17. !f İstanbul Film Festivali’nde Görülmesi Gereken 20 Film

15 Şubat – 25 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da bu yıl 17.si gerçekleşecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 2018 yılındaki seçkisine güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartmaya devam ediyor. Toronto, Venedik, Cannes, Sundance, Locarno gibi önemli festivallerden önemli filmleri izleyeceğimiz !f İstanbul’da bu yıl “Keş!f”, “Galalar”, “!f music”, “Aşk & Başka Bi’ Dünya”, “Gökkuşağı”, “Sanat Hayat İçindir!”, “Ev”, “Oyun”, “Karanlık & Köşeli”, “!f Kült”, “!f Yeni” ve “!fKolik” bölümleri bulunmakta.

if istanbul1

!f İstanbul’a gitmek isteyenler için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gerektiğine inandığım 20 film” listesi oluşturdum. İyi okumalar ve festivalde iyi seyirler!

1) Brawl in Cell Block 99 (2017) – S. Craig Zahler (132 dk)

  1. Craig Zahler, Bone Tomahawk’ta (2015) yarattığı kendine has korku-western bileşimini, Venedik’te yarışan son filmi 99. Blok’la başka bir boyuta taşıyor. Vince Vaughn’ın muazzam ve aynı zamanda korkutuculuğuyla akıldan çıkması zor oyunuyla 99. Blok; insan ruhunun karanlık köşelerinde dolaşan, fizikselliğiyle büyüleyen bir karakter çalışması. Vaughn’a eşlik eden Jennifer Carpenter, Udo Kier ve Don Johnson’ın performansları da bir o kadar göz alıcı. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=onJw_wcUQCE

brawl1

2) Let the Corpses Tan (2017) – Helene Cattet, Bruno Forzani (90 dk)

!f seyircisinin gotik düşler Amer (2009) ve Bedenindeki Gözyaşlarının Garip Rengi (2013) ile yakından tanıdığı Belçikalı yönetmen çift Helene Cattet ve Bruno Forzani, bir kez daha karabasanlı, estetize düşleriyle karşımızda. Cattet ve Forzani, yine türleri harmanlayarak akıl alıcı bir stilizasyon ve görsel beceriyle, bizi, giallo ve spaghetti western türlerinin içinden geçirerek, muazzam sinematografisi ve ses tasarımıyla unutulmaz bir kovalamacının içine davet ediyor. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Pi-wmeS4BOA

LET-THE-CORPSES-TAN-banner

3) Kar (2017) – Emre Erdoğdu (100 dk)

Müzeyyen, toplumsal ahlak çizgisinin altında yaşayan genç bir kadındır. Kavgaya, uyuşturucuya bezenmiş hayatını kendine benzeyen arkadaşlarıyla paylaşıyordur. Kardeşi Ali onun varlığını yeni öğrenmiş, onunla tanışmaya Bolu’dan kendi burjuva, başarılı eğitim hayatını yarıda bırakıp Antalya’ya gelmiştir. Meşru çocuk Ali sınanmadığı günahlarla, gayr-i meşru çocuk Müzeyyen ise Ali’nin getirdiği umutla imtihan olacaktır. Gençliğe dair gördüğümüz en samimi filmlerden biri olan Kar; müziği, renk skalası, kamera kullanımı, genç oyuncuların doğallığı ve cesurluğuyla hafızalara kazınacak bir ilk film.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=2ch2EFK5iaM

kar2

4) Arada (2017) – Mu Tunç (87 dk)

Hurdalıktaki bir diskodan kanunsuzluk kokan bir nargileciye, gizli ve sadece şifreyle girilebilen partilerden nihayetinde bir grind core konserine kadar süren bu yarı müzikal yolculuk; Mu Tunç’un kendi ailesinin hikayesinden ilham aldığı ilk uzun metraj filmi. Şehirde sıkışan, nefes alamayan, gerçekleri ve hayalleri arasında kalmış ve buradan çıkmak için her şeyi yapacak gözü kara iki genç aşık ile bir gece… Ve İstanbul başrolde. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=22h4rdiqh2c&t=1s

arada

5) The Florida Project (2017) – Sean Baker (111 dk)

İki yıl önce iPhone ile çektiği “Tangerine” ile sıradışı bir başarı yakalayan Sean Baker’ın yılın en iyileri listesinden düşmeyen son filmi “The Florida Project”, İstanbul’da ilk kez !f İstanbul’da seyirciyle buluşacak. Çoğu Amerikalının düşünmek ve hatta görmek istemeyebileceği hayatlara odaklanan filmleriyle tanınan, mikro bütçeli hikâye anlatımının ustası Sean Baker’ın 6 yaşındaki Moone ve arkadaşlarının gözünden zorlu ve çıkışsız görünen yetişkinler dünyasını anlattığı film, yılın en iyileri listesinin de vazgeçilmezlerinden. Film, amatör çocuk oyuncuların perdede adeta ışıldayan performansları ve Willem Dafoe’nun Oscar’a göz kırpan oyunculuğuyla da heyecan uyandıran, enerjik ve renkli bir film. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=2tZX_Y8mFk8

The-Florida-Project-UK-Banner

6) Last Flag Flying (2017) – Richard Linklater (125 dk)

Richard Linklater son harikasıyla bizi, Vietnam veteranı üç eski askerle melankolik ve komik bir yolculuğa çıkarıyor. Steve Carrell’ın muazzam performansıyla bedene bürünen Larry Shepherd, 30 yıl önce birlikte görev yaptığı iki asker arkadaşı Sal (Bryan Cranston’ın ağzı bozukluğuyla) ve Mueller (Laurence Fishburne’ün vakur performansıyla) kutsal bir görev için bir araya gelir: Larry’nin Irak savaşında kaybettiği oğlunun cenazesini gömeceklerdir. Bu üç arkadaşın doğu yakasının sahil kıyısındaki ilerleyişi; hem arkadaşlıklarının hem de Amerika’nın gündelik yaşamının içinden geçildiği renkli ve komik bir yolculuğa dönüşür. Linklater, alametifarikası olan diyalogları ve zamanın geçişini ustaca belgeleyişiyle bir kez daha hayran bırakıyor. Son Kahraman hem hüznü hem de komik anlarıyla usta yönetmenin son dönem en iyi işlerinden! (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=n9qTJl5qbcw&t=1s

Last-Flag-Flying-UK-Banner-Poster

7) The Disaster Artist (2017) – James Franco (104 dk)

Hollywood’taki yapımcılara kafa tutarak kendi filmini yapmaya girişen sinema sevdalısı Tommy Wiseau’nun trajikomik hikâyesini anlatan “The Disaster Artist”, beyaz perdenin gördüğü, gelmiş geçmiş en kötü filmin ortaya çıkış aşamasını kara mizahla gözler önüne seriyor. Tüm zamanların en kötü filmlerinden biri sayılan ve kötülüğünün güzelliğiyle külte dönüşen The Room’un kamera arkasını beyaz perdeye uyarlamak, Franco’ya bu yıl Altın Küre’lerde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü getirdi. !f İstanbul’un Kapanış Filmi olacak olan “The Disaster Artist” Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da gösterilecek. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=9aGYLwf5tBY&t=1s

disaster-artist-banner

8) A Prayer Before Dawn (2017) – Jean Stephane Sauvaire (116 dk)

Şafaktan Önce, Tayland’ın en ünlü hapishanelerinden birinde 3 yıl hapis yatmış genç İngiliz boksör Billy Moore’un, gözlerinize inanamayacağınız anılarından uyarlanan gerçek bir hikaye. Bir anda kendisini uyuşturucunun ve hapishane içi çete savaşlarının içinde bulan Moore, hapishane yönetimi Muay Thai boks turnuvalarına katılabileceğini söylediğinde, bunun kurtulmak için tek şansı olabileceğini düşünür. Tayland’da gerçek bir hapishanede, gerçek mahkumlarla çekilen Şafaktan Önce; yoğunluğuyla teninize işleyen, akıldan çıkmayacak bir yolculuk. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=QUP5C_HeItQ

prayer

9) The Nile Hilton Incident (2017) – Tarik Saleh (106 dk)

!f izleyicileri; Metropia (2009) ve Gitmo (2005) gibi filmleriyle tanıyıp, hayranı olduğu İsveçli yönetmen Tarik Saleh’in son filmini heyecanla karşılayacaktır. Kahire’de, 2011 Tahrir Meydanı ayaklanmasının hemen öncesidir. Polis detektifi Noredin Mostafa (Fares Fares), başkentte Nil Hilton Oteli’nde yaşanan bir cinayeti araştırmakla görevlendirilir. Başta yalnızca bir iştir onun için, rüşvetle cebine biraz daha para katmaya çalıştığı bir iş. Fakat ipuçları onu, Kahire’nin arka sokaklarından siyaset ve iş dünyasının en yüksek seviyelerine kadar götürünce, rahatsız olmaya başlar. En iyi film noir örneklerinde olduğu gibi, gerçek bir cinayet davasından esinlenen film; sosyal çürümüşlüğün farklı yönlerini ortaya koyarken arka plandaki siyasi çalkantıdan da gözünü ayırmaz. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=LM4LRz0zxzQ

the-nile-hilton-incident

10) Hagazussa (2017) – Lukas Feigelfeld (102 dk)

Sinemada cadı külliyatını yeniden tanımlayan 2015 yapımı The Witch’i andıran agorafobik atmosferiyle ilk filmini yapan Lukas Feigelfeld, body-horror severlere çıkışsız bir 102 dakika vaat ediyor. Her karesi bir fotoğraf titizliğiyle ışıldayan Hagazussa: Kafirin Laneti yarattığı kendine has görsel dili, David Lynch veya Lars von Trier’i andıran özgüven ve kuraldışılığıyla, senenin en çok konuşulan filmlerinden. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=RQBgAryT2EQ

Hagazussa

11) How to Talk to Girls at Parties (2017) – John Cameron Mitchell (102 dk)

İlk filmi “Hedwig and the Angry Inch”ten (2001) bu yana, “Shortbus” (2006) ve “Rabbit Hole” (2010) gibi farklı denemeleriyle tanıdığımız, Amerikan sinemasının yaramaz çocuğu John Cameron Mitchell’ın son çılgınlığı. ‘Sandman’, ‘The Good Omens’ gibi kült romanların yaratıcısı Neil Gaiman’ın kısa öyküsünden uyarlanan film, 70’lerin sonundaki Londra’da geçiyor ve Sex Pistols’ın büyüsüne kapılmış bir grup gencin müzik ve aşkla dolu dünyasını anlatıyor. Elle Fanning ile Alex Sharp’ın başrolünde olduğu, Nicole Kidman’ın ise punk kraliçesi Boadicea’yı can-landırdığı film, Sandy Powell’ın kostüm tasarımı ve özellikle soundtrack’iyle yılın en sıradışı yapımlarından biri olmaya aday. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=-veCgmAZZ0c

How-to-Talk-to-Girls-at-Parties-2

12) Film Stars Don’t Die in Liverpool (2017) – Paul McGuigan (105 dk)

Peter Turner’in anılarından uyarlanan Yıldızlar Asla Ölmez; 26 yaşındaki Turner ve 55 yaşındaki Oscar ödüllü Gloria Grahame’ın eğlenceli ve tutkulu aşk hikayesini konu ediyor. Efsanevi femme fatale star ve onun genç aşığı hakkında eğlenceli bir aşk hikayesi gibi başlayan film, bir anda çok daha derin ve ikisinin de hayatları hakkında sınandıkları bir ilişkiye dönüşür. Gloria, Turner’ın enerjisiyle teselli bulur, hayata tutunur. Sherlock’un yaratıcısı Paul McGuigan’ın yönettiği film, 70’li yılların renkli ve aynı zamanda sade bir portresini ortaya koyuyor. Annette Benning ve Jamie Bell’in yakaladıkları kimya ve muazzam performansları ise göz alıyor. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=l0CqEqivUSc

Film-Stars-dont-die-in-Liverpool

13) The Death of Stalin (2017) – Armando Iannucci (106 dk)

Yıl 1953. Joseph Stalin’in, sağlık durumu -biraz paranoyak olması dışında- gayet iyidir ve ona karşı çıkan herkesi terörize edip, gözünü kırpmadan ortadan kaldırmaktan imtina etmemekte; bu durum yakın dostlarını dahi hizaya getirmektedir. Ta ki bir sabah çalışma odasında ölü bulunana kadar. Bundan sonrası, hiciv ustası Armando Iannucci’nin ellerinde mükemmel bir komediye dönüşür. Yalakalar bir anda iktidar yarışına girer; sümsük Malenkov, ukala Khrushchev, şaşkın Molotov, mafyöz Zhukov, Beria Stalin’in sarhoş oğlu Vasily ve yorgun kızı Svetlana. Fabien Nury ve Thierry Robin’in çizgi romanından, politik taşlamanın ve kara komedinin ustası Armando Iannnucci tarafından uyarlanan Stalin’in Ölümü, hiç beklemeyeceğiniz kadar komik ve dünyanın savrulduğu güncel politik iklime cuk oturur nitelikte. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=B6SlvpVjJMk

The-Death-of-Staling-Banner-Poster

14) 78 / 52 (2017) – Alexandre O. Philippe (91 dk)

Hepimiz Hitchcock’un paltosundan çıktık! 78 sahne, 52 kesme. Filmimiz, Hitchcock’un Sapık filminin 2 dakikalık ünlü duş sahnesi üzerine. Bu sahne zaman içinde, sinema tarihinin en çok referans gösterilen ama aynı zamanda filmi bilmeyenlerin bile izlerine tanık olduğu ikonik sahnelerden birisine dönüştü. Peki ama, nasıl oldu da bu kısacık sahne bu kadar önemli bir kültürel fenomene dönüştü? İşte, Sundance Film Festivali’nde seyirciyle buluşan 78/52: HItchcock’un Duş Perdesi, bu 2 dakikalık sahne hakkında müthiş eğlenceli bir seyirlik. Belgeselde; Hitchcock hayranı Guillermo del Toro, Bret Easton Ellis, Karyn Kusama ve Eli Roth gibi sinefilleri dinleyip, etrafını saran kültürel göndermeleriyle birlikte bu müthiş koreografinin gizemlerini keşfediyoruz. 78/52: HItchcock’un Duş Perdesi sadece sinefiller için değil, sinemanın kolektif hafızamızın bir parçası olduğunu göstermesi açısından da kaçırılmaması gereken bir davet. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=X24JsFFiff4

7852

15) Scary Mother (2017) – Ana Urushadze (107 dk)

50 yaşındaki ev kadını Manana, yazarlık tutkusunu yıllarca ailesiyle ilgilenmek için baskı altında tutmuştur. Artık bir seçim yapmak zorundadır. Tutkusunun peşinden koşmayı tercih ederek yazarlığın en derinlerine dalar… Gürcü yönetmen Ana Urushadze bu ilk filminde baskılanan tutkuları, sanat ve aile ilişkisiyle beraber ele alarak kendimizi içinde bulunduğumuz ikilemlere çarpıcı bir bakış atıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=2JwuxH8K7y4

scary mother1

16) Kamikaze ’89 (1982) – Wolf Gremm (106 dk)

 Wolf Gremm’in 1982 yapımı meşhur cyberpunk gerilimi “Kamikaze ’89″. Per Wahlöö’nün ‘31. Kat’ adlı romanından uyarlanan ve distopik bir gelecekte geçen film, eleştirmenler tarafından Jean-Luc Godard’ın “Alphaville” ve Fritz Lang’’in “Dr. Mabuse: The Gambler” (1922) gibi klasikleriyle karşılaştırılmıştı. Film, usta Alman yönetmen Rainer Werner Fassbinder’in perdedeki son ve olağanüstü performansıyla ve Alman elektronik müzik grubu Tangerine Dream üyesi Edgar Froese’in müzikleriyle de unutulmazlar arasındaki yerini korumaya devam ediyor. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=yihFSNldeKg&t=12s

KAMIKAZE 89, (aka KAMIKAZE 1989, aka KAMIKAZE '89), from left: Nicole Heesters, Rainer Werner

17) Sevmek Zamanı (1965)  – Metin Erksan (89 dk)

Müşfik Kenter ve Sema Özcan’ın etkileyici performansları ve katmanlı senaryosuyla tüm zamanların en iyi Türkiye filmlerinin başında gelen, Türkiye sinemasının auteur’lerinden Metin Erksan’ın sürreel başyapıtı “Sevmek Zamanı”, yenilenmiş kopyasıyla ilk kez !f İstanbul’da. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=0ccEokGZaVQ&t=15s

sevmekzamani

18) Phantom Thread (2017) – Paul Thomas Anderson (130 dk)

Paul Thomas Anderson’un muazzam son filmi Phantom Thread, Anderson’a özgü incelik ve ustalıkla, bir sanatçının yaratıcı yolculuğunun hikayesini merkezine alıyor ve aynı zamanda hayatının merkezindeki kadının da portresini çiziyor. Filmin çekimleri sırasında emekliliğini duyuran Daniel Day Lewis’i beyazperdede izlemek için de son fırsat! (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=MoVvtAkPcdA

phantom-thread-banner

19) April’s Daughter (2017) – Michel Franco (103 dk)

Lucia’dan Sonra (2012) ve Kronik’le (2015) kendine has bir hayran kitlesi edinen Meksikalı yönetmen Michel Franco, artık imzası sayılabilecek gözlemci ve mesafeli bakışıyla karanlık ve incelikli bir kadın hikayesi anlatıyor. Cannes’da Belirli Bir Bakış ödülü kazanan Nisan’ın Kızları, karmaşık aile ilişkilerini didikleyen, cevaplanması çok da kolay olmayan ahlaki sorular sorarken, acımasız ve hesapçı anne rolündeki Emma Suarez’in göz kamaştırıcı performansıyla akıllardan çıkmıyor. (Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=C89_Zr–420

hijas-abril-960x500-1

20) November (2017) – Rainer Sarnet (115 dk)

Pagan zamanlarında Estonya’nın bir köyünde kurtların, vebanın ve ruhların kol gezdiği bir köyde geçen Kasım, hem gözler hem de hayal dünyası için görsel bir şölen. Hiçbir şeyin tabu olmadığı bu köyde, köylülerin en büyük sorunu soğuk ve zorlu geçen kara kıştır. Insanlar, birbirinden, Alman malikane sahiplerinden, hatta ruhlardan ve şeytandan bile çalmaktadır. Ancak ruhlarını ‘Kratt’ adlı yaratıklara vermek zorunda kalırlar. Bu da feodal sistemin başındakileri daha da ihya olmasına neden olmaktadır. Rainer Sarnet’in siyah-beyaz, büyüleyici ve karanlık alegorisi bizi 19. yüzyıl pagan zamanlarına götürürken, insanlığın, aşkın olasılıklarının ve varoluşun etrafında uzun süre akıllardan çıkmayacak bir görsellikle başbaşa bırakıyor. Estonya’nın Oscar adayı!(Kaynak: !f İstanbul)

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=FQSVsFQbfks

November4

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s