RSS

Aylık arşivler: Mart 2017

“Ghost in the Shell” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

Ghost-In-The-Shell-Banner-1

Halil İbrahim Sağlam: Ghost in the Shell, orijinal filmin mirasına kare kare saygı duyan, siberpunk mimarisi ve estetik sahneleriyle yükselen bir bilimkurgu. Aksiyon olarak satması gereken yüksek bütçeli Hollywood bilimkurgusu olarak alabileceği tüm riskleri almasıyla da ayrıca değerli. Öyle ki; orijinal filmin mirasına bu kadar saygı duyulmasa ortaya Len Wiseman’ın Total Recall’i gibi salt aksiyon çıkabilirmiş. Orijinal filmden ayrılan küçük farklılıklar doğal olarak Hollywood’a göre düzenlenmiş, filmin yoğun felsefesi biraz törpülenmiş. Buna rağmen filmin vizyonu, görsel yetkinliği, karakter tipolojileri, atmosferi, müzikleri ve aksiyonu takdire şayan. Scarlett Johansson, robotik yürüyüşü ve karizmasıyla şahane. Pilou Asbaek ve Takeshi Kitano da çok yakışmışlar. Ghost in the Shell’i izleyip “klasik Hollywood aksiyonu” diyecek kişiye –illa ki çıkacaktır- acilen Total Recall re-make’ini yeniden izletmek lazım. Böylelikle Rupert Sanders’ın Mamoru Oshii’nin eserini nasıl iyi etüt ederek günümüz dinamiklerine uygun şekilde uyarladığını anlayabilirler. 8/10

Haktan Kaan İçel: Ghost in The Shell animeyi unuttuğunuzda son derece sağlam bir iş. Cyberpunk evreninde tıkır tıkır işleyen bir film noir ortaya çıkıyor. Animeye fanatik bir şekilde bağlı kalmayı doğru bulmuyorum. Zaten kitap, oyun ve anime uyarlamalarında herkesi memnun etmek olanaksız. Ghost in the Shell’in belki de en büyük başarısı uzun zamandır özlediğim kara film atmosferini bilim kurgu ile iyi harmanlaması denilebilir.

Kerem Akça: Rupert Sanders görsellik ve anime estetiği üzerine çok iyi çalışmış. Sahne sahne Ghost in the Shell’in animasyonunu yeniden canlandırmış. Özellikle Amerika – Japonya arasına uyarlanan şehir tasarımı mükemmel. Bunun yanında karakterlerin izdüşümleri çok iyi.  Sanders, aksiyon sahnelerini minimize etmiş ve dengeli bir noktaya götürmüş. Bu sebeple de filmin orta bölümünde temposunun düşmesi anime kaynağından kaynaklanıyor. Belki de Hollywood’da Speed Racer’en beri izlediğimiz en iyi anime yeniden çevrimiyle yüzleşiyoruz. Tabii ki Japonya’da Sion Sono gibi, Takashi Miike gibi veya Hong Kong’ta Stephen Chow gibi anime estetiğini çok iyi uygulayan yönetmenler var ama Dragonball Evolution gibi B-tipi filmlerin devreye girdiği dönemde Amerika’ya bunu uyarlamak, arkasına yüksek bir bütçe alıp bunu görsel efektlerle, iz bırakıcı imgelerle karşımıza çıkarmak önemli.

Numan Serteli: Ghost in the Shell, 1995 tarihli animeden -her anlamda- yararlanırken, özgünlük hususunda hiçbir değer kaybı yaşamadığı gibi, Juliette Binoche’un canlandırdığı karakter ve “anne” motifi gibi muhtelif katkılarla güçlendirilen draması ve mükemmelen kotarılmış aksiyonu ve de müthiş görselliğiyle yılın ilk büyük sürprizi oluyor. Yönetmen Rupert Sanders -elbette senaristlerinin de önemli katkısıyla- kendisinden hiç de beklemediğim, başyapıt düzeyinde bir başarıya imza atarken, Scarlett Johansson ise -her haliyle- bu film ve karakter için yaratılmış gibi..

Utku Ögetürk: Ghost in the Shell (2017), orijinal yapımın felsefesini görmezden gelerek adeta 2017 model Robocop yaratıyor. Görsel açıdan büyüleyici olması dışında hayal kırıklığı.

Serkan Çellik: Kendi evinde kısa film çekemeyecek adama remake için efsane teslim etmişler. Senaryo zaten berbat ama Rupert Sanders’te de hiç yönetmen kumaşı, sinema duygusu yok. En basit mizansende bile tökezlemiş. Bütün problemler yeşil ekran önünde. Üstüne bindirilen zilyon tane görüntü ve efekt bile saklayamıyor gerçek insanların başarısızlığını. Canınız sadece kafası gözü görünen insanlarla çekilmiş film istiyorsa buyrun Tron (2010) izleyin. 3D şehir istiyorsanız StarWars E2 izleyin.

Tanju Baran: Orijinalinin hayranı olarak “Ghost in the Shell”i beğendim; felsefesi zayıf ve Amerikan soslu ama sadakati ve görsel yetisi işi toparlıyor.

Ekin Limoncu: Anlatmak istediği politik altyapıyı üstünkörü anlatmayı seçen Ghost in the Shell, öteki taraftan görsel efekte ve aksiyona izleyiciyi tam anlamıyla doyuruyor. Oyunculukların ön planda olduğu film, yarattığı atmosferden kıyafetlere her yönüyle tasarım harikası.

Fırat Sayıcı: “Ghost in the Shell”, efsanenin ruhunu korumakla birlikte itiraz edilemeyecek  yenilikler de getirmiş. Sevdim…

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Mart 30, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

36. İstanbul Film Festivali’nin Onur Konuğu: Ian McKellen

Richard III, Gods and Monsters, Yüzüklerin Efendisi serisi ve X-Men filmlerindeki rolleri ile akıllara kazınan, sinemanın en sevilen oyuncularından Sir Ian McKellen İstanbul Film Festivali’nin Onur Ödülü’nü almak üzere, British Council işbirliğiyle festivalin konuğu olacak.

X-Men: Last Stand (2006) 
Ian McKellen as Eric Lensherr/Magneto

4 Nisan Salı akşamı düzenlenecek açılış töreninde ödülünü alacak olan Ian McKellen, İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek Richard III’ün Beyoğlu Atlas ve Kadıköy’de Rexx’teki gösterimlerine da katılarak sinemaseverlerle buluşacak. McKellen, 7 Nisan Cuma günü Boğaziçi Üniversitesi’ndeki festival sohbetinde de hayranlarıyla bir araya gelecek.

1990 yılında İngiltere’de “Sir” unvanıyla onurlandırılan, 1991 yılında tiyatroya yaptığı katkılardan ötürü şövalye ilan edilen Sir Ian McKellen, altı Laurence Oliver Ödülü, bir Tony Ödülü, Altın Küre Ödülleri, SAG Ödülleri, BIF Ödülleri, iki kez Satürn Ödülü, dört kez Drama Desk Ödülü ve iki kez Eleştirmenlerin Seçimi Film Ödülü gibi pek çok ödüle layık görüldü, iki kez Oscar’a aday gösterildi.

 

Etiketler: , , , , , ,