RSS

27. Ankara Film Festivali İzlenimleri – 1

08 May

25 April

Yeni Zelanda sinemasının önemli belgesel yönetmenleri arasında yer alan Leanne Pooley yönetimindeki 25 April, 1. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’yi savaş dışı bırakmak isteyen İngilizlerin Avustralya ve Yeni Zelanda koloni kuvvetleriyle beraber Gelibolu Yarımadası’na yaptığı çıkartmayı animasyon ve belgesel türlerini etkileyici bir dile harmanlayarak anlatıyor. Pooley, binlerce genç askerin ölümüne neden olan savaşa Yeni Zelanda safındaki 6 kişinin gözünden baksa da, çoğu yurt dışı yapımın yaptığı gibi Türkleri kötü ve barbar olarak göstermiyor. Film, savaşı ele almasına rağmen daha çok savaşın anlamsızlığına ve askerlerin psikolojisine vurgu niteliği taşıyor. Flux Animasyon Stüdyosu’nda hazırlanan 2D çizimlerde Türklerin yüz hatlarının daha keskin, sert ve bıyıklı olduğu göze çarpıyor. Düşman konumundaki Türk askerleri savaş esnasında nadiren gözüküyor ve herhangi bir diyalogları bulunmuyor. 3/5

25 april

We Monsters

Sebastian Ko’nun ilk filmi olan Alman yapımı We Monsters, ergenlik bunalımındaki sorunlu bir karakter üzerinden artık dağılmış ve yeni partnerleriyle beraber ola bir aileyi suç, gerilim ve kara mizah türlerini aynı potada eriten bir hikayede mercek altına alıyor. Filmin yarattığı merak duygusuyla izleyiciyi her saniyesinde etkisi altına almaya başaran film, son derece ciddi bir düzlemde işlediği hikayeyi müzik kullanımı ve ani sürprizleriyle hiciv dolu bir dünya yaratıyor. Filmin mizahi yönü yönetmenin iddia ettiği kadar iyi işlemese de (Alman sineması soğukluğundan ötürü olabilir mi?) finale doğru 1-2 noktada şok ettiği ya da kahkaha attırdığı da bir gerçek. İlgi çekici ve ana akım olarak cezbedici hikayesi Hollywood’un gözünden kaçmamış ve filmin yeniden çevrim hakları satın alınmış. Sebastian Ko’yu bundan sonra Hollywood siparişi film çekerken görürsek şaşırmamak lazım. 3/5

we monsters

Saklı

İki Çizgi ve Rüzgarlar filmleriyle ağır işleyen ve minimalist sinemanın izleyiciye mesafeli tavrını öne çıkaran bir sinema anlayışıyla hareket eden Selim Evci Saklı ile kuşkusuz en hızlı ilerleyen, izleyicinin çok daha kolay içine girebileceği, toplumun ahlaksal iki yüzlülüğünü gözler önüne seren bir filme imza atıyor. Saklı, günümüzün geleneksel / muhafazakar aile yapısıyla sanatçı bir ailenin karşıtlıkları üzerinden çatısını kurarken aralarında epey yaş farkı bulunan İlhan Şeşen ve Türkü Turan arasında yarattığı ilişkiyle beraber toplumsal tabuları sorguluyor. Evci, özellikle olanı gösterip “saklı” konuları saklandığı yerden gün yüzüne çıkararak tartışmaya açarken “yönetmen görüşü”nü belli etmiyor. Böylelikle her izleyicinin kafasında farklı şekillerde yorumlayabileceği ve tartışabileceği bir alan sağlanmış oluyor. Özellikle “yaprak sarma muhabbeti” ve filmin son karesi üzerine çokça konuşulması gerekiyor. Filmin esas yıldızı olan Settar Tanrıöğen, Çoğunluk’tan sonra yine benzer bir baba karakteriyle oyunculuk dersi  verdiği mizansenleriyle günümüz aile yapısının ahlak anlayışını ve iki yüzlülüğünü güçlü bir mizah duygusuyla beraber gözler önüne seriyor. İlhan Şeşen ve Türkü Turan’ın sevişme sahnesinin magazin dünyasında sadece yaş farkından ötürü abartılarak gündeme getirilmesi ise oldukça tuhaf, zira geleneksel aile babası görünümlü Tanrıöğen’in bir anda üzerinde don atletle kadraja girip yabancı uyruklu bir kadının peşinden koşarak yatakta fantezi oyunu oynaması çok daha şok edici olsa gerek! 3,5/5

sakli1

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 8, 2016 in Festivaller

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: