54. Antalya Film Festivali Değerlendirmesi

Bu yıl 54.sü düzenlenen Antalya Film Festivali belki de tarihinin en tartışmalı dönemini yaşadı. Ulusal yarışmanın kaldırılmasıyla başlayan fikir ayrılıkları oyuncular, yönetmenler, yapımcılar, senaristler kadar sinema yazarları arasında da ikilem yarattı. Ben kişisel olarak bu yıl festivale katılan sinema yazarları arasındaydım. Bunun sebeplerini sıralayacak olursam her şeyden önce festivali en tartışmalı yılında bizzat takip ederek kulaktan dolma haberlerle değil, gördüklerimle ilerlemem gerekliliğiydi. İkincisi ise her yıl festivalin basın sorumlusuyla yaşadığım akreditasyon krizinin bu yıl yaşanmaması -önceki yıllarda bu işi yapan kişinin ayrılıp yerine başka birinin gelmesi- sebebiyle ilk defa baştan sona basın konuğu olarak festivali takip edebilme imkanı bulabilmemdi.

kortej

Doğru bir karar verdiğimi festival süresince sosyal medyada yapılan bazı yalan haberler ve provokasyonlar sonucu anlamış oldum. Şöyle ki, festivalin yarışma programında bulunmayan, ’15 Temmuz Özel Gösterimi’ adı altında bir günlük gösterimi yapılan Kurtlar Vadisi: Vatan filmine izleyici rağbet göstermedi. Bunun sebebi filme zaten vizyonda şu ana kadar 600 bin küsür kişinin gitmesi de, Kurtlar Vadisi: Vatan gibi bir filmin Antalya Film Festivali adı altında gösterilmesine tepki de, Necati Şaşmaz’ın gösterime katılacağının bilinmemesi de olabilirdi. Lakin, o gösterimdeki boş salon görüntüsü alınıp ‘Antalya’da filmler boş salona oynuyor’, ‘İzleyici Antalya’da filmlere gitmiyor’ adı altında haberler yapılmaya ve hızla yayılmaya başlandı. Üstelik bunu yapanlar söylemlerine güvenilen bazı sinema yazarlarıydı. Antalya’ya gitmemiş olsaydım izleyicinin bu yıl Antalya’da yarışma filmlerine ilgi göstermediğini, filmlerin birkaç insana oynadığını, birtakım kişilerin kendi kendine takıldığı bir festival organize edildiğini düşünecektim. Belki de o paylaşımları RT eden ya da beğenen insanlardan biri de ben olacaktım. Ulusal yarışmanın kaldırılmasına ne kadar karşı olsam ve yazının ilerleyen kısımlarında festivale dair olumlu ya da olumsuz tüm görüşlerimi açıklayacak olsam da başlangıçta söylemek istediğim şudur ki, yarışma filmleri boş salonlara oynamadı. Bütün gösterimlerde salonlar ağzına kadar doluydu, kimi filmleri merdivenlerde izlemek zorunda kaldık. Ayrıca Ai Weiwei’nin Human Flow filmi içinde ‘gerilla’ kelimesi geçtiğinden dolayı izleyici protestosuna uğrayıp iptal edilmedi, ses/görüntü senkronunun bozulmasından ve düzeltilememesinden ötürü iptal edildi. Dolayısıyla yarışma filmlerinin dolu olmasına rağmen boşmuş gibi lanse edilip provokasyon yapılması yerine sadece doğru soruların sorulması da istenilen cevapları verecekti.

 ‘Antalya Film Festivali ulusal yarışması kalkmasına rağmen filmler neden hala dolu?’

 ‘Filmlerin dolu olması izleyicinin yeni yapılanmayı kabul ettiğini gösterir mi?’

 ‘Gösterimlere katılan izleyiciler filmlerden ne kadar memnun kaldı?’

 ‘Festivalde birkaç kişi haricinde Yeşilçam’dan geçmiş yıllarda olan kimsenin olmamasına izleyicinin tepkisi neydi?’

lewis atadeniz

Bu sorular sorulmadı, Antalya Film Festivali bu yıl yapılmıyormuş gibi davranıldı, gidenlere söylenmedik hakaret kalmadı. Festivale katıldığımız için festivali protesto eden yazarlar tarafından – ki içlerinde birçok arkadaşımız da mevcut olmak üzere- omurgasız, ilkesiz, yalaka, yandaş ilan edildiğimiz oldu. Hatta kimileri daha da ileri gidip festivalde bulunan kişileri ‘iki yemek yiyip iki ünlü görmek için Antalya’ya giden kötü insanlar’ olarak tanımladı ve bu kötücül paylaşımı yine yakın arkadaşlarımız dahi ‘like’ etmekte bir sıkıntı görmediler. Bazı kişilerin söyledikleri ise daha komik ve akılalmaz boyuttaydı. ‘Hadi festivale katıldınız, bari sosyal medyadan paylaşım yapmayın’ bile denildi. Festivale başvuracağız, festival bizi bir hafta boyunca babamızın hayrına ağırlayacak ve biz hiçbir şey yapmayacağız! Christopher Walken, Juliette Lewis, Matt Dillon, Michel Hazanavicius, Michel Franco, Danis Tanovic, Sean Baker gibi isimler geldiyse geldi, asla onlarla fotoğraf çekilip paylaşmayacağız, çünkü paylaşırsak etkileşim manyağı veya takipçi kasıntısı insanlar olarak lanse edilebiliriz! Ben kişisel olarak ‘O festival AKP’nin, gitmeyelim’, ‘bu festival CHP’nin, gidelim’ ya da ‘şu festival MHP’nin, vs.’ gibi yorumların hiçbirine katılmadan, böylesine kutuplaşmış ve saldırgan bir ortamda festivali takip etmeye çalıştım, tüm yarışma filmlerini izledim, tüm basın toplantılarına katıldım ve maddeler halinde merak edilen her şeyi özetlemeye çalıştım.

1RZA9318

Ödül Kategorilerindeki Değişiklik

Festivalin artık Cannes Film Festivali’ni rol model aldığını ve ‘ne kadar uluslararası olabiliriz’ mottosuyla hareket ettiğini biliyoruz. Lakin, ödül töreninde bugüne kadarki en tatsız törenle karşılaştık. İzleyici ödülü, genç yetenek ödülü ve genç izleyici ödülü gibi ödülleri bir kenara bırakırsak ana yarışmada ödül kategorisi tam olarak beşe düşürülmüşü. Film, yönetmen, jüri özel ödülü, erkek oyuncu ve kadın oyuncu. Açıkçası bu festivalin rol model aldığı Cannes’da bile görülmemiş bir şey, hangi film festivalinde ‘senaryo ödülü’ olmaz ki! Törende bulunan izleyiciler bu durum karşısında şoka uğradılar ve herkes birbirine ödüllerin bu kadar olup olmadığını, yardımcı oyuncu kategorilerini, senaryoyu, görüntüyü, kurguyu, müziği soruyordu. Evet, yardımcı oyuncu kategorilerinin olmaması Cannes’da görülmüş bir şey, sinematografi ve kurgu gibi teknik ödüllerin olmaması da görülmüş bir şey ama senaryo? Eğer ödül dağılımında bu modelde devam edilmesi düşünülüyorsa gelecek yıl kategoriler arasına senaryonun ve birkaç dalın daha eklenmesi şart. Benim bu konudaki önerilerim ‘Grand Prix’ yerine geçen ikinci büyük ödül ve görüntü yönetimi dalı olabilir.

foto1

Programdaki Film Sayısının Azaltılması

Festivalde her yıl 100’den fazla film izleyiciyle buluşuyordu. AKM ve Cam Piramit’in yanı sıra AVM salonlarına da program yayılarak yılın merakla beklenen birçok uluslararası filmini izleyebiliyorduk. Bu yıl toplam film sayısı 38’e indirildi. Aslında klasikleri ve yönetmen retrospektiflerini çıkarttığımızda izlediğimiz yeni film sayısı 25 civarıydı. 10 yarışma filmi, bir açılış filmi, bir kapanış filmi ve bir yarışma dışı gösterim olmak üzere 13 film ön plandaydı. Diğer 12 yeni filmin arasında da vizyonda izlediğimiz Summer 1993, Doru gibi filmler ve gastronomi filmleri mevcuttu. Bu üzerinde ciddi tartışılması gereken bir değişiklik. Bunun sebebinin Film Forum’a daha çok vakit ve bütçe ayırarak festivaldeki film ve salon sayısını azaltmak olduğunu düşünüyorum –aslında sadece düşünmüyorum, bu konuda bazı duyumlarım da mevcut- ve bunu doğru bulmuyorum. Film Forum’un ne kadar önemli olduğunu kabul etmekle birlikte Antalya’nın her şeyden önce ‘halkın festivali’ olduğunu düşünerek bu çeşitliliği sağlamak festivalin halka bir borcudur. Öyle ki, festivalin en tartışmalı yılında bile Antalya halkının koltukları doldurduğuna şahit olduk. Çünkü Antalya izleyicisi 54 yıllık süresi boyunca kemik bir kitle oluşturmuş durumda. Belediyenin başında hangi parti olursa olsun, festivali kimler yönetirse yönetsin, bu festival halkın festivali, geleneği olduğu için o koltuklar zaten dolacak. Önemli olan o izleyicinin gerçekten yeni değişikliklerden memnun kalıp kalmadığını iyi analiz etmek. Gelecek yıllarda bu dengenin iyi kurulması, ‘az ama öz’ diyerek festivalin kısıtlı bir alana hapsolmaması gerekli.

1ONER2288

Yarışma Filmlerine İlgi Ne Durumda?

Yarışma filmlerinin ilk gösterimleri büyük oranda açık hava sinemasında yapıldı. İkinci gösterimleri ise ertesi gün AKM salonunda yapıldı ve ardından soru-cevap etkinliği düzenlendi. Açık hava sineması konseptinin çok iyi olduğunu ve festivalin önceki yıllarına oranla farklı bir hava yarattığını söylemeliyim. Her film öncesinde festivalin artistik direktörü Mike Downey ve program direktörü Nesim Bencoya’nın sahneye çıkıp yaptıkları sunum/şov eğlenceliydi ve ‘uluslararası’ görünümlüydü. Özellikle Mike Downey -ben dahil- çoğu kişinin sempatisini kazandı, festival süresince ilgi odağı oldu. Açık hava gösterimindeki filmler genel olarak hep doluydu, salondaki gösterimlerde yer bulamadığımız zamanlar bile oldu. Aslında yarışma seçkisi söylenildiği gibi ‘zayıf’ filmlerden oluşmuyordu. 10 filmlik seçkide 4 film gayet iyi –A Man of Integrity, Le Redoutable, April’s Daughter, The Florida Project’, 3 film ise ortalama üzeriydi –Scary Mother, Misafir, Human Flow-. Esas sorulması gereken soru ise bu seçkinin ulusal yarışmanın kaldırılmasına değip değmemesiydi. Bana kalırsa seçki Cannes Film Festivali’nin resmi seçkisi olsa bile ulusal yarışmayı kaldırmaya değmezdi. Çünkü zaten salonlar dolu olsa bile film çıkışlarında, kafede, gösterim kuyruklarında hep aynı şeyi duyduk; ‘Festivalin eski tadı yok.’ Evet, önceki yıllarda Antalya’da jüri salona girdiğinde izleyiciler tarafından tek tek alkışlanırdı, Yeşilçam yönetmenleri, oyuncuları yoğun ilgi görürdü, yerli oyuncular tek başına izleyiciyi festivale çekme potansiyeli taşırdı. Önceki yıllarda Osman Sınav’ı, Semir Aslanyürek’i alkışlamayı seven Antalya halkı şimdi hiç tanımadığı yabancı yönetmenleri alkışlıyordu. Alkışlıyordu alkışlamasına ama bir festival geleneği olarak, ruhsuz, biraz sevimsiz, tam memnun olmamış, nerede o eski günler dercesine alkışlıyordu. Festival kortejinde Necati Şaşmaz, Bengü ve Erhan Yazıcıoğlu haricinde neredeyse hiç tanındık isim yoktu, halk alkışladığı insanların kim olduklarını birbirine soruyordu. Şerif Gören ve Yılmaz Atadeniz’den başka Yeşilçam döneminden kimse görülmedi. Yarışmadaki yerli filmlerden Misafir ve Zor Bir Karar’ın oyuncularından hiçbirini izleyici tanımıyordu.  Ulusal yarışma elbette geri dönecektir –ama bir sene sonra ama iki sene sonra- zira Antalya izleyicisinin bu hoşnutsuzluğunu gerçekten görememek pek olası değil. Belediyelerin festivalleri şekillendirmeye başladığı bir gerçek. Misal, gelecek yıl seçimleri farklı bir belediye kazansa ulusal yarışma hemen geri dönecektir. Mevcut belediye belki şu anki sistemde direnmeye devam edebilir ama ilginin, ruhun kaybolduğunu gördüğünde geri adım atmaktan başka çaresi kalmayacaktır. Dilerim ki, gelecek yıl ulusal yarışma geri döner, uluslararası yarışmaya da aynı önem verilir. Birinin yaşaması için diğerinin ölmesine gerek yok, umarım festivalin başındakilerin bunu anlaması çok geç olmaz.

NCT_0355

Basın Katılımı ve Uluslararası İsimler

Festivale bu yıl sinema yazarı katılımı son derece azdı. ‘Basın’ adı altında elbette daha fazla kişi olsa da sinema yazan kişiler olarak en fazla 15 kişilik – göremediğim veya tanımadığım da 5 kişi olsa- 20 kişilik bir katılım mevcuttu. Dolayısıyla Michel Hazanavicius, Christopher Walken, Juliette Lewis, Michel Franco, Danis Tanovic, Sean Baker, Matt Dillon, Anthony Delon, Adrian Grenier gibi isimlerin basın toplantılarında soru-cevaplar kendi aramızda dönüp durdu. Bu uluslararası isimlerle toplantılarda yüz yüze bir konumda olmak, soru-cevaptan ziyade her anı bir kişisel sohbet havasına dönüştürdü. Masterclass ve basın toplantıları gayet doyurucuydu, özellikle Michel Franco, Michel Hazanavicius ve Matt Dillon sohbetleri kendi adıma tatmin edici sonuçlar verdi. Festival süresince otelde karşılaştığım Sean Baker’la yaptığım kısa sohbet ve bunun sonucunda bana önceki filmlerinden izlemediğim Starlet’in Blu-Ray’ini hediye etmesi unutamayacağım güzelliklerden biri oldu. Festivalin son gününde davet edilen Lindsay Lohan’ın niye davet edildiğini ise hiç kimse anlamadı. Lohan için bir basın toplantısı yapılmadı, sadece kapanış törenine gelip kırmızı halıda yürüdü ve törende sahneye de çıkmadı. Lohan’ın geldiğini herkes duydu ama kimse Lohan’ı görmedi. O halde festivale neden getirildi, kimse çözemedi. Alain Delon’un oğlu Anthony Delon’un ise basın toplantısında artık oyunculuğu bıraktığını ve deri ceket sektörüyle uğraştığını söylemesi hepimizi şaşırttı. Delon, ödül töreninde sahneye ‘genç yetenek ödülü’nü vermek için çıktı, o kadar. Festivale niye davet edildi, üç saniyeliğine ödül verip inmesi ve bir daha da hiçbir yerde gözükmemesi için mi, belirsiz.

1RZA9483

54. Antalya Film Festivali tüm tartışmalara rağmen 21 Ekim tarihinde başlayıp 27 Ekim’de sona erdi. Kendi adıma açık hava sineması, uluslararası isimlerle sohbet havasındaki basın toplantıları gibi memnun kaldığım yerler de oldu, ulusal yarışmanın olmamasının yarattığı ruhsuzluk, ödül kategorilerinin aşırı derecede azaltılması gibi acilen değiştirilmesi gerektiğini düşündüm kısımlar da. Umarım, 55. Antalya Film Festivali doğru kararlar alan, hem Antalya izleyicisinin hem de Yeşilçam geleneğinin, yönetmenlerin, oyuncuların, sinema yazarlarının ilgisini ve sevgisini tekrar kazanan bir şekilde karşımıza çıkar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s