RSS

21. Altın Koza Ulusal Yarışma Filmleri Değerlendirmesi

22 Eyl

Bu yıl 15-21 Eylül tarihleri arasında 21.si düzenlenen Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali tartışmalı kararlarla dolu bir ödül töreninin ardından son buldu. Geçen yıl Yozgat Blues, Hayatboyu, Köksüz, Gözümün Nuru, Jin, Daire ve Eve Dönüş Sarıkamış 1915 gibi iyi yapımların çokluğuyla sevindiren festivaldeki bu yıl yarışma filmlerinin kalitesinde ciddi bir düşüş yaşandığını söyleyebiliriz. Birkaç istisna haricinde izleyiciyi ve eleştirmenleri tatmin edemeyen yapımlar özellikle son yıllarda üzerine çok konuştuğumuz “ilk film” sorunsalını da tekrar gündeme getirmiş oldu. Bir başka önemli sorun ise bariz şekilde çok kötü olan bazı filmlerin nasıl Kültür Bakanlığı desteği aldığını ve festivallerde ön jüriden nasıl geçip yarışmaya seçilmeye hak kazandığı konusu. Bu yüzden artık festivallerin ön jüride kimler olduğuna dair bir açıklama getirmesi gerekiyor. Genelde “başvuruda bulunan filmler o kadar kötüydü ki içlerinde yarışmaya alınacak en iyileri bunlardı” gibi açıklamalar yapılıyor bu konuyla ilgili. Benim naçizane önerim ise şu olacak, yarışma filmlerine “kötünün iyisi” seçilmesin, ön jüri gerçekten iyi film olduğunu düşünmüyorsa gerekirse yarışan film sayısını azaltsın. 10 olmasın, 12 olmasın da 6 olsun mesela ama izlediğimiz filmler gerçekten sinema duygusuyla donatılmış olsun, sinema gramerini bilen yönetmenler tarafından çekilmiş olsun, elime kamerayı alırım ne bulduysam çekerim tarzında filmler lütfen artık yarışmada olmasın.

altın koza en iyi film

67. Cannes Film Festivali’nde yarışan filmlerin ülkemizde Filmekimi’nde gösterilmeden önce Türkiye prömiyerini yapması ise Altın Koza Film Festivali açısından büyük bir kazanç. Leviathan, Mr. Turner, Jimmy’s Hall, Maps to the Stars, Adieu Au Langage, Incompresa, Deux Jours Une Nuit ve Timbuktu gibi merakla beklenen filmlere ilginin çok yoğun olduğunu ve izleyicinin hayal kırıklığı yaratan bazı ulusal yarışma filmleri yerine bu filmleri izlemeyi tercih ettiği göze çarptı. Gösterilen tüm filmlerin ücretsiz olması da bu yoğun ilgiyi artıran önemli etkenler ve Adana halkını sinemada film izlemeye teşvik ettirmek, festival bilinci aşılamak konusunda güzel bir yaklaşım.

12 ulusal filmin yarıştığı festivalde bu yıl “En İyi Film” ödülü,  Nesimi Yetik’in ilk filmi “Toz Ruhu”nun oldu. SİYAD Jürisi “En İyi Film” ödülü ise Onur Aydın’ın “Yağmur – Kıyamet Çiçeği” filmine verildi. Esra Saydam ve Nisan Dağ’ın yönettiği “Deniz Seviyesi” yönetmen, kurgu, sinematografi, müzik, erkek oyuncu ve kadın oyuncu dallarında olmak üzere toplam 6 ödülle gecenin esas kazananı oldu. Derviş Zaim’in yarışmanın favorisi gözüken “Balık” filminin ise sadece senaryo ödülüyle dönmesi beklenmedik bir sonuçtu. En nihayetinden bu yıl 21.’si düzenlenen Adana Altın Koza Film Festivali, Çukurova Üniversitesi Kongre Merkezi’nde düzenlenen ödül töreniyle son buldu.

altın koza deniz seviyesi

Festivalde Ulusal Yarışma kapsamında izlediğim 10 filmin kısa analizleri ve puanları şöyle. (Değerlendirmeye izleyemediğim Nergis Hanım ve İçimdeki Balık filmleri dahil edilmedi)

Yağmur – Kıyamet Çiçeği (Onur Aydın)

Onur Aydın’ın yönettiği ilk uzun metrajlı film olan “Yağmur – Kıyamet Çiçeği” festivalin en çok tartışılan filmi oldu. Filmin tartışılmasının sebebi Kazım Koyuncu’nun hayatını bir fon olarak kullanıp isminden faydalanmaya çalışması üzerineydi, zira film beklenildiği gibi bir Kazım Koyuncu biyografisi değil. Kazım Koyuncu’yu da içinde bulunduran üç karakterin Trabzon’da geçen “kesişen hayatlar” öyküsü.

Her biri ünlü oyuncularla dolu zengin kadrosuyla öne çıkan film, Türkiye’de gişe sinemasında, üstelik bir ilk filmde görülmemiş bir prodüksiyon kalitesine sahip. Kazım Koyuncu’nun hayatı, Çernobil faciası ve Trabzonspor üçgeninde geçen film, Türk sinemasında genelde sınıfta kalınan “kesişen hayatlar” filmlerinin en güzel örneklerinden birini sergileyerek bol karakterler ve bol planlarla dolu dinamik bir kurgu yaratıyor.  Filmdeki üç hikaye içerisinde en az dikkat çekeninin Kazım Koyuncu’nun hikayesi olması çoğu kişide hayal kırıklığı yaratabilir fakat “Kazım Koyuncu biyografisi izleyeceğim” diye şartlanmadan gidildiğinde birbirini tamamlayan hikayelerden keyif almak daha kolay olacaktır. Özellikle futbol sevmeyenleri bile heyecanlandıracak taraftar sahneleri mevcut. Erkan Kolçak Köstendil’in adeta parladığı filmde, Settar Tanrıöğen ve Devrim Saltoğlu’nun gayet iyi olduğunu, Engin Hepileri’nin ise yeterli bir performans sergilediğini söyleyebiliriz.

yağmur kıyamet çiçeği1

Festivalde Elde Ettiği Ödül: SİYAD En İyi Film, Adana İzleyici Ödülü

Yazarın Puanı: 7.4 / 10

Balık (Derviş Zaim)

Usta yönetmen Derviş Zaim’in merakla beklenen filmi Balık, beklenildiği gibi festivalin en ne yaptığını bilen ve derdi olan filmlerinden biri. 84 dakikalık süresiyle yarışmanın en kısa süreli filmi olmasına rağmen hikayesini uzatmadan net şekilde anlatan Zaim, insan – doğa ilişkisi üzerine kurulu senaryosunu duyarlı bir şekilde işleyerek sinematografik olarak cezbedici, kurgusal açıdan algıyı diri tutan bir yapıma imza atıyor. İnsanın doğayı günden güne mahvetmesi yönetmenin çok sevdiği kurgusal karşıtlıklar eşliğinde vicdani bir dramatik yapıyı beraberinde getirirken Bülent İnal ve Sanem Çelik de iyi yazılan karakterlerini sade ama tutarlı bir şekilde canlandırıyorlar.

balık2

Festivalde Elde Ettiği Ödül: En İyi Senaryo

Yazarın Puanı: 7.2 /10

Silsile (Ozan Açıktan)

Silsile, daha açılış sahnesiyle Avrupai bir sinemasal doku yakalayarak işe başlıyor. Fonda Dead Man Bones’un “Lose Your Soul” şarkısıyla açılan dört dakikalık sahnede Ozan Açıktan, reklam-klip estetiğini başarıyla yansıtarak mizansenler içerisinde verdiği ayrıntılı nüanslarla karakterlerin ruh hâlini ve aralarındaki ilişkiyi görsel-işitsel açıdan güçlü bir şekilde sinemasallaştırıyor. Bol karakterler geçidi eksenindeki çıkmaz odaklı hikâyesiyle ve kara komediyi temel alan yapısıyla Silsile’nin zaman zaman bir Coen Kardeşler ya da Guy Ritchie filmini andırdığını söylemek mümkün. Fakat filmin içerisindeki romans duygusuyla özündeki kara komedi etiketinin pek uyumlu olmadığını söylemek gerekiyor. Buna rağmen artıları eksilerine göre daha ağır basan yenilikçi bir film olarak Türk Sineması’nda eli yüzü düzgün gişe filmleri arasında örnek verebileceğimiz bir film Silsile.

silsile

Festivalde Elde Ettiği Ödül: En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, Umut Veren Erkek Oyuncu

Yazarın Puanı: 6.8 / 10

Deniz Seviyesi (Nisan Dağ – Esra Saydam)

Esra Saydam ve Nisan Dağ’ın yönettiği Deniz Seviyesi, festival filmleri arasında popüler sinemaya yakın olan ama iyi çekilmiş bir aşk filminin yer almasıyla övgüyü hak ediyor. Türk sinemasının yakın tarihinde birbirine tamamen benzeyen aşk filmlerinin yanında doğal ve iddiasız bir geçmişle hesaplaşma filmi aynı zamanda. Damla Sönmez’in oyunculuğuyla ön plana çıkan film, kadın yönetmenlerinin dokunuşunu özellikle futbol maçı sahnesinde farklı bir şekilde hissettiriyor. Müzik kullanımı, ahtapot sahnesi ve hikayesini ele alış tarzı ise Uzakdoğu aşk filmlerinin naif yapısını hatırlatıyor.

deniz seviyesi

Festivalde Elde Ettiği Ödül: En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu , En İyi Sinematografi,  En İyi Kurgu, En İyi Müzik

Yazarın Puanı: 6.7 / 10

Neden Tarkovski Olamıyorum? (Murat Düzgünoğlu)

Festivalin en merakla beklenen yapımlarından olan Murat Düzgünoğlu imzalı film, özellikle sinema yazarlarının ve sinema okuyan üniversite öğrencilerinin ilgisini çekecek bir yapım. Türkiye’de istediğimiz filmi yapmanın zorluğunu, bulunamayan fonları, reddedilen senaryoları, para kazanmak için “önce ticaret, sonra sanat” anlayışını eleştiriyor. Ana karakterinin içsel yolculuğunu mizahi dokunuşlarla ve sinematografik kalitesi yüksek rüya sekanslarında başarıyla gerçekleştirse de filmin drama boyutunda aynı devamlılığı tutturamıyor ve yer yer sarkma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Sinema okuyan her üniversite öğrencisinin aklına gelecek fikirlere sahip olan filmin, hikayesini daha da derinleştirmek yerine döngüsel bir kavrama hapsetmesi  ve yer yer öğrenci diyalogları klişesine kaçması eksik kalan yanı oluyor. Derdini başarıyla anlatıyor fakat çok daha iyi bir film olabilme fırsatını kaçırıyor.

tarkovski2

Festivalde Elde Ettiği Ödül: Film-Yön En İyi Yönetmen, Yılmaz Güney Ödülü

Yazarın Puanı: 6.7 / 10

Toz Ruhu (Nesimi Yetik)

“Annem Sinema Öğreniyor” adlı kısa filmiyle bilinen yönetmen Nesimi Yetik’in ilk uzun metrajlı filmi olan Toz Ruhu, Onur Ünlü filmlerinin yapısını temel alan absürtlükte bir film. Açılış jeneriğinde Onur Ünlü’nün de filme destek veren olarak adını görmemiz bu yüzden şaşırtıcı değil. Güçlü oyunculuğuyla oynadığı her filme ayrı bir renk katan Tansu Biçer, akıllarda yer edecek bir karakteri yine başarıyla canlandırıyor. Fakat karakter her ne kadar iyi yazılmış olsa da filmin bir hikaye yaratma konusunda ciddi sıkıntıları olduğu ortada. Dikkat çekici bir açılış yapmasına rağmen ilerlediği her dakikada ivme kaybediyor, mizahi yönü güldürmüyor, çoğu yan karakteri işlevsiz kalıyor, renkli kostümler ve sanat yönetimi karikatürize ve özenti kalıyor. Nesimi Yetik’in yeni bir Onur Ünlü olup olamayacağını elbette ki sonraki filmleri ve zaman gösterecek fakat ilk filmiyle yetersiz bir işe imza attığını söylemek gerekiyor.

toz ruhu

Festivalde Elde Ettiği Ödül: En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Sanat Yönetimi

Yazarın Puanı: 4 / 10

Gittiler: Sair ve Meçhul (Kenan Korkmaz)

Kenan Korkmaz’ın “Lüks Otel”den sonra çektiği ikinci film olan “Gittiler: Sair ve Mechul”, İstanbul Film Festivali’nde 122 dakika olarak gösterilmiş ve seyri hayli zor bulunmuştu. Filmin süresi Altın Koza festivalinde ise 96 dakikaya indirilmiş yeni kurgusuyla gösterildi. Buna rağmen filmin senaryosunun ve kurgusunun hala işlemediğini söylemek gerekiyor. Film içerisinde tam olarak iki ayrı bir film var. Bu iki hikaye iç içe geçmiş şekilde değil, iki ayrı bölüm halinde anlatılınca akla Yazı Tura (2005)’yi getiriyor ama onun senaryosunun ve kurgusunun onda birini bile başaramıyor. Mardin’de yaşayıp Stockholm’e gitme hayalleri kuran ve Stockholm’de mutlu olamayıp Mardin hasreti çeken iki Süryani kardeşin hikayesini gitmek, kalmak ve dönememek çerçevesinde işleyen film aslında iyi bir çıkış noktası yakalamasına rağmen bunu sinemasal anlamda bir başarıya dönüştürmekte oldukça zorlanıyor.

gittiler sair ve meçhul

Festivalde Elde Ettiği Ödül:

Yazarın Puanı: 3.2 / 10

Beni Sen Anlat (Mahur Özmen)

Mahur Özmen’in ikinci filmi olan Beni Sen Anlat, festivaldeki yarışma filmleri içerisinde en zayıf halka. Kısıtlı bir bütçesi olduğu her halinden belli olan yapım buna rağmen 1980 darbesini ele alan bir dönem filmi olmaya çalışıyor. Sıradan bir televizyon filminden farklı olmayan sinematografisini pastel tonlardaki color-correction düzenlemesiyle kapatmaya çalıştığı gibi sanat yönetimini de kısıtlı mekanlara hapsederek öğrenci filmi düzeyinde kalıyor. Son derece klişe ve yapay diyalog yazımları filmin ciddiye alınmamasındaki en büyük etkenlerden biri, zira Aytaç Arman “Ne olacak bu ülkenin hali?” dediğinde salondaki çoğu kişinin kahkaha atması durumu gözler önüne seriyor. Zaten kötü yazılmış karton karakterlere inandırıcılıktan uzak oyunculuklar da eklenince 120 dakikalık süre handikabı iyice gözümüzde büyümeye başlıyor. Niteliksizliği ve uzunluğu bakımından akıllara Nihat Seven’in Uzun Yol’unu getiriyor. İki film de 120 dakikanın üzerinde ve bunca acemiliğe rağmen yönetmenlerin ilk filmi değil!

beni sen anlat 1

Festivalde Elde Ettiği Ödül:

Yazarın Puanı: 2 / 10

Firak (Halil Özer)

Halil Özer’in ilk filmi olan Firak, festivalin en çok eleştirilen filmi oldu. Öyle ki, filmin ön jüriyi nasıl geçip yarışmaya kalabildiğini sorgulayanların sayısı oldukça fazla. Başlangıcında yönetmenin yenilikçi bir şey yapıp ağabey ile kardeşin aynı kadına aşık olması klişesiyle ve gelenek göreneklerle apaçık dalga geçtiği düşünülebilir. Çünkü filmin bazı replikleri ve tercihleri kahkaha attıracak derecede komik. Fakat film ilerledikçe bitmek bilmeyen yemek yeme, ayran içme, ağaç kesme ve yatak sahnelerinin defalarca tekrar edilmesi artık güldürmemeye ve izleyiciyi çileden çıkarmaya başlıyor. Film sonrası söyleşide ise yönetmenin aslında hiç de dalga geçmediğini, son derece ciddi bir üslupla filmini semboller üzerinden yürüttüğünü ve senaryoyu 3 yılda yazdığını söylemesi şok etkisi yarattı. Ayrıca ne olduğunu neredeyse salondaki kimsenin anlamadığı bir “bıyık” mevzusu var ki dillere destan! Yönetmenin bunu söyleşide “Hikayeyi flashback ve flashforwardlar üzerine kurdum” diye açıklaması ise ayrı bir vahimliği ortaya çıkardı, zira birçok kişi bunca şeyden sonra o sahnenin bir “kurgu hatası” olduğunu düşünmeye başlamıştı!

firak

Festivalde Elde Ettiği Ödül:

Yazarın Puanı: 1.6 / 10

Yola Çıkmak (Evren Erdem)

Evren Erdem’in ilk filmi olan “Yola Çıkmak” tabir-i caizse “saç baş yolduran” filmler arasına adını yazdırarak Halil Özer’in Firak’ından sonra izleyicinin yine bol bol salon boşalttığı bir film oldu. Türk sinemasında başarılı örnekleri iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olan bir kesişen hayatlar temasını anlatmaya çalışan film, oldukça sorunlu görüntü yönetimiyle, renk düzenlemesinin yapılmamasıyla, hikaye anlatabilme konusundaki beceriksizliğiyle, manasız diyaloglarıyla, inandırıcılıktan uzak karakterleriyle ve uzadıkça uzayan gereksiz sahneleriyle hatırlanacak.

yola çıkmak

Festivalde Elde Ettiği Ödül:

Yazarın Puanı: 0.7 / 10

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Eylül 22, 2014 in Festivaller

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: