RSS

Aylık arşivler: Ekim 2015

“Gotham Bağımsız Film Ödülleri” Adayları Açıklandı

2015 yılının Gotham Bağımsız Film Ödülleri adayları açıklandı. The Diary of a Teenage Girl 4 dalda adaylıkla zirvede. Oscar ödüllerinde de iddialı olması beklenen Carol 3 dalda adaylık alırken, Spotlight ise 2 dalda adaylık aldı.

teenage girl

En İyi Film
Carol
The Diary of a Teenage Girl
Spotlight
Tangerine
Heaven Knows What

En İyi Çıkış Yapan Yönetmen 
Desiree Akhavan (Appropriate Behavior)
Jonas Carpigano (Mediterranea)
Marielle Heller (The Diary of a Teenage Girl)
John Magary (The Mend)
Josh Mond (James White)

En İyi Senaryo
Carol
The Diary of a Teenage Girl
Spotlight
Love & Mercy
While We’re Young

En İyi Erkek Oyuncu
Paul Dano (Love & Mercy)
Michael Shannon (99 Homes)
Christopher Abbott (James White)
Peter Sarsgaard (Experimenter)
Kevin Corrigan (Results)

En İyi Kadın Oyuncu
Cate Blanchett (Carol)
Bel Powler (The Diary of a Teenage Girl)
Brie Larson (Room)
Blythe Danner (I’ll See You in My Dreams)
Lily Tomlin (Grandma)
Kristen Wiig (Welcome to Me)

En İyi Çıkış Yapan Oyuncu
Rory Culkin (Gabriel)
Arielle Holmes (Heaven Knows What)
Lola Kirke (Mistress America)
Kitana Kiki Rodriguez (Tangerine)
Mya Taylor (Tangerine)

En İyi Belgesel
Approaching the Elephant
Cartel Land
Heart of a Dog
Listen to Me Marlon
The Look of Silence

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 22, 2015 in Haberler

 

Etiketler: , , ,

Sinefil Gazetesi: Sayı 9

KISA KISA HABERLER

Nilüfer Açıkalın, Çekmeceler filmindeki rolüyle Chelsea Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülüne layık görüldü.

nilüfer

Senem Tüzen’in yönettiği “Ana Yurdu” filmi, Varşova Film Festivali’nde FIPRESCI ödülüne layık görüldü.

ana yurdu

Londra Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülü Athina Rachel Tsangari’nin yönettiği “Chevalier”in oldu. “En İyi İlk Film” ödülü ise Robert Eggers’ın epey övülen korku filmi “The Witch”e verildi.

chevalier

88. Oscar Ödül Töreni’ni Chris Rock’un sunacağı açıklandı.

chris rock

Yeşilçam sinemasının usta yönetmenlerinden Memduh Ün, 95 yaşında hayatını kaybetti.

memduh ün

Paul Thomas Anderson’ın son filmi JUNUN, İstanbul Film Festivali ve MUBİ Türkiye işbirliğiyle 28 Ekim 21.30’da Kadıköy Rexx sinemasında gösterilecek.

junun

24. Bond filmi Spectre’nin 148 dakikalık süresiyle gelmiş geçmiş en uzun süreli Bond filmi olduğu açıklandı. Spectre, 6 Kasım’da Türkiye’de vizyona girecek.

spectre

SİYAD üyesi sinema yazarı ve her sinemaseverin gönlünde yer eden En Heyecanlı Yeri programının sunucusu Ceylan Özçelik’in uzun metrajlı projesi Kaygı, çekilebilmek için desteklerinizi bekliyor. Filmin görüntü yönetimini The Babadook ve Suicide Room gibi filmleri çeken Radek Ladczuk üstlenecek. Oyuncu kadrosunda ise Algı Eke, Özgür Çevik, Kadir Çermik, Asiye Dinçsoy, Selen Uçer, Kerem Kupacı, Nazan Kesal, Taner Birsel, Saygın Soysal gibi isimler bulunuyor. Filme destekte bulunmak için; http://www.fongogo.com/p/kaygi-sinema-filmi

ceylanozcelik_kaygi

Antalya Sinema Derneği, geniş bir jüri değerlendirmesi ile Türkiye’de “Son 10 Yılın En İyi 10 Kısa Film”ini belirledi. Patika (Onur Yağız, 2013), Buhar (Abdurrahman Öner, 2012), Sessiz (Rezan Yeşilbaş, 2012), Dondurma (Serhat Karaaslan, 2014), Poyraz (Belma Baş, 2006), Yoldaki Kedi (Can Kılcıoğlu, 2007), Küçük Bir Hakikat (Emre Akay, 2010), Nolya (Cem Öztüfekçi, 2010), Adem Başaran (Orhan İnce, 2014), Toz (Fatih Kızılgök, 2004)

nolya

YENİ ÇIKAN FRAGMANLAR

Merakla beklenen Star Wars: The Force Awakens’in ilk fragmanı yayınlandı. https://www.youtube.com/watch?v=sGbxmsDFVnE

force awakens2

David O. Russell’ın Oscar ödüllerinde iddialı olacak filmi Joy’dan yeni fragman yayınlandı. https://www.youtube.com/watch?v=uR-2TiQVY-k

joy

Türk sinemasının en çok izlenen filmlerinden Düğün Dernek’in ikincisi Düğün Dernek 2: Sünnet’ten ilk teaser yayınlandı. https://www.youtube.com/watch?v=5JL4bAaA7Cs

düğün dernek

Gavin O’Connor’un yönettiği, Natalie Portman, Ewan McGregor ve Rodrigo Santoro’nun yer aldığı western filmi “Jane Got a Gun”dan ilk fragman yayınlandı. https://www.youtube.com/watch?v=KMHv4DxIyl0

portman

Türkan Şoray’ın yönetmenliğini yaptığı, Onur Ünlü’nün ise senaryosunu yazdığı “Uzaklarda Arama” filminden ilk teaser yayınlandı. https://www.youtube.com/watch?v=g6zbNuBYwOM

uzaklarda arama

“TAKIM: MAHALLE AŞKINA” BASIN GÖSTERİMİ SONRASI ELEŞTİRİLER

takım-mahalle

Burak Göral: İşte ‘gişe filmi’ dediğimiz şey böyle olmalı… ‘Kentsel dönüşüm’ adı altındaki rantçı zihniyete ve vahşi kapitalizme karşı küçük bir halı sahanın, bir mahallenin futbolla direniş öyküsü bu. Sinemamızın da en iyi çekilmiş futbol filmi aynı zamanda. Anadolu rock ve hiphop müziklerle de bezeli tertemiz bir sineması var. Başarı hikayesi anlatan filmlerin formüllerini gayet doğru ve düzgün olarak uygulayan Emre Şahin’in yönettiği “Takım: Mahalle Aşkına”ya, umarım seyirci ilgisiz kalmaz…

Murat Özer: “Takım: Mahalle Aşkına”: Ötekileştirilmiş olsak da hâlâ çoğunluğuz ve dayanışma gösterirsek ‘kötü’yü alaşağı edebiliriz, edeceğiz!!!

Ali Ulvi Uyanık: “Takım: Mahalle Aşkına!”:Geniş kitleler için de kaliteli ve sinema lezzeti barındıran filmler yapılabileceğinin kanıtı. Rahatlıkla önerilir.

Banu Bozdemir: Emre Şahin ve inan temelkuran ortaklığından iyi bir film çıkmış.Takım:Mahalle Aşkına güzel bir başarı ve ortaklık öyküsü.ihtiyaç duyduğumuz.

Murat Tolga Şen: Sonunda, hikayesi olan bir film! Takım: Mahalle Aşkına…

“THE LAST WITCH HUNTER” BASIN GÖSTERİMİ SONRASI ELEŞTİRİLER

last-witch-hunter-trailer-poster-vin-diesel

Banu Bozdemir: The Last Witch Hunter / Son Cadı Avcısı gotik başlayıp aksiyona bağladığı hikayesiyle ne yazık göz doldurmuyor, sonlanmıyor, bağlanmıyor! :/

Tuğçe Madayanti: Vin Diesel’in milyar dolarlık yeni serisi, The Last Witch Hunter tam beklendiği gibi yüzeysel,karmaşık,ahmakça (2-10)

Serkan Baştimar: Last Witch Hunter umduğumdan iyi çıktı. Esprili, düzeyli aksiyonu ve kendi içinde mantıklı bir hikayesi var. Constantine’yi anımsattı bana.

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

Eli Roth’un yeni erotik gerilim filmi Knock Knock’ta yer alan ve çok konuşulan yamyam filmi The Green Inferno’nun başrolü olan Lorenzo Izzo’nun (fotoğrafta soldaki) Eli Roth’un eşi olduğunu biliyor muydunuz?

knock-knock

Yusuf Kurçenli’nin “Karartma Geceleri” filminin 1990 yılında Martin Scorsese’nin Goodfellas’ı ve Jane Campion’un An Angel at my Table’ı ile birlikte Venedik Film Festivali’nde “Altın Aslan” için yarıştığını biliyor muydunuz?

karartmageceleri

Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminde Taner Birsel’in canlandırdığı “Savcı” karakterini önce Olgun Şimşek’in oynayacağını, daha sonra ücrette anlaşılamadığından vazgeçildiğini biliyor muydunuz?

taner birsel

Emin Alper’in Venedik’ten “Jüri Özel Ödülü” ile döndüğü Abluka filmini jüri başkanı Alfonso Cuaron ve Nuri Bilge Ceylan’ın desteklediğini, Hou Hsiao-Hsien’in ise hiç desteklemediğini biliyor muydunuz?

abluka 3

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 21, 2015 in Sinefil Gazetesi

 

Etiketler: ,

“Abluka” USCFF Gösterimi Sonrası Eleştiriler

abluka 3

Dilek Karataş: Abluka, başarılı oyunculukları ve atmosfer yaratma başarısıyla son derece etkileyici bir film. Filmdeki karakter çözümlemesi sinemamızda son yıllarda neredeyse hiçbir filmde görmediğim kadar başarılı.

Rıza Oylum: Abluka’da atmosfer, oyunculuk, kurgu unutulmaz. Flu, net sonu olmayan filmlere alışmak lazım. Abluka’nin kusatilmis mahalle atmosferi etkileyici. Hele ki yaşamışlar için.

Halil İbrahim Sağlam: Abluka, ülkede bitmek bilmeyen politik şiddetin insanda yarattığı cinnet duygusuna gerçek – rüya ikileminde değinerek topu yine izleyiciye atmış ama bunu yaparken fazla örtük bir anlatım kullanmış. Bu anlatım biçimi filmin siyasi söylemlerini flu hale getirirken, Mehmet Özgür’ün canlandırdığı karakterle özdeşleşmeyi de neredeyse imkansız kılmış. Sahi, sizce hem her cümlede “Allah” diyip besmele getiren, hem de kızlı erkekli sofrada rakıları, biraları lüp lüp götüren, polis devleti haline gelen ülkeye söven ama aynı zamanda her gün yüzüne baktığı komşusunun sevişme seslerini dinleyerek orgazm olan ana karakterin siyasi görüşü neydi?

Güzin Tekeş: Abluka çarpıcı bir film olmuş.. Tepenin Ardı ile kıyaslanınca biraz dağınık ve sarkan bir yapım ama söylediği şeyler dikkate değer.. Ama doğruyu söylemek gerekirse Tepenin Ardı’ndaki olgunluk yok Abluka’da.. Sanki biraz aceleye gelmiş gibi..

Ferhat Karaman: Abluka’nin Kafkaesk atmosferi,gerçekle-hayalin iç içe geçtiği kurgusu ve alaycı sistem eleştirisi Terry Gilliam’ın Brazil filmini animsatti. 90’ların siyasi olaylarını merkezine alarak bugünün Türkiye’sinin alegorisini yaratmak.Abluka için başarılı,ülke için içler açısı bir durum.

Emel Karakaş: Abluka’yı sevdim mi sevmedim mi bilemiyorum..Tuhaf bir his yarattı..

Mert Ünal: Abluka büyük hayal kırıklığı.

Serkan Çellik: Abluka üzdü.

Tanju Baran: Emin Alper iyi de minimalizm kötü.

Nihan Falan: Politikayı filmlerinde sıklıkla kullanan Emin Alper yine şahane bir iş çıkarmış Abluka ile, Venedik’ten ödülle dönmesi tesadüf değil.

Yılmaz Temizkan: Abluka. Koltuğa mıh gibi çakılı filmi izliyorsunuz.

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 17, 2015 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , ,

“Mustang” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

mustang3

Serkan Çellik: Şimdi bu Fransa’da yetişmiş beş kızın yaz tatilinde Karadeniz köyüne yerleşme hikayesiyse, tamam. Değilse, çok fena. (Değil)  Mustang’in 25-30 civarında problemi var. Ama çözülemeyecek şeyler değil. Baştan yazıp çekilirse tamamdır bu iş. Türkiye’yi bağnaz, yobaz, baskıcı vs. gösteriyor. Tamam Türkiye öyle. Ama böyle değil ya. Burada yaşamış bir senaryo doktoru lazım.

Burak Göral: “Mustang”in senaryosu sıkı bir ‘edit’ten geçseymiş çok iyi film olabilirmiş. Görsel olarak şık ama hikayenin paldır küldür yürüdüğü bir film

Ali Koca: Fransa’nın Oscar adayı Mustang, kaba saba bir film. Meselesini bu kadar bodoslama, düz, kör gözüm parmağına anlatabilmek büyük başarı!

Çağnur Öztürk: Mustang, öksüz 5 kız kardeş üzerinden Türk kadının tüm çilesini anlatayım demiş olmamış, senaryo da reji de sorunlu,abartmayın artık filmleri.

Serdar Akbıyık: Mustang’in yönetmeninin en büyük hatası Türkleri Katolik sanması.

Banu Bozdemir: Mustang, ülke muhafazakarlığının yanından geçmiyor, karakterleri de Katolik gibi resmetmiş.

Suat Köçer: ‘Mustang’ı gördük. Türk Sineması’nın verilmiş sadakası varmış. Şimdi artık Fransa düşünsün.

Fırat Sayıcı: Mustang’i izledik. Fransa sineması adına üzgünüm

Tuğçe Madayanti: Mustang filmi; hikayesindeki zarif feminist ve sinsi politik ayarı çok beğendim. Her yol Gezi’ye çıkar! (6.5/10)

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 16, 2015 in Haberler

 

Etiketler: , , , , ,

Sinefil Gazetesi: Sayı 8

KISA KISA HABERLER

Kanser tedavisi gören usta tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Tomris İncer hayatını kaybetti.

tomris incer

201 dakikalık “Jeanne Dielman, 23, quai du commerce, 1080 Bruxelles” filmi başta olmak üzere birçok filmiyle sinema tarihine adını kazıyan Chantal Akerman 65 yaşında hayatını kaybetti.

a-filmmakers-letter-chantal-akerman

Karaciğer kanseri nedeniyle bir süredir tedavi gören usta komedyen, tiyatro ve sinema oyuncusu Levent Kırca hayatını kaybetti.

levent kırca

Selma’nın yönetmeni Ava Duvernay, 17. Mumbai Film Festivali’nin jüri başkanı oldu.

ava duvernay

Hollywood Reporter, Oscar’ın “Yabancı Dilde En İyi Film” kategorisi için en güçlü 10 adayı belirledi. Listede Fransa için yarışacak olan Deniz Gamze Ergüven imzalı Mustang de yer alıyor. http://www.hollywoodreporter.com/gallery/oscars-favorites-foreign-language-category-827847/1-hungary-son-of-saul-laszlo-nemes

mustang (1)

Usta aktris Meryl Streep, 66. Berlin Film Festivali’nin jüri başkanlığını yapacak.

streep

Leonardo Di Caprio, Volkswagen skandalını yapımcı kimliğiyle beyazperdeye taşımak için Paramount Pictures ile anlaştı.

di caprio

Hızlı ve Öfkeli serisinin 8. filmi olan Furious 8’i F. Gary Gray’ın yöneteceği açıklandı.

F-Gary-Gray-Gaming-Cypher

Steve McQueen ve Dustin Hoffman’lı efsane film Papillon, Danimarkalı yönetmen Michael Noer tarafından yeniden çevrilecek.

papillon

Güney Kore sinemasının önemli yönetmenlerinden Bong Joon-Ho filmi, son filmi Snowpiercer ile Hollywood’a geçmişti. Yeni filmi OKJA ile yine bilimkurgu kanalından ilerleyen yönetmen, başrolü Snowpiercer’da da çalıştığı Tilda Swinton’a verdiğini daha önce açıklamıştı. Filmin kadrosuna Jake Gyllenhaal, Kelly Macdonald, Billy Nighy ve Paul Dano’nun da dahil olacağı söyleniyor.

bong-joon-ho-Okja

Woody Allen, yeni filmini dijital kamerayla çekeceğini açıkladı. Allen’in yeni filminde Jesse Eisenberg, Kristen Stewart, Steve Carell, Blake Lively ve Corey Stoll yer alıyor.

woody allen

Star Wars: The Force Awakens filminin süresinin 136 dakika olduğu açıklandı.

force awakens

YENİ ÇIKAN FRAGMANLAR

John Hillcoat’un yönettiği, Kate Winslet, Aaron Paul, Chiwetel Ejiofor, Woody Harrelson ve Casey Affleck’in yer aldığı Triple 9’dan ilk fragman yayınlandı. https://www.youtube.com/watch?v=wzyFNVbWPxI

triple-nine-e1444238660161

İngiliz aktör Paul Bettany de oyunculuktan yönetmenliğe geçen isimler arasına adını yazdırdı. Hem senaryosunu yazıp hem yönettiği Shelter’ın başrolünde aktörün eşi Jennifer Connely yer alıyor. https://www.youtube.com/watch?v=1QWudLnDyZw

shelter-1514

Coen kardeşlerin yeni filmi Hail, Caesar!’dan ilk fragman yayınlandı. https://www.youtube.com/watch?v=kMqeoW3XRa0

hail caesar

Bryan Cranston’un Dalton Trumbo’yu canlandırdığı “Trumbo” filminden yeni fragman yayınlandı. https://www.youtube.com/watch?v=jLuxQhdUqLY

bryan-cranston-trumbo-trailer-01

Cary Fukunaga’nın yönettiği, Idris Elba’nın başrolde yer aldığı Beasts of No Nation’dan son fragman yayınlandı. https://www.youtube.com/watch?v=p5N_3ki7cio

beastsnonationmain

“BLACK MASS” BASIN GÖSTERİMİ SONRASI ELEŞTİRİLER

black mass

Müjde Işıl: Black Mass, vasat bir Scorsese taklidi.Derin karakterler-ilişkiler barındıran öykü hoyratça harcanmış. Depp bu vasatlığa abartıyla destek olmuş. Joel Edgerton’ın oyunculuğu Depp gibi abartılı.Edgerton yönetmenlikte daha başarılı.

Halil İbrahim Sağlam: Cast seçimi çok kötü. Sanki tüm oyuncular farklı farklı filmlerin içinden toparlanıp bir araya getirilmiş gibi birbirleriyle uyumsuzlar. Johnny Depp, makyajın etkisiyle o kadar karikatürize oluyor ki, her yakın planda elinize bir bez alıp suratındaki fondotenleri silmek istiyorsunuz. Joel Edgerton, büyük oynamak için her ağzını yamulttuğunda gülünç duruma düşüyor. Film de bütün olarak yapay bir Scorsese taklidi olmaktan öteye gidemiyor.

Tuğçe Madayanti: Black Mass, anlattığından daha azını gösteren, Depp’in performansının ve makyajının çok abartıldığı bir film. (4/10)

Murat Karakuş: Black Mass, ağır akan bir suç filmi. Türü dahilinde ortalama üstü sayılır fakat beklentime bağlı olarak kısmen hayal kırıklığı yaşadım.

Serkan Baştimar: Black Mass, atmosferi ve oyunculukları ile tatmin edici. Eleştirel yönü güçlü ama sanki bile bile sıkıcı hale getirilmiş bir film.

Numan Serteli: Black Mass’i izlerken bir adet çakma Atatürk göreceksin, sakın şaşırma.

Methouse: Black Mass, Joel Edgerton’ın iticiliğinden nasibini fazlasıyla almış. Film için ise sadece tek kelime, ‘sıradan’.

SİNEFİL TESTİ (Google’da arama, kendini kandırma!)

1- Brad Pitt, aşağıdaki yönetmenlerin hangisinin filminde oyuncu olarak yer almamıştır?

a) Martin Campbell

b) Jean Jacques-Annaud

c) Wolfgang Petersen

d) Edward Zwick

2- Aşağıdaki Bond filmlerinden hangisi resmi olarak James Bond filmlerinden sayılmamaktadır?

a) On Her Majesty’s Secret Service

b) Never Say Never Again

c) The Spy Who Loved Me

d) For Your Eyes Only

3- Aşağıdaki yönetmenlerden hangisi uzun metrajlı film çekmeye 2000’den önce başlamıştır?

a) Carlos Reygadas

b) Apichatpong Weerasethakul

c) Jaco van Dormael

d) Joachim Trier

4- Aşağıdaki filmlerden hangisi Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülü kazanmamıştır?

a) Somewhere (Sofia Coppola)

b) The Wrestler (Darren Aronofsky)

c) The Magdalene Sisters (Peter Mullan)

d) The Wind Will Carry Us (Abbas Kiarostami)

5- Aşağıdaki filmlerden hangisinin re-make’i çekilmemiştir?

a) Ben-Hur (1959)

b) Abre los ojos (1997)

b) Il Mare (2000)

d) The Chaser (2008)

e) El Secreto de Sus Ojos (2009)

(7. sayıdaki Sinefil Testi’nin cevapları: 1-d, 2-c, 3-a, 4-b, 5-d)

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 15, 2015 in Sinefil Gazetesi

 

Etiketler: ,

“Baskın” Filmekimi Sonrası Eleştiriler

Baskın-Can-Evrenol (1)

Murat Tırpan: Can Evrenol’un Baskın’ı Freudyen şemalara tamamen uyan, bol kanlı bir istismar filmi. Baskın’da işçilik, oyunculuk dahil her şey iyi. Film Sinemamız için yeni.Ama Son tahlilde pek sevemedim.

Halil İbrahim Sağlam: Baskın, görüp görebileceğiniz en “mindfuck” korku filmlerinden. Yönetmenliği ve atmosferi epey güçlü, bol kanlı bir cehennem senfonisi. Gel gelelim ki senaryosu aynı oranda güçlü değil. Final sahnesi de tahmin edilir. Ama umarım bu tarz filmlerimiz artar. 3.5/5

Batu Anadolu: “Baskın” ilginç biçimde sanat yönetimine yatırım yapsa da, gore olmayan ilk bir saatlik dilimde adeta parlayan bir film olmuş. fakat görünmeyini görünür kılan çözüm kısmı, bu etkileyicilikten uzak ve izleyiciyi filmden koparan nitelikte. baskın; potpori tadinda, hikayeyi bağlamak icin can çekişen finaliyle biraz da kendini beğenmiş bir film halini alıyor.

Serkan Çellik: Baskın ucuz Hollywood korku klişelerinin tamamını bol küfürlü ucuz filmlerimizle bir araya getiren pahalı bir füzyon. Diyalogları yapay, oyunculukları kötü. Görüntü yönetimi, kostüm, saç ve makyajları kalburüstü.

Tanju Baran: Baskın tek kelimeyle “çılgın”. İki kelimeyle “acayip çılgın”. Baskın üzerinden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Şerefli yenilgiler dönemi sona erdi.

Haktan Kaan İçel: Baskın, kısa filminin aslında fazla uzatılmış hali. Korku manyakları için cennet, normal izleyici için tipik bir B filmi. Baskın, cinli filmlerden bıkanlara nefes verdirse de; müzik kullanımı, tempo, hikaye bakımından tatminkar değil.Görsellerine göre az vaatkar.

Merve Yakut: Baskın, harikulâde yönetmenliği, kurgusu ve müzikleriyle beni benden aldı! Muazzam bir iş!

Onur Kırşavoğlu: Korku filmlerinin çok uygulanan özelliklerini bir araya toplayıp, biraz da bizden replikleri ekleyerek film yapmak.

Güzin Tekeş: İyi mi kötü mü tartışmasına girmiycem ama Baskın korku filmi değil..

Korcan Derinsu: Baskın basanin degil Can Evrenol’un; espri kotu ama film cok guzel, izlediginiz hicbiseye benzemiyor, kitlenip oylece seyrediyorsunuz. Tür sinemasi yapip uzak diyarlarda ses getirmek baya zor is, Baskın bunu yapmis, helal olsun.

Brandon: Baskın yönetmenin kurduğu atmosferi görmek için izlenebilir ama tekrar anladım ki, korku filmleri bana göre değilmiş arkadaş! 3,5/5

Ayça Ögetürk: Baskın, Türkiye sineması için takdir edilesi cesur bir iş. Ama kısadan uzun metraja geçmenin amatörlükleri çok bağırıyor. İlk 40dk akmıyor, uzadıkça uzuyor. Karakter tahlilleri çok yerinde ve başarılı. Evrenol yaptığı filmin türüne çok hakim bir sinefil olmalı.

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 9, 2015 in Haberler

 

Etiketler: , , ,

The Lobster: Aşk, Sisteme Karşı Gelebilir Mi?

the lobster

“Yeni Yunan Dalgası” diye bir akımın var olup olmadığı tartışıladursun, Yorgos Lanthimos, 2009’daki Dogtooth filminin yarattığı gürültüyle Yunanistan’da bir nevi “ilginçlikler sineması” furyasını başlatan isim oldu. Bu akımın yönetmenleri, oyuncuları, senaristleri, yapımcıları her yeni filmde birbirlerine destek vererek ilerliyorlar. Lanthimos, kariyerinde My Best Friend (2001) ve Kinetta (2005) filmleri de bulunmasına karşı daha çok Dogtooth (2009) ve Alpeis (2011) filmleriyle uluslararası alanda tanınmaya başladı. Hayranlık uyandırıcı senaryo ve yönetmenlik zekası, yarattığı ilginçlikler sinemasının arka planını aile ve sistem eleştirileriyle donatma başarısı o denli “dahice” gözüküyordu ki, bu tarzın türevlerinin çekilmesi ve Lanthimos’un ünüyle beraber sinemasının da Yunanistan’ın dışına çıkması kaçınılmazdı.

Lanthimos, uzun süredir beklenen yeni distopya filmi The Lobster’da Colin Farrell, Rachel Weisz, John C. Reilly, Ben Whishaw, Olivia Colman gibi Hollywood ya da İngiliz aktör ve aktrisleriyle çalışıp, ilk İngilizce filmini çekecek olmasıyla türlü soru işaretlerini beraberinde getirdi. Öyle ki, Lanthimos’un absürd ve yabancılaştırıcı dünyasının Hollywood’un kuralcı dünyasıyla uzlaşma sağlayamayacağı (kendinden ödün vermediği müddetçe) bir gerçek. Zaten Lobster, İrlanda, İngiltere, Yunanistan, Fransa ve Hollanda ortak yapımı. Bütçesi ise sadece 4 milyon dolar. Bu bağlamda filmin dilinin Yunanca değil de İngilizce olması ve tanındık aktörlerle çalışması sadece Lanthimos’un sinemasının evrensele ulaşmasında bir araç niteliği taşıyor. Çünkü Lanthimos, zekasından, yaratıcılığından ve hayal gücünden hiçbir şey kaybetmiş değil, aksine bunları filmografisinin zirve noktasına taşıyacak kadar unutulmaz bir yapıta imza atmış.

(Not: Yazının buradan sonrası filmin gidişatı ve sahneleri hakkında spoiler içerir. Filmden alacağınız zevki azaltacağını düşünüyorsanız, izledikten sonra okumanız önerilir.)

lobster 95

The Lobster’in dünyasında yalnızlara yer yok. Dünyada insanların yalnız yaşaması yasaklanmış, herkes kendine uygun bir eş bularak yaşamak zorunda. Eşi olmayan “yalnızlar”, 45 gün boyunca bir otele kapatılarak kendilerine uygun eşi bulmak zorunda, yoksa istedikleri bir hayvana dönüştürülerek doğaya salınıyorlar. Bu sisteme herkes inanmış durumda, zira hayvana dönüştürülmek gibi dehşet verici bir olayı bile kabullenmiş insanların çoğu. Devlet, sistemi ince ince işlemiş. Otele girdiğinizde cinsel tercihinizin heteroseksüel mi yoksa homoseksüel mi olduğu soruluyor ve ona göre ayrı otellere yerleştiriliyorsunuz. Çünkü eşcinseller ve heteroseksüeller bir arada yaşayamaz! Kişiler birbirine “uyumlu” çifti bulmak zorunda. Bu konuda devleti kandırmak pek mümkün olmuyor, hatta böyle bir şey olursa bizzat kişi devlete olayı ispiyonluyor, sonunda “eş” bulamayıp hayvana dönüşecek olsa bile! Bu uyum esası “iki kişinin de burnunun kanaması” ya da “iki kişinin de duygusu olmaması” gibi Lanthimos absürtlüklerinde anlatılsa da bunu evrensele hatta yerele yayarak da çeşitlendirmemiz mümkün. “Sünni – Sünni”, “Alevi – Alevi”, “Kürt – Kürt”, “solcu – solcu”, “sağcı – sağcı” şeklinde bir uyumla otelden “çift” olarak ayrılabilirsiniz. Aksi kimin haddine! Devleti kandırmaya çalışırsanız anında kimsenin olmak istemediği bir hayvana dönüştürülerek en ağır şekilde cezalandırılırsınız. Eğer devletin istediği şekilde yaşarsanız, devletle iyi geçinirseniz, devlet de size en iyi şekilde bakar. Sizi güzel bir otel odasında ağırlar, takım elbisenizden ayakkabınıza kadar şık bir şekilde giydirir, jakuzili havuzlarında rahat ettirir, canınız sıkıldıysa bizzat sizi eğlendirir, devletin üst kademeli, tok sesli, kel ve göbekli adamı TRT Müzik’i andıran bir konser verir mesela. Size uygun eşi bulun, yasal bir şekilde odanızda eşinizle sevişin. Sorunlar yaşayıp anlaşamamaya başladıysanız hiç merak etmeyin, devlet mutlu olmanız için size gerekirse çocuk bile tahsis edebilir, 3 çocuğa kadar yolu var! Bunların hepsi sizin devletin istediği uyumda eşi bulmanız için, yeter ki sorun çıkarmayın. Eğer devletin bu üstün hizmetlerine ihanet edip ormana, anarşiklerin yanına kaçmaya karar verirseniz bittiniz. Devlet hemen otelde sistemin gönüllü köleleri haline gelmiş bireyleri ellerinde silahlarla ormana salar, leşinizi sıra sıra yere dizer, bir güzel sayar, bireylerin 45 günlük süresini de kelle başına bir gün olacak şekilde artırarak onları ödüllendirir.

the-lobster (1)

Lanthimos, bu orijinal dünya fikrini zekice bir mizahla harmanlayarak otel içinde geçen ilk yarı boyunca izleyiciyi adeta kahkaha tufanına boğuyor. Karakterlerin eylemlerini, düşüncelerini, hatta bazen söyledikleri sözleri anlatıcı dış ses eşliğinde tekrar ettirmesi hem bilinçli olarak izleyiciyi yabancılaştırıcı bir işlev görüyor hem de izlediğimizin bir film, anlatılanın ise bir hikaye ya da masal olduğunun altını çizerek hatırlatıyor. İlk yarıyı keskin bir kara mizahla harmanlayan ve sinematografik olarak açık tondaki renkleri tercih eden Lanthimos, ikinci yarıda filmin dünyasını otel yerine kaçakların bulunduğu ormanlık araziye ve dış dünyada hayatın nasıl olduğu üzerine kuruyor. Otelden kaçıp ormanlık arazide ayrı bir sistem kuran anarşikler, oteldeki mevcut sistemin bir anti-tezini sunacaklar diye bekliyoruz, fakat çok geçmeden olayın hiç de göründüğü gibi olmadığı açığa çıkıyor. Otelde nasıl kendinize bir eş bulmadan hayatınıza devam edemezseniz, burada da yaşamak için topluluktan kimseye aşık olamazsınız! Sözde mevcut düzenin anti-tezi fakat insan özgürlüğünü kısıtlama, kurallara uyulmadığında en ağır şekilde cezalandırma konusunda hiçbir değişim yok. Bu noktada sorulması gereken soru şu? Bir başkasının (devletin) isteğine göre bir aile kurup yaşamayı ya da aile kuramayıp ömrünüzü bir hayvana dönüştürülerek geçirmeyi mi isterdiniz, yoksa ömür boyu yalnız olmanız dikte edilerek, aşık olmanız halinde sakat bırakılarak yaşamayı mı? Bu noktada devletin, sistemin, kuralların, yasakların önünde bir aşk yaşayabilmeniz mümkün mü? Filmin içeriğindeki “romans” duygusu da bu sorulardan türeyerek, ikinci yarının ana odak noktası haline geliyor. İkinci yarı bize bir anti-tez sunmadığı, aynı sistemin farklı bir varyasyonuna okuma sağladığı için filmin görsel dokusu daha karanlık hale gelmeye, mizahi unsurları daha azalmaya başlıyor. Normalde otelde geçen, filmin esas konusu olan ilk yarı, yapı gereği daha karanlık olması gerekirken aydınlık bir sinematografi ve güçlü bir mizahi dille aktarılıyor. Otelden (devletten, sistemden) kaçıldığında aydınlığa kavuşulması beklenirken ise ikinci yarı daha karanlık olmaya başlıyor, çünkü bir sistem, öteki sistemi var etmekten başka bir işe yaramıyor. Filmin iki yarısı tamamen bu ters psikoloji üzerine kurulmuş.  Her iki sistemde de değişmeyen tek şey ise insanların birbirlerini kullanması ve bireysel kazanımları için diğerlerini feda etmesi. Peki, bu durumda aşk ne oluyor? Lanthimos, bunun cevabını finalde hem ana karakteri hem de izleyiciyi ikilemde bırakarak veriyor. Gerisi sizin hayal gücünüze kalmış.

5/5

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 8, 2015 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , , , ,