RSS

Aylık arşivler: Şubat 2015

14. !f İstanbul Film Festivali Değerlendirmesi

Bu sene 12 Şubat – 22 Şubat tarihleri arasında 14.sü düzenlenen !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali yine sinefilleri mutlu edecek bir seçkiyle karşımızdaydı ve salonları doldurduk. Bu seçki içerisinde bulunan Birdman ve Risttuules gibi başyapıtlar, Tokyo Tribe, The Forbidden Room ve Plemya gibi sinema harikaları festivalin film kalitesini oldukça yükselten tercihler oldu. Bu 5 film içinden The Forbidden Room’un yönetmeni, çok sevdiğimiz Guy Maddin ve henüz ilk filmiyle Risttuules gibi bir başyapıta imza atan Martti Helde’yi festivalde görmek güzeldi. Yine harıl harıl filmden filme koştuğumuz, aralarda sinefil arkadaşlarımızla keyifli sinema muhabbetleri döndürdüğümüz bir atmosfer içerisinde !f İstanbul’da izlediğim 21 filmi kısa kısa değerlendirdim. Keyifli okumalar.

ifistanbul5

1) Birdman: Alejandro Gonzalez Inarritu’nun son harikası olan Birdman, Emmanuel Lubezki’nin akıl almaz başarıdaki görüntü yönetimi, enfes tek plan sekansları, bu tek planların harika bir kurgu eşliğinde sanki 120 dakika boyunca tek bir plandan oluşuyormuş gibi bağlanışı, Antonio Sanchez’in adeta trans etkisi yaratıp filme güç katan müzikleri, Inarritu’nun her bir kareye aşırı hakim yönetmenliği, Michael Keaton, Edward Norton ve Emma Stone’un güçlü oyunculukları ve çeşitli filmlere ya da karakterlere sürekli göndermeler yapan yapısıyla hem festivalin hem de 2014’ün en iyi filmi. (5 / 5)

birdman-banner

2) Risttuules: Martti Helde’nin dört yılda çektiği ilk filmi Risttuules, 2. Dünya Savaşını merkezine alarak bir kadının mektupları üzerinden dış ses anlatımıyla ilerliyor, bunu oyuncuların sanki bir müzedeymiş gibi dondurulduğu, uzun tek plan sekanslarla birleştiriyordu. Zaman kavramını dondurarak, yaşanılan tüm acıların her bir anına dahil olmamızı sağlıyor, 2. Dünya savaşını daha önce görmediğimiz bir anlatım diliyle son derece sinemasal ve hafızalardan çıkmayacak biçimde anlatmayı başarıyordu. (5 / 5)

risttuules_banner_693x244

3) Tokyo Tribe: Aykırı yönetmen Sion Sono’nun Tokyo Tribe’i son yılların, belki de sinema tarihinin en aykırı müzikallerinden birine imza atıyor, görsel ve işitsel her türlü aşırılıkları, manga kültürünü, yakuza filmi yapısını, koreografik dövüş sahnelerini ve hip-hop müziğini birleştirerek eşsiz bir deneyime imza atıyordu. Moulin Rouge’dan bu yana çekilmiş en etkili müzikal olabilir. (4.5 / 5)

this-tokyo-tribe-2014_51221423555498

4) The Forbidden Room: Kanada sinemasının en aykırı ve auteur yönetmenlerinden Guy Maddin, yine kendine has büyüleyici, eşsiz, gerçeküstücü sinema dünyasında seyirciyi halüsinatif bir yolculuğa çıkarırken, finale doğru katmanlı kurgusuyla derinleşen tarifsiz bir dışavurumcu sinema örneğine imza atıyor. Mathieu Amalric, Charlotte Rampling, Udo Kier gibi oyuncuları görmek de cabası. (4.5 / 5)

forbidden room

5) Plemya: Myroslav Slaboshpytskiy’in ilk filmi olan Plemya, 130 dakika boyunca tamamen hiçbir diyalogun olmadığı, işitme engelli dilinde olup altyazının olmadığı ve müziğin kullanılmadığı bir anlatım diliyle sinema olarak çok farklı bir etki yaratıyor, bu etkiyi oldukça soğuk, şok edici ve sert yapısıyla birleştirerek unutulmaz bir deneye dönüşüyordu. (4.5 / 5)

plemya1

6) What We Do in the Shadows: Vampir komedisi şablonunu mockumentary tarzıyla birleştiren bu Yeni Zelanda yapımı film tam bir kahkaha tufanı, garip bir şekilde de hüzünlü. Son derece zekice, eğlenceli ve filmlere bol referans içeren bir yapısı var. Üstelik bir noktadan sonra işin içine kurtadamlar ve zombiler de dahil oluyor. Daha ne olsun? Son yılların belki de en iyi komedisi. (4.5 / 5)

what-we-do-in-the-shadowsPZszIDqOvjL0X6Gy1QK8

7) The Tale of the Princess Kaguya: Animasyon türünün usta yönetmenlerinden Isao Takahata’nın yönettiği Prenses Kaguya Masalı, karakterin ruh haline göre değişen muazzam çizimleri, masal tadındaki büyüme hikayesi, kulağımıza kazınan harika müzikleriyle yılın en iyi animasyonu. Final sekansı adeta sinemasal bir şok, şiirsel ve büyüleyici bir yorum. (4 / 5)

kaguya-620x350

8) Starry Eyes: Kevin Kolsch ve Dennis Widmer ikilisinin yönettiği Starry Eyes, David Cronenberg’in eski dönemindeki body-horror filmlerinin yapısıyla, Maps to the Stars’taki Hollywood eleştirisini birleştiriyor ve üzerine biraz da David Lynch filmlerinin tuhaf sosunu serpiyor. Kesinlikle deneyimlenmesi gereken bir bileşim olarak hafızalara kazınıyor. (3.5 / 5)

starry-eyes-twitter-banner-2014

9) Rosewater: Jon Stewart’ın ilk filmi olan Rosewater, 2009’da Ahmedinejad – Musavi arasında geçen hileli ve tartışmalı seçimi odak noktasına alarak İran asıllı BBC muhabiri Maziar Bahari’nin 188 günlük hapis ve işkence dönemini etkileyici bir biyografik hikaye formatında anlatıyordu. Dikta rejiminin aslında ne kadar korkak olduğunu gözler önüne seren film, hafızalara kazınan diyaloglarıyla, Leonard Cohen parçasının çaldığı hücredeki dans sahnesiyle ve Haluk Bilginer’in başarılı performansıyla hafızalara kazındı. (3.5 / 5)

hero_Rosewater-2014-1

10) The One I Love: Charlie McDowell’ın ilk filmi olan The One I Love, bilimkurgu soslu romantik komedi yapısını bir nevi evlilik terapisi üzerine inşa ederken hızını alamayıp bir de “doppelganger” teması ekliyor. Belirli süprizler üzerine giderken bir noktadan sonra hamleleri belirgenleşen film, tahmin edilebilir bir finalle sonlansa da ilgiye değer bir iş. (3.5 / 5)

The-One-I-love-3

11) Goodnight Mommy: Festivalin sürpriz filmi olan Goodnight Mommy, harika bir gerilim atmosferi tasarlayıp akılda kalıcı sahneler barındırmasına rağmen sanatsal bir korku filmi tavrını Christopher Nolanvari bir finalle sona erdiriyordu. Finaldeki sürprizini filmin başlarında ve ortalarında açıkça belli etmesi ise etkisini biraz yitirmesine sebep oldu. (3 / 5)

goodnight-mommy

12) A Girl Walks Home Alone at Night: Ana Lily Amirpour imzalı, İran’ın ilk vampir filmi olarak lanse edilen Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, siyah-beyaz sinematografisi, karakterin tipolojisine dayalı James Dean göndermesi, kedi metaforu gibi özellikleriyle öne çıksa da soundtrack parçalarına çok fazla güvenip bel bağlıyor ve buna bağlı olarak akılda kalıcı bir hikaye örgüsü oluşturmakta sıkıntılar yaşıyordu. (3 / 5)

Girl-Walks-Home-At-Night-Banner-940x427

13) Norviyia: Yiannis Veslemes’in ilk filmi olan Norviyia, vampir filmi konseptini aykırı Yunan filmleri ekolüne transfer ediyor ama Yunan sinemasının son örnekleri gibi etkileyici ve akılda kalıcı olmaktan uzak bir anlatı tercih ediyor. 70 dakikalık film ilk 50 dakikasında o kadar kendini bilmez, dağınık davranıyor ki son 20 dakikadaki muhteşem Bram Stoker – Adolf Hitler göndermeleri anca birazcık gönül alabiliyor. (2.5 / 5)

norviyia-1354-2

14) Big Eyes: Bir hayal kırıklığı filmden diğerine koşan yönetmen Tim Burton’un son filmi Big Eyes,  aslında oldukça vahşi, utanç verici, acımasız bir hırsızlık hikayesini kendi rengarenk atmosferinde eğlenceli ve fazla soft anlatıyordu. Son zamanların en kötü mahkeme sahnesine sahip oluşu ve Christoph Waltz’ın yeni bir Johnny Depp yaratma çabası güden  aşırı abartı ve itici performansı da cabası. (2.5 / 5)

Big-Eyes-2014-Movie-Poster-HD-Wallpaper

15) God Help the Girl: Müzisyen Stuart Murdoch’un ilk yönetmenliği olan God Help the Girl, tatlı, keyifli dediğimiz müzikallerden fakat işin keyifli kısmı, filmin hafif yapısına fazla gelen 112 dakikalık süresiyle yer yer aksıyor. Birkaç keyifli parça, marjinal tipler, en çok da Emily Browning kalıyor akılda (2.5 / 5)

godhelp

16) Nar Dyrenne Drommer: Jonas Alexander Anrby’nin ilk filmi olan Hayvan Düşü, meselesini tıpkı Cannes’ın “Belirli Bir Bakış” bölümünün adı gibi kurt adam / kadın olmaya dair farklı bir bakış atıp çekilerek sunuyor. Sinematografik olarak yeterli, kurt kadın yorumu bir nebze ilgi çekici fakat derinlikten uzak. (2.5 / 5)

nardyrenne

17) Toz Ruhu: Nesimi Yetik’in ilk filmi olan Toz Ruhu, Tansu Biçer üzerinden güçlü bir karakter yaratabilme başarısını gösterse de bir hikaye yaratabilme konusunda ciddi sıkıntıları olan bir film. Dikkat çekici bir açılış yapmasına rağmen ilerlediği her dakikada ivme kaybediyor, mizahi yönü güldürmüyor, Aytaç Uşun haricinde çoğu yan karakteri işlevsiz kalıyor, rengarenk kostüm – sanat yönetimi çalışması ve arabeskliği fazla “Onur Ünlü” kokuyor. (2 / 5)

toz ruhu

18) Love is Strange: Ira Sachs’ın yönettiği Love is Strange, 70’li yaşlardaki 2 eşcinsel karakteriyle ilgi çekici olmayı başarıyor ama “queer sinema” türdeşlerine göre akılda kalıcı hiçbir done yaratamayacak kadar sönük bir şekilde devam ediyor. Film tam biterken aslında başlamış oluyor, ki çok geç bir hamle. John Litgow ve Alfred Molina’nın performansları da söylenildiği gibi muhteşem değil, en fazla iyi. (2 / 5)

loveisstrange

19) Kumiko, The Treasure Hunter: David Zellner’ın yönettiği Kumiko: Hazine Avcısı için azim, masumiyet, yabancılaşma, hayatı keşfetme bla bla. diyeceklerdir ama inanmayın! Anca ana karakteri 4-5 yaşlarında olsa ciddiye alabileceğimiz bir mantığı (mantıksızlık mı demeliyim?) dramatik yapısı haline getiren film, 29 yaşında ve aklı başında olan “Kumiko” ile belki de sinema tarihinin en aptal karakterini yaratıyor. Coenvari mizahının hiç de komik olmadığını ayrıca dile getirelim (1.5 / 5)

Kumiko-The-Treasure-Hunter-1

20) The Man in the Orange Jacket: Aik Karapetian’ın ilk filmi olan Letonya yapımı korku filmi Turuncu Ceketli Adam, çok iyi olabilecek bir çıkış noktası barındırmasına rağmen henüz daha başlarda sırtını sadece sinematografiye yaslayarak iyi bir hikaye kurmayı reddediyor. 70 dakikalık kısa süresine rağmen ilerdikçe daha da anlamsız hale gelen filme başrol oyuncu seçiminin yanlışlığı da eklenince bittiği gibi unutulması kaçınılmaz oluyor. (1.5 / 5)

man-in-the-orange-jacket-the-001

21) Tusk: Kevin Smith’in yeni filmi Tusk, “keşke hiç görmeseydim” dedirtecek, bir nevi istismar filmi Human Centipede’nin korku/komedi ayağı olmaya çalışan bir deneme. Anlamsız ve saçma mizahının mide bulandırıcı olması bir yana, filmin sonunda jenerik akarken Kevin Smith’in fonda ergence konuşup, saçma sapan bir mizah anlayışıyla kahkahalar atması sinirleri iyice bozuyor. Buna Justin Long ve Haley Joel Osment ikilisinin iticiliği ve Johhny Depp’in güldürmeyen karakteri de eklenince son yılların en hafızalardan silinmesi gereken filmine dönüşüyor. (1 / 5)

tusk-banner

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

87. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu

87. Oscar Ödülleri Dolby Theatre’da düzenlenen gecede sahiplerini buldu. Boyhood ve Birdman filmlerinin kıyasıya rekabet içerisinde olduğu ve bugüne kadar %90’ından Boyhood’un zaferle ayrıldığı karşılaşmalarının sonuncusundan “Birdman” film, yönetmen, senaryo ve sinematografi ödüllerini alarak 4 Oscar’la gecenin kazananı oldu. Favori Boyhood’un sadece yardımcı kadın oyuncu ödülü kazanıp tek Oscar’la hüsrana uğradığı gecede The Grand Budapest Hotel 4, Whiplash ise 3 Oscar kazandı.

birdman-1024

EN İYİ FİLM
Birdman

EN İYİ YÖNETMEN
Alejandro Gonzalez Inarritu (Birdman)

alejandro-gonzalez-inarritu-best-director-oscar

EN İYİ KADIN OYUNCU
Julianne Moore (Still Alice)

julianne_moore_oscars

EN İYİ ERKEK OYUNCU
Eddie Redmayne (The Theory of Everything)

Eddie-Redmayne-l-reuters

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
J.K. Simmons (Whiplash)

simmons

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
Patricia Arquette (Boyhood)

Patricia Arquette

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO
Birdman (Alejandro G. Iñárritu, Nicolás Giacobone, Alexander Dinelaris, Jr. & Armando Bo)

birdman (1)

EN İYİ UYARLAMA SENARYO
The Imitation Game (Graham Moore)

moore1

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ
Birdman (Emmanuel Lubezki)

lubezki

EN İYİ KURGU
Wiplash (Tom Cross)

tom cross

EN İYİ ORİJİNAL ŞARKI
Glory, “Selma” (John Stephens and Lonnie Lynn)

selma

EN İYİ MÜZİK
The Grand Budapest Hotel (Alexandre Desplat)

desplat

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI
The Grand Budapest Hotel (Milena Canonero)

milena

EN İYİ MAKYAJ VE SAÇ
The Grand Budapest Hotel (Frances Hannon ve Mark Coulier)

hanon-and-coulier-makeup

EN İYİ GÖRSEL EFEKT
Interstellar

paul_franklin_andrew_lockley_ian_hunter_scott_fisher_oscars_h_2015

EN İYİ SES KURGUSU
American Sniper

alan_robert_murray_bub_asman

EN İYİ SES MİKSAJI
Whiplash

whiplash11

EN İYİ ANİMASYON
Big Hero 6

big-hero-6-oscar-win

YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM
Ida (POLONYA)

ida

EN İYİ BELGESEL
CitizenFour

citizenfour

EN İYİ KISA FİLM
The Phone Call (Mat Kirkby, James Lucas)

Mat Kirkby and James Lucas

EN İYİ KISA BELGESEL
Crisis Hotline: Veterans Press 1 (Ellen Goosenberg Kent ve Dana Perry)

87th-academy-awards-show

EN İYİ KISA ANİMASYON
Feast

feast

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 23, 2015 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

40. Cesar Ödülleri Sahiplerini Buldu

Fransa’nın Oscarları olarak bilinen ve bu yıl 40.sı düzenlenen Cesar Ödülleri sahiplerini buldu. Şaşırtıcı şekilde Abderrahmane Sissako imzalı Timbuktu film ve yönetmen ödülleri başta olmak üzere toplam 7 ödülle ayrılarak geceye damgasını vurdu. Bugüne kadar herhangi bir festivalde bu derece bir başarı yakalayamayan Timbuktu’nun dün gece Fransızlar tarafından ödül yağmuruna tutulması ise çoğu kişi tarafından yakın zamanda gerçekleşen Charlie Hebdo saldırısıyla ilişkilendirildi. Genç oyuncu Kristen Stewart ise “yardımcı kadın oyuncu” ödülünü alarak Cesar ödülü kazanan ilk Amerikalı oyuncu oldu.

timbuktu

En İyi Film: Timbuktu

En İyi Yönetmen: Abderrahmane Sissako (Timbuktu)

En İyi Erkek Oyuncu: Pierre Niney (Yves Saint Laurent)

En İyi Kadın Oyuncu: Adele Haenel (Les Combattants)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Reda Kateb (Hippocrate)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Kristen Stewart (Clouds of Sils Maria)

Yeni Erkek Oyuncu: Kevin Azais (Les Combattants)

Yeni Kadın Oyuncu: Louane Emera (La Famille Bélier)

En İyi Özgün Senaryo: Timbuktu

En İyi Uyarlama Senaryo: Diplomatie

En İyi Kurgu: Timbuktu

En İyi Sinematografi: Timbuktu

En İyi Sanat Yönetimi: La belle et la bête

En İyi Kostüm Tasarımı:  Saint Laurent

En İyi Müzik: Timbuktu

En İyi Ses: Timbuktu

En İyi İlk Film: Les Combattants

En İyi Yabancı Film: Mommy

En İyi Animasyon: Minuscule – La vallée des fourmis perdues

En İyi Belgesel: The Salt of The Earth

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 21, 2015 in Haberler

 

Etiketler: , , , ,

87. Oscar Ödülleri Tahminleri

87. Oscar Ödülleri yarın gece açıklanacak. Geleneksel ödül tahminlerimi önce kim alır şeklinde, yüzdeleriyle ve yorumlarıyla beraber sıraladım. Daha sonra ise kim almalı şeklinde kendi kişisel favorilerimi listeledim. Keyifli okumalar.

oscarkrer

En İyi Film:

Boyhood: 1 senedir her ay ayrı bir Boyhood zaferi görmekten çoğumuza gına geldiği doğrudur. Oscar’da da durumun değişeceğini zannetmiyorum. Birdman’a karşı hemen hemen her ödül töreninde üstünlük sağladı. Akademi’nin “12 yıl” damarı tutacak ve yüksek ihtimal Boyhood kazanacaktır. (Şansı %75)

Birdman: Son anda Yapımcılar ve Yönetmenler Birliği’nden gördüğü desteğe rağmen Amerika’da herhangi bir yerde doğru düzgün Boyhood’a karşı üstünlük sağlayabilmiş değil. Akademi için fazla yenilikçi bir tercih olur, zira Birdman aslında bir Oscar filmi değil. Fakat bir ters köşe yapma ihtimali de göz önünde bulundurulmalı. (Şansı %25)

The Grand Budapest Hotel: Lay lay lom eğlencelik filmler ne zaman en iyi filmi kazanmış ki?

The Imitation Game: Bir zamanlar favori gözüküyordu göya ama artık şansı yok.

The Theory of Everything: Hiç şansı yok. Rüyasında belki görür.

Selma: Sadece film ve şarkı adayı olup da nasıl şansı olsun?

Whiplash: Öyle bir dünya yok.

American Sniper: Akademi, milliyetçilik damarı vs. acaba diye düşünenler olsa da şansı yok.

En İyi Yönetmen:

Richard Linklater (Boyhood): Film içinde hiçbir yönetmenlik dokunuşu olmamasına rağmen film dışında gerçekleşen “12 yılda çektim” büyüsünün tüm dünyayı esiri altına almasıyla bir adım önde olarak favori. Ama Inarritu’yla bir rekabet içerisinde. (Şansı %60)

Alejandro Gonzalez Inarritu (Birdman): Yönetmenler birliği ödülünü kazanmasına rağmen, filmin her saniyesindeki üstün emeğiyle hak etmesine rağmen 12 yıl damarı Inarritu’yu yakabilir. Akademi şaşaalı yönetmenlikleri sever. Bu yüzden şansı elbet var. Kazanabilir de. Favorinin en büyük plasesi. (Şansı %40)

Wes Anderson (The Grand Budapest Hotel): Akademi’den birkaç kişi belki öne çıkarabilir ama kıyasıya rekabette üçüncü adam konumunda. Pek şansı yok.

Morten Tyldum (The Imitation Game): Hiç ama hiç şansı yok.

Bennett Miller (Foxcatcher): Cannes’da en iyi yönetmeni kazanmasına ve adaylar içerisinde Inarritu’dan sonra en iyi yönetmenliği sergilemesine rağmen maalesef şansı yok.

En İyi Erkek Oyuncu:

Eddie Redmayne (The Theory of Everything): Oscar ödüllü performans tanımına bu kadar uyan bir oyun olamazdı herhalde. Akademi’nin istediği her şey var. Hastalıktan, fiziksel değişime vs. Yaşının genç olması ve rakibinin Keaton olması bazı kişilerde soru işareti yaratıyor ama aynı Akademi daha geçen yıl bunun 1000’de 1’ini sergileyemeyen Lupita Nyongo’o ya ilk oyunculuğuyla Oscar vermedi mi? 2008’deki Mickey Rourke – Sean Penn çekişmesinin Sean Penn’i olacak gibi. (Şansı %70)

Michael Keaton (Birdman): Yaşını başını almış, ilk defa Oscar’a aday gösterilmiş, çok da iyi oynanmış ve herkes tarafından sevilen bir performans. Gel gelelim ki rakibi Eddie Redmayne. Mickey Rourke’u da herkes favori görüyor ve kazanmasını istiyordu lakin karşısında tipik Oscar kompozisyonuyla Sean Penn vardı. Keaton da Rourke olarak kalacak gibi ama şansı var tabii. (Şansı %30)

Benedict Cumberbatch (The Imitation Game): Törene hiç şansı olmadığını bilerek gidip kazananı alkışlamaya odaklanmıştır bile.

Bradley Cooper (American Sniper): Üç yıl üst üste aday olmak bile kendisini mutlu etmeye yetiyordur. Seneye de aday olur, bir de kazanırsa Marlon Brando’nun rekoruna ortak olacak. Varsın şansı olmasın ne olmuş yani?

Steve Carell (Foxcatcher): Biraz daha bol mimikli, Daniel Day-Lewis tarzı bir performans sergilese ve Steve Carell oluşu bazı insanlarda önyargı bırakmasa net favori olabilirdi. Ama şansı yok artık.

En İyi Kadın Oyuncu:

Julianne Moore (Still Alice): Alzheimer’lı anne. Tipik Oscar performansı. %100 kazanacağını kendisi de biliyor. Kazanınca çıkıp beklemiyormuş, heyecanlanmış gibi yapacak. Ondan iyisi yok (Şansı %100)

Rosamund Pike (Gone Girl): Harika bir vamp kadın performansı olmasına ve hak etmesine rağmen Moore’dan dolayı hiç şansı kalmadı üzülerek.

Felicity Jones (The Theory of Everything): Niye aday oldum ben acaba diye sorguluyor mudur kendisini zaman zaman diye düşünüyorum.

Marion Cotillard (Two Days, One Night): İkinci bir “La Mome” vakası yaratamayacağını kendisi de biliyor. üstelik bu seferki performansı iyi de değil.

Reese Witherspoon (Wild): Ödül alanı alkışlar işte, Walk the Line yıllarına selam çakar vs.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:

J.K. Simmons (Whiplash): En az Heath Ledger’ın The Dark Knight senesi kadar net bir şekilde kazanacağını biliyor. Yardımcı erkek performansı olmasına rağmen herkes başrol olarak biliyor artık. Öyle yoruma can kurban o zaman. (Şansı %100)

Edward Norton (Birdman): Fight Club’tan beri ilk defa harika bir performans sergilemiş olmasına rağmen maalesef törende Simmons’u alkışlayıp etrafa gülücükler saçmak zorunda kalacak. Napalım, kader utansın be Norton!

Mark Ruffalo (Foxcatcher): Geldiği gibi gidecek işte. Ne diyeyim ki?

Ethan Hawke (Boyhood): Aday olmasının tek sebebinin 12 yıllık çekim süresince ölmemesi olduğunu kendisi de biliyor mu acaba?

Robert Duvall (The Judge): Usta Duvall yine döktürmüş, güzel oynamış, herkes önünde tören gecesi gömleğini ilikleyecek falan ama maalesef amcam, Simmons’u alkışlamak zorundasın. Tommy Lee Jones gibi somurtup küser mi acaba?

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:

Patricia Arquette (Boyhood): Basbayağı vasat bir performansla Oscar’ın net favorisi olmak nasıl bir duygu kendisine sormalı. Kazanacağını biliyor, herkes de alkışlayacak ama hak etmiyorsun be Patricia ablam. (Şansı %100)

Keira Knightley (The Imitation Game): Niye aday oldun? Neden aday oldun? Performansını Oscar’lık buluyor musun? Şimdi sen şansının olduğunu falan da düşünüyorsundur? Hadi canım! Valla mı?

Emma Stone (Birdman): Oscarlık tek monologu Keaton’a saydırdığı sahne olsa da sırf bakışlarıyla bile gözlerinden alev saçıyordu resmen. Güzelliği de cabası. Bence sen almalıydın be Emma ama ne yapalım ileride bir gün mutlaka.

Meryl Streep (Into the Woods): Meryl teyze ver elini öpeyim. Valla sen adaylık rekoru kırmaktan bıkmadın, çoğu kişi bıktı seni görmekten, ama ben bıkmadım. Valla. Senin gibisi yok. Adaylıklar sana kurban olsun. Arquette’yi alkışlamasan ne güzel olur ama!

Laura Dern (Wild): Adaylığı için şaşkınlıklar içerisindeyim. Hala hazmetmeye çalışıyorum.

En İyi Orijinal Senaryo:

The Grand Budapest Hotel: Film ödülünde ne kadar şansı yoksa senaryo ödülünde tam tersi bolca şansı mevcut. Favori hatta. (Şansı %60)

Birdman: Fişek gibi işleyen bir senaryosu olmasına rağmen bazıları çıkmış “Yeni bir şey değil ki anlattığı” vs. diyor. İşte böyle düşünenler yüzünden şansı da düşüyor. Ne edelim be! (Şansı %30)

Nightcrawler: Bence adaylar içindeki en özgün senaryo. İleride 21. yüzyılın Network’ü, Gyllenhaal’ın karakteri de Travis Bickle’ı vs. gibi anılacak, tüm sinema televizyon fakültelerinde derslerde gösterilecek senaryosu vs. Belki bir sürpriz yapar mı? Bir umut (Şansı %10)

Boyhood: Yok artık! O kadar da uzun boylu değil.

Foxcatcher: Harika bir senaryo ama kıymeti bilinmez, adı bile geçmez, Akademi’nin senaryodan anladığı bu değil vs. Şansı sıfır.

En İyi Uyarlama Senaryo:

The Imitation Game: “Dünyanın Turing’ten özür filmi” diye yedirmeye çalıştılar ama gayet de muhafazakar kodlu, kesinlikle özür dilemeyen!, ama Akademi amcalarımızın “Tamam ya dilemiş işte daha ne kadar dilesin, yeterli, bas ödülü bas” diyeceği bir film çıktı karşımıza. (Şansı %100)

The Theory of Everything: Sen koskoca Hawking’in buluşlarını 30 saniye göster, karısıyla ilişkilerini de bize uzun uzun anlat. Sonra b ir de senaryo ödülü bekle. Ayıp ediyorsun. Gerçekten.

Whiplash: Şansı olduğunu düşünenler var ama Whiplash senaryo filmi değil, bir senfoni. Kurgu, film, yönetmenlik vs. Senaryo değil. Bak, bir daha söyleyeyim mi?

American Sniper: Biliyorum “Acaba” diye düşündüğünüzü duyar gibiyim ama ı ıh. Vermezler. Turing’ten özür dileyecekler daha göya, milliyetçilik daha sonraki mevzu.

Inherent Vice: 21. yüzyılın Stanley Kubrick’i olarak gördüğüm Paul Thomas Anderson’un tek sevmediğim filmi olması ne üzücüdür. Hala şoku atlatmaya çalışıyorum.

En İyi Sinematografi:

Emmanuel Lubezki (Birdman): Lubezki bu dünyanın en iyi görüntü sihirbazı olabilir. Normal şartlarda Birdman ile %1500 ödülü kazanması lazım. Lakin, geçen yıl Gravity ile ilk Oscar’ını aldı. Onun öncesinde Children of Men ve The Tree of Life gibi sinematografik zirvelerle sektör ödüllerini alsa da Akademi “vermiyorum” demişti. Lubezki’ye karşı bir “Anti Paul Thomas Anderson”cılıkları olduğunu düşünüyorum. Gravity, kıvıramayacakları bir sinematografiydi. Keza Birdman de öyle ama “Biz tek plan değil de cafcaflı görüntü seviyoruz” diyip Budapest Hotel’i seçerek şok etme ihtimalleri küçük de olsa mevcut. (Şansı %80)

Robert D. Yeoman (The Grand Budapest Hotel): Akademi’nin Lubezki’ye karşı olan tavrı sürpriz yapıp yapamayacağını belirleyecek. (şansı %20)

Dick Pope (Mr. Turner): Harikulade bir sinematografi ama şansı yok sanki.

Roger Deakins (Unbroken): Usta yoruldu artık ya 8965. adaylığını alıp Oscar alamamaktan. Ama usta sen de her yıl en güçlü rakibinden daha iyi bir sinematografi koyamıyorsun ortaya napsınlar. Üstelik Unbroken senin filmografinde alt sıralara oynar.

Lukasz Zal (Ida): Öyle görüntüleri yamuk yumuk kadrajlamayla tamam bir göz zevki yaratıyorsunuz ama haddinizi bilin. Ne Oscar’ı canım!

En İyi Kurgu:

Sandra Adair (Boyhood): 165 dakikalık gayet dümdüz bir kurgu hayal edin. Ortalama, işini bilen, düzgün her kurgucunun montajlayabileceği gayet sıradan planlar bütünü. Böyle bir şey nasıl kurguda Oscar’a aday ihtimali bile geçmeyecekken net favori olabiliyor? Ee 12 yıllık planları kurguladı kardeşim aaa. Bak bu 5 sene önceki bir görüntü, heh bunu geçen yılki görüntünün arkasına bağladım. Gördün mü montajı. Ver bakayım Oscar’ı. İşte bu kadar sevimsiz şeyler. (Şansı %60)

Tom Cross (Whiplash): Resmen senfoniye dönüşen bir kurgu. Kesmeler, kan, davul, ağız, tükürük, surat, müzik, hız, açı, karşı, yakın plan, genel plan. Full Metal Jacket’ı da hafiften anımsatmadın değil hani. Şansın var. iyisin. (Şansı %30)

Barney Pilling (The Grand Budapest Hotel): Ufaktan bir sürprizin sürprizi şansın da yok değil hani (Şansı %10)

William Goldenberg (The Imitation Game): N’oldu sıkıldın mı?

Joel Cox (American Sniper): Başka sefere.

En İyi Animasyon:

How to Train Your Dragon 2: Lego Movie mi, Ejderha mı derken koskoca Lego Movie’yi aday bile yapmayıp herkesi şok ettiklerinden sonra kaldı mı geriye tek favori? 40 eder ve Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 2, Oscar’ın favorisidir. (%90)

Big Hero 6: Çok ufak bir sürpriz ihtimali diyelim mi? Hadi diyelim, hadi hayatının bir dönemi mutlu olsunlar (%10)

The Tale of the Princess Kaguya: Açık ara en hayranlık uyandırıcı animasyon adaylar içinde. Akademi böyle bir şeyi ödüllendirir mi? Kesinlikle hayır. Peki neden? Yorum yapmayacağım. Sakinim.

The Boxtrolls: Çok farklı ve emek isteyen bir animasyon tekniği ama şansınız yok be gülüm.

Song of the Sea: Sen sus. Lego Movie’nin hakkını yediğin için seni kaale almayacağım. Hayır çapın ne anlamıyorum ki?

En İyi Yabancı Film:

Ida: Bir bitmedi gitti şu Ida şakşakçılığı. Yahu koskoca Kış Uykusu ve Force Majeure gibi iki başyapıt aday olamasın, Ida her ödülün en büyük favorisi olsun. Valla bazen insanları anlamak güç. Aslında %100 kazanacak diye görüyordum ama Altın Küre’de beklenmedik bir şok yaşadılar. Hadi en fazla 80’e düşsün şansı. Yine kazanacak ki? (Şansı %80)

Leviathan: Ida’yla karşılaştığı her çekişmeyi kaybetmişti, taa ki Altın Küre’yi sürpriz şekilde kazanana kadar. Hak ediyor mu evet? Adaylar arasındaki en iyi film mi? Evet. Kazanma şansı? Şimdi diyorlar ki, film Rusya’yı bir güzel eleştiriyor ya, he, bizim Amerikalı amcalar bundan hoşnutluk duyabilirlermiş. O yüzden şansı varmış. Hadi biraz olsun bakalım. Verdim 20. Daha fazla mı? Kaşınıyorsun ama. Yine de keşke. (Şansı %20)

Wild Tales: 2009’da Un Prophete ve Das Weisse Band arası çekişmeden Arjantin filmi El Secreto de Sus Ojos bir sürpriz yaparak herkesi yamultmuştu. Wild Tales de Arjantin filmi. Niye olmasın mı diyorsunuz, sürpriz falan? Ida manyaklığı diyorum size. Bu sefer olmaz.

Tangerines: Taa Gürcistan’dan çıkmış gelmiş bir film de, bu kadar mı Oscar kokar kardeşim. Bu kadar mı formülize olur bir film? Hadi oldun, adaylık da aldın. Ama şöyle azıcık ucundan gram şansın yok biliyorsun değil mi?

Timbuktu: Charlie Hebdo saldırısı nedeniyle geçen gece Cesar Ödülleri’nde estin gürledin. Ama orası Fransa, burası Amerika. Onu ne yapacağız şimdi? Sen çok vasat bir filmsin. Vasat. Kış Uykusu sana 1000 basar. Hadi yürü git.

En İyi Prodüksiyon Tasarımı:

The Grand Budapest Hotel: Fersah fersah garanti. Ve hakkı da. İnanmıyorsanız size şöyle bir şey söyleyeyim. Filmdeki o otelin gerçek bir otel olduğuna inananlar var. Ne oldu suratınız buruştu? Yoksa siz de mi gerçek olduğuna inanıyordunuz? İnternetten araştırdınız değil mi hatta? Püüü, yazıklar olsun. E yani film ne kadar inandırmış hak etmiş prodüksiyon tasarımını anla o zaman. (Şansı %100)

Into the Woods: Öyle masalları birleştirmeyle, ağaçların içinde gezinmeyle olmuyor bu işler maalesef.

Interstellar: Yani kazansa hiçbir itirazım olmaz, o nasıl bir harikulade bir prodüksiyon tasarımıdır ama Akademi filmi zaten sevmiyor ve sevdiği tarz da Budapest Hotel tarzı. Maalesef şansımız yok Nolan. Ama ileride bu film 21. yüzyılın 2001: A Space Odyysey’i olarak anıldığında göstereceğiz gününü herkese.

The Imitation Game: Yok. Şansın yok. Vallahi yok.

Mr. Turner: Dönem inanılmaz tasarlanmıştı yalnız. Bildiğin Turner zamanında yaşadım falan. Hele o sergi sahneleri. Dehşetengiz. Ama. İşte. Mike Leigh filmi olunca olmuyor pek şans.

En İyi Kostüm Tasarımı:

The Grand Budapest Hotel: Şıkır şıkır renkteki capcanlı elbiseleriyle alacak elbet. Yalnız aynısını biz dönem filmlerimizde yapınca “Şunları bir eskitin yahu” demesini biliyorsunuz, buna niye… (Susturdular) (Şansı %75)

Mr. Turner: Jacqueline Durran kim bilir misiniz? Bu işin uzmanı. Bir araştırın bakalım. Favorinin plasesi ama bence asıl hak eden. (Şansı %25)

Into the Woods: Sana alışamıyorum bir türlü konuşmayalım.

Maleficent: Angelina’nın ve Sharlto’nun kostümleri hala aklımda. Valla fiyakalı elbiselerdi. ama zannetmiyorum ya sürpriz olsun. Olmaz herhalde.

Inherent Vice: Dönemsel olarak çekici, cool vs. gelmiş olabilir elbiseler ama hiç Akademi’nin tarzı olduğunu zannetmiyorum.

En İyi Saç ve Makyaj:

The Grand Budapest Hotel: Alır, alır, makyajı da alır, saçı da alır. Allah can sağlığı versin. (Göndermemi çaktınız umarım!) (Şansı %70)

Foxcatcher: Böyle bir makyaj yok Ama kesin Akademi filmi soğuk bulduğu gibi makyajı da soğuk bulacaktır. Gerçi geçen yıl Dallas Buyers Club aldı makyajı blockbusterlar karşısında. gene böyle bir şey olabilir. Ucundan şansı var canım, ama favori olmalıydı! (Şansı %10)

Guardians of the Galaxy: Zannetmiyorum aslında ama Akademi bu belli olmaz. Bu filmi haddinden fazla abarttıkları gibi “Al makyaj senindir” de diyebilirler. (Şansı %20)

En İyi Orijinal Müzik:

Johann Johansson (The Theory of Everything): Altın Küre’de kazandı. Müzikleri hem duygusal, hem dönemin ruhuna uygun. İzlandalı bir de besteci. Güzel, farklı. Akademi de sever bu tarz müzikleri. Alır ya, neden almasın. Favori. (Şansı %60)

Alexandre Desplat (The Grand Budapest Hotel): Böyle iki filmle birden aday olan besteciler genelde büyük bir egoyla gelip, fena bir hüsranla ayrılıyorlar hep. Bilinçli yaptıklarını düşünüyorum bazen. Desplat’ın iddiası var aslında ama bilemedim. Kazanabilir, kazanamaz diye bir şey yok ama işte. (Şansı %20)

Hans Zimmer (Interstellar): Hala her bir tınısı, melodisi tek tek aklımda. O kadar dahiyane, etkileyici müzikler ki her biri. Zimmer’ın aştığı besteler resmen. Ama şu Akademi’nin kahrolası “Anti Interstellar”cı tavrı muhakkak etkilenmemiştir yine. Zimmer olduğu için çok küçük bir şans verelim bakalım. Ama en iyisi he aralarında açık ara! (Şansı %10)

Alexandre Desplat (The Imitation Game): Biraz da Desplat’a buradan hisse verelim (Şansı %10)

Gary Yershon (Mr. Turner): Hiç şansı yok. Hiç. Hiç. Hiç.

En İyi Orijinal Şarkı:

Selma: Neredeyse “milli marş” gibi bir şey yahu bu şarkı. O kadar kesin ki. (Şansı %100)

The Lego Movie: Şansı yok.

Beyond the Lights: Senin de yok.

Begin Again: Senin hiç yok.

Glen Capmbell… I’ll Be Me: Sen kimsin? Çık dışarı. Çık.

En İyi Görsel Efekt:

Interstellar: Yani Gravity’i geçen yıl bu dalda nasıl %1500 favori gördüyseniz Interstellar’ı da bu konuda öyle görmek zorundasınız. Ama gel gelelim katılmayanlar var. Şaka gibi. Anlayamayacağım bu Interstellar antipatisini. Favori yine de ama ben Akademi’ye hiç güvenmiyorum. Şuraya bak. Interstellar’ın bahsini en iyi filmde, Nolan’ın bahsini yönetmenlikte tartışıyor olacak iken, gelmiş burada görsel efekt konuşuyoruz. Ee onu da verin artık insaf ya! (Şansı %70)

Guardians of the Galaxy: Interstellar’a antipati oluşturan kişiler topluluğu evet bu filmi çok sevdi. Gerçekten. Kulaklarınıza inanamadığınızı biliyorum ama kahrolası gerçekler. Valla şansı da var. Hiç belli olmaz yani. (şansı %20)

Dawn of the Planet of the Apes: Maymun şansı diyerek bir 10 verelim bakalım (Şansı %10)

Captain America: Winter Soldier: Sevmiyorum seni Kaptan.

X-Men Days of Future Past: “Geçmiş Günler Gelecek” ne güzel isim değil mi ya? Efektinize demedim isme dedim. Tamam. Sustum.

En İyi Belgesel:

Citizenfour: “Citizen” dendiği adın “Citizenfouuuur” diye galeyana gelip dünyanın en iyi belgeseli ilan edecek insanlar oluştu. O derece popüler ve bayılıyorlar artık bu belgesele. Her şeyin favorisi. Tamam kazanacaksınız Oscar’ı orası kesin ama “Citizennnn Kaneeee” Ters köşe yaptım. Kaçıyorum. (Şansı %100)

Finding Vivien Maier: Methini duyduk ama şansın yok bence.

Virunga: Sen kimsin? Daha önce tanışmış mıydık?

The Salt of the Earth: Bir Wim Wenders belgeselinin Oscar’a aday olması şaşkınlık. Bir Wim Wenders belgeselinin Oscar kazanması ise bu gezegen dahilinde olası değil.

Last Days in Vietnam: Vietnam falan şekil gözüküyor, şansı da vardır dedirtiyor ama rakibin Citizenfour. Hiç heveslenme.

87. Oscar Ödülleri – Kim Almalı?

En İyi Film: Birdman

En İyi Yönetmen: Alejandro Gonzalez Inarritu (Birdman)

En İyi Erkek Oyuncu: Eddie Redmayne (The Theory of Everything)

En İyi Kadın Oyuncu: Rosamund Pike (Gone Girl)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: J. K. Simmons (Whiplash)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Emma Stone (Birdman)

En İyi Özgün Senaryo: Nightcrawler

En İyi Uyarlama Senaryo: American Sniper

En İyi Sinematografi: Emmanuel Lubezki (Birdman)

En İyi Kurgu: Whiplash

En İyi Müzik: Hans Zimmer (Interstellar)

En İyi Görsel Efekt: Interstellar

En İyi Sanat Yönetimi: The Grand Budapest Hotel

En İyi Kostüm Tasarımı: Mr. Turner

En İyi Saç ve Makyaj: Foxcatcher

En İyi Animasyon: The Tale of the Princess Kaguya

En İyi Yabancı Dilde Film: Leviathan

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 21, 2015 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

87. Oscar Adayları “Hak Edenler” Sıralaması

87. Akademi Ödülleri, 22 Şubat 2015 tarihinde Dolby Theatre’da sahiplerini bulacak. Boyhood ve Birdman, Redmayne ve Keaton, Ida ve Leviathan çekişedursun, ben de kişisel olarak hangi kategoride kimlerin ödülü daha fazla hak ettiğine dair bir sıralama yaptım. Not: Bu sıralamalar herhangi bir tahmin listesi değildir. Ödülü kim alır, kim almalı görüşümü de içermemektedir, ödül tahminlerini daha sonra yapacağım. Keyifli okumalar.

En İyi Film

1) Birdman

2) Whiplash

3) American Sniper

4) Selma

5) The Grand Budapest Hotel

6) The Imitation Game

7) The Theory of Everything

8) Boyhood

Birdman-3

En İyi Yönetmen

1) Alejandro Gonzalez Inarritu (Birdman)

2) Bennett Miller (Foxcatcher)

3) Wes Anderson (The Grand Budapest Hotel)

4) Richard Linklater (Boyhood)

5) Morten Tyldum (The Imitation Game)

inarritu7

En İyi Erkek Oyuncu

1) Eddie Redmayne (The Theory of Everything)

2) Michael Keaton (Birdman)

3) Steve Carell (Foxcatcher)

4) Bradley Cooper (American Sniper)

5) Benedict Cumberbatch (The Imitation Game)

eddie-redmayne-1024

En İyi Kadın Oyuncu

1) Rosamund Pike (Gone Girl)

2) Julianne Moore (Still Alice)

3) Reese Witherspoon (Wild)

4) Marion Cotillard (Deux Jours, Une Nuit)

5) Felicity Jones (The Theory of Everything)

gonegirl_pike

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

1) J.K. Simmons (Whiplash)

2) Edward Norton (Birdman)

3) Robert Duvall (The Judge)

4) Mark Ruffalo (Foxcatcher)

5) Ethan Hawke (Boyhood)

Whiplash-Simmons-shouting

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

1) Emma Stone (Birdman)

2) Meryl Streep (Into the Woods)

3) Patricia Arquette (Boyhood)

4) Keira Knightley (The Imitation Game)

5) Laura Dern (Wild)

stone

En İyi Özgün Senaryo

1) Nightcrawler

2) Birdman

3) Foxcatcher

4) The Grand Budapest Hotel

5) Boyhood

nightcrawler-poster

En İyi Uyarlama Senaryo

1) American Sniper

2) The Imitation Game

3) Whiplash

4) The Theory of Everything

5) Inherent Vice

american-sniper-5

En İyi Sinematografi

1) Emmanuel Lubezki – Birdman

2) Robert D. Yeoman – The Grand Budapest Hotel

3) Dick Pope – Mr. Turner

4) Lukasz Zal – Ida

5) Roger Deakins – Unbroken

birdman.Still135

En İyi Sanat Yönetimi

1) The Grand Budapest Hotel

2) Interstellar

3) Mr. Turner

4) The Imitation Game

5) Into the Woods

budapest hotel

En İyi Kostüm Tasarımı

1) The Grand Budapest Hotel

2) Mr. Turner

3) Maleficent

4) Into the Woods

5) Inherent Vice

Tony Revolori

En İyi Kurgu

1) Whiplash

2) The Grand Budapest Hotel

3) American Sniper

4) The Imitation Game

5) Boyhood

whiplash

En İyi Görsel Efekt

1) Interstellar

2) Dawn of the Planet of the Apes

3) Guardians of the Galaxy

4) X-Men: Days of Future Past

5) Captain America: Winter Soldier

interstellar.black_.hole_

En İyi Saç ve Makyaj

1) Foxcatcher

2) The Grand Budapest Hotel

3) Guardians of the Galaxy

FOXCATCHER

En İyi Müzik

1) Hans Zimmer – Interstellar

2) Johann Johannsson – The Theory of Everything

3) Alexandre Desplat – The Grand Budapest Hotel

4) Alexandre Desplat – The Imitation Game

5) Gary Yershon – Mr. Turner

hans zimmer

En İyi Yabancı Dilde Film

1) Leviathan

2) Ida

3) Mandariinid

4) Timbuktu

cannesin-en-iyi-filmi-leviathan-vizyona-giriyor-1

En İyi Animasyon

1) The Tale of the Princess Kaguya

2) How to Train Your Dragon 2

3) Big Hero 6

4) The Boxtrolls

kaguya-620x350

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 19, 2015 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

68. BAFTA Ödülleri Sahiplerini Buldu

Bu yıl 68.si düzenlenen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Oscar’ın da favorisi gözüken Boyhood “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” dallarında 3 ödülle geceden ayrıldı. Wes Anderson’un yönettiği The Grand Budapest Hotel ise 5 dalda geceden en çok ödülle ayrılan film oldu.

boyhood2

En İyi Film: Boyhood

En İyi Yönetmen: Richard Linklater | Boyhood

En İyi Erkek Oyuncu: Eddie Redmayne | The Theory of Everything

En İyi Kadın Oyuncu: Julianne Moore | Still Alice

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: J.K. Simmons | Whiplash

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Patricia Arquette | Boyhood

En İyi Özgün Senaryo: The Grand Budapest Hotel | Wes Anderson

En İyi Uyarlama Senaryo: The Theory of Everything | Anthony McCarten

En İyi Kurgu: Whiplash | Tom Cross

En İyi Sinematografi: Birdman | Emmanuel Lubezki

En İyi Sanat Yönetimi: The Grand Budapest Hotel | Anna Pinnock ve Adam Stockhausen

En İyi Köstüm Tasarımı: The Grand Budapest Hotel | Milena Canonero

En İyi Müzik: The Grand Budapest Hotel | Alexandre Desplat

En İyi Saç ve Makyaj Tasarımı: The Grand Budapest Hotel

En İyi Görsel Efekt: Interstellar

En İyi Ses: Whiplash

En İyi İngiliz Filmi: The Theory of Everything

En İyi İlk Film: Pride | Stephen Beresford & David Livingstone

En İyi Yükselen Yıldız: Jack O’Connell

En İyi Yabancı Film: Ida

En İyi Animasyon: The Lego Movie

En İyi Belgesel: Citizenfour

En İyi Kısa Film: Boogaloo and Graham

En İyi Kısa Animasyon: The Bigger Picture

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 9, 2015 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , ,

14. !f İstanbul Film Festivali’nde Görülmesi Gereken 15 Film

12 Şubat – 22 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da “Cinemaximum Fitaş”, “Cinemaximum Budak” ve “Cinemaximum Kanyon” sinemalarında bu yıl 14.sü gerçekleşecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 2015 yılındaki seçkisine çok güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartmaya devam ediyor. Ayrıca Kanadalı yönetmen Guy Maddin festival kapsamında İstanbul’a gelecek ve Melis Behlil’in moderatörlüğünde yapılacak olan “Geçmişin Büyüsü: Sessiz Sinema, Sürrealizm ve Yasaklanmış Odalardan Hikâyeler” başlıkla sohbete katılacak. Bu sohbet, 14 Şubat Cumartesi günü SALT Beyoğlu’nda gerçekleşecek. Bu yıl 42 ülkeden 115 filmin gösterileceği !f İstanbul’da “Keş!f”, “Digitürk Galaları”, “!f music”, “Aşk & Başka Bi’ Dünya”, “Gökkuşağı”, “Sanat Hayat İçindir!”, “Ev”, “Karanlık ve Köşeli”, “!f Kült”, “Özel Gösterimler”, “Aziz(e)ler, Şairler ve Meczuplar” ve “!f Kısalar” bölümleri bulunmakta.

fotoblok_poster_genel_pers

!f İstanbul’a gitmek isteyenler için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gerektiğine inandığım 15 film” listesi oluşturdum. İyi okumalar ve festivalde iyi seyirler!

1) Birdman (2014) – Alejandro Gonzalez Inarritu (119 dk)

“Oyun kendimin deforme olmuş, meczup bir haline dönüşmeye başladı.” (Filmden)

Alejandro Gonzalez Inarritu’nun son harikası olan Birdman, Emmanuel Lubezki’nin akıl almaz başarıdaki görüntü yönetimi, enfes tek plan sekansları, bu tek planların harika bir kurgu eşliğinde sanki 120 dakika boyunca tek bir plandan oluşuyormuş gibi bağlanışı, Antonio Sanchez’in adeta trans etkisi yaratıp filme güç katan müzikleri, Inarritu’nun her bir kareye aşırı hakim yönetmenliği, Michael Keaton, Edward Norton ve Emma Stone’un güçlü oyunculukları ve çeşitli filmlere ya da karakterlere sürekli göndermeler yapan yapısıyla 2014’ün en iyi filmi olan sinefil bir şaheser olduğu için kaçırılmamalı.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=0PdLmZG_6ZE

Gösterim Tarihleri: 13 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 16 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 19 Şubat “22.00” (Cinemaximum Kanyon), 22 Şubat “19.30” (Cinemaximum Kanyon)

birdman1

2) Plemya (2014) – Myroslav Slaboshpytskiy (130 dk)

“Bu, çok genç insanlar hakkında bir film. Gençler bütün duygularını saf ve şiddetli bir şekilde yaşarlar; aşkı, nefreti, öfkeyi, kızgınlığı da, çaresizliği de. Ve bu duyguları anlatmak için kelimelere gerek yoktur.” Myroslav Slaboshpytskiy

Cannes Film Festivali’nden üç ödülle dönen Plemya, 130 dakika boyunca tamamen diyalogsuz, herhangi bir anlatıcının olmadığı, müzik kullanımının olmadığı, her biri işitme engelli insanlardan oluşan oyuncu kadrosu eşliğinde dilinin sadece “işitme dili”nde olduğu, buna rağmen hiçbir şekilde herhangi bir altyazının olmadığı, kelimelerin değil, sessizliğin ve beden dilinin ön plana çıktığı ilginç bir tecrübeye benziyor. “Keş!f” bölümünün bu yılki yıldızı olabilir.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=pXN7hS-Evao

Gösterim Tarihleri: 15 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 20 Şubat “19.30” (Cinemaximum Fitaş), 22 Şubat “13.30” (Cinemaximum Kanyon)

plemya

3) Starry Eyes (2014) – Kevin Kolsch, Dennis Widmyer (98 dk)

“Kesinlikle erken dönem Cronenberg ve tabii ki Zulawaski’nin Saplantı’sından etkilenmiştik.” Dennis Widmyer

Her biri birbirinden harika afiş çalışmalarıyla aylardır merakımızı cezbeden korku filmi Starry Eyes, David Cronenberg’in eski dönemindeki body-horror filmlerinin yapısıyla, Maps to the Stars’taki Hollywood eleştirisini birleştiriyor ve üzerine biraz da David Lynch filmlerinin tuhaf sosunu serpiyor. Kesinlikle deneyimlenmesi gereken bir bileşim. 2014’ün en iyi korku-gerilimlerinden.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=2JbO0eIc3jM

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 21 Şubat “00.00” (Cinemaximum Fitaş)

starry eyes2

4) Tokyo Tribe (2014) – Sion Sono (116 dk)

“Hip-hop, Punk ve Rock’ın aksine benim geldiğim yer değil. Ama bu müziğe karşı müthiş bir sempati duyuyorum.” Sion Sono

Hemen hemen her filmiyle izleyiciye farklı sinemasal şoklar yaşatan yönetmenlerden Sion Sono’nun yönettiği Tokyo Tribe, distopik bir Tokyo tasviri içerisinde her türlü aşırılığın, absürdlüğün cirit attığı hem bir müzikal, hem bir yakuza filmi, hem bir manga uyarlaması, hem de koreografik bir şölen. Festivalin bu yılki deneyimlenmesi en zor, en eğlenceli ve en çılgın filmi olabilir.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=zYy7__R3sQ8

Gösterim Tarihleri: 12 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak), 15 Şubat “13.00” (Cinemaximum Fitaş)

tokyo tribe

5) Norviyia (2014) – Yiannis Veslemes (74 dk)

“Kahrolası bir vampir misin, yoksa şair misin?” (Filmden)

!f İstanbul’da her yıl en ilgincinden, en akılda kalıcısından bir Yunan filmi izlemek artık bir gelenek oldu. Bu yılın Yunan filmi bombası ise kuşkusuz vampir filmlerinin mitleriyle oynayan Norviyia olacak gibi gözüküyor. Fragmanından Yunan usulü bir Only Lovers Left Alive olabileceği izlenimini veren film, kuşkusuz çok tuhaf aynı zamanda çok keyif verici bir tecrübe olacak gibi.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=GtXFc9L8sLI

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş), 21 Şubat “17.00” (Cinemaximum Fitaş)

norviyia

6) In the Crosswind (2014) – Martti Helde (87 dk)

“Zaman durmuş gibi hissediyorum. Zihnim Sibirya’da geziniyor, ama aklım evde” (Filmden)

2. Dünya savaşına ve zorunlu göçe odaklanan bu Estonya yapımı siyah beyaz film, fragmanındaki şiirselliğiyle oldukça merak ettiriyor. Estonya yapımı çok fazla film izleme şansımız olmadığını düşünürsek ve In the Crosswind’in belki de bu yılın Tabu (2012)’su olabileceği ihtimalini katarsak kaçırılmaması gerekiyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=G6q1OWCxxpQ

Gösterim Tarihleri: 14 Şubat “15.30” (Cinemaximum Budak), 20 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş), 22 Şubat “13.00” (Cinemaximum Fitaş)

crosswind

7) A Girl Walks Home Alone At Night (2014) – Ana Lily Amirpour (99 dk)

“Eğer bir vampir görsem, “Hadi ısır beni: Sonsuza kadar yaşamak istiyorum.” gibi bir tepki verebilirdim. Vampirler hakkındaki hislerim böyle.” Ana Lily Amirpour

Aylardır İran’in ilk vampir filmi olarak adını duyduğumuz A Girl Walks Home Alone At Night, siyah-beyaz atmosferi, etkileyici müzikleri ve vampir westerni yapısıyla merak ettiriyor. İran ilk vampir filmini çektiyse, Türkiye kim bilir ne zaman çekecek diye daha çok hayıflanana kadar şimdilik bu filmi izlemek en iyisi.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=_YGmTdo3vuY

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 20 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak), 22 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

a girl walks home

8) The Forbidden Room (2014) – Guy Maddin (130 dk)

“Film, stüdyoda, daha doğrusu birçok küçük stüdyoda çekildi ama beklenmedik bir şekilde insanların, halkın canlı stüdyolarda -önce üç hafta boyunca Georges Pompidou’da Paris’te sonra da üç hafta boyunca Montreal’deki Centre PHI’da- gelip çekimlere dahil olabildiği, oyuncuları yakından izleyebildiği bir şekilde ortaya çıktı.” Guy Maddin

Kanada sinemasının en aykırı ve auteur yönetmenlerinden Guy Maddin, yine kendine has büyüleyici, eşsiz, gerçeküstücü sinema dünyasında seyirciyi tuhaf bir yolculuğa çıkarırken, Mathieu Amalric, Charlotte Rampling, Udo Kier gibi oyuncuların da yer almasıyla merakımızı iyice cezbediyor. Ve Guy Maddin bu yıl !f İstanbul kapsamında Türkiye’ye geliyor. Kaçırılmamalı!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=1mdcW4JswDU

Gösterim Tarihleri: 13 Şubat “19.00” (Cinemaximum Fitaş), 21 Şubat “16.00” (Cinemaximum Kanyon)

the forbidden room

9) Life Itself (2014) – Steve James (118 dk)

“Pek çoğumuz blog yazmayı tercih etti, ben gerek duydum.” Roger Ebert

Sinema yazarı denildiğinde dünyada akla gelen ilk isim olan büyük üstad Roger Ebert’a adanan ve her ne kadar Oscar’a aday yapılmasa da yılın en başarılı belgeselleri arasında görülen Life Itself’i izlemememiz için tek bir sebep var mı?

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=j9ud1HUHgug

Gösterim Tarihleri: 14 Şubat “19.00” (Cinemaximum Fitaş), 15 Şubat “22.00” (Cinemaximum Kanyon)

life itself1

10) Sayat Nova (2014) – Sergei Parajanov (77 dk)

“Ben, hayatı ve ruhu acılar içinde olan bir adamım” Sayat Nova

Usta yönetmen Sergei Parajanov’un başyapıtı olan “Narın Rengi”, dijital olarak yenilenmiş kopyasıyla bu yıl festivalin “!f Kült” bölümündeki tek film olma özelliğini taşıyor. Zamanının çok çok ötesinde olan bu deneysel, gerçeküstücü ve avant-garde yapımı mutlaka her sinefilin beyaz perdede bir kez deneyimlemesi gerekiyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=P4nkm4xCnfg#t=43

Gösterim Tarihleri: 21 Şubat “19.30” (Cinemaximum Fitaş)

sayat nova1

11) The Man in the Orange Jacket (2014) – Aik Karapetian (71 dk)

Turuncu Ceketli Adam Kubrick’in Cinnet’inden von Trier’in Deccal’i veya Alexandre Aja’nın Yüksek Tansiyon’una sinema tarihinin bazı fevkalade klasiklerinden etkileniyor. (Hollywood Reporter)

Örneklerini çok az gördüğümüzü Letonya sinemasından çıkan bir korku filmi olan Turuncu Ceketli Adam, fragmanındaki tekinsizliğiyle, atmosfer kurma başarısıyla ve intikam temasını getirdiği farklı yorumla merak ettiriyor. Sadece yukarıda Hollywood Reporter’ın yayınladığı cümle bile filmi görmek için bir sebep olsa gerek. Festivalin sürpriz filmlerinden olması olası.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=N9RrKbOAC2I

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş), 20 Şubat “00.00” (Cinemaximum Fitaş)

orange jacket

12) The Tale of the Princess Kaguya (2014) – Isao Takahata (137 dk)

“Hikayenin kahramanı olan Prenses Kaguya’nın kalbinde ne olup bittiğini tam olarak anlamakta güçlük çekiyorduk. Bu yüzden, çok iyi bilindiği için çok az kişi bu hikayeyi ilginç bulmuştu.” Isao Takahata

Japon yönetmen Isao Takahata’nın uzun bir aradan sonraki yeni filmi olan Princess Kaguya Masalı, o kadar çok beğenildi ki, birçok eleştirmen yılın en iyi animasyonu olarak ilk sırada değerlendirdi. Anime hayranlarının mutlaka kaçırmaması gereken film, dokunaklı ve melankolik yapısıyla, usta işi çizimleriyle öne çıkıyor ve bu yıl “en iyi animasyon” kategorisinde Oscar adayı olan 5 filmden biri.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=GRTqgv8QVe4

Gösterim Tarihleri: 13 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak), 16 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 19 Şubat “19.30” (Cinemaximum Kanyon)

kaguya

13) What We Do In The Shadows (2014) – Taika Waititi & Jemaine Clement (84 dk)

“İnsanların, ‘vampirler insanları öldürüyor ama onları çok seviyoruz,’ olmaları epey ilginç tabi.” Jemaine Clement

Amerika ve Yeni Zelanda ortak yapımı olan bu vampir komedisi, birçok farklı kişi ve mecra tarafından yılın en komik filmlerinden olarak nitelendirildi. Fragmanında mockumentary tarzını vampir komedisiyle birleştirdiği görülen yapım, festivalin ilginç ve bol kahkahalı seyirliklerinden olacak gibi gözüküyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=2X9n5lSVfzw#t=100

Gösterim Tarihleri: 13 Şubat “22.00” (Cinemaximum Kanyon), 15 Şubat “19.00” (Cinemaximum Fitaş), 19 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak)

what we do shadows

14) Çekmeceler (2014) – M. Caner Alper & Mehmet Binay (120 dk)

“Geçmiş asla sona ermez ve hatta geçmez bile.” William Faulkner

İlk filmleri “Zenne” ile LGBT sineması içerisinde farklı ve cesur bir tarz yakalayan yönetmenler Caner Alper ve Mehmet Binay, ikinci filmleri Çekmeceler’in galasını !f İstanbul’da yapıyor. Sinematografi, sanat yönetimi ve kostüm tasarımı açısından gene rengarenk bir filmle karşılaşacağımız afişlerinden ve fragmanından belli. Ece Dizdar, Taner Birsel, Tilbe Saran ve Nilüfer Açıkalın’lı oyuncu kadrosu da iddialı.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=5vvBtSu4eao

Gösterim Tarihleri: 15 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş)

çekmeceler

15) Fassbinder: At Elske Uden at Kraeve (2015) – Christian Braad Thomsen (102 dk)

“Toplumdaki herkesi memnun edemezsiniz. Sadece yanlış yapmanız yeterlidir.” (Filmden )

Usta yönetmen Rainer Werner Fassbinder’ın yakın arkadaşı olan Danimarkalı sinemacı Christian Braad Thomsen tarafından çekilen bu yepyeni belgesel, Fassbinder’in pek bilmediğimiz, hayatının değişik dönemlerine odaklanan kişisel ve samimi bir portresini çıkarıyor. Sinemadan aşka, psikanalizden deliliğe kadar Fassbinder’in hayatının derinliklerine arşiv görüntüler eşliğinde dalmak elbette sadece Fassbinder hayranlarına ve sinefillere önerebileceğimiz bir deneyim olur.

Fragmanı: –

Gösterim Tarihleri: 21 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş)

fasbinder

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,