90. Oscar Ödülleri Tahminleri

90. Oscar Ödülleri yarın gece açıklanacak. Geleneksel ödül tahminlerimi önce kim alır şeklinde, yüzdeleriyle ve yorumlarıyla beraber sıraladım. Bazı dalları bilinçli olarak es geçtim. Keyifli okumalar.

bilboards223

En İyi Film

Three Bilboards Outside Ebbing, Missouri: Akademi son yıllarda ‘şaşaalı filme en iyi film ödülü veririm’ algısını değiştirip ‘konusu, mesajı önemli filme ödülü veririm’e dönüştü. Bir müzikalin karşısında hem siyahi hem eşcinsel bir karakterin yaşam öyküsünü, ayı tarafından yaralanan bir adamın hayatta kalma öyküsüne karşı kilisenin çocuk tacizleri ifşasını anlatan bir gazetecilik filmini, bir çocuğun 12 yılda çekilen büyüme hikayesine karşı etkili bir Hollywood sektörü hicvini, uzayda geçen bir gerilime karşı bir siyahinin 12 yıllık köle esaretini tercih eden bir Akademi var karşımızda. Değişen ve dönüşen AMPAS üyeleri artık gündeme uygun politik bir şeyler arıyor. Aradıkları politik nokta da tam olarak Three Bilboards’ta mevcut. Hem dünyada artan kadın tacizleri/tecavüzleri, kadına şiddet, ırkçılık gibi konuları bünyesinde barındırmasıyla hem de Altın Küre ve BAFTA’da en iyi filmi kazanmasıyla film dalının favorisi. Yönetmen dalında aday olmaması ‘acaba’ dedirtmesin, en iyi film ödülünü alan bir filmin yönetmen ödülünü alamadığını çok gördük, (hatta yönetmene aday olmayıp aldığını da gördük = Argo) ama senaryo ödülünü alamadığına çok az şahit olduk. Three Bilboards da zaten film ve senaryoyu birlikte alacak gibi gözüküyor. (Şansı %75)

The Shape of Water: Bir noktaya kadar en güçlü favori gibi gözüküyordu. Tam 13 dalda aday olması bu yılın La La Land’i hissiyatı yaratmıyor değil. Lakin yine aynı şey olacak. Del Toro, tıpkı Chazelle gibi en iyi yönetmeni kesin alacak, film teknik dallarda birkaç ödüle uzansa da film, senaryo, kurgu gibi dallarda ödüle uzanamayacak. Film, bazı kişiler tarafından hala favori gözükmekte lakin gün geçtikçe şansı azaldı. Hem Akademi’nin değişen yapısının bir kadınla yaratığın aşkını anlatan fantastik bir filme ‘en iyi film’ ödülünü takdim etme ihtimali bence oldukça az. Zaten son yıllarda fantezi ve bilimkurgu yapısı olup da en iyi film için yarışan hiçbir filme (Avatar, Inception, The Martian, Gravity, Mad Max: Fury Road) Akademi en iyi film ödülü vermedi. The Shape of Water da Three Bilboards karşısında muhtemelen kaybedecektir. (Şansı %25)

Get Out: Amerika’da yılın flaş filmi olmasına rağmen ülkemizde bir o kadar nefret edeni de bulunan Get Out, ırkçılık üzerine yılın en zeki korku/komedisi olarak adlandırılmıştı. Yarışın Three Bilboards ve The Shape of Water arasında geçeceği kesin olmasına rağmen hala ufak bir kesim Get Out’un en iyi film için şansı olduğunu düşünmekte. Ben bir korku komedinin ne kadar siyahi lobisini de arkasına alsa Oscar gibi bir kurumda en iyi film ödülünü alma ihtimali olduğuna inanmıyorum. Zaten filmin iddialı olduğu tek dal Three Bilboards ile kıyasıya yarışacağı en iyi özgün senaryo dalı.

Lady Bird: Yılın en çok el üstünde tutulan Amerikan bağımsızlarından biriydi. Lakin daha çok Amerikalı eleştirmenlerin favorisi olduğunu, sektör ödüllerinde Three Bilboards’un, The Shape of Water’ın, hatta Get Out’un gerisine düştüğünde görmüş olduk. 5 dalda Oscar’a aday olan Lady Bird bence törenden sıfır çekerek ayrılacak. Herhangi bir dalda iddiası bulunmamakta.

Dunkirk: Dunkirk vizyona girdiğinde aşırı yankı uyandırsa da ve Amerikalı eleştirmenlerin en çok sevdiği Nolan filmlerinden biri olsa da erken vizyona girmesinin zararını gördü ve film ‘Oscar’ı alacak’ denilirken birden o kadar yarışın gerisine düştü ki, şu an alabileceği ödüller kurgu, ses kurgusu ve ses miksajının ötesine gitmeyecek. Başka bahara Nolan.

Phantom Thread: Sinema tarihinin en iyi filmlerinden There Will be Blood’un ardından Paul Thomas Anderson’ı bir daha görmemeye adeta ant içmiş gibi davranan Akademi üyelerinin bu yıl Phantom Thread’ı film, Anderson’ı da yönetmen adayları arasına alması zaten çoğu kişide şaşkınlık yaratmıştı. Fakat daha fazla şaşırmaya gerek yok, zira kazanma ihtimali şu an gökten üzerimize meteor düşme ihtimaliyle eşdeğer.

Call Me by Your Name: Hakkında şöyle bir kanı var; ‘Eğer Moonlight geçen yıl Oscar’ı kazanmasaydı Call Me By Your Name bu yıl Oscar’ı alabilirdi. Geçen yıl bir LGBTİ filmi kazandığı için bu yıl şansı yok’. Katılmıyorum. Şansı olmadığına değil, şansı zaten yok ama Moonlight kazanmasa bile CMBYN yine kazanamazdı, zira Elio ve Oliver siyahi değil!

The Post: Eğer iki yıl önce Spotlight Oscar’ı kazanmamış olsaydı The Post bu yıl içinde daha iddialı olabilir miydi, tartışılır. Lakin, Spielberg eli yüzü düzgün bir gazetecilik filmine imza atsa da ibre bu yıl onu göstermiyor.

Darkest Hour: Akademi’nin ‘Hail, Churchill!’ diyecek hali yok.

deltoro

En İyi Yönetmen

Guillermo Del Toro: Altın Küre, BAFTA ve DGA (Yönetmenler Birliği)’nin hepsi ödülü bu yıl Del Toro’ya verdiler. Ödüllerden önce en yakın rakibinin Christopher Nolan olduğu bir gerçekti, hala da en yakın rakibi ama Del Toro farkı inanılmaz derecede açtı. Özellikle yönetmenlik ödüllerinde böyle bir fikir birliği olduğu zamanda Oscar’da genellikle aksi bir durum olmaz. Del Toro’ya Inarritu ve Cuaron’dan sonra ‘Three Amigos’ olarak Oscar’ı hayırlı uğurlu olsun. (Şansı %90)

Christopher Nolan: Akademi’nin sevdiği şaşaalı, güçlü, tüm filme hakim yönetmenlik performansı Nolan’da fazlasıyla vardı. Lakin, Dunkirk’in ilk çıktığı anla Oscar’a gelinen süreçte gözden düşmesi, ivme kaybı ve Del Toro’nun neredeyse tüm sektörün sempatisini kazanarak her yerde bulunması (Türkiye’de bu daha çok antipatik olarak adlandırıldı), Nolan’ı geri plana attı. Şu an ikinci iddialı aday olsa da kazanma ihtimali kesinlikle ‘sürpriz’ olarak nitelendirilebilir. (Şansı %10)

Jordan Peele: Akademi normlarına birebir uyan 12 Years a Slave ile Steve McQueen bile bu ödülü kazanamamışken Jordan Peele’nin yönetmen Oscar’ını kazanacağını düşünmek abesle iştigal!

Greta Gerwig: Yıllık ‘kadın yönetmen’ kontenjanından ve Altın Küre’de Natalie Portman’ın ‘ve tüm erkek yönetmen adayları’ diye protesto etmesinin ardından gelen coşkunun neticesinde bir adaylık olsa da Gerwig’in yönetimi diğer adaylara göre çok sade ve düz. İlla bir kadın yönetmen bu dala aday olmayı hak ediyorsa o Mudbound ile Dee Rees ya da Detroit ile Kathryn Bigelow olmalıydı.

Paul Thomas Anderson: Gerçek şu ki; PTA büyük ihtimal hiçbir zaman Oscar normlarına göre bir film çekmeyecek. Akademi de onu hep görmezden gelecek, -bu yıl olduğu gibi görse bile- ödülü kazanma şansı minumumlarda olacak. Anderson, ‘Kubrick veliahtı’ olarak nitelenen 3-5 yönetmenden biri değil mi zaten? Varsın, Kubrick gibi yönetmen Oscar’ı alamasın. Kalbimizde 😉

oldman3

En İyi Erkek Oyuncu

Gary Oldman: Altın Küre, BAFTA ve SAG (Oyuncular Birliği) ödülleri gelene kadar eleştirmen birliklerinde Oldman neredeyse 1 ya da 2 kere kazanmıştı. Ödüllerin çoğunu Chalamet, bazen de Day Lewis kazanmıştı. Darkest Hour’u izlediğimizde ve ödül sezonu geldiğinde anladık ki, bu bir şaşırtmacaymış. Oldman en başından beri net şekilde favoriymiş, şu an konuşmasını bile 50 kere tekrar etmiştir ve rahat bir şekilde Oscar’ını almak için bekliyordur. Bir de son birkaç senede çok garip bir tayfa ortaya çıktı. Yıllarca izleyip bayıldığımız, oyunculuk budur dediğimiz, Oscar’ı alırken ayakta alkışladığımız (Daniel Day-Lewis – There Will be Blood, Meryl Streep – The Iron Lady, Eddie Redmayne – The Theory of Everything, Melissa Leo – The Fighter, Sean Penn – Milk, Marion Cotillard (La Mome), Forest Whitaker – The Last King of Scotland, Christian Bale – The Fighter, Christoph Waltz – Inglourious Basterds) gibi performansları ‘aşırı abartılı, taklit, ağzından tükürükler saçan, çok büyük oynayan, biyografi değil mi kim olsa aynı oyunu oynar’ gibi kelimelerle yererek daha minimal oyunculukları Oscar için öne çıkarmaya çalışan bir kitle var. Yahu, son birkaç yılda oyunculuğun kelime anlamı mı değişti ya da Oscar, Altın Küre, BAFTA gibi ödül törenlerinde benimsenen oyunculuk stili mi değişti de ağzımızı açık bırakan oyunculuklar ‘önemsiz’ gibi atfedilmeye başlandı, anlaması güç. Oscar’ın tarihini ve anlayışını düşündüğümüzde de elbette Oldman inanılmaz bir performansla Churchill’i canlandırmış. Her iyi oyuncu Churchill’i aynı oynardı diye düşünenlere bu yılın diğer Churchill performansları olan John Litgow ve Brian Cox izlettirilmeli ve üçü arasındaki farklar tane tane anlattırılmalı. Darkest Hour’da Brian Cox oynasaydı eğer bu derece favori olmayabilirdi mesela. Oldman ödülü çok net kazanacak. (Şansı %100)

Timothee Chalamet: Performansı başarılı olsa da hem daha çok genç, hem bu kadar öne çıkarılan ilk oyunu. İleride çeşitli adaylıklar almaya devam edecektir lakin bu yıl karşısında ‘dev’ bir Gary Oldman performansı varken ödül şansı için belki birkaç sene belki senelerce beklemesi gerekiyor. Şimdilik eleştirmenlerin yoğun sevgi gazıyla ve şeftali emojileriyle kariyerine devam edecektir.

Daniel Day-Lewis: Günümüzün ve belki de tüm zamanların en harika aktörlerinden biri olan Daniel Day-Lewis’in bu filmden sonra oyunculuğu bırakacağını açıklamasının bir şeyi değiştireceğini zannetmiyorum. Lewis zaten 3 Oscar ödüllü usta bir oyuncu, dördüncü Oscar’ı almak zor iş. Anca There Will be Blood ya da Lincoln kalibresinde bir performans daha çıkarması lazım, ki Phantom Thread o performansın filmi değil.

Denzel Washington: Akademi’nin Denzel Washington kadar sevdiği başka bir oyuncu var mı, bilmiyorum. Oynadığı film ‘en iyi film’ yarışında olsun olmasın, kariyeri içerisinde orta sıralarda nitelendirilebilecek bir performans olsun olmasın, Washington her daim Akademi tarafından görülür. Görsünler canım tabii, Washington iyi oyuncu ama ödülü kaybettiğinde kazanana somurtarak bakması ikonik bir hal almaya başladı.

Daniel Kaluuya: Neden aday olduğuna kendisinin bile şaşırdığına eminiz. Karşısına geçseniz, sevgili Kaluuya gerçekten Get Out’ta ‘en iyi erkek oyuncu’ performansı gösterecek, Oldman, Day-Lewis ve Washington’la yarışacak kadar iyi bir oyun ortaya koyduğuna inanıyor musun diye sorsak kısa bir süre düşünüp ‘Get Out lobiciliğini’ kabul edeceğine inanıyorum ben.

Three Billboards Day 04_144.dng

En İyi Kadın Oyuncu

Frances McDormand: Usta aktris McDormand hemen hemen herkesin sevgisini kazanmış ve başarısında fikir birliğine varılacak nadir isimlerden biri. Three Bilboards’da bizi kah ağlatan kah güldüren performansıyla ikinci Oscar’ının sahibi olması için önünde hiçbir ciddi engel yok. BAFTA, Altın Küre ve SAG’ı kazandığını hatırlatmamıza gerek yok herhalde. (Şansı %100)

Saoirse Ronan: Bu yılki Timothee Chalamet sevgisinin kadın versiyonu. Tamam anlıyoruz elbette, gençlerin önü açılmalı, gençler yetenekli ama zamanı var be sevgili abileri, ablaları. Ve o zaman, bu zaman değil.

Margot Robbie: Eğer bu yıl Frances McDormand aday olmasaydı geçen yıl Emma Stone’un La La Land’te yaptığı gibi zorlu adayların arasından sıyrılıp Oscar’ı kazanması çok yakındı. I, Tonya filminde elinden geleni yapmış, Akademi’nin sevdiği normlarda çılgın bir performans ortaya koymuş. Tek talihsizliği Tonya Harding’e o kadar da benzememesi olabilir!

Sally Hawkins: Three Bilboards son birkaç ayda fırtına estirmeden önce Hawkins neredeyse ödülün en güçlü favorisi olarak nitelendiriliyordu. Dilsiz birini oynamasından ötürü sadece mimikleriyle ve işaret diliyle öne çıkan etkili bir performans ortaya koymasına rağmen karşısına McDormand’ın çıkması onun da ümitlerini yitirmesine yol açtı.

Meryl Streep: Streep’i ister sevin, ister sevmeyin, ister 675. adaylığına gıcık olun, ister takdir edin. Kadın günümüzün en usta aktrisi. Daha ötesi var mı? Varsın bu performansıyla kazanamasın, adaylık onun için yeterli zaten. I love you Meryl. You are best.

3 bilboards

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Sam Rockwell: Eleştirmen birlikleri sezonunda ödüllerin büyük kısmı Willem Dafoe’ya gittiğinde Rockwell ve Dafoe arasında ciddi bir yarış var, az farkla da Dafoe önde gibi gözüküyordu. Lakin, iki performansı da izlediğimizde ve Altın Küre, BAFTA, SAG sonuçları geldiğinde durumun hiç de öyle olmadığını gördük. Rockwell’in ‘karakter dönüşümü’ ve oyun stili o kadar Akademi’nin sevdiği bir tarz ki, resmen ‘ödül benim’ diye bağırıyormuş ve biz bunu çok geç fark ettik. Rockwell, çok başarılı bir aktör olmasına rağmen normalde Akademi’nin pek yüz verdiği oyunculardan biri değildir, Gyllenhaal gibi görmezden gelmeye çalışırlar hep. Lakin, en yakın rakibi Dafoe’nun performansı o kadar düz ki, istemeseler bile Rockwell’i seçmek durumundalar. (Şansı %100)

Willem Dafoe: Dafoe’nun yaşı, tecrübesi, üçüncü Oscar adaylığı olması gibi şeylerin mevcut durumda bir önemi yok. Florida Project filminden Oscar’a aday olan tek oyuncu olan Dafoe’nin performansı kendi filmindeki en iyi performans bile değil. Sıradan, düz, kötü olmayan ama ‘seyircinin vicdanı’ konumundaki bir karakter olduğu için bağ kurulabilen bir karakter sadece. Törende Rockwell’i alkışlamakla yetinecek.

Christopher Plummer: Kevin Spacey’nin taciz skandalı üzerine All the Money in the World’teki tüm sahnelerinin çıkarılması ve aynı karakteri çok kısa bir süre içerisinde Christopher Plummer’ın oynayarak yeniden çekilmesi basında oldukça konuşulmuştu. O kadar isabetli bir karar ki yoğun makyaj altındaki Spacey inanılmaz komik gözüküyordu ve filmin zayıf karnı haline gelebilirdi. ‘Yardımcı erkek oyuncu’ rolü olsa da rol hiç de az değil, Plummer’ın en az bir başrol kadar çok sahnesi var ve bunu bu kadar inandırıcı, güçlü kılması azımsanacak bir şey değil. Ödülde sürpriz ihtimali düşünülebilir ama pek inandırıcı gözükmüyor.

Richard Jenkins: The Shape of Water’ı izlediğimde ‘tamamdır Michael Shannon’un adaylık cepte’ demiştim lakin ne göreyim aynı filmden ne hikmetse Richard Jenkins çıktı her yerde. Garip. Beşli içindeki en zayıf aday.

Woody Harrelson: Harrelson, Three Bilboards’ta gayet iyi lakin Rockwell’e kıyasla rolü daha az ve Rockwell kadar kilit bir karakter değil ne yazık ki. Y ada Harrelson’un her zamanki gibi Harrelson’ı oynadığı da söylenebilir. Oy bölünmesi durumu yaşanmayacaktır. Oylar Rockwell’a gidecek, Harrelson da rol arkadaşına sarılacak.

iTonya_08024.JPG

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Allison Janney: Eleştirmen birliklerinde o kadar çetin bir Janney – Metcalf yarışı geçmişti ki, %60’a 40 oranda Metcalf üstünlüğü olduğunu bile söyleyebilirdik. Lakin, Altın Küre, BAFTA ve SAG, Janney konusunda hemfikir oldu. Oscar’da durumun değişeceğini zannetmem. Janney, Akademi’nin çok sevdiği gösterişli bir yan karakterde filme çok şey katarak Robbie’nin bile önüne geçiyor zaman zaman. Ödülün favorisi. (Şansı %100)

Laurie Metcalf: Her ne kadar eleştirmen birliklerinde favori olup da sonradan yarışta Janney’nin gerisine düşse de kazanma şansını tamamen yitirmiş değil. Lakin, ödülü alma ihtimali son üç ödülü Janney’e kaptırmasının ardından iyice düştü. Her şeye rağmen tutkulu destekçileri yok değil. Şansını son saniyeye kadar kovalayacak ama geceden mutlu ayrılacağını zannetmem.

Mary J. Blige: Mudbound’taki performansı hiç de fena değildi, hatta yardımcı kadın oyuncu haricinde bir de söylediği şarkıyla da aday Oscar’a. Lakin ikisinden de eli boş ayrılacağı kesin gibi. En azından ‘Oscar adaylığı bulunan oyuncu’ sıfatı var artık, mutlu olmuştur.

Octavia Spencer: Her yıl aynı rolü oynayarak Akademi’ye aday olmayı başaranlar listesinde bu yıl bu onur Spencer’a ait. Akademi’nin yeni Denzel Washington’u.

Lesley Manville: Holly Hunter ve Hong Chau’yu geride bırakarak ilk 5’e sızması bile çoğu kişiyi şaşırtmışken ödülü alacağını düşünmek zaten imkansıza yakın.

Three-Billboards-Outside-Ebbing-Missouri-İndir

En İyi Özgün Senaryo

Three Bilboards Outside Ebbing, Missouri: Three Bilboards’un en iyi filmi kazanacağını ve en iyi yönetmene aday olamadığını düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen şey filmi kazanacağı için senaryoyu da kazanması gerektiği. Son 10 yıla baktığımızda 9’unda en iyi filmi kazanan bir yapım –özgün ya da uyarlama- senaryo Oscar’ını da kazanmış. Sadece The Artist kazanamamış, lakin o da senaryoyu alamasa bile en iyi yönetmen ödülünü almış. Yani filmi kazanan yönetmen ya da senaryodan birini mutlaka alıyor. Bu ibreler de her ne kadar ‘ırkçı bir karaktere güzelleme yapıyor’ iddiasına bulunan azımsanmayacak kişilere rağmen Three Bilboards’u gösteriyor. (%51)

Get Out: Yılın olay filmi Get Out aslında eleştirmen birliklerini çıkardığımızda ödül sezonunda beklenilen çıkışı yapamadı. Evet WGA (Senaristler Birliği)’nde ödülü kazandı lakin Three Bilboards kural gereği adaylar arasında yoktu. BAFTA’da ise aynı ödül Three Bilboards’un oldu. Get Out eğer özgün senaryoyu kazanamazsa geceden tamamen eli boş ayrılacak, bu yüzden en iddialı olduğu dal burası. Hatta acayip bir çekişme olduğu söylenebilir Three Bilboards’la aralarında. Get Out üzerine inanılmaz bir PR başlattı hatta bazı sinema siteleri ve siyahi oyuncular bu konuda. Kazanma şansı oldukça yüksek, lakin Three Bilboards en iyi filmi alırsa çok az bir farkla kaybetme ihtimali de bulunuyor. (%49)  

Lady Bird: Sıradan bir büyüme hikayesi hangi özelliğiyle ‘en iyi özgün senaryo’ ödülünü alabilsin ki!

The Shape of Water: Yönetmenler, yapımcılar, eleştirmenler vs. aylardır The Shape of Water’ın hikayesi şu filmden mi çalıntı, bu filmden mi arak diye tartışırken filmin ‘özgün senaryo’ ödülünü alma ihtimali saçma olduğu kadar komik de olur.

The Big Sick: En ufak şansı dahi yok.

ivory

En İyi Uyarlama Senaryo

Call Me by Your Name: Usta senarist/yönetmen James Ivory daha önce 3 kere ‘en iyi yönetmen’ dalında Oscar’a aday olup kazanamamıştı. 4. Oscar adaylığını hazır ilk defa ‘en iyi senaryo’ dalında almışken Akademi bunu değerlendirmek isteyecektir. Call Me By Your Name’in hayran kitlesini anlatmak bu noktadan sonra gereksiz olur, Ivory’nin ne kadar başarılı bir uyarlama senaryo yazdığı zaten konuşuluyor. Çok yüksek ihtimalle filme tek Oscar ödülünü kazandıracaktır. (%90)

Mudbound: Çok ufak da olsa bu dalda Mudbound’un sürpriz yapacağını düşünen bir kitle mevcut. Lakin filmin Netflix filmi olduğunu unutmamak lazım. Akademi hala Netflix filmlerine karşı önyargılı ve bu sorun Martin Scorsese’nin The Irishman filmine kadar da çözüleceğe benzemiyor. Çok çok ufak bir şansı var, yok denilecek kadar. (%10)

Molly’s Game: Aaron Sorkin kuşkusuz günümüzün en iyi senaristlerinden biri. Molly’s Game de hünerlerini sergilemiş lakin film ödül sezonunda öne çıkarılmadı. Sorkin’in zaten The Social Network ile Oscar’ı var. İkincisi için bir süre daha doğru projeyi bekler.

Logan: Bir süper kahraman filminin en iyi senaryo dalına aday olabilmesi zaten başlı başına büyük bir başarı. Ötesini beklemek anlamsız.

The Disaster Artist: James Franco’yla ilgili taciz iddiaları filmin sempatisini o kadar sarstı ki, ne en iyi filme, ne de kesin görülen en iyi erkek oyuncu kategorisine sızabildi. Bir tek ellerinde bu dal kaldı, onda da kazanma ihtimali kalmadı.

TBR209_dtlr4_dtlr5_source_string_r709_2k.090043.tif

En İyi Sinematografi

Roger Deakins (Blade Runner 2049): Bundan önce tam 13 kere Oscar’a aday olmasına rağmen bir kere bile ödüllendirilmeyen, kimilerine göre günümüzün en iyi görüntü yönetmeni olan ama herkese göre saygı duyulası bir usta olan Roger Deakins’in Oscar vakti artık geldi! Vaktinin gelmesinin ötesinde Blade Runner 2049 sinematografik kusursuzluğuyla rakipleri arasında net bir şekilde öne çıkıyor ve ödülü hak ediyor. ASC (Görüntü yönetmenleri birliği) de Deakins’i ödüllendirdi. Usta, 14. Oscar adaylığında ilk defa ödülü kazanacak, tüm salon ayağa kalkarak alkışlayacak ve biz gözlerimiz yaşararak bu anı izleyeceğiz. (%100)

Hoyte van Hoytema (Dunkirk): Dunkirk’in IMAX kameralarla kotarılan sinematografisinin harika olduğuna şüphe yok. Lakin, Hoyte van Hoytema’nın daha zamanı gelmedi. Çok iyi bir görüntü yönetmeni olmasına ve daha önce harika işler ortaya koymasına rağmen Oscar’a bile ilk kez aday olabildi. Bu onun için bir başlangıç, ileride bir gün elbette kazanacaktır ama o gün bugün değil.

Dan Laustsen (The Shape of Water): Danimarkalı görüntü yönetmeni Dan Laustsen aslında eleştirmen birlikleri zamanında bu kategoriyi birçok kez kazandı. The Shape of Water’ın şu an yarıştaki en popüler film olmasının etkisi de vardı bunda tabii. Lakin, Laustsen’in de ilk adaylığı ve Deakins’in en yakın rakibi olsa bile bir Emmanuel Lubezki ya da Robert Elswit değil ki ustayı yerinden etsin!

Bruno Delbonnel (Darkest Hour): Harry Potter serisinde ‘sinematografi’ adaylığı çıkarmayı başarabilen tek filme imza atan Delbonnel, kuşkusuz Amelie’den Inside Llewyn Davis’e kadar çok yetenekli bir görüntü yönetmeni. Darkest Hour’daki ışığı ve karanlığı kullanabilme yetisi de muazzam. Lakin, mevcut adaylar içerisinde şansı bu yıl en az görülen isim.

Rachel Morrison (Mudbound): İlk defa kadın bir görüntü yönetmeninin bu dala aday olması zaten bu yıl için yeterince devrimci bir şey. İlk defa kadın bir görüntü yönetmeninin bu dalda Oscar sahibi olduğunu görmek için de birkaç yıl daha bekleriz herhalde.

Dunkirk (1)

En İyi Kurgu

Lee Smith (Dunkirk): 5-10 yıl önceye kadar ‘en iyi kurguyu kazanan en iyi filmi de kazanır’ önermesi artık tarih olmaya başladı. Artık en iyi filme aday bile olmayan bir film bu dalı kazanabiliyor (The Girl with the Dragon Tattoo) ya da en iyi filmi kazanan bir yapım kurguya aday bile olamayabiliyor (Birdman). Bu yıl da en iyi filmi kazanamayacak iki film; Dunkirk ve Baby Driver yarışın en iddialıları. Dunkirk, Nolan’ın çok sevdiği paralel kurguyu bu sefer bir savaş filmine adapte etmesiyle ve filmin su gibi akmasından ötürü favori. Fakat kesinlikle kazanır diyemiyoruz. (%65)

Paul Machliss, Jonathan Amos (Baby Driver): Edgar Wright filmlerinin kurgusu her zaman çok akıcıdır, lakin Baby Driver en iyi filmi olmasa bile bugüne kadar Hollywood camiasında en ilgi gören filmi oldu. Adeta bir orkestra niteliğinde eğlenceli bir kurgusu var ve Dunkirk’i zorlayacaktır. Buna Edgar Wright’ın sektör içindeki sempatisi – ilişkileri eklendiğinde ve Nolan’ın genelde ‘cool’ bir imaj çizerek ‘ağır abi’ modunda takılması da eklenince ‘hiçbir şey belli olmaz’ diyebiliriz. (%35)

Tatiana S. Riegel (I, Tonya): Aslında I, Tonya’nın kurgu modeli Oscar’ın çok sevdiği bir yapı. Scorsese filmlerindeki gibi sürekli ileri geri gidip gelen, canlı, hareketli, ilgi çekici bir model. Lakin, adaylık alması bile kimilerince sürpriz olmuştu. Adaylıkla da kalacak gibi.

Sidney Wolinsky (The Shape of Water): 13 dalda Oscar adayı olabilir lakin filmin oldukça standart kurgusu Akademi’nin değişen yapısına göre fazla ‘eski kafa’. Son yıllarda Hacksaw Ridge, Mad: Max Fury Road, Gravity, Whiplash gibi hareketin, dinamizmin kazandığı ödül yapısına göre The Shape of Water’ın kazanacağını düşünmek hayalcilik olur.

Jon Gregory (Three Bilboards Outside Ebbing, Missouri): Artık en iyi filmi kazananın kurguyu kazanması için ya Nolan, Scorsese gibi (ileri-geri) yapması lazım ya da hikayesini, dinamizmini adeta bir aksiyon filmi gibi işlemesi lazım. Dunkirk ve Baby Driver’da bunlar var, Three Bilboards’ta yok.

desplat1

En İyi Özgün Müzik:

Alexandre Desplat (The Shape of Water): The Shape of Water’ı sevelim ya da sevmeyelim, filmin başına en gelen en güzel şeylerden biri Desplat’ın besteleri. Bir fantezi/masal/aşk filmine yapılabilecek en akılda kalıcı, ninni gibi notalardan. Desplat, ikinci Oscar’ına çok yakın. Yakın ama ensesinde Greenwood’un nefesini de hissetmiyor değil. (%80)

Johnny Greenwood (Phantom Thread): Greenwood, Phantom Thread’te o kadar yoğun bir müzik kullanımı yapıyor ki 130 dakikalık filmin 80 dakikasının müzik olduğunu söylemek mümkün. Greenwood’un kazanmasını isteyen çok fazla kişi var, şansı da yok denemez, bir sürpriz olabilir mi, neden olmasın? Ama Desplat’ın daha garantici tarzına göre daha risk alan bir yaklaşımı var Greenwood’un. Akademi’nin kulağının pası klasikçi mi yoksa yeniliklere açık mı? Eğer bir gün Mica Levi en iyi müzik Oscar’ını alırsa o zaman ‘haa müzik konusunda da değişiyorlar’ demeye başlayacağım! (%20)

Hans Zimmer (Dunkirk): Hans Zimmer’ı ne kadar çok sevsek de daha önce o kadar farklı müzikler yapıp kazanamazken Dunkirk’te film boyunca kullandığı aynı tınıların ödüllendirileceğini düşünmek biraz hayalcilik.

Carter Burwell (Three Bilboards Outside Ebbing, Missouri): Desplat, Greenwood ve Zimmer müzikleri ulağımda çınlarken Burwell’ın filme ne tür bir müzik yaptığı aklıma bile gelmedi şu an. Akademi’nin de gelmeyecektir.

John Williams (Star Wars: The Last Jedi): Star Wars müziği dediğimiz şey hep aynı şey değil mi zaten? Eee, o zaman? Hee, John Williams üstad. Peki, saygımız sonsuz.

lovelessmovie6

Yabancı Dilde En İyi Film:

Loveless: Zvyagintsev, üç yıl önce Leviathan ile bu dalda yarışıp Ida’ya karşı kaybetmişti. Leviathan’ı daha çok sevmiştim ama Ida’nın kazanacağına emindim. Leviathan’ın daha politik, katmanlı, karışık ve Akademi’ye göre ‘fazla Nuri Bilge Ceylan’ olan anlatısının, Ida’nın kısa süreli, şahane görüntülerle bezeli ve 2. Dünya Savaşı motifli, daha duygusal hikayesine karşı üstünlük sağlayamayacağı belliydi. Lakin, Loveless tam da Akademi’de bu dalı değerlendiren kesimin zevklerine hitap edecek bir film gibi duruyor. Adaylar içindeki en sinematografik film, ‘sevgisiz’ bir film olsa duygusunu sert bir şekilde geçiriyor. Loveless’ın kazanması kesinlikle net değil, hatta kaybetme olasılığı da çok fazla. Lakin burada içimdeki hislere güveniyorum sadece. Geçen yıl ‘The Salesman – Toni Erdmann’ yarışışında Salesman diyen jüri, ‘Loveless – The Square – A Fantastic Woman’lı bir yarışta Loveless kararı çıkarır diye tahmin ediyorum sadece. (%51)

A Fantastic Woman: Filmin ilk 5’e girmesi bile şaşkınlıkla karşılanmıştı. Altın Küre’ti Fatih Akın’ın In The Fade filminin kazanmasının ardından onun ilk 5’e sızmasını bekliyorduk ve Samuel Maoz’un Foxtrot’unu. Lakin bu ikilinin yerine A Fantastic Woman ve On Body and Soul tercih edildi. A Fantastic Woman’un başrolünün trans bir oyuncu Daniela Vega tarafından canlandırılması, filmin tanıtımlarında, pazarlanmasında, lobisinde Vega’nın adeta her yere götürülmesi şansını iyice artırdı. Öyle ki, A Fantastic Woman gerek bahislerde gerekse Amerika’daki rüzgarda arkasına epey savunucu almış durumda. Lakin, film bana göre aday 5 film içindeki en zayıf halka. Akademi’nin bu dalda son yıllarda yaptığı tercihlere bakıp, bunların arasına A Fantastic Woman eklenir diyemiyorum. Eklenme ihtimali çok yüksek ama zannetmiyorum. (%49)

The Square: The Square kesinlikle ‘ödülsüzlük’ konusunda bu yılın Toni Erdmann’ı olacak. Ödülsüzlük derken Square elbette Altın Palmiyeli bir film fakat ‘yabancı film’ kategorisinin çok uzun bir zamandır ‘komedi’ filmine prim verdiğini görmedim. Toni Erdmann’ı görmedikleri gibi, The Square’i de görmeyeceklerdir.

The Insult: Lübnan’ın ilk Oscar adaylığı olan The Insult o kadar Hollywood normlarına uygun bir film ki ‘acaba alır mı ya?’ dedirtmiyor değil. Şansı çok düşük gözüküyor, sürpriz ihtimali diplerde bir yerde gerçekten var, lakin alacağını zannetmiyorum.

On Body and Soul: Gönüllerimizin birincisi. Almasa ne yazar, ‘Altın Ayı’cığına kavuşmuş rüyalarımızın filmi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s