca bir daha hiç görmüyoruz. Radikal bir adım olarak değerlendirebileceğimiz bu hamle Belfort’u kısa sürede edilgenlikten etken olan sürece taşımaya başlıyor.

twows1

Scorsese, küçük işlerle başlayıp büyüyerek suç imparatorluğu haline gelen bir grup insanın hikayesini kalıp olarak yine bildiğimiz tarzda aktarıyor, zira filmi “suç dünyasına girme aşaması”, “suç imparatorluğu haline gelme”, “güç sarhoşluğu ve şaşaalı dönem”, “suçlu – ajan ilişkisi” ve “maddi ve manevi açıdan kaçınılmaz çöküş” şeklinde beş epizotta özetlemek mümkün. Biçim ve içerik ise hikaye örgüsünün gelenekselliğinin aksine görsel ve kurgusal açıdan çok fazla yenilikçi, dinamik hamleler barındırarak Scorsese’nin “destansı suç komedisi” oluşturma çabasına büyük katkı sağlıyor. Slow motion çekimlerle hareketli müziği harmanlama, dramatik bir sahneyi televizyondaki Temel Reis görüntüleriyle paralel olarak kurgulama gibi çılgın fikirler filmi her anında izlenilir kılmayı başarıyor.

Yüksek ikna kabiliyeti ve çok iyi bir motivasyon konuşmacısı olan Belfort’un çalışanlarını da kendisi gibi ahlaksız sistemin çarkı içerisinde açgözlü, güce ve paraya tapan insanlar haline getirmesi şirket ortamını paranın sürekli eğlenceye harcandığı bir karnaval ortamına dönüştürüyor. Kadın bir çalışanın saçlarının 10 bin dolar karşılığında sloganlar eşliğinde sıfıra vurdurulmasından, hedef tahtasına cücelerin fırlatılmasına kadar birçok uçuk fikrin cirit attığı bu şirket içi sahnelerde Scorsese’nin özellikle görüntü yönetmeni Rodrigo Prieto ile kurgucu Thelma Schoonmaker arasında güçlü bir bağ kurabildiği göze çarpıyor. Öyle ki, kameranın geniş açılı objektiflerle ve kaydırma hareketleriyle adeta tüm ofise hakim olduğu sahnelerin müzik seçimleri ve sıçramalı kurgu ile beraber güçlü bir dinamizm kazandığı aşikar.

twows3

Suç filmi kalıbının vazgeçilmez suçlu – polis arasındaki çatışma boyutu ise Scorsese’ye yakışır bir şekilde işliyor. Belfort ile ajan Denham’ın (Kyle Chandler) ilk buluşmalarında Michael Mann’in Heat (1995)’indeki gibi bir ciddiyetin ve tekinsizliğin aksine, oldukça eğlenceli ve sıradan gözüken fakat iç seslerinde av – avcı konumunda birbirlerine karşı tetikte olan bir portre çiziliyor. Misal, Leonardo Di Caprio’nun aşırılığı ile Kyle Chandler’ın sadeliği arasındaki uçurumun elbette başladığı gibi sahtelik kokan dostane diyaloglarla devam etmeyeceğini biliyoruz, zira sosyal statüsü ve ahlaki değerleri birbirine tamamen zıt iki insanın bir noktadan sonra gerçek yüzlerini göstermesi beklediğimiz gibi kaçınılmaz oluyor.

Belfort’un gerçek hayat hikayesini bilenler günümüzde hala etkili bir motivasyon konuşmacısı olup konuşma başına 30 bin dolar aldığını biliyorlar. Filmin esas sorusu, Belfort’u yakalayan FBI ajanı Denham’ın metroda bankaların sömürdüğü yorgun ve mutsuz görünümlü insanların arasında yolculuk ederken düşündüğü sahnede gizli. Son sahnede gerçek Jordan Belfort’un karakter olan Belfort’u takdim etmesi ve son plandaki genel görüntüde insanların Belfort’a olan bakışları ise aslında sorunun cevabını veriyor.

THE WOLF OF WALL STREET

Scorsese yaşlandıkça daha da bir gençleştiğini kanıtlarcasına seks – para – uyuşturucu denklemindeki tüm aşırılıkların sınırlarını zorlayan, eğlenceli, dinamik ve akıcı bir başyapıt ortaya koyarak şaşırtmaya devam ediyor. Trainspotting (1996) ve Requiem for a Dream (2000) ile rahatlıkla yarışabilecek, 10 dakika süren, karakterlerin uyuşturucu etkisinde olduğu sekans ise sinema tarihine geçecek kadar güçlü. Leonardo Di Caprio ve Jonah Hill’in Oscar’a aday olan güçlü karakter oyunculukları, Margot Robbie’nin büyüleyici güzelliği, Jean Dujardin’in mizahi yönü kuvvetli İsviçreli banker tiplemesi, Matthew McConaughey’nin 10 dakikada bile şaşırtmaya yeten performansı, Kyle Chandler’ın sade ama etkili ajan portresi ve Rob Reiner – Jon Favreau – Spike Jonze gibi yönetmenlerin kısa rollerde yer alması ise filmi oyunculuklar konusunda tadına doyum olmayan bir mertebeye ulaştırıyor.

5/5

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 15, 2014 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: