RSS

Aylık arşivler: Ocak 2016

“Carol” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

carol1

Ali Ulvi Uyanık: “Carol”: Sık karşılaşamadığımız bir duygusal zariflik… Mükemmel.

Müjde Işıl: “Carol” dümdüz bir hikayeyi dümdüz bir tarzla anlatıyor. İlk filmi çeken yönetmenden deseler, o durumda bile bu kadar düz olmazdı.

Burak Göral: “Carol” nasıl şiir gibi, nasıl şahane bir aşk filmi… Bugün basın gösteriminde film bittiğinde hemen kalkamadım yerimden… O güzelim müziğiyle ve Cate Blanchett’in o aşık kadın bakışıyla vedalaşamadım bir türlü…

Tanju Baran: Carol, çok güzel ambalajlanmış, albenili bir hediye kutusu gibi; yalnız ufak bir sorunu var: Haynes kutunun içine bir şey koymayı unutmuş.

Murat Özer: O son bakışla 9/10’dan 10/10’a yükseldi Carol … Azize Tan’ın çevirisi de film kadar mükemmeldi… Teşekkürler…

Tuğçe Madayanti Dizici: Estetik olarak enfes olan Carol filmi hiçbir şey hissettirmedi. Hangi aşktan bahsediliyor? Ben görmedim. (5/10)

Halil İbrahim Sağlam: Carol, çok güzeldi çok. Yönetim, sinematografi, oyunculuk, müzik, kostüm tasarımı, sanat yönetimi dört dörtlük. Dokunaklı aşk filmi.

Serkan Çellik: Todd Haynes “Carol”a %100’ünü vermemiş. Zarif ve şık ancak ben içli ve duygu yüklü olmasını dilerdim. Yine de 7/10. En zayıf yönü Blanchett. Çok iyi çekilmiş sahnelerin iyi çekilmiş sahnelerden az oluşu üzüyor. Çünkü adam yetenekli, yapabileceğini biliyor ve yer yer görüyorsunuz.

Murat Karakuş: Carol her açıdan şık bir iş. Cate Blanchett ve Rooney Mara’nın uyumlu kimyaları + üstün performansları filmi çok farklı bir noktaya taşımış. Carter Burwell’in müziklerine ayrı bir parantez açmak lazım. Sezonun en başarılı soundtrack çalışmalarından.

Kemal Yılmaz: Yani Akademi’nin de abarttıkları var ama bence siz de Carol‘ı biraz abartmışsınız.

Melikşah Altuntaş: Todd Haynes’in “Carol”ı bir minik formül kokmakla birlikte, tüm ekibin işini kusursuz yaptığı bi film!

Onur Kırşavoğlu: Sanat yönetimi ve sinematografi kusursuz, prodüksiyon müthiş ve Blanchett muazzam ama senaryo bu yükü kaldıramamış. Carol’ın iyi yanlarından biri Carter Burwell’ın ne kadar iyi besteci olduğunu bir kez daha anlamamız. Daha uygun müzikler sanırım bulunamaz.

Batu Anadolu: Carol ile ilgili beklentilerim oldukça düşüktü ama bu kadar güçlü iki karakteri görünce afalladım. Haynes ise Carol’u, 50’leri konu alan ama 21. yüzyılın kazanımlarına dayanan bir özgürlük manifestosu olarak yaratmış.

Mert Tanöz: Carol”İzlediğim en iyi aşk filmi.” Bunu ben demiyorum, sevdiğim ve saydığım bir üstadım diyor. Kesinlikle de katılıyorum. Oldukça zarif bir film. Hele Cate Blanchett ve Rooney Mara’nın uyumu inanılmaz.

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 29, 2016 in 2012

 

“İftarlık Gazoz” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

iftarlık gazoz

Selin Gürel: Yüksel Aksu’nun sadeleşmiş ve kameraya daha hakim anlatım dili, İftarlık Gazoz için iyi haber. Samimi hikayesi seyirciye hemen geçecektir. Berat Efe Parlar’ın performansı çocuk olma halini özetler nitelikte. Cem Yılmaz’ı izlerken Cem Yılmaz olduğunu unuttum. Bunu beklemiyordum. Bir gişe filmi olduğunu hissettirdiği sahnelerin altında ezilmeyen, birleştirici ve sıcakkanlı ruhu, benim için filmin kurtarıcısı.

Haktan Kaan İçel: Saf, temiz, mutlu günlere götürüyor. Özlediklerimizi gösteriyor. Sonrasında çöken karanlıkla beraber gerçekliğe döndürüyor. Görüntü ve oyunculuk anlamında iyi işçilik çıkarırken, kurguda hantallaşıyor. Ancak bu yılın iyi Türk filmlerinden biri…

Çağnur Öztürk: İftarlık Gazoz’u sevdim… Sonuçta Muğlalıyım… Cem Yılmaz’in şivesi tam olmuyor ama yine de başarılı, çocuk oyuncu seçimi de çok iyi… Bu kez komedi dozu seyrelmiş bir Yüksel Aksu filmi var, o ne yaparsa yapsın ben samimiyetine inanıyorum.

Ezgi Sütçü Ercan: “İftarlık Gazoz” Berat Efe Parlar’ın oyunculuğu ile parlıyor. Çok etkilendim. Sıcacık bir film olmuş.

Mert Tanöz: İftarlık Gazoz ile Yüksel Aksu 70lerden hikayeler anlatmaya devam ediyor. Dönemin atmosferini yakalamış keyifli bir film.

Murat Tolga Şen: İftarlık Gazoz, Y. Aksu’nun anlatmayı iyi becerdiği yürek ısıtan bir Ege hikayesi ama gişe beklentili finali sevmedim. 7/10

Banu Bozdemir: İftarlik Gazoz’a ilgili uzun yazacağım ama ilk olarak naif solculuk ve naif müslümanlık üzerinden güzel bir yetmişler hikayesi diyebilirim.

Başak Bıçak: İftarlık Gazoz, Yüksel Aksu’nun alıştığımız hikayeciliğinden uzaklaşmayan ama her detayıyla yine kendisini sevdirebilecek bir film…

İnci Tulpar: Seyirci gözü ile: İçim söküldü. Sinema gözü ile: Başı, sonu, oyunculukları, görüntüleri nefisti. Ortası yavaş akmasını affettirdi.

Utku Ögetürk: Yüksel Aksu sözünü esirgemeyen ve bu doğrultuda karakteristik bir sinema dünyası yaratabilen başarılı bir yönetmen. İftarlık Gazoz’da da hem herkes tarafından sevilecek bir hikaye sunuyor hem de içimizden karakterlere yer veriyor.

Tuğçe Madayanti Dizici: İftarlık Gazoz nostaljiye hayat veren bir film olmuş. Geçmişte her şey ne kadar da sahiciymiş, hatırlamak iyi oldu. Finali ise gözyaşı dolu.

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 27, 2016 in 2012

 

Etiketler: , , , , ,

“Spotlight” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

SpotlightTIFF2015

Murat Karakuş: Spotlight, bıçak sırtı bir konunun yanlış yönetmen/senarist elinde harcanmış hali. Oscar balonu değil fakat kalıcı olma ihtimali düşük. Filmin sarkmaması adına aralara gerekli esler dahi serpiştirilmemiş. Güçlü performanslara rağmen karakterler ile bağ kurulamıyor. Aaron Sorkin-Eric Roth ayarında bir senarist ve türe hakim bir yönetmen böyle bir malzemeyi başyapıta çevirirmiş. Yazık olmuş.

Batu Anadolu: Spotlight gazetecilik mesleğine, etiğine ve kurumlar arası ilişkilere odaklanma konusunda oldukça başarılı. Ele aldığı konunun ağırlığına karşın gösterişsiz bir yönetmenliğe ve oldukça iyi oyuncu performanslarına sahip. Gazeteciliğin şövalyelik mesleği olduğuna dair özlemi yer yer gereksiz sahne tercihleriyle bulandırması rahatsız edici. Yine de haber kuramlarından kitle iletişim teorilerine dek atıfta bulunan örneklemiyle ders niteliğinde bir film.

Halil İbrahim Sağlam: Bir filmin hikayesine ya da diyaloglarına tav olmanın o filmi “iyi bir film” yapması inancı maalesef bazı filmleri şişirmeye devam ediyor. Spotlight’ın tek iyi tarafı ele aldığı mesele. Senaryosu da yer yer güçlü fakat bir Aaron Sorkin yazsaydı nerelere gelirdi dedirtmiyor değil. Yönetmenlik ve sinematografi üçüncü sınıf Tv filminden hallice. Film boyunca keşke başkası yazsa, başkası yönetse, başkası çekse, başkaları oynasa diyip duruyorsunuz. Hiçbir sinema duygusu yok. Bir Tv filmi olarak da izleyebilirdik bu hikayeyi, ki zaten bu bir Tv filmi. Sinema bu değil. Filmin sade ve sıradan tavrına uyarak oldukça iddiasız oynayan oyuncu kadrosu içinde, ağzını yüzünü yamultarak, her kelimeyi çiğneyerek “Oscar istiyorum ben” edasıyla öne çıkmaya çabalayan Mark Ruffalo ise filme nasıl bir zarar verdiğinin farkında değil sanırım.

Burak Göral: Bazı filmleri yumruklarınızı sıka sıka izlersiniz… Bu dünyada sizi “insanlık”tan nefret ettiren tonlarca gerçek hikayeden sadece bir tanesini anlatıyordur.. Haftaya vizyona girecek olan Oscar adayı “Spotlight” da yine yumruğunuzu sıkarak izlediğiniz o filmlerden biri… Sanki “The Club”ın paralelinde ilerliyor, çocuk tacizcisi rahipleri ve onları koruyan kiliseyi ve görmezden gelmeye alıştırıldığımız sistemi haber yapmaya çalışan gazetecileri anlatıyor. Çok iyi yazılmış, dengeli senaryosuyla seyircisini sarsıyor… Sanki “The Club”ın tacizci rahiplerini “Spotlight”taki araştırmacı gazeteciler ifşa etmişler gibi. Özgür ve bağımsız medyaya neden çok ihtiyacımız olduğunu da daha çok anlayacaksınız.

Güzin Tekeş: Gerçek gazeteciliğin nası bir şey olduğunu unuttuğumuz şu günlerde Spotlight adeta yol haritası çiziyor..Spotlight’ın güçlü bir senaryosu var, işlediği konu da çok hassas, yine de karşısında Mad Max ve Revenant gibi filmler varken Oscar alamaz..

Kerem Akça: Spotlight’a tapan Amerikalı eleştirmenleri bir odaya kilitleyip, ses bandını kapatarak filmi 2-3 kere üst üste izlettirmek paklar. Böylece filme değil diyaloglara, sinema sanatının büyüsüne değil cümlelerin etkileyiciliğine vurulduklarını eziyet çekerek idrak edebilirler.

Kerem Sanatel: Sağlam bir makale gibi sadece meseleye odaklanıyor, çarpıtmasız, kahramansız, süslemesiz, Spotlight’ı görün.

Müjde Işıl: Spotlight’ın neyi yapamadığını net olarak görmek için The Club’ı izlemek yeterli.İkincisi sinema, birinci ise konuşan insan kareleri toplamı.

Murat Özer: “Spotlight” + “Deliver Us from Evil” (2006) = Bizde yapıl(a)mayan gazetecilik + “fetva”…

Onur Kırşavoğlu: Spotlight meselesini çok iyi aktaran, baskısını hissettirip sizi icine alan minimal bir harika. Oyunculuk performanslari da tuz biber.

Serkan Çellik: Hayatında 5 film izlemiş birine kamera versen Spotlight’ı böyle çekerdi. Bir de en iyi yönetmen Oscar adaylığı vermişler. Ayıptır be. Senaryo çok iyi, Mark Ruffalo çok kötü. İzle-unut benim için.

Banu Bozdemir: Spotlight.Araştırmacı gazetecilik başarısıyla dönen dolapların açığa çıktığı film etkileyici!Ama şaşırtmıyor din ve çocuk istismarı!Ne yazık.

Seçil Toprak: Spotlight iyi hikâye ama o kadar gibi. Vasat yönetmenlik filmi tv filminden hallice yapmış. McCarthy düzgün hikâye anlatan bir adam ok. Örneğin The Visitor filmi çok iyiydi, basit ve etkileyici şekilde anlatmıştı derdini. Ancak Spotlight başka türlü olmalıydı, çarpıcı değil. Öykü çok iyi, sinema vasat. Potansiyeli olan öykünün heder olması gibi bir şey Spotlight.

Tanju Baran: Spotlight; güçlü bir ağıt, sert bir tokat, kapanmaması gereken yaraya dökülen tuzdur. Makamı düz diye eleştirilemez.

Utku Ögetürk: Spotlight gazetecilerin bir bir yargılandığı, “basın özgürlüğü”nün sadece sözde kaldığı şu günlerde pek kıymetli.

Mert Tanöz: Spotlight bir Truth veya bir The Big Short temposunda olmamasına rağmen oldukça akıcı. Fakat gazete(cilik)den yeterince bahsetmiyor. Konusu ve özellikle de yönetmenliği iyi, ancak “En İyi Film” Oscar’ı için yeterliliği tartışılır. Olayın beyazperdeye hayli geç taşındığını da söylemek gerekli. Bunca yıl neredeydiniz, diye sormazlar mı adama?

Tuğçe Madayanti Dizici: Spotlight, İslam dini ile bu kadar uğraşılan bir dönem için önemli bir film ama senenin en iyisi değil (7.5/10)

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 20, 2016 in 2012, Haberler

 

Etiketler: , ,

“The Revenant” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

revenant

Halil İbrahim Sağlam: The Revenant, Kill Bill’den bu yana çekilen en iyi intikam filmi. Inarritu ve Lubezki’den vahşi ve dondurucu bir sinemasal gövde gösterisi. Bu yıl izlediğim tüm Hollywood filmlerinin üzerinde. Leonardo DiCaprio fiziksel olarak kendisini epey zorladığı efsane performansıyla bu sefer Oscar’ı kazanır. Tom Hardy de tuhaf aksanlı karakteriyle unutulmaz bir kötü adam portresi çiziyor.

Murat Karakuş: The Revenant, çarpıcı bir intikam öyküsü eşliğinde insan doğasının karanlığına yolculuğa çıkarıyor. Cehennemvari atmosferi çok etkileyici. Inarritu’nun en iyi filmi mi tartışılır ama benim en beğendiğim filmi oldu. DiCaprio muazzam, net şekilde Oscar’ı kazanmalı.

M. Furkan Kocaaslan: The Revenant, hipnotize edici, muazzam bir sinema deneyimi. Tabiri caizse “delice” bir iş. Büyüleyici, doyamadım.

Faruk Songur: The Revenant nefes kesici bir ayakta kalma mücadelesi ve intikam öyküsü. Inarritu hedefi 12’den vuruyor. Lubezki hat-trick yapsa yeridir.

Gizem Çalışır: The Revenant, dondurucu bir kış günü dışarıdan eve geldiğinizde soğuktan buz tutmuş elleriniz yanmaya başlar ya hani işte öyle yakıyor!

Banu Bozdemir: Diriliş arkasındaki bin yıllık kavganın ötesinde insanın yeniden yeniden dirilttigi şiddetin öyküsü bir anlamda. DiCaprio da gayet iyi!

Kerem Akça: The Revenant’ta öncelikle iki müthiş performans var: DiCaprio ve Hardy. Daha ziyade Lubezki’nin filmi olmuş. 19. yüzyılı, karlı doğayı, insanoğlunu, vahşiliği fotoğraflama becerisi üst düzey…

Müjde Işıl: The Revenant, kötü adamı abartmak için süreyi gereksiz uzatıyor. Bence olayın özü, son karede… Ve o kare filmin bütününden çok daha iyi. Tom Hardy’nin The Revenant’taki performansı,2 zıt değerlendirmeye de açık.Ya rolünü çok iyi giymiş veya abartmakta sınır tanımamış.Oyum 2.ye

Kaan Kavuşan: Revenant’ın en büyük başarısı, karakterden sadece iki-üç adım uzaktaymışsınız gibi hissettirmesi. Sanki üç adım atsan tutacaksın.

Fatma Özdemir: The Revenant son derece etkileyici bir intikam filmi.Inarritu-Lubezki işbirliği izleyiciye yine mükemmel bir atmosfer ve seyir zevki sunuyor

Mehmet Ali Erkaya: The Revenant’a bayıldım. Inarritu’yu döneminde izleyebilmek bence büyük bir şans.

Çetin Cem Yılmaz: The Revenant için söylenecek ilk şey, bunun Inarritu kadar Emmanuel Lubezki’nin de filmi olduğu. Chivo, üst üste üçüncü Oscar’ını alır.

Tuğçe Madayanti Dizici: The Revenant; beyazlar, kızılderililer, doğa, hayvanlar hepsi birbirine karşı savaş içinde ama nafile… (7/10)

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 18, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , ,

Otto Preminger Seçkisi, 35. istanbul Film Festivali’nde

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 1982 yılında bir sinema haftası olarak başlayan Türkiye’nin en büyük sinema etkinliği İstanbul Film Festivali ölümünün 30. yıldönümünde Otto Preminger’i 10 önemli filminin yer aldığı özel bir bölümle anıyor.

35. İstanbul Film Festivali kapsamında Otto Preminger’i tanıma ve filmlerini yıllar sonra da olsa büyük ekranda görebilme fırsatı yaratacak bu özel seçki için, daha önce İstanbul Film Festivali’nin birçok özel bölüm ve etkinliğine afiş hazırlayan usta tasarımcı Yurdaer Altıntaş tarafından özel bir afiş de tasarlandı.

otto-preminger_n29c

Festivalde, mesafeli yönetimi, uzun planlarıyla dikkat çeken, izleyicisinin zekâsına güvenini hep muhafaza eden Preminger’in 10 filmi izleyiciyle buluşacak. Kara film başyapıtı Kanlı Gölge / Laura, gelmiş geçmiş en önemli mahkeme dramlarından Bir Cinayetin Anatomisi / Anatomy of a Murder, uyuşturucu bağımlılığını ilk gerçekçi işleyen filmlerden Altın Kollu Adam / The Man with the Golden Arm, siyasetin koridorlarında korkusuzca gezinen Washington’da Fırtına / Advise and Consent, sinema dünyasına Jean Seberg’i keşif olarak sunan iki filmi Günaydın Hüzün / Bonjour Tristesse ve Aziz Jan / Saint Joan bu kapsamlı retrospektifte izleyiciyle buluşacak filmler arasında yer alıyor.

laura

Yönetmenin gösterilecek diğer filmleri ise Twentieth Century Fox için çektiği son film olan toplumsal eleştirel kara film Kaldırımlar Bitince / Where The Sidewalk Ends, Marilyn Monroe’lu western “Bisiklet Hırsızları” uyarlaması Dönüşü Olmayan Nehir / River Of No Return, psikolojik gerilim Küçük Kız Kayboldu / Bunny Lake is Missing ve altı dalda Oscar adayı olan Kardinal / The Cardinal.

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 13, 2016 in 2012, Haberler

 

Etiketler: , , ,

48. SİYAD Adayları Belli Oldu

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD), 2015 Türkiye sineması ödüllerinin adaylarını belirledi. SİYAD üyelerinin yaptığı seçimde 2015 yılında Türkiye’de sinemalarda vizyona giren uzun metraj yerli yapım filmler içinden En İyi Film başta olmak üzere 11 kategoride beşer aday belirlendi. Ödüller, bu adaylar arasından SİYAD üyelerinin yapacağı 2. tur oylamanın ardından 2 Mart’ta Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenecek, sinema-TV oyuncusu / tiyatro sanatçısı Tuğrul Tülek’in sunuculuğunu üstleneceği törenle sahiplerine verilecek.

abluka2

SİYAD adayları içinde 11 kategoriden 10’unda aday gösterilen Abluka en fazla kategoride aday gösterilen film oldu. Abluka’yı 9 adaylıkla Rüzgarın Hatıraları ve Sarmaşık, 7 adaylıkla Nefesim Kesilene Kadar, 5 adaylıkla Bulantı, 4 adaylıkla Çekmeceler, 3 adaylıkla Çekmeköy Underground ve Toz Ruhu, 2 adaylıkla Kuzu ve 1 adaylıkla Guruldayan Kalpler, Limonata ile Nadide Hayat filmleri izledi.

EN İYİ FİLM

Abluka

Bulantı

Nefesim Kesilene Kadar

Rüzgarın Hatıraları

Sarmaşık

EN İYİ YÖNETMEN

Emin Alper (Abluka)

Özcan Alper (Rüzgarın Hatıraları)

Emine Emel Balcı (Nefesim Kesilene Kadar)

Zeki Demirkubuz (Bulantı)

Tolga Karaçelik (Sarmaşık)

EN İYİ SENARYO

Emin Alper (Abluka)

Özcan Alper, Ahmet Büke (Rüzgarın Hatıraları)

Emine Emel Balcı (Nefesim Kesilene Kadar)

Zeki Demirkubuz (Bulantı)

Tolga Karaçelik (Sarmaşık)

EN İYİ KADIN OYUNCU PERFORMANSI

Demet Akbağ (Nadide Hayat)

Nesrin Cavadzade (Kuzu)

Ece Dizdar (Çekmeceler)

Algı Eke (Guruldayan Kalpler)

Esme Madra (Nefesim Kesilene Kadar)

EN İYİ ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

Tansu Biçer (Toz Ruhu)

Mehmet Özgür (Abluka)

Ertan Saban (Limonata)

Nadir Sarıbacak (Sarmaşık)

Onur Saylak (Rüzgarın Hatıraları)

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU PERFORMANSI

Şebnem Hassanisoughi (Bulantı)

Nursel Köse (Kuzu)

Tülin Özen (Abluka)

Tilbe Saran (Çekmeceler)

Ece Yüksel (Nefesim Kesilene Kadar)

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

Berkay Ateş (Abluka)

Kadir Çermik (Sarmaşık)

Çağlar Çorumlu (Bulantı)

Mustafa Uğurlu (Rüzgarın Hatıraları)

Özgür Emre Yıldırım (Sarmaşık)

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ

Adam Jandrup (Abluka)

Norayr Kasper (Çekmeceler)

Vedat Özdemir (Çekmeköy Underground)

Andreas Sinanos (Rüzgarın Hatıraları)

Gökhan Tiryaki (Sarmaşık)

EN İYİ MÜZİK

Ahmet Kenan Bilgiç (Sarmaşık)

François Couturier (Rüzgarın Hatıraları)

Cevdet Erek (Abluka)

Betül Esener, Ezgi Baltaş (Toz Ruhu)

Acarkan Özkan, Uran Apak, Erhan Seyran (Çekmeköy Underground)

EN İYİ KURGU

Özcan Alper, Baptiste Gacoin (Rüzgarın Hatıraları)

Osman Bayraktaroğlu (Abluka)

Ayhan Ergürsel (Çekmeköy Underground)

Evren Luş (Sarmaşık)

Dora Vajda, Emine Emel Balcı (Nefesim Kesilene Kadar)

EN İYİ SANAT YÖNETİMİ

Hüseyin Binay , Aslıhan Tiryaki (Çekmeceler)

İsmail Durmaz (Abluka)

Gamze Kuş (Rüzgarın Hatıraları)

Osman Özcan (Toz Ruhu)

Meral Efe Yurtseven, Yunus Emre Yurtseven (Nefesim Kesilene Kadar)

EN İYİ BELGESEL

Bakur

Gavur Mahallesi

Hasret

Haziran Yangını

Koloni

Soluk

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 13, 2016 in 2012, Haberler

 

Etiketler: , , , , , ,

“Joy” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

joy_banner

Murat Karakuş: Joy, sezon başında yarattığı beklentiyi karşılamaktan çok uzak. Özellikle kurgusu felaket. Sanki birileri filmi katletmek için çabalamış. O. Russell filmlerinin kaotik atmosferi ve nevrotik karakterleri Joy’da yine mevcut fakat bu sefer detaylarda yoğun bir olmamışlık hakim.

Onur Kırşavoğlu: David O. Russell kötü kurgu nasıl olur dersi vermiş. Filmi de ilk aklına geldiği gibi çekmiş, sanki hiç geliştirmemiş.

Güzin Tekeş: Joy sıradan bir David O. Russell filmi.. Oyuncu kadrosu göz dolduruyor ancak ciddi tempo sorunları var.. Jennifer Lawrence artık başka yönetmenlerle çalışmalı..

Müjde Işıl: Three Kings’ten beri David O. Russell’ın mizah anlayışına epeyce uzağım. Joy ile birlikte artık aradaki fark iyice açıldı.

Halil İbrahim Sağlam: Joy’u anca vileda sopasının icadını merak eden ve bunu heyecanlı bulan birisi beğenebilir. Dünyada öyle bir insan olduğunu zannetmiyorum. American Hustle ne kadar özellikli, unutulmaz sahneleri olan, doyum olmaz bir filmdi. Joy’u izleyince bu bir kabus olmalı diye düşündüm.

Barış Toker: Sıradan bir Amerikan rüyası öyküsünü masalsılaştırmak isterken eline yüzüne bulaştırıyor ne yazık ki. Ortalama bir hikayeyi bu kadar epik bir anlatım kalıbına sokma çabası filmin kendi içinde dalga geçtiği pembe dizilerin sınıfına sokmuş. Russell’ın kanımca kariyer başyapıtı Silver Linings Playbook’ta tutan aile formülü ve cast uyumu burada da denenmiş ama olmamış. Burada birbirleriyle uyumu bırak tek başlarına bile karikatürize duruyorlar. Tek görevleri antipatik olmak, tabi rüya gerçek olana dek. Bir de yetmezmiş gibi o berbat kurgu da nedir öyle? Russell gibi tecrübeli yönetmensin sen. Film darmadağın ilerliyor kurgu yüzünden.

Tuba Büdüş: Joy filmini izlemeyi düşünüyorsanız beklentilerinizi çok çok aşağıya çekin. Zira çok çok vasat. Bu kadarını beklemiyordum ben.

Tuğçe Madayanti: Joy, televizyonda zaplarken denk geldiğimiz MGM filmlerine benziyor. Oscar şansı hiç yok (3/10)

Kerem Akça: David O. Russell, iyi bir yönetmen olduğu kadar iyi bir senarist de. Joy’da onun kaleminden çıkan karakterler dolu dolu..

Furkan Kocaaslan: “Joy” beni şaşırttı, iyi bir film olmuş. Beklentilerimin üstünde çıktı. Gayet sevdim.

Haktan Kaan İçel: İnanılmaz depresif, ağır drama soslu bir banliyo kara mizahı olmuş. Kötü film diyenlerin bir neden bulması lazım bence. Joy’da inanılmaz antipatik karakterler yaratılmış. Amerikan rüyasının tepetaklak edilmiş hali olarak öne çıkıyor.

Utku Ögetürk: Joy iyi bir yönetmenin sıradan bir filmi. Yeni bir şeyler anlatmıyor belki ama anlattığı hikayeyi gayet güzel işliyor. Ödül sezonu için şansı yok ama seyircisini üzeceğini de düşünmüyorum.

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 6, 2016 in 2012, Haberler

 

Etiketler: , , , , , ,