56. Antalya Altın Portakal Günlükleri (Aşk Büyü Vs, Bilmemek, Kronoloji, Küçük Şeyler)

Aşk, Büyü vs. – Dir: Ümit Ünal

Ümit Ünal’ın kısıtlı bir bütçeyle kotardığı, tamamı bir adada geçen yeni filmi Aşk, Büyü vs, iki kadının 20 yıla yayılan sevgisi, tutkusu, korkusu, belleği, yaşanmışlıkları üzerinden ilerleyen etkileyici bir aşk filmi. Türkiye’de aşk filmlerinin genelde anaakım sinemaya hapsolduğunu, pahalı bütçelerle kotarıldığını, tamamen heteroseksüel bir algıyla yönetildiğini ve toplumsal etkilerin geri plana itildiğini düşündüğümüzde Aşk Büyü vs. ilaç gibi gelen bir film. Ünal bu filmle iyi bir senaryonuz ve iyi oyuncularınız varsa bütçenin o kadar da önemli olmadığını, sinemasal anlamda gösteriş olmadan da duygusal açıdan kitleleri etkileyebilmenin zor olmadığını gösteren önemli bir yapıma imza atmış. Ece Dizdar ve Selen Uçer’in sahici performanslarından güç alarak aradaki 20 yıllık duyguyu birkaç gün içinde kısıtlı bir mekanda bu denli yoğun aktarmayı başaran film, Türkiye’de zaten sayısı çok az olan LGBT filmlerinin de en akılda kalıcılarından birine dönüşmekte zorlanmıyor. Karakterlerin zamanında maruz kaldıkları toplumsal dışlanma ve homofobiyi bir noktaya kadar neredeyse hiç göstermeden sadece ana karakterlerin duygu durumları üzerinden hissettiren film, ağır bir travmayı sadece drama dayandırmadan kimi yerde komediye, kimi yerde gerilime dönüşen akışıyla da etkili bir anlatı inşa ediyor. Tüm bunlara karakterler arasındaki geçmişten gelip günümüzü etkileyen sınıf farkı da eklendiğinde dramatik çatı güçleniyor ve eşcinselliğini yaşamanın zengin ya da fakir bir çevrede yetişip büyümesiyle de alaka kurarak derinleşiyor.

Ece Dizdar, Çekmeceler’de patlama anları ve cesurluğuyla hafızalara kazınan oyunculuğunu yine fiziksel açıdan iddialı bir karakterle gerçekleştirirken, Selen Uçer de Ara’dan 11 yıl sonra yine bir Ümit Ünal filminde en iyi performanslarından birini veriyor. İki karakterin adalardaki yolcuğunda karşılarına çıkan karakterler galerisinde ise kimi gedikler yok değil. Karakterlerin yolcuğunda küçük sürprizler ya da hikayeye nefes aldırmalar olarak düşünülecek hamleler bile olsa filmin genel yapısına uymayan kimi duraklar olduğunu düşünmek mümkün. Lakin, bunlar finale doğru yoğunlaşan duyguyu pek de sarsacak eksiklikler değil. Ünal’ın bütününü sade, minimal ve uzun planlarla kotardığı bir filmde seks sahnesini çeşitli ‘cut’lara bölerek hızlı bir şekilde kotarması ise bir ‘yönetmen tercihi’ olarak da nitelendirilebilir ama bana filmin daha cesur olmasını engelleyen bir hamle gibi geldiğini söylemeliyim. 7,5/10

ask buyu

Bilmemek – Dir: Leyla Yılmaz

Sekiz yıl önce ilk filmi Bir Avuç Deniz’de Beyaz Türk bir ailenin dünyasını gerçekçi tespitleri ve iğneleyici üslubuyla kaşıyan Leyla Yılmaz, yeni filmi Bilmemek ile orta sınıf bir ailenin bildiğini sandığı şeyleri bilmemesinden yola çıkarak aile içi işlevselsizlik, gücün erilliği ve akran şiddetinden toplumsala yayılan homofobi üzerinden etkili durum tespitlerinde bulunuyor. Yönetmenin önceki filmindeki iğneleyici üslubu yine filmin kırılma noktalarında kendini belli ederken karakterlere mesafeli yaklaşımı ve kendi içinde tutarlı görsel yapısı öne çıkıyor. Bilmemek, gündelik hayatta bir insanın cinsel kimliğine, dini inancına, etnik kökenine yönelik ‘evet ya da hayır’ cevabı almayı şart koşmuş sorular soran toplumun bunu sormaya ne hakkı olduklarının üzerine gitmesi bakımından değerli bir film. Bu noktada toplumun erkeklik kalıbına ve ataerkil kodlarına uymayan kişilerin baskı altına alınarak ötekileştirilmesi, üzerinde tahakküm kurulmaya çalışılması, filmin de önemli kelimelerinden biri olan ‘itaat’in her koşulda karşımıza çıkması görmezden gelemeyeceğimiz bir faktör. Filmin özellikle ‘kayıp’ vakası üzerinden sunduğu mizansenleri ve izleyiciye sordurttuğu sorular bakımından Andrey Zvyagintsev’in Loveless’ını önemli ölçüde hatırlattığı söylenebilir.

Filmin başrolündeki genç oyuncu Emir Özden’in gelecek vadeden performansıyla karakterine Avrupai bir aura kattığı ortada. Lakin oyuncu yönetimi bakımından kendisinden maksimum verim alındığı söylenemez. Özellikle su topu takımındaki genç oyuncularda kimi zaman oluşan yapay performanslar ve oturmayan diyaloglar filmi bazı noktalarda aşağı çekebiliyor. Levent Üzümcü’nün karakteri devreye girdiğinde bu yapaylık belirli bir miktarda önleniyor. Lakin Üzümcü’nün iyi yazılmış ve oynanmış karakterinin daha derinlikli işlenememesi ve finale doğru karakterin hikayesinden biraz vazgeçilmesi fırsatı kaçırıyor. Anne rolünde Senan Kara belki de filmin en iyi performansına imza atarken Yurdaer Okur’un baba karakteri bilinçli bir sahtelik içeren ve diyalogla da dile getirilen – özellikle ağlayamaması- sahneleri üzerinden filmi sürüklüyor. 6,5/10

bilmemek798

Küçük Şeyler – Dir: Kıvanç Sezer

Kıvanç Sezer, üç yıl önce aldığı ödüllerle yerli festivallere damgasını vuran Babamın Kanatları’ndan sonra bir üçleme tasarladığını açıklamıştı. İlk filmde sitenin inşaatında çalışan işçileri, ikinci filmde bu siteden ev alan beyaz yakalı bir çifti, üçüncü filmde de o sitenin müteahhitini ele alacaktı. Üçlemenin ikinci halkası olan Küçük Şeyler hem içerik olarak hem de tür olarak Babamın Kanatları’na göre çok farklı bir film olmasına rağmen garip bir şekilde onu tamamlamayı başarıyor. Şöyle ki, Babamın Kanatları çok gerçekçi ve ağır dram içeren bir filmdi. İşçi ölümlerini gözümüzün önüne seriyor, güçlünün güçsüzü ezdiği adaletsiz sisteme eleştiri oklarını yöneltiyor ve sinemasını da biçim olarak Türkiye’nin ‘gri’leşen inşaat / beton sektörüne göre konumlandırıyordu. Böyle bir filmden sonra Sezer’in absürtleşen, görsel açıdan daha da parlaklaşan ve komedi dozunun belirginleştiği bir filmi Babamın Kanatları’nın devam filmi yapmasını kimse beklemiyordu. Bu yüzden Tolga Karaçelik’in filme yapımcı olmasının Küçük Şeyler’in tarzını da belirlediği -Kelebekler’den ötürü olsa gerek- şeklinde düşünülen bazı yorumlar ortaya çıktı. Açıkçası böyle bir şeyin olmadığını düşünüyorum, zira Sezer ‘hikayeyi yazdıkça filmin türünün şekillenmeye başladığını, üçüncü filmi henüz yazmadığını, müteahhitin hikayesinin belki de bir korku filmi tonlarında olabileceğini’ ifade etti.

Beyaz yakalı bir çiftin işsizlik ve çocuk yapma arasında dönen hikayesi açıkça Türkiye’de böyle bir absürtlüğü ve mizahı kaldırabilecek detaylara sahip. Babamın Kanatları’nın hikayesini bu tonda anlatmaya kalksanız belki ciddi tepkiler görebilirdiniz ama Küçük Şeyler hem senaryonun dram – komedi arasındaki dengesini hem de buna bağlı olarak metaforik anlatımındaki absürtlüğü iyi yazılmış senaryosu sayesinde harmanlayabiliyor. Üçleme tamamlandığında ve bu üç film üzerinden genel bir resme ulaştığımızda her şeyin daha yerli yerine oturacağına inanıyorum. Alican Yücesoy ve Başak Özcan’ın başarılı ve bir an olsun sarkmayan performansları filmin etkisinde önemli faktör. Her iki oyuncunun da Adana’dan ödülle ayrılmasına itirazı olan duymadım. Özellikle Başak Özcan yeni bir oyuncu olarak sonraki performanslarını merak ettirecek kadar akılda kalıcı bir karakter portresi çiziyor. 7/10

kucukseyler1

Kronoloji – Dir: Ali Aydın

Yedi yıl önce ilk filmi Küf ile Venedik’te ‘Geleceğin Aslanı’ ödülünü kazandığından beri yeni filmini merakla beklediğimiz Ali Aydın’ın Kronoloji’si benim Ulusal Yarışma’daki favorimdi. En İyi Sanat Yönetmeni ödülü haricinde film ana jüri tarafından görmezden gelinse de festival takvimi süresince yurt içinde ve yurt dışında çeşitli başarılar kazanacağını düşünüyorum. Film oldukça ‘spoiler’ içerecek bir anlatı stili benimsediğinden ve bunları okumanın filmin izleyiş sürecine zarar vereceğini düşündüğümden en azından vizyona girene kadar geniş bir analizini yapmama taraftarıyım. (Bu konuda filmin varacağı noktayı erken tahmin ettiğini, bu yüzden kalan sürecin kendisi için uzadıkça uzadığını söyleyen bazı eleştirmen arkadaşlar oldu. Herkesin izleme ve anlamlandırma deneyiminin farklı olduğunu düşünerek kendim için böyle bir şey olmadığını, filmin akışına kapılarak oluşan her katmanda ayrı bir merak duygusuna kapıldığımı söyleyebilirim. Zira, olay örgüsünün ‘tahmin ettim, tahmin etmedim’in çok ötesinde bir sinemasal deneyim yarattığına ve bunun şaşırtmacalı bir anaakım film olmadığına tekrar dikkat çekmek isterim.)

kronoloji1

Kronoloji birçok türde değerlendirilebilecek bir yapım. Psikolojik gerilim, psikolojik drama, gizem filmi, suç – polisiye filmi, politik film ya da salt dram. Hepsine göz kırpan ve hepsini iç içe geçiren bir yapısı var. Bir ‘kaybolma’ hikayesi üzerinden adım adım ilerleyen, bunu yönetmenin Küf’te olduğu gibi uzun diyaloglar, mizansenler ve gerçekçi nüanslarla aktaran, bütüne vardığımızda boşlukları dolduran ama izleyicinin kendi yorumunu katmasını da engellemeyen, süresi boyunca biçimsel arayışlarını hiç bırakmayan, kurgusunu ve görüntü yönetimini filme sürekli yeni bir şeyler katacak şekilde dizayn eden, ana mesajını ise sakınmadan yüzümüze tokat gibi çarpan bir film var karşımızda. Artık gişe sineması haricinde festival filmlerinin de kendine ait bir matematiği oluşmaya başlamışken bu genel izleği takip edecek bir anlatı stili yaratmayıp hem hikaye kurgusuyla hem de senaryo matematiğiyle oynayarak risk alan Ali Aydın bence bu açıdan takdiri hak ediyor. Birkan Sokullu, Cemre Ebüzziya, Tansu Biçer ve Serkan Keskin’den oluşan ana oyuncu kadrosunu ise çok başarılı bulduğumu, özellikle Tansu Biçer’in Avrupai filmlerdeki gibi tekinsizliğiyle ‘gizem’ olgusunu üzerinde tutan karakterini ayrıca sevdiğimi söylemeliyim. 8/10

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s