Flatliners

1990 yapımı bilimkurgu/gerilim filmi Flatliners, Joel Schumacher’ın yönetimiyle, Kiefer Sutherland, Julia Roberts, Kevin Bacon gibi oyuncuların karizmasıyla ve hepsinden çok o mat atmosferi içinde barındırdığı çeşitli renk skalalarıyla örülü sinematografisiyle akıllarda yer etmişti. Zaman içerisinde kimileri için ‘kült’ statüsüne kavuşan yapım ‘öldükten sonra ne var?’ sorusunun insan beyninde yarattığı gizemi kullanarak bir olay örgüsü oluşturmuştu. Orijinal Flatliners dönemine göre hiç de fena olmayan bir yapım olmasına rağmen ölümün sonrasını araştıran bilim insanlarını ‘fazla kurcalamayın bu işleri, yaşantınıza dönün, hatalarınız için pişmanlık duyun yeterli’ minvalinde kaçak ve finali itibariyle dinsel bir önermeyle dizginliyordu. Hatta içlerinde ateist olduğunu her fırsatta belirten Kevin Bacon’ın ‘Üzgünüm Tanrım. Senin bölgene girdiğimiz için üzgünüm’ diye bağırdığı bir filmdi bu. 78 yaşındaki yönetmen Joel Schumacher belki kariyeri boyunca hiçbir başyapıt ortaya koyamadı, genelde gotik Batman serisini rengarenk bir karnavala çevirerek mahvetmesiyle ve çektiği birçok kötü filmle anılan bir yönetmen oldu. Buna rağmen The Lost Boys, Flatliners, The Phantom of the Opera ve Phone Booth gibi iyi ya da zaman geçtikçe külte dönüşebilen yapımlara imza attığı da oldu.

ellen_page_flatliners

2017 yapımı Flatliners’ın yönetmenlik koltuğunda oturan Niels Arden Oplev, İskandinav yapımı The Girl with the Dragon Tattoo filmiyle yönetim ve atmosfer yaratma konusunda yetkinliğini ispatlamış bir isim. Dört yıl önce Hollywood’a geçerek Dead Man Down isimli aksiyon filmini yöneten Oplev, akılda kalıcı bir film olmamasına rağmen memuriyetini kaliteli şekilde yerine getiren ve atmosfer etkilerini hissettiren bir yönetim sergilemişti. Yeni Flatliners ise kuşkusuz Oplev’in filmlerinin en zayıf halkası ve yönetmenin yetkinliğini de gözden düşüren bir yapım. Yeni Flatliners için bir ‘yeniden çevrim’ olmadığı, 90 yapımının devam filmi olduğu yönünde açıklamalar yapılmıştı. Filmin ‘devam filmi’ olduğunu söyleyebileceğimiz tek şey, ilk filmin başrolü Kiefer Sutherland’in filmde toplasak 5 dakika anca yer alıyor oluşu. Kaldı ki, Sutherland’in karakterinin yeni filmdeki olay örgüsüne hiçbir etkisi dahi olmuyor, sadece yeni kadronun hocaları olduğunu görüyoruz, birkaç konuşma yapıyor ve misyonu tamamlanıyor. Filmin geri kalanı 90 yapımı filmin olay örgüsünü neredeyse birebir izlemeye çalışan bir yapıya sahip. Bu yüzden bir devam filminden çok yeniden çevrimi andırıyor.

Orijinal filmde ‘dört erkek bir kadın’ şeklindeki takım burada ‘üç kadın iki erkeğe’ dönüştürülmüş. Ana karakter erkek iken, burada kadın olmuş; geçmişte beyaz bir çocuk siyah bir çocuğa psikolojik şiddet uygularken burada durum tersine döndürülmüş vs. Günümüzün popüler sinemasında gün geçtikçe artmaya başlayan ‘feminizm’ ve ‘siyahi ile beyazın yer değiştirmesi’ kodları aynen uygulanmış. Fakat bu fiziksel kararların ötesinde filmin yapı olarak getirdiği yeni bir önerme ya da olay örgüsünde bir değişiklik söz konusu değil. Orijinal filmde sırayla birkaç dakikalığına ölüp, diğer hayatı deneyimleyip yaşama geri dönen tıp öğrencileri yine aynı şeyleri yapıyorlar. Deneyi bir saatlik bir zaman diliminde dört farklı kişinin yapacağını ve hepsinin aynı ya da benzer şeyleri yaşayıp geri döneceğini çok rahat tahmin edebiliyoruz. Dolayısıyla bu deneyimin sonuçlarını her birey için sırayla izlemek keyifsiz bir deneyime dönüşebiliyor. Orijinal filmin en azından atmosferi, renk oyunları, izbe sokak araları, duman çıkan mazgalları, banliyöleri derken sinematografik bir çekiciliği varken, Oplev burada her şeyi klasik Hollywood sinemasına uygun bir sterilliğe boğmuş. Orijinal filmin gerilim sularında gezen tarafı burada Annabelle, Paranormal Activity gibi salt korku filmlerinin bilindik ‘zıplatma’ numaralarını yapan tercihlere dönüşmüş. 90 yapımında en azından bazı karakterleri önemseyebiliyorduk, geçmişleriyle ilgili dramatik hikayeleri zamane ruhuna uygundu ve göze batmıyordu. Buradaki karakterlerin hiçbiriyle duygusal bir bağ kurabilmemiz mümkün olmadığı gibi, sürekli partileyen, içen, sevişen ve bir öteki tarafa bakıp çıkayım diye birkaç dakikalığına ölen ‘teenage’ tiplemelere dönüşmeleri en büyük zaafı.

Flatliners-2017

Flatliners en başarısız yeniden çevrimler arasında yerini alacağı gibi Niels Arden Oplev’in Hollywood kariyerinde de bir düşüşü beraberinde getirebilir. Neticede filmin ‘devam filmi’ çabasının da, karakterler arasında yaptığı cinsiyet/fiziksel değişimlerinin de bir önemi olmadığı gibi sürekli öbür tarafa geçmeye can atıp sonra ‘biz en iyisi geri dönelim, fazla karıştırmayalım bu işleri’ demenin de bir anlamı yok.

3/10

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s