54. Antalya Film Festivali Resmi Seçkisi – 3

Lerd / A Man of Integrity / Mohammad Rasoulof

İranlı yönetmen Mohammad Rasoulof, muhalif olduğu için ülkesinde tıpkı Jafar Panahi gibi hapis cezası alan, pasaportuna el konulan, festivallere gitmesi ve film yapması yasaklanan isimlerden biri. 10 yıl hapis cezası almasına rağmen 1 yılını içeride yatan ve 2016’da çıktıktan sonra da A Man of Integrity gibi bir filmi çekme cesaretini gösterebilen Rasoulof, ülkesinde yeniden hapis cezası istemiyle tutulmakta. Bu yüzden yönetmen Antalya Film Festivali’ne katılamadığı için filmin yapımcısı gösterimdeydi.

a man of integrity

Cannes Film Festivali’nin ‘Belirli Bir Bakış’ bölümünde yarışan ve bu bölümde en iyi film ödülünü kazanan A Man of Integrity, başlangıcında Metin Erksan’ın Susuz Yaz’ını hatırlatacak bir mülkiyet meselesi üzerinden hikayesini ve karakterlerini oluşturuyor. Güçlünün güçsüzü ezmeye çalıştığı bir dünyada İran toplumundaki yozlaşmayı ve adaletsizliği her saniyesinde sinirlerimiz bozularak izliyoruz. İran sinemasında mesaj odaklı yapının öne çıkıp sinematografik özelliklerin ikinci plana bırakıldığı çoğu filme rastlayabiliyoruz. Rasoulof’un esas başarısı ise mesajını ve sinematografisini aynı güçte sentezleyebilmesinde yatıyor. Filmin atmosferi çok güçlü, gözünüzü bir an olsun ayırmak istemeyeceğiniz güçte bir senaryosu var. Filmin adındaki ‘Dürüst Bir Adam’ çevrimi bu yüzden en çok Rasoulof’un kendisine uyuyor. Devletle her an başı belada olmasına rağmen kendi bildiklerini, düşündüklerini ve sistemi kıyasıya eleştirmekten çekinmiyor. Ülkede cezası ne olursa olsun, ne kadar engellenirse engellensin, Rasoulof dürüstlüğünden bir an olsun vazgeçmiyor.

Reza Akhlaghirad ve Soudabeh Beizaee’nin güçlü performanslarıyla karakterlerin İran toplumundaki mücadelelerine dahil olurken bankacılardan polis memurlarına, doktorlardan toplumun her kademesine kadar baskıya, rüşvete ve adaletsizliğe tanıklık ediyoruz. Böylesine kirlenmiş bir dünyada hayatta kalabilmek için dürüst olabilmek ve ilkeli davranabilmek ne kadar mümkündür? Rasoulof, bu soruları unutulmayacak repliklerle ve görüntü yönetmeni Ashkan Ashkani’nin çok şey anlatan kadrajlarıyla birlikte hafızamıza işliyor. A Man of Integrity, A Separation’dan bu yana çekilen en güçlü İran sineması örneklerinden biri. Hatta bu yılın Cannes’da yan bölüm kazananı olarak, ana yarışmaya girmeye hak kazanan filmlerin de birçoğundan daha kalıcı olacaktır.

8,5/10

Las hijas de Abril / April’s Daughters / Michel Franco

Meksikali yönetmen Michel Franco, Cannes Film Festivali’nde ana yarışmaya da girse, Belirli Bir Bakış’ta da yarışsa her daim eli boş dönmeyen yönetmenlerden. 2012’de After Lucia ile Belirli Bir Bakış bölümünün kazananı olan ve dünya çapında dikkat çeken Franco, 2014’te çektiği Chronic ile ana yarışmaya girmeye hak kazanmış ve ‘en iyi senaryo’ ödülüyle ayrılmıştı. Franco’nun yeni filmi April’s Daughter, ana yarışmaya alınmayıp yan bölüme atılsa da film yine oradan bir ‘jüri özel ödülü’ çıkarmayı başarmıştı.

aprils daughters

Franco, kuşkusuz günümüzde sineması en ilginç yönetmenlerden biri. Karakterlerine karşı her daim keskin bir soğukkanlılıkla ve tavizsiz şekilde yaklaşırken izleyiciye sürekli sesli tepkiler verdirecek kadar şaşırtıcı yönlere gidebiliyor. April’s Daughter bu konuda belki de yönetmenin en çok izleyici reaksiyonu alan filmi olabilir, zira Chronic’te sadece final sahnesiyle bir şok edicilik yaratan Franco burada ilk 30 dakikadan sonra filmin her anına şaşkınlıkla dahil olabileceğimiz bir yapı tasarlıyor. Öyle ki, sakin ve ağır ilerleyen film bir anda salondaki izleyicilerin hayret nidalarına, birbirlerine bakmalarına, aralarında konuşmalarına, kahkaha atmalarına ya da koltuğa çivilenmelerine neden olabilecek bir sürü meziyetlere dönüşüyor. Bu yüzden filmin konusunu okumadan, minimum bilgi sahibi olarak filme girmek seyir zevkini katlayacaktır.

Franco’nun sinemasını sevmeyenlerin öne sürdüğü çıkarımlardan biri ise karakter motivasyonlarının ne yönde olduğuna dair yönetmenin bilgi vermekten kaçınması, karakterlerin verdikleri kararların arka planına izleyiciyi davet etmemesi. Lakin, bu her zaman Franco’nun bilinçli olarak gerçekleştirdiği bir sinema tarzı. İzleyicinin illa karakterler için “Bu niye böyle bir şey yaptı?’ ya da ‘Olaylar nasıl bu noktaya geldi?’ sorusunun cevabını alması gerekmiyor. Bazen gözlerimizi pörtletecek ya da ağzımızı açık bırakacak şekilde şaşırmak veya karakterlerin tercihleri üzerine sadece düşünmek çok keyifli / rahatsız edici bir deneyime dönüşebiliyor. Önemli olan bu anlatım biçiminden zevk alıp alamamakta. Yoksa film çıkışında orta yaşlardaki izleyicilerden birinin yanındaki kişiye‘ Böyle bir şey nasıl yaşanabilir ki?’ demesi gibi tüm olay örgüsünü kestirip atmak da mümkün.

7,5/10

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s