37. İstanbul Film Festivali’nde Görülmesi Gereken 25 Film

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 37. İstanbul Film Festivali, 6-17 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festivalde Türkiye ve dünya sinemasının en nitelikli ve başarılı örneklerinin yanı sıra usta sinemacılarla söyleşiler yer alıyor. Festival kapsamında 12 günde, 18 bölümde, 43 ülkeden, 218 yönetmenin toplam 210 filmi gösterilecek. Festivalde NTV Belgesel Kuşağı adı altında 12 belgesel gösterilecek.

istanbulfilmfestivali

1) You Were Never Really Here (2017) – Dir: Lynne Ramsay (90 dk)

Lynne Ramsey’nin Kevin Hakkında Konuşmalıyız’dan 6 yıl sonra çektiği ilk film olan Were Never Really Here, küçük bir kızı seks tacirlerinin elinden kurtarmaya çalışırken her türlü şiddete başvurmaktan çekinmeyen bir tetikçiyi izliyor. Eleştirmenler kadar izleyicilerin de sözbirliğiyle beğenisini kazanan You Were Never Really Here, Cannes’da Lynne Ramsey’ye En İyi Senaryo ödülünü getirirken, unutulmaz bir anti- kahraman portresi çizen Joaquin Phoenix de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü hakkıyla aldı. Müziklerini Radiohead gitaristi Jonny Greenwood’un yaptığı, özellikle usta yönetmenliği, klasik anlatımı reddeden yaratıcı kurgusu ve karanlık atmosferiyle dikkat çeken film, Jonathan Ames’in öyküsünden beyazperdeye uyarlandı.

you-were-never-really-here-feature-img

2) Kelebekler (2018) – Dir: Tolga Karaçelik (117 dk)

Bir astronot suratı yakın plan kameranın önündedir. Bu astronot Cemal’dir. Kenan, geçinmek için ev videolarına seslendirme yapmaktadır. Anaokulu öğretmeni Suzan, sınıfta çılgınca ağlamaktadır. Onlar, Mazhar’ın oğulları ve kızıdır. Şimdi, 30 yıl ayrı kaldıktan sonra, babaları onları Hasanlar Köyü’ndeki evlerine geri çağırır. Nedenini bilmezler. Hasanlar’a vardıklarında babalarının öldüğünü öğrenirler ve babaları, vasiyetinde, köyün acayipliklerinden biri olan kelebeklerin gelişinde gömülmeyi istemiştir. Ne birbirleri ne de babaları hakkında hiçbir şey bilmeyen üç kardeş, kelebeklerin zamanını beklerken bu köyde vakit öldürmek zorunda kalırlar. Babaları ve birbirleri hakkında bir şeyler buldukça kendileri hakkında daha çok şey öğrenmeye başlarlar. Sundance’ten ‘büyük ödül’le ayrılan ilk yerli film olan Kelebekler, Gişe Memuru’yla dikkatleri üzerine çeken, Sarmaşık’la ciddi bir hayran kitlesi edinen Tolga Karaçelik’in merakla beklenen yeni filmi.

kelebekler

3) Isle of Dogs (2018) – Dir: Wes Anderson (101 dk)

Oyuncak gibi setlerin, görsel zenginliğin, masalsı hikâyelerin ustası Wes Anderson’ın Berlin Film Festivali’nin açılışında gösterilen son filmi Köpek Adası, Japonya’da geçen bir animasyon. Seslendirme kadrosu birçok yıldız barındıran filmin kahramanı, Atari adında 12 yaşında bir çocuk. Yaşadığı Megasaki kentinin bütün köpekleri bir çöplük adasına sürülünce Atari uçan bir araca atlayıp bu adada kendi köpeğini aramaya başlar. Gerisi Wes Anderson’ın sınırsız hayal gücünün yansıması olan aksiyon, macera ve duygu dolu, çocuklarla köpeklerin kahraman olduğu epik bir masal.

isle of dogs

4) Unsane (2018) – Dir: Steven Soderbergh (97 dk)

Steven Soderbergh’in dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan son filmi Saplantı, tamamen iPhone ile çekildi. Başrolünde Breathe / Nefes filminin yıldızı Claire Foy’un yer aldığı Saplantı, geçmişte peşine takılan eski sevgilisinin onu izlediği hissinden kurtulmak için psikolojik destek almaya giden, ancak arzusu dışında hastanede tutulan bir kadını izliyor. İzleyiciyi sıkça ters köşeye yatıran bu psikolojik gerilim, hem Soderbergh’den geldiği için hem de teknik özellikleriyle çok ilginç.

unsane1

5) Fleuve Noir (2018) – Dir: Erick Zonca (113 dk)

Festival izleyicisinin Le petit voleur / Küçük Hırsız ve La vie rêvée des anges / Meleklerin Düş Yaşamı ile hatırlayacakları yönetmen Erick Zonca’nın Wisdom of the Crowd dizisinin senaristi Dror Mishani’nin romanından uyarladığı Siyah Nehir, hareketli bir polisiye. Arnault ailesinin ergen oğlu Dany ortadan kaybolur. Çocuğun eski öğretmeni Bay Bellaile, durumu öğrenince polise gider ve vakaya bakan bıkkın komiser Visconti’ye işbirliği yapmayı teklif eder. Vincent Cassel, Sandrine Kiberlain ve Romain Duris’li sağlam kadrosuyla Siyah Nehir, hem polisiye hem aile trajedisi türlerini bir uyuşturucu mafyası hikâyesinde bir araya getiriyor.

cassell1

6) Beyond Words (2017) – Dir: Urszula Antoniak (85 dk)

Festival izleyicisinin Mavi Kod ve Özel Hayatlar filmleriyle tanıdığı Urszula Antoniak’ın son filmi, aile, kökenler, yurt ve yurtsuzluk üzerine sorular soran, dokunaklı bir baba-oğul hikâyesi anlatıyor. Siyah-beyaz sinematografisi ve gayet stilize tarzıyla göz dolduran Kelimelerin Ötesi, Almanya’da yaşayan Polonyalı avukat Michael’ı merkezine alıyor. Göçmen davalarıyla ilgilenen karizmatik avukat Michael, bir gün, öldüğünü sandığı babasıyla karşılaşır. Baba-oğul birlikte zaman geçirdikçe Michael yalnızca aile bağlarının değil göz ardı ettiği kökenlerinin de ona acı verdiğini hatırlayacaktır. Kelimelerin Ötesi yalnızca bir aile dramı değil, dil üzerinden milliyetçiliği sorgulayan özgün bir göçmen filmi.

beyondwords

7) Dovlatov (2018) – Dir: Aleksey German Jr. (126 dk)

1971, Leningrad. Ölümünden sonra ünlenecek Rus yazar Sergei Dovlatov, günlerini yazılarının yayımlanmasının koşulu olan Yazarlar Sendikası’na üyeliğini kovalayıp ufak yazı işleriyle geçirir. Akşamları ise caz dinlenen partilerde kentteki sanatçı ve yazarlarla bir araya gelir. Under Electric Clouds’un yönetmeni Alexey German Jr., Berlin’de dünya prömiyerini yapan yeni filminde Dovlatov’un hayatından altı günü anlatıyor ve bu hikâye üzerinden dönemin entelektüel çevresi ve onların Brejnev zamanı Sovyetler Birliği’yle ilişkisinin de portresini sunuyor. Yönetmen, John Steinbeck’ten Vladimir Nabokov’a uzanan referanslarla dolu senaryosunu, koreografileriyle büyüleyen sahnelerle aktarıyor.

dovlatov

8) Mektoub, My Love: Canto Uno (2018) – Dir: Abdellatif Kechiche (180 dk)

2013’te Filmekimi’nde gösterilen Blue is the Warmest Color / Mavi En Sıcak Renktir’in yönetmeni Abdellatif Kechiche’nin beş yıldır beklenen son filmi, prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yaptı. Sınıf filminin uyarlandığı kitabın yazarı François Bégaudeau‘ın romanından uyarlanan film, yaz tatili boyunca Amin adında genç bir senaristi izliyor. Amin, tatilini geçirmek üzere Paris’ten güney sahillerindeki memleketi Sète’e döner ve barlarla plajlar arasında vaktini geçirmeye başlar. Tam da Jasmine adında bir kadına âşık olmuşken, ilk filmini hayata geçirmesini sağlayacak bir yapımcıyla tanışır. Kısmet, Sevgilim: İlk Şarkı, yaz mevsiminin tüm sıcaklığını üzerinde taşıyan, yoğun, esprili, tekila ve 1990’lar pop müziğiyle dolu bir film.

mektoub

9) Euthanizer (2017) – Dir: Teemu Nikki (85 dk)

Hayvanları delicesine seven, asosyal, hatta düpedüz psikopat Veijo, Finlandiya’da rengi solmuş, tatsız bir orman köyünde, sahiplerinin talebiyle hasta ya da yaşlı ev hayvanlarını öldürmektedir. Hayvanlara duyduğu sevgi insanlara sevgisini aşıp, bir de güzel bir hemşireyle tanışınca Veijo çizgiyi aşar. Ruh hali ve estetik yaklaşımıyla ilham bulduğu John Carpenter ile Kirli Harry filmleri arasında bir yerde duran Öldürücü, B-filmlerinden ödünç sivri kara mizahıyla hem rahatsız ediyor hem de güldürüyor. Çocukluğu bir domuz çiftliğinde VHS kasetler arasında geçen alaylı yönetmen Teemu Nikki’nin bu üçüncü uzun metrajlı filmi, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı.

euthanizer

10) Pororoca (2017) – Dir: Constantin Popescu (152 dk)

Adını Amazon nehrindeki dev gelgit dalgalarından alan, Romen Yeni Dalga sinemasının yeni başarılı örneklerinden Pororoca, beş yaşındaki küçük kızlarının ortadan kaybolmasıyla hayatları alt-üst olan bir aileyi gözlemliyor. Yönetmen Constantin Popescu, bu üçüncü uzun metrajlı filminde özellikle 18 dakikalık kesintisiz park planıyla teknik kusursuzluğu yakalıyor. Babayı oynayan Bogdan Dumitrache’ye dünya prömiyerini yaptığı San Sebastian Film Festivali’nde ödül getiren Pororoca, öfke, keder, suçluluk, çaresizlik ve takıntı gibi insani duyguları bir kayıp olayı üzerinden ele alarak belki de her anne-babanın aslında korkup çekindikleri bir olguyu perdeye taşıyor.

pororoca

11) Love Me Not (2017) – Dir: Aleksandros Avranas (99 dk)

Festival seyircilerinin Şiddet Güzeli’nden tanıdığı Alexandros Avranas bir kez daha maddi ve manevi çöküntü içindeki Yunan toplumuna odaklanıyor. Çocuk sahibi olmak isteyen bir çift, taşıyıcı anne olması için genç bir göçmen kızla anlaşır. Çiftin villasına taşınıp onlarla yaşamaya başlayan kız bir yandan bu yeni hayata alışmaya bir yandan da çifti yakından tanımaya çalışır. İşler yolunda giderken bir kaza her şeyi altüst eder. Toplumsal dramdan gerilime oradan da korku filmine evrilerek türler arası bir gezinti yapan Sevme Beni gerçek olaylardan esinlenen rahatsız edici senaryosu ve acımasız toplumsal eleştirisiyle seyircileri ahlaki sınırlarını sorgulamaya zorluyor.

lovemenot

12) Dhogs (2017) – Dir: Andres Goteira (85 dk)

David Lynch, Michael Haneke, Taxi Driver, Straw Dogs hatta Holy Motors / Kutsal Motorlar ile karşılaştırılan Köpuzlar, yazgı ve talih kavramları ile oynayan bir korku filmi. Bu filmde, kurban, suçlu ve tanık arasındaki çizgiler kesişirken çölün ortasında bir benzinci, ıssız bir otel odası ve insan doğasının en karanlık yerlerinden, en derin dehlizlerinden kaynaklanan feci olaylar meydana geliyor. İspanya’nın Galiçya eyaletinden gelen Andrés Goteira’nın bu ilk filmi, izleyicinin zihniyle acımasızca uğraşan, duyarsız toplumu eleştirirken, müthiş manzaraları ve benzersiz atmosferiyle etkileyen bir köle-efendi filmi.

dhogs

13) 9 Doigts (2017) – Dir: F.J. Ossang (99 dk)

Magloire, elinde bir valizi yahut bir geleceği olmadan hayatından kaçmaya başlar. Aniden karşısına ölmek üzere olan bir adam çıkar. Kendisine bir servet bağışlayan bu adam bir talih kuşu mudur? Yoksa bütün bu yaşananlar bir felaketin habercisi midir? Bir süre sonra peşine düşen bir çete tarafından yakalanan Magloire, kendisini hem rehine hem de suça ortak bir halde bulur. Sinemanın tavizsiz punk şairi, kült Fransız yönetmen ve müzisyen F.J. Ossang’ın, son filminden tam yedi yıl sonra çektiği 9 Parmak, “coşkulu bir punk ağıtı” olarak tanımlanıyor. Filmin harika görüntü yönetmenliğinin Jean-Pierre Melville ruhuna selam çaktığını iddia edenler de azınlıkta değil.

9doigts

14) Piercing (2017) – Dir: Nicolas Pesce (81 dk)

Nicolas Pesce’nin, ilk filmi The Eyes Of My Mother / Annemin Gözleri’ni takiben çektiği Piercing, psikopat bir adamın öldürme niyetiyle bir fahişeyi otel odasına çağırmasıyla başlıyor. Ancak adamın planlarını gerçekleştirmesi pek kolay olmuyor, çünkü karşısına kendinden de şeytani planları olan bir kadın çıkıyor. İlk gösterimi Sundance’te yapılan Piercing, cinselliğin psikolojisiyle zalimce oynayan, kara komediden beslenirken sadomazoşizmin de kapılarını açan, Dario Argento ile Brian De Palma esintili kanlı canlı bir korku-gerilim filmi. Piercing, Takashi Miike’nin sertliğiyle meşhur Audition / Ölüm Provası filminin esin kaynağı kitabın da yazarı olan Ryû Murakami’nin romanından uyarlandı.

piercing

15) Lowlife (2017) – Dir: Ryan Prows (96 dk)

Tarantino’ya saygı duruşu olarak tanımlanan Sefil Hayat, geçtiğimiz yıl tür sineması temalı festivallerin gözdelerinden oldu. Karakterlerin hiçbirisinin alıştığımız anlamda iyi olmadığı bu polisiye hikâye, Meksikalı göçmen kadınları fuhşa zorlayan ve organ ticareti yapan bir mafya babası, onunla çalışmakta sakınca görmeyen yozlaşmış polisler, beceriksiz küçük suçlular ve uyuşturucu bağımlıları arasında geçiyor. Unutmamamız lazım, bir de “El Monstruo” var: Bir halk kahramanı olan aşırı güçlü babasının özelliklerini taşıyamadığı için aksine, mafya babasının pis işlerine bakan, bir nevi olamamış süper kahraman. Bu sıra dışı karakterleri buluşturansa sürekli sarpa saran bir kaçırma girişimi oluyor. Sefil Hayat, senaryosundaki sürprizler kadar, aşırı şiddet içeren sahneleriyle de seyirciyi şaşırtıyor.

lowlife

16) Abracadabra (2017) – Dir: Pablo Berger (96 dk)

Bir kara komedi hiç bu kadar renkli olmamıştı! Başına buyruk İspanyol yönetmen Pablo Berger kara film ve gotik korku öğelerini nefes nefese bir tempo ve gözalıcı bir görsellikle birleştirdiği bir toplumsal eleştiriyle karşımızda. Sıradan bir çift olan Carmen ve Carlos yeğenlerinin düğünündedir. Pasta kesildikten sonra Carmen’in kuzeni amatör hipnotizmacı Pepe davetliler arasından bir gönüllünün sahnede kendisine yardımcı olmasını ister. Tek derdi ortalığı karıştırmak olan Carlos gönüllü olur. Tecrübesiz Pepe’nin hipnoz şovu sahnede başarısızlıkla sonuçlanır, ancak yaptıkları Carlos’un içine bir seri katilin ruhunun girmesine yetmiştir. Gerilim, kahkaha, doğaüstü olaylar ve 80’ler nostaljisiyle dopdolu bu toplumsal taşlamada eğlenmemek imkansız!

abracadabra

17) Pig (2018) – Dir: Mani Haghighi (108 dk)

Festivalde daha önce çılgın Ejderha Uyanıyor filmini izlediğimiz İranlı yönetmen Mani Haghighi, bu kez dünya prömiyerini Berlin’de yarışan bir seri katil komedisiyle yapıyor. Filmin kahramanı Hasan, ambargolu olduğu için yıllardır film çekemeyen bir yönetmen. Sektöre isyanı bir yana, kentteki yönetmenleri birer birer öldüren seri katilin bile teveccühüne mahzar olamıyor. Fakat bir dizi yanlış anlaşma ve sosyal medyanın azizliği sonucunda seri cinayetlerin zanlısı Hasan oluveriyor. İran sinema endüstrisi, sanatçı egosu, sosyal medya ve PR dünyasını tiye alan Domuz, rüyalarla gerçeğin birbirine girdiği, gerçeküstü bir kara komedi ve toplumsal hiciv.

pigmovie

18) The Green Fog (2017) – Dir: Guy Maddin, Evan Johnson (63 dk)

Festival izleyicisinin oldukça iyi tanıdığı Kanadalı eksantrik yönetmen Guy Maddin’in “yeşil” Vertigo / Yükseklik Korkusu yorumu, sürprizlerle dolu, ilginç bir deneyim sunuyor. Maddin ve ortak yönetmenler Evan ve Galen Johnson’ın San Francisco’ya bir aşk mektubu yazma niyetiyle yola çıktıkları film, bu şehirde çekilmiş 98 film ve 3 diziden sahnelerin yeniden kurgulanmasıyla Alfred Hitchcock’un Yükseklik Korkusu’nun post-modern bir versiyonuna dönüştü. San Francisco Film Festivali’nin siparişi üzerine kurgulanan bu benzersiz filmin özgün müziğini Jacob Garchick besteledi, Kronos Quartet de icra etti. Yeşil Sis, Guy Maddin’in bol ödüllü The Forbidden Room / Yasaklı Oda’nın ardından yönetmenler Evan ve Galen Johnson ile yeni çalışması.

thegreenfog

19) Tuzdan Kaide (2018) – Dir: Burak Çevik (70 dk)

Zamanda takılı kalmış otuzlu yaşlarındaki lanetli bir kadın, mağarayı andıran bir odada yaşar. Şehre yaptığı ender ziyaretlerde, iblislerin musallat olduğu bir sandalcıyla sohbet eder. Eski bir televizyon tamircisi, terk edilmiş bir botanik bahçesi, masa tenisi oynanan ücra bir bodrum katı gibi şehrin muhtelif yerlerinde ikiz kardeşini arar. Zamandan kopmuş, mekânı belirsiz bu yolculukta, aynı rüya tekrar tekrar anlatılır.

tuzdankaide

20) Yol Kenarı (2018) – Dir: Tayfun Pirselimoğlu (120 dk)

Fırtınalı deniz ile gür ormanlar arasına sıkışıp kalmış bir kasabaya kıyamet, korkutucu işaretleriyle yaklaşmaktadır. Çözümlenemeyen ölümler ve gizemli doğa olayları, Deccal’ın gelişinin işaretidir. Genç bir adam, cinnetin eşiğindeki kasabaya gelir ve kasabanın kahvesinde çalışmaya başlar. Genç adamın tutulduğu hemşire bir gün, adamın sırtındaki lekeyi görür. Dedikodu hızla yayılır ve kasabadakiler genç adamın Mehdi olduğuna inanmaya başlar.

yolkenari

21) Transit (2018) – Dir: Christian Petzold (101 dk)

Alman auteur Christian Petzold’un Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan son filmi, günümüzün göçmen krizine Avrupa’nın geçmişinden bakıyor. Anna Seghers’in 1942 tarihli romanından uyarlanan filmde Nazi işgalinden kaçan Georg adında bir adam, elinde evrakları bulunan, ölmüş bir yazarın kimliğini üstlenir. Georg Marsilya’dan gemiye binebilmek için beklerken kendi gibi birçok mülteciyle tanışır; ama gizemli Marie ile tanışınca planları değişir. Christian Petzold, tarihten ödünç aldığı bir hikâyeyi günümüz Marsilya’sında çekerek hem 75 yılda çok az şeyin değiştiğini vurguluyor hem de göçmenlik ve arada kalmışlığa dair sinemasal bir tartışma alanı açıyor.

transit

22) Disobedience (2018) – Dir: Sebastian Lelio (114 dk)

Bu yıl Yabancı Dilde En iyi Film dalında Oscar alan, geçtiğimiz yıl da Filmekimi’nin hit filmleri arasında yer alan Muhteşem Kadın’ın yönetmeni Sebastián Lelio başrollerini Rachel McAdams ile Rachel Weisz’a teslim ettiği son filminde zorluklara göğüs geren kadın karakterlere empatiyle bakmayı sürdürüyor. New York’ta yaşayan başarılı fotoğrafçı Ronit, babasının ölümü üzerine Londra’ya döner. Uzun yıllar önce terk etmiş olduğu dindar Yahudi cemaati onu soğuklukla karşılar. Gençlik arkadaşları Esti ile Dovid evlenmiş ve cemaatte saygın yerleri olan birer öğretmen olmuştur. İki kız arkadaş arasında gençlik yıllarında yaşanan yakınlaşma yetişkin kadınlar olarak kimliklerini sorgulamalarına vesile olacaktır. Ortak inanç ve bireysel özgürlüklere hassas yaklaşımıyla nüanslarla bezeli bu çok katmanlı film uzun süre zihninizi kurcalayacak.

disobedience

23) Western (2017) – Dir: Valeska Grisebach (119 dk)

Bir grup Alman inşaat işçisi Bulgaristan kırsalında, evlerinden çok uzakta, zorlu bir işe koyulurlar. Aralarından Meinhardt, inşaat alanının yakınlarındaki bir köyün sakinleriyle ağır ağır filizlenen bir arkadaşlık ilişkisi kurmaya başlar. Sıradan bir yabancı olmayı reddeden tavrı, köylüler ve meslektaşları nazarında kendisine karşı bir şüphe uyandıracaktır. Valeska Grisebach gerçek işçilerin rol aldığı Western’de, adının da öncelediği gibi, Western ikonografisini kullanarak oldukça güncel bir “yabancılık” tartışması getiriyor gündeme. Avrupa’nın bugününe dair önemli tespitleri olan Western, ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yaptı.

western

24) Lean on Pete (2017) – Dir: Andrew Haigh (121 dk)

45 Yıl ve Weekend / Hafta Sonu ile küçük ve basit öykülere yaklaşımındaki hassasiyet ve zarafetle sinemaseverler tarafından baş tacı edilen İngiliz yönetmen Andrew Haigh, son filminde de bu hünerini sürdürüyor. Babası tarafından maddi ve manevi yoksunlukla büyütülen 15 yaşındaki Charley Thompson, yarış atlarının tutulduğu bir ahırda iş bulur. Burada Lean on Pete adında, iddialı olmaktan uzak bir yarış atıyla çok özel bir bağ kurar. Yönetmen Haigh, Willy Vlautin’in çok sevilen romanından uyarladığı filmde, ABD kırsalının melankolik bir portresini çizerken Charley’nin genç ve umut dolu dünyasına duygusal açıdan kayıtsız kalması imkânsız bir atmosfer yaratıyor.

Lean on Pete

25) Mug (2018) – Dir: Malgorzata Szumowska (91 dk)

Wimie… / …adına’yla Teddy ve Beden’le En İyi Yönetmen ödüllerini kazandığı Berlin Film Festivali’nden Yüz’le Jüri Büyük Ödülü alan Polonyalı yönetmen Malgorzata Szumowska, yüz nakli ameliyatı üzerinden derin bir kimlik ve toplum eleştirisi yapıyor. Filmin ana karakteri, Polonya’da bir kasabada yaşayan ve buradan kaçma hayalleri kuran, metal müzik hayranı Jacek. Dünyanın en büyük İsa heykelinin inşaatında çalışan Jacek’e geçirdiği iş kazasının ardından Polonya’nın ilk yüz nakli uygulanır. Ameliyatın ardından herkesin Jacek’e karşı davranışı değişir. Kimlik, beden ve toplum politikalarına ciddi ancak kara mizahı ihmal etmeyen bir bakışla yaklaşan Szumowska, filmini “yetişkinler için bir masal” olarak tanımlıyor.

mugmovie

Kaynak: http://film.iksv.org/tr/program

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s