RSS

Aylık arşivler: Haziran 2016

Korkunun Yeni Efendisi: James Wan

20 Şubat 1977 doğumlu, Malezya asıllı Avustralyalı yönetmen James Wan, 2003’te sadece 1 milyon dolar bütçeye sahip Saw ile adeta milenyum sonrası korku sinemasının gidişatına yön vererek dünya tarafından tanınmaya başladı. Saw, şimdilik 7 filmlik bir seriye dönüşse de Wan bu seride yürütücü yapımcı olarak yer alıp yönetmenlik kariyerine kendi özgün tarzını oluşturacak farklı filmlerle devam etti.

Director-James-Wan

Saw, Insidious ve The Conjuring filmleriyle “korku sinemasının yeni efendisi”ne dönüşen Wan, özellikle türe kendi imzasını atan yönetimiyle, akılda kalıcı kamera hareketleriyle, müzik seçimleriyle, atmosfer yaratımıyla, sürpriz finalleriyle öne çıktı. Bazen Insidious gibi korkunun alt türlerini harmanlayarak türe postmodern açılımlar getirdi, bazen de The Conjuring gibi daha geleneksel  bir anlatının izini sürdü ama her daim izleyiciyi korkutmayı başardı.

Geçtiğimiz yıl Hızlı ve Öfkeli serisinin son filmi olan Furious 7’yi yöneterek şaşırtan ama aksiyon türündeki zanaatkarlığını da kanıtlayan Wan, korku türünde bugüne kadar en çok gişe yapan filmi olan The Conjuring’in devam filmiyle tekrar türe dönüş yapıyor. Furious 7’nin dünya çapında 1,5 milyar dolar hasılat elde etmesinden sonra blockbuster arenasında da film yönetmesi istenen Wan, 2018’de vizyona girmesi planlanan DC filmi Aquaman’i de yönetecek.

JamesWan1

10 Haziran 2016’da vizyona girecek olan The Conjuring 2’nin ilk film kadar başarılı olup olmayacağını beklerken Wan’ın tüm filmografisine bir göz atalım.

Saw (2004)

James Wan’ın adını tüm dünyaya duyuran meşhur “Testere” serisinin ilk adımı olan Saw,  2000 sonrasında korku türünde iyice yaygınlaşacak olan bulmacalı filmler, istismar filmleri ve sürpriz finalli filmlere bir nevi yön verdi. “Jigsaw” ile sinema tarihine en psikopat karakterlerden birini armağan ederken, “I want to play a game” repliğini unutulmaz kılmayı başardı. 1 milyon dolara kotarılan filmde kurguladığı oyunun yapısına, atmosferine ve özellikle seyirciyi şok edici sürprizine özen gösteren Wan, filmin dünya çapında 104 milyon dolar hasılat elde etmesiyle birlikte korku türünde seri film furyasının iyice patlamasını sağladı. Testere’ye tam 6 devam filmi daha çekildi fakat Wan sadece ilkini yönetti, diğerlerinin hepsinde ise yürütücü yapımcı olarak görev aldı.

saw1

Dead Silence (2007)

Saw ile bulmaca usulü ilerleyen istismar filmleri furyasını başlatan Wan, ikinci filmi Dead Silence’da bu alandan uzaklaşarak “oyuncak bebek” üzerine kurulan korkular ve hayalet filmleri yapısı üzerine yoğunlaştı. Saw ile çıtayı oldukça yüksekten başlatan Wan, Dead Silence’la birçok korku hayranını tatmin edemese de tedirgin edici atmosfer kurmaktaki başarısını, hikaye kurgusu üzerindeki oyunbaz yapısını, etkili müzik kullanımını ve çok sevdiği “sürpriz final” fikrini yine devam ettirdi. Dead Silence, örneğin “Chucky” kadar devrimci bir model oluşturamadı, hatta Wan’ın filmografisinin en “fazla bilinmeyen” filmine dönüştü. Saw’ın 20 katı fazla bütçeyle çekilmesine rağmen (20 milyon dolar) dünya çapında anca 22 milyon dolar hasılat elde edebildi.

DeadSilence_Billy_1200_637_s

Death Sentence (2007)

Wan, Dead Silence ile beraber aynı yıl vizyona soktuğu üçüncü filmi Death Sentence ile suç-aksiyon türüne geçiş yapıyor ve 90’ların “intikam filmi” şablonundaki klişe bir hikayeyi kendi stiliyle güncelliyordu. Yer yer oldukça karanlık, kanlı ve sert sahneler barındıran, kimi zaman ise kahkaha atmaya sebebiyet verecek tercihleriyle tuhaf bir senteze sahip olan film, özellikle takip sahnesindeki kamera kullanımıyla, kulaklarımıza kazınan müzikleriyle ve Kevin Bacon’ın adeta bir Max Payne edasındaki karizmasıyla akıllarda kalan, türün eli yüzü düzgün örneklerinden. Dead Silence gibi yine 20 milyon dolara kotarılan film, dünya çapında anca 17 milyon dolar hasılat elde ederek Wan’ın gişedeki beklenmedik düşüşünü sürdürdü.

sentence1

Insidious (2010)

Dead Silence ve Death Sentence ile gişedeki başarısızlığının ardından Saw’daki formüle geri dönen Wan, sadece 1,5 milyon dolar bütçeli Insidious ile tekrar korku sinemasının günümüzdeki en önemli yönetmenleri arasında anılacağını kanıtlıyordu. Malzemesi bol bir konu olsa da sinemada pek işlenmeyen “astral seyahat”i odağına alarak tür içinde parapsikolojik açılımlar yaratan Wan, perili ev filmleri şablonuyla  paralel evren mevzusunu birleştiriyor ve Entity, Poltergeist, Paranormal Activity, The Haunting gibi filmlere göndermeler içeren yapısıyla türe postmodern bir açılım getiriyordu. Dünya çapında 97 milyon dolara hasılata ulaşan film hem Wan’ın geri dönüşü hem de yeni bir serinin doğuşu niteliği taşıyordu.

insidious

The Conjuring (2013)

Insidious’un başarısının ardından korku türündeki atılımlarına devam etmeye karar veren Wan, paranormal olaylar ve şeytan çıkarma gibi konular üzerinde uzman evli bir çift olan Ed Warren (Patrick Wilson) ve Lorraine Warren (Vera Farmiga)’ın hikayesine odaklanıyor ve artık ağızlara sakız olan “Gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır” cümlesini mümkün olduğunca verilerle destekleyerek filmin lehine kullanıyordu. Wan, bu sefer Insidious gibi korku türüne postmodern bir açılım yapmaktan ziyade geleneksel bir anlatımın izini sürüyor, 70’ler dönemini yansıtmaktaki başarılı atmosferi, dönemin ruhuna uygun müzik kullanımı ve nitelikli yönetimiyle 2000 sonrasına damga vuran en popüler korku filmlerinden birine imza atıyordu. 20 milyon dolar bütçeli film dünya çapında 318 milyon dolar hasılat elde ederek Wan’ın korku filmleri gişesi içinde zirveyi oluşturdu.

the-conjuring-1024

Insidious Chapter 2 (2014)

Insidious ve The Conjuring’in hem eleştirmenler hem gişe nezdinde başarısının ardından Wan, sürekli farklı ve özgün filmler çektiği filmografisine ilk defa “devam filmi” eklemeye karar verdi. Insidious’un devam filminde bütçeyi 5 milyon dolara çıkaran Wan, ilk filmde ailenin arkasında saklı kalan sırları açığa çıkarmaya devam etti. Özellikle ikinci yarısıyla beraber gri tonlardaki renk skalası ve Inception katmanlılığındaki paralel evren kurgusuyla öne çıkan film, gerilimi, müzikleri ve yönetimiyle yine Wan’ın yetkinliğini konuşturuyordu. Dünya çapında 161 milyon dolar hasılatla ilk filmi geçmeyi başaran Wan, Insidious’un da Saw gibi bir seriye dönüşmesini sağladı. 2015’te çekilen Insidious 3’ü yönetmeyip yapımcı koltuğunda oturmaya karar veren Wan, 2017’de vizyona girecek olan Insidious 4’te de bu kararını devam ettirecek.

insidious 2

Furious 7 (2015)

Milenyum sonrası korku filmlerinin efendisi olarak bilinen Wan’ın Hızlı ve Öfkeli serisinin 7. filmini yöneteceği söylendiğinde kuşkusuz herkes şaşırmıştı. Kariyerinde sadece Death Sentence ile suç-aksiyon türünde film çeken ve 20 milyon dolarlık bütçenin üzerine hiç çıkmayan Wan, zaten oturmuş ve büyük hayran kitlesi bulunan bir serinin 190 milyon dolar gibi dev bütçesinin cazibesine dayanamayarak zanaatkarlığını konuşturmaya karar verdi. Ortaya çıkan sonuç ise oldukça şaşırtıcı oldu. Fast Five’dan sonra belki de serinin en iyi filmine imza atan Wan, aksiyon sahnelerindeki yetkinliğiyle korkudaki başarısını aksiyon türüne de taşıdı. Seri içerisinde en fazla gişe hasılatı elde eden film 788 milyon dolarla “Fast & Furious 6” iken Wan yönetimindeki Furious 7 onu resmen ikiye katladı ve 1,5 milyar dolar hasılatla büyük bir başarı elde etti.

furious-7

The Conjuring 2 (2016)

Wan’ın korku türünde en çok gişe yapan filmi olan The Conjuring’in bu yeni devam filmi ilkini aratmayacak kadar başarılı, korkunç ve korku sinemasının medar-i iftiharları arasına adını yazdıracak derecede sinemasal. Demonoloji uzmanı Ed ve Lorraine Warren çiftimiz bu sefer İngiltere’de bilinen en meşhur paranormal olaylardan “Enfield Poltergeist” vakasını çözmeye çalışıyor. Wan, ilk filmde olduğu gibi açılış jeneriğine “Gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır” sözüyle başlayarak kapanış jeneriğini olaydaki tüm karakterlerin gerçek halini, olayın fotoğraflarını, ses kayıtlarını, haber metinlerini göstererek belgeliyor. Özellikle sinematografi, sanat yönetimi ve ses tasarımı açısından birinci sınıf kaliteye sahip filmde Wan yine doğaüstü varlıkları karanlık ya da aydınlık atmosfer demeden gün yüzüne çıkarıyor. Varlıkların ana karakter haricinde kimseye gözükmemesi ve kimsenin duruma inanmaması klişesini de hunharca yıkmayı ihmal etmiyor. İlk filmin odağını ve atmosferini Insidious serisinin kurgusal yapısıyla birleştiren Wan, yine belleklerimizde bizi rahatsız etmeye devam edecek birçok imge bırakmayı başarıyor.

conjuring21

Not: Bu yazı Cinedergi’nin 93. sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Haziran 9, 2016 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Haftanın Filmleri (10-16 Haziran 2016)

The Conjuring 2

Saw ve Insidious serilerinin yaratıcısı James Wan’ın korku türünde en çok gişe yapan filmi olan The Conjuring’in bu yeni devam filmi ilkini aratmayacak kadar başarılı, korkunç ve korku sinemasının medar-i iftiharları arasına adını yazdıracak derecede sinemasal. Demonoloji uzmanı Ed ve Lorraine Warren çiftimiz bu sefer İngiltere’de bilinen en meşhur paranormal olaylardan “Enfield Poltergeist” vakasını çözmeye çalışıyor. Wan, ilk filmde olduğu gibi açılış jeneriğine “Gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır” sözüyle başlayarak kapanış jeneriğini olaydaki tüm karakterlerin gerçek halini, olayın fotoğraflarını, ses kayıtlarını, haber metinlerini göstererek belgeliyor. Özellikle sinematografi, sanat yönetimi ve ses tasarımı açısından birinci sınıf kaliteye sahip filmde Wan yine doğaüstü varlıkları karanlık ya da aydınlık atmosfer demeden gün yüzüne çıkarıyor. Varlıkların ana karakter haricinde kimseye gözükmemesi ve kimsenin duruma inanmaması klişesini de hunharca yıkmayı ihmal etmiyor. İlk filmin odağını ve atmosferini Insidious serisinin kurgusal yapısıyla birleştiren Wan, yine belleklerimizde bizi rahatsız etmeye devam edecek birçok imge bırakmayı başarıyor. 4/5

conjuring21

Zootopia

İlk filmi Wreck-It Ralph ile yarattığı atari kültürü nostaljisi ve orijinal oyunlararası evreniyle gönlümüzde taht kuran yönetmen Rich Moore, bu sefer Byron Howard ile beraber yönettiği yeni filmi Zootopia ile 2017 Oscar ödüllerinin en büyük favorisi konumunda. Wreck It Ralph ile her atari oyununa dair ayrı bir evren inşa eden Moore, Zootopia’da da her hayvanın türüne ya da boyutuna göre ayrı tasarımlar gerektiren orijinal yerleşkeler kuruyor. An itibariyle dünya çapında 1 milyar dolar hasılatı geride bırakan film, “Zootopia” adındaki hayvanlar şehri dünyasıyla, görsel açıdan güçlü karakter tasarımlarıyla, keyifli polisiye olay örgüsüyle, kaliteli mizah anlayışıyla (özellikle tembel hayvanlar sekansı kahkaha tufanı!) ve her türlü ırkçılığı, ayrımcılığı, şiddeti karşısına alan senaryosuyla birlikte şimdilik yılın en iyi animasyonu. Shakira’nın film için bestelediği şarkısı “Try Everything” ise çoktan dillere peleşenk oldu bile! 4/5

zootopia

Belgica

The Broken Circle Breakdown ile müziğe ve sinemaya doyuran, izleyicinin gözünden de birkaç damla yaş süzülmesine sebebiyet veren Belçikalı yönetmen Felix Van Groeningen, yeni filmi Belgica’da izleyiciyi yine müziklere ve parti sahnelerine doyuruyor. Belgica’nın temelde iki kardeş arasındaki basit hikayesinin “göçmenlik” kavramıyla biraz daha derinlik kazandığı aşikar fakat birbirinden güzel soundtrack parçalarının ve eğlencenin zaman zaman hikayenin dramatik yapısının önüne geçtiğini söylemek mümkün. Bu konuda Groeningen, The Broken Circle Breakdown’daki hikaye ve müzik arasındaki mükemmel dengeyi belki yakalayamasa da karakter yaratma konusunda yine çok başarılı. Özellikle Stef Aerts (Jo)’in potansiyeli çok yüksek bir oyuncu olduğu ve keşfedilmesi gerektiği göze çarpıyor.  Tom Vermeir (Frank)’i ise ses tonu ve fiziksel görünümü sebebiyle yakın zamanda bilindik filmlerde “kötü adam” rollerinde görmek mümkün olabilir. 3,5/5

belgica

Genius

Genius, John Logan’ın klasik biyografi şablonunda yazılmış senaryosunda editör/yazar arasındaki çatışmalı ilişkisiyle ve Thomas Wolfe, Max Perkins, F. Scott Fitzgerald, Ernest Hemingway gibi tarihi kişilikleriyle dikkat çekiyor. Yalnız Michael Grandage’in vasat yönetmenliği, Colin Firth’in fazla hesaplı/düz oyunculuğuna Jude Law’un dengesiz/abartılı nüanslarla karşılık vermesi ve aşırı derecede gri tonlara boğulan atmosferi, izleyicide amaçlanan duyguyu yaratma konusunda pek başarılı olamıyor. 1929’da geçen bir dönem filmine göre genel plan sayısının 2-3’ü geçmemesi ve onların da dar bir alana sıkıştırılmış olması ise teknik yetersizliğine işaret ediyor. 2,5/5

 genius

Ve Panayır Köyden Gider

Mete Sözer’in ilk uzun metrajlı filmi olan Ve Panayır Köyden Gider, kuşkusuz Türk sineması içerisinde örneğine pek rastlayamayacağımız çok farklı bir deneme. Çıkışsız bir köy ekseninde geçmişine ve bugününe dair hiçbir şey bilmediğimiz karakterlerin yaşam ve ölüm arasındaki durumlarını izlediğimiz film, Fellini filmlerinin curcunalı atmosferiyle Kusturica filmlerinin Balkan dünyası arasında gezinen hazmı pek kolay olmayan bir seyir deneyimi. Yabancılaştırıcı müzik kullanımları, hiçbiriyle empati kuramadığımız karakterler, şiirsel olmaya çalışan bir dış ses anlatısı derken tür karmaşası yaşayan amaçsız bir denemeyle karşılaştığınızı düşünüp yüz çevirmeniz de, bundan keyif alıp yerli sinema diline postmodern bir açılım getirdiğini düşünmeniz de mümkün. Cem Davran, Engin Altan Düzyatan, İlyas Salman ve Açelya Devrim Yılhan gibi oyuncularına rağmen filmin iyi bir gişe yapması neredeyse imkansız (ki yönetmeni, yapımcısı, oyuncuları da bunun farkındadır) fakat Türk sinemasının durumuna göre yıllar geçtikçe değerlenerek kültleşmesi de ihtimaller dahilinde. 2,5/5

panayir2

Now You See Me 2

Louis Leterrier yönetiminde başlayan serinin John M. Cho tarafından yönetilen ikinci filminde de pek bir fark yok. Konu “sihir” ve “sihirbaz” olduğunda yarattığı sinemasal dünyanın her türlü abartı ve mantık sınırlarını aşacak bir sınırsızlığa sahip olabileceğini zanneden yönetmen/yapımcılar, sinir bozucu bir ego gösterisi eşliğinde şovlarını devam ettiriyorlar. Lizzy Caplan’ın “filmde kadın da olsun” diye koyulmuş karakteri, Woody Harrelson’un gülünmeyen esprileri, Jesse Eisenberg’in kendisinin bile anlamadığı hızlı cümleleri ve Daniel Radcliffe’ın Razzie’ye aday olması beklenen kötü adam performansında eğlenecek bir şeyler bulabilene helal olsun. Serinin 3. filminin hazırlıklarına yine Cho yönetiminde başlanmış olsun, biz The Prestige ve The Illusionist gibi harikaları izlemeye devam edelim. 2/5

see me 2

Precious Cargo

Bruce Wills ve Nicolas Cage’in son yıllarda akın akın oynadıkları 3. ya da 5. sınıf video aksiyon filmleri için “Kumar borçları var sanırım” esprileri dönedursun, yeni bir Wills filmi yine gelmekte gecikmedi (Geçtiğimiz hafta da Cage’li The Trust vizyona girmişti). Precious Cargo’nun aslında vizyona girmesine şaşırmalı, zira ne kadar kötü olursa olsun vizyona giren seri üretim video aksiyonları artık eskisi gibi gişe de yapmıyor. Teknoloji gelişti, 2016 yılına geldik, Avatar 2-3-4 ve 5 geliyor, Batman-Superman’ler ve Avengers’lar cirit atıyor, Warcraft çekiliyor vs. Dolayısıyla en fazla “suçlu zevk” kategorisinde değerlendirilebilecek bu filmlerin bir cazibesi kalmadı. Özellikle “gerçekten kötü” olanları için. Precious Cargo, herhangi bir aksiyon filmi sever kimseyi tatmin etmeyecek kadar basit, düz, özensiz ve modası geçeli çok oluyor! 0,5/5

precious cargo

 
Yorum yapın

Yazan: Haziran 9, 2016 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , , , , , ,

“Zootopia” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

zootopia-2016

Müjde Işıl: Zootropolis en iyi Disney animasyonlarından. Ütopyayı hayvanlar dünyasına taşıyor; ‘şiddete ve ötekileştirmeye son ver’ diyor.

Halil İbrahim Sağlam: Zootopia, şimdilik yılın en iyi animasyonu. Karakterleri, mizahı, hikayesi ve mesajları çok iyi. Oscar’ı alır, Shakira’nın şarkısı da aday olur. 4/5

Burak Göral: “Zootropolis” toplumlarda birilerinin diğerleri üzerine kurduğu ötekileştirmenin, önyargılarla oluşan ayrımcılığın iyi niyet ve hoşgörüyle nasıl aşılabileceğini çocuklara tatlı bir polisiye hikayeyle anlatan parlak bir animasyon… Jason Bateman’ı çok severim ama Cem Yılmaz’ın dublajı da gayet iyiydi. Motorlu Taşıtlar Bürosu’nda çalışan “tembel hayvanlar” sekansı ise muhteşemdi…

Banu Bozdemir: Zootropolis içinizdeki şiddeti durdurabilirsin diyen gayet hoş bir animasyon. Izleyin, izleyin!

Yiğitcan Erdoğan: Zootropolis’in mükemmel bir mesajı var. Türkiye’de ilkokul seviyesinden başlatılarak müfredata eklenmesi gerekiyor. Şaka değil.

Melis Zararsız: Zootropolis harika, çocuk büyük demeyin koşun!

Mert Tanöz: Animasyon türünde Oscar’ın bu seneki sahibi şimdiden belli gibi: Zootropolis

Gözde Özen: Zootropolis çok güzel bir animasyondu.Hem çok eğlenceli hem de insanlar-hayvanlar dünyası alegorisi çok başarılı. Mutlaka izleyin.

Burak Sakar: Zootopia; “güvensizlik” ve “korku” teması üzerinden, rant sistemiyle kurulu bir evrenin getirisini çok iyi anlatan bir yapım olmuş ve vermek istediği mesaj da yerinde.

 
Yorum yapın

Yazan: Haziran 8, 2016 in 2012, Haberler

 

Etiketler: , , , , , , ,

“Ve Panayır Köyden Gider” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

ve-panayir-koyden-gider

Kerem Akça: Ve Panayır Köyden Gider, net bir başarı olmasa da ‘lanetli köy’ motifine yaklaşımıyla bu topraklarda ezber bozuyor.

Burak Göral: “Ve Panayır Köyden Gider” ilk yarım saatindeki dağınıklık ve dengesizliğini çözseymiş süper olacakmış. Ama bu haliyle de kabul bu ortamda..

Banu Bozdemir: Farklı olanın yine iyi olarak anıldığı ülke sinemam! Ve Panayır Köyden Gider ölümle olan derdini bayağı can çekişerek anlatıyor. Tür karmaşası.

Halil İbrahim Sağlam: Yine Cuma günü vizyona girecek filmlerden Genius’ta bir replik vardı. “İyi değil ama benzersiz”. Ve Panayır Köyden Gider böyle bir film işte. Aksadığı ya da olmaması gereken sahneleri çok fazla ama sinema dili olarak postmodern tercihleriyle ilgi çekmeyi ve şaşırtmayı başarıyor. Belki ileride külte dönüşür.

Haktan Kaan İçel: Şuursuz yönetmenliğine karşın, ileride kültleşme ihtimali olan kendine has bir film… Peki kötü mü? Sonuna kadar!

Tuğçe Madayanti Dizici: Ve Panayır Köyden Gider farklı bir film. The Dressmaker filmine benzettiğim film Kusturica’yı da anımsattı. (6/10)

Mert Tanöz: Ve Panayır Köyden Gider şiir gibi, kağıt üzerindeyken güzel. Perdede değil…

 
Yorum yapın

Yazan: Haziran 7, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , ,

“Now You See Me 2” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

Now-You-See-Me-2

Burak Göral: “Now You See Me 2” filmmiş gibi yapan bir kuru gürültü! İlkini de sevmemiştim, ama buna sonuna kadar zor katlanabildim…

Kerem Akça: Seriyi vasatlastiran Now You See Me 2, bu sebeple ilkinden daha çok izlenirse şaşırmam..

Halil İbrahim Sağlam: Now You See Me 2’de ilk filmin yüksek egosu aynen devam ediyor.  Zannedersin çok büyük seri. Halbuki ne eğlenceli, ne de komik olmayı başarabiliyor. Üstelik bu sefer ilk filmin bile gerisinde. Daniel Radcliffe, gelecek yıl Razzie’ye aday olabilir!

Tuğçe Madayanti Dizici: Now You See Me ikinci filminde sistem karşıtı gibi duran hilelerini çok kişiselleştirdi ve eğlendiremedi. (4/10)

Gözde Özen: Now You See Me 2 ilk filmin gerisinde kalan, “sihrini” kaybetmiş bir devam filmi olmuş.

Haktan Kaan İçel: Now You See Me 2 ilk filmin aynısı diyebiliriz. Tek farkı daha geniş bir coğrafyaya yayılan bir hikaye söz konusu diyebiliriz. Reality show 2… Daniel Radcliffe,  bu seneki Razzie ödüllerinde yerini ayırttırmış gözüküyor.

Mert Tanöz: Now You See Me 2 ilk filmden çok daha iyi bir kurguya sahip. Oyunculuklar ve karakterler bir tık daha iyi, ama işin sihir şovu kısmı daha az. Parçaları birleştirdikten sonra tahmin edilebilir olması, filmin keyifli, hareketli ve akıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

 

 
Yorum yapın

Yazan: Haziran 7, 2016 in 2012, Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , ,

“Genius” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

genius

Kerem Akça: Genius, çok görmediğimiz bir şekilde görsel dokuya kafa yoran özenli bir biyografik film. Özellikle Jude Law da çok iyi.

Selin Gürel: Nihayet editörün çilesi bir filme konu oldu! Genius’ı öncelikle kişisel sebeplerle pek sevdim. Görüntü yönetmeni Ben Davis’i ise alkışlıyorum.

Halil İbrahim Sağlam: Genius, John Logan’ın klasik biyografi şablonunda yazılmış senaryosunda editör/yazar ilişkisiyle ve içinde bulunduğu dönemin tarihi kişilikleriyle dikkat çekiyor. Yalnız Michael Grandage’in vasat yönetmenliği, Colin Firth’in fazla hesaplı/düz oyunculuğuna Jude Law’un dengesiz/abartılı nüanslarla karşılık vermesi ve aşırı derecede gri tonlara boğulan atmosferi izleyicide amaçlanan duyguyu yaratmayı başaramayarak pek tat bırakmıyor. 1929’da geçen bir dönem filmine göre genel plan sayısının eksikliği ve olanların da dar bir alana sıkıştırılmış olması ise teknik yetersizliğine işaret.

Haktan Kaan İçel: Genius’ta klasik biyografi filminin memur bir yönetmene verilmesi sonucu ortaya vasat bir iş çıkmış. Law fazla abartılı, Firth onu dengelemiş.

Banu Bozdemir: Genius ağırkanlı bir film. Bir yaşam öyküsü anlatmanın dışında bir yaşam ve yazı kısaltma öyküsü gibi kalmış!

Tuğçe Madayanti Dizici: Genius filminin yönetmeninden kurgucusuna herkes çok sıkılmış sanırım. En azından ben çok sıkıldım. (3/10)

Gözde Özen: Genius, iyi oyuncularına rağmen sıradan bir dram/biyografi olmanın ötesine geçemiyor.

 

 
Yorum yapın

Yazan: Haziran 6, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , , ,

“The Conjuring 2” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

conjuring2

Serkan Çellik: The Conjuring 2 ana akım gerilim sinemasının yeni zirvesi. Gerilim sinemasının Mad Max: Fury Road’u. Daha iyi olamazdı.

Güzin Tekeş: The Conjuring 2 çok korkunç olmuş, ilkinden bile korkunç.. Benim için uçak yolculuğu gibiydi, ilk 1,5 saatten sonra korkmaktan yorulup koltuğa yığıldım.. Türü seviyorsanız kaçırmayın..

Halil İbrahim Sağlam: The Conjuring 2’de hikaye, yönetim, prodüksiyon, sinematografi, Patrick Wilson – Vera Farmiga uyumu yine çok iyi. Korktuk, ürperdik. 4/5

Tuğçe Madayanti Dizici: The Conjuring 2 ilki kadar iyi. Wan adeta korku senfonisi yönetmiş, her şey kontrolünde ilerliyor. (7/10)

Utku Ögetürk: The Conjuring 2 kısaca açıklayacak olursak tam anlamıyla karakteristik bir James Wan korkusu. Wan, günümüz seyircisi için korku sineması evreni inşa ederken, gelecek nesillere de günümüzden bir miras bırakıyor.

Haktan Kaan İçel: İlk filmin kopyalanıp İnsidious DNA’sı eklenmiş hali diyebiliriz. James Wan, filmin her anında korku sinemasını yüceltiyor.

Gözde Özen: James Wan deli galiba? Böyle bir görüntü ve sanat yönetimi yok! İlk filmin gerisinde kalsa da çok iyi. Sanat aktı sanat!

Kerem Akça: The Conjuring 2, Wan’in en zayıf işlerinden. Ama çarpıcı rejisi, ‘keşke bütün korku filmlerini o çekse!’ dedirtiyor.

Selin Gürel: The Conjuring 2’deki en ilginç şey, kötücül ruhun, TV kanallarını değiştirirken Margaret Thatcher çıkınca duraksamasıydı.

Erdem Tatar: The Conjuring 2 şaşırtıcı derecede iyi bir film James Wan kendini aşmış desem yeridir. Amerikan gişe sineması için çekilen ruhlu, perili korku filmleri arasında uzak ara en iyi örneklerden son yıllardaki. İlk Conjuring’le Insidious’ın işleyen tüm donelerini almış ve yağ gibi kayan bir sinematografide birleştirmiş Wan.

 
Yorum yapın

Yazan: Haziran 6, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , ,