RSS

Haftanın Filmleri (10-16 Haziran 2016)

09 Haz

The Conjuring 2

Saw ve Insidious serilerinin yaratıcısı James Wan’ın korku türünde en çok gişe yapan filmi olan The Conjuring’in bu yeni devam filmi ilkini aratmayacak kadar başarılı, korkunç ve korku sinemasının medar-i iftiharları arasına adını yazdıracak derecede sinemasal. Demonoloji uzmanı Ed ve Lorraine Warren çiftimiz bu sefer İngiltere’de bilinen en meşhur paranormal olaylardan “Enfield Poltergeist” vakasını çözmeye çalışıyor. Wan, ilk filmde olduğu gibi açılış jeneriğine “Gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır” sözüyle başlayarak kapanış jeneriğini olaydaki tüm karakterlerin gerçek halini, olayın fotoğraflarını, ses kayıtlarını, haber metinlerini göstererek belgeliyor. Özellikle sinematografi, sanat yönetimi ve ses tasarımı açısından birinci sınıf kaliteye sahip filmde Wan yine doğaüstü varlıkları karanlık ya da aydınlık atmosfer demeden gün yüzüne çıkarıyor. Varlıkların ana karakter haricinde kimseye gözükmemesi ve kimsenin duruma inanmaması klişesini de hunharca yıkmayı ihmal etmiyor. İlk filmin odağını ve atmosferini Insidious serisinin kurgusal yapısıyla birleştiren Wan, yine belleklerimizde bizi rahatsız etmeye devam edecek birçok imge bırakmayı başarıyor. 4/5

conjuring21

Zootopia

İlk filmi Wreck-It Ralph ile yarattığı atari kültürü nostaljisi ve orijinal oyunlararası evreniyle gönlümüzde taht kuran yönetmen Rich Moore, bu sefer Byron Howard ile beraber yönettiği yeni filmi Zootopia ile 2017 Oscar ödüllerinin en büyük favorisi konumunda. Wreck It Ralph ile her atari oyununa dair ayrı bir evren inşa eden Moore, Zootopia’da da her hayvanın türüne ya da boyutuna göre ayrı tasarımlar gerektiren orijinal yerleşkeler kuruyor. An itibariyle dünya çapında 1 milyar dolar hasılatı geride bırakan film, “Zootopia” adındaki hayvanlar şehri dünyasıyla, görsel açıdan güçlü karakter tasarımlarıyla, keyifli polisiye olay örgüsüyle, kaliteli mizah anlayışıyla (özellikle tembel hayvanlar sekansı kahkaha tufanı!) ve her türlü ırkçılığı, ayrımcılığı, şiddeti karşısına alan senaryosuyla birlikte şimdilik yılın en iyi animasyonu. Shakira’nın film için bestelediği şarkısı “Try Everything” ise çoktan dillere peleşenk oldu bile! 4/5

zootopia

Belgica

The Broken Circle Breakdown ile müziğe ve sinemaya doyuran, izleyicinin gözünden de birkaç damla yaş süzülmesine sebebiyet veren Belçikalı yönetmen Felix Van Groeningen, yeni filmi Belgica’da izleyiciyi yine müziklere ve parti sahnelerine doyuruyor. Belgica’nın temelde iki kardeş arasındaki basit hikayesinin “göçmenlik” kavramıyla biraz daha derinlik kazandığı aşikar fakat birbirinden güzel soundtrack parçalarının ve eğlencenin zaman zaman hikayenin dramatik yapısının önüne geçtiğini söylemek mümkün. Bu konuda Groeningen, The Broken Circle Breakdown’daki hikaye ve müzik arasındaki mükemmel dengeyi belki yakalayamasa da karakter yaratma konusunda yine çok başarılı. Özellikle Stef Aerts (Jo)’in potansiyeli çok yüksek bir oyuncu olduğu ve keşfedilmesi gerektiği göze çarpıyor.  Tom Vermeir (Frank)’i ise ses tonu ve fiziksel görünümü sebebiyle yakın zamanda bilindik filmlerde “kötü adam” rollerinde görmek mümkün olabilir. 3,5/5

belgica

Genius

Genius, John Logan’ın klasik biyografi şablonunda yazılmış senaryosunda editör/yazar arasındaki çatışmalı ilişkisiyle ve Thomas Wolfe, Max Perkins, F. Scott Fitzgerald, Ernest Hemingway gibi tarihi kişilikleriyle dikkat çekiyor. Yalnız Michael Grandage’in vasat yönetmenliği, Colin Firth’in fazla hesaplı/düz oyunculuğuna Jude Law’un dengesiz/abartılı nüanslarla karşılık vermesi ve aşırı derecede gri tonlara boğulan atmosferi, izleyicide amaçlanan duyguyu yaratma konusunda pek başarılı olamıyor. 1929’da geçen bir dönem filmine göre genel plan sayısının 2-3’ü geçmemesi ve onların da dar bir alana sıkıştırılmış olması ise teknik yetersizliğine işaret ediyor. 2,5/5

 genius

Ve Panayır Köyden Gider

Mete Sözer’in ilk uzun metrajlı filmi olan Ve Panayır Köyden Gider, kuşkusuz Türk sineması içerisinde örneğine pek rastlayamayacağımız çok farklı bir deneme. Çıkışsız bir köy ekseninde geçmişine ve bugününe dair hiçbir şey bilmediğimiz karakterlerin yaşam ve ölüm arasındaki durumlarını izlediğimiz film, Fellini filmlerinin curcunalı atmosferiyle Kusturica filmlerinin Balkan dünyası arasında gezinen hazmı pek kolay olmayan bir seyir deneyimi. Yabancılaştırıcı müzik kullanımları, hiçbiriyle empati kuramadığımız karakterler, şiirsel olmaya çalışan bir dış ses anlatısı derken tür karmaşası yaşayan amaçsız bir denemeyle karşılaştığınızı düşünüp yüz çevirmeniz de, bundan keyif alıp yerli sinema diline postmodern bir açılım getirdiğini düşünmeniz de mümkün. Cem Davran, Engin Altan Düzyatan, İlyas Salman ve Açelya Devrim Yılhan gibi oyuncularına rağmen filmin iyi bir gişe yapması neredeyse imkansız (ki yönetmeni, yapımcısı, oyuncuları da bunun farkındadır) fakat Türk sinemasının durumuna göre yıllar geçtikçe değerlenerek kültleşmesi de ihtimaller dahilinde. 2,5/5

panayir2

Now You See Me 2

Louis Leterrier yönetiminde başlayan serinin John M. Cho tarafından yönetilen ikinci filminde de pek bir fark yok. Konu “sihir” ve “sihirbaz” olduğunda yarattığı sinemasal dünyanın her türlü abartı ve mantık sınırlarını aşacak bir sınırsızlığa sahip olabileceğini zanneden yönetmen/yapımcılar, sinir bozucu bir ego gösterisi eşliğinde şovlarını devam ettiriyorlar. Lizzy Caplan’ın “filmde kadın da olsun” diye koyulmuş karakteri, Woody Harrelson’un gülünmeyen esprileri, Jesse Eisenberg’in kendisinin bile anlamadığı hızlı cümleleri ve Daniel Radcliffe’ın Razzie’ye aday olması beklenen kötü adam performansında eğlenecek bir şeyler bulabilene helal olsun. Serinin 3. filminin hazırlıklarına yine Cho yönetiminde başlanmış olsun, biz The Prestige ve The Illusionist gibi harikaları izlemeye devam edelim. 2/5

see me 2

Precious Cargo

Bruce Wills ve Nicolas Cage’in son yıllarda akın akın oynadıkları 3. ya da 5. sınıf video aksiyon filmleri için “Kumar borçları var sanırım” esprileri dönedursun, yeni bir Wills filmi yine gelmekte gecikmedi (Geçtiğimiz hafta da Cage’li The Trust vizyona girmişti). Precious Cargo’nun aslında vizyona girmesine şaşırmalı, zira ne kadar kötü olursa olsun vizyona giren seri üretim video aksiyonları artık eskisi gibi gişe de yapmıyor. Teknoloji gelişti, 2016 yılına geldik, Avatar 2-3-4 ve 5 geliyor, Batman-Superman’ler ve Avengers’lar cirit atıyor, Warcraft çekiliyor vs. Dolayısıyla en fazla “suçlu zevk” kategorisinde değerlendirilebilecek bu filmlerin bir cazibesi kalmadı. Özellikle “gerçekten kötü” olanları için. Precious Cargo, herhangi bir aksiyon filmi sever kimseyi tatmin etmeyecek kadar basit, düz, özensiz ve modası geçeli çok oluyor! 0,5/5

precious cargo

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Haziran 9, 2016 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: