8. Boğaziçi Film Festivali Günlükleri – 3 (Gelincik, Gölgeler İçinde)

Gelincik – Yön: Orçun Benli

Orçun Benli’nin filmografisinde türsel ve sinematografik açıdan aykırı bir yerde konumlanan Gelincik, ormanın içinde kulübede inzivaya çekilen bir polis olan Ayhan (Kaan Yıldırım) ile oralarda Karadayı (Ahmet Mümtaz Taylan) olarak bilinen gizemli bir avcı arasında geçiyor. İlk yarım saati bağımsız bir kara film sularında gezinen, karanlık bir sinematografinin etkisi altında olan film bilinçli olarak ağır bir tempoda başlayarak Ayhan ve Karadayı arasındaki psikolojik gerilimi adım adım yükseltmeye başlıyor. İkilinin diyaloglarıyla beraber paralel kurgulanan Ayhan’ın geçmişe yolculuğu izleyiciyi 90’ların yargısız infazlarının içine çekerken gizem duygusunu da ayakta tutuyor. Benli ve Şükrü Üçpınar’ın senaryosu karşıtlıklar üzerinden politik çerçevede iyi yazılmış, misal karakterlerin ailelerinden, çocuklarından, borçlarından bahsederken arka planda bir işkenceye tanık olduğumuz sekans bu bağlamda çok başarılı. Hikayeyi bir katilin gözünden izlememiz kimi yazarların iddia ettiği gibi ona hak vermemizi ya da onu aklamamızı gerektirmediği gibi bir özdeşleşme aracı olarak da kullanmıyor. ‘Biz onları öldürmeseydik, onlar bizi öldürecekti’ cümlesi burada sadece katilin kendini aklama aracı olarak görülebilir. Zaten Ayhan bu cümleyi sarf ettikten sonra Karadayı’nın bakışı ve gözleriyle gülmesi yönetmenin de bu konudaki bakış açısını izleyiciye veriyor. Dolayısıyla izleyicinin bu sığ savunma cümlesini benimsemesi ve karaktere bir şey hissetmesi zaten gerekmiyor. Başından beri Ayhan karakterine karşı mesafeli ve tetikte durarak onun iç hesaplaşmasına izleyici olarak sadece dahil oluyoruz, ki bu da bir yönetmenlik başarısıdır.

Gelincik bir psikolojik gerilim, politik gerilim ya da sadece bir suç filmi olarak görülebilir, ki bu birbirinden farklı türlerin her birinin gerekliliklerini yerine getirerek teknik açıdan tertemiz bir iş olmayı başarıyor. Tufan Kılınç’ın karanlığı çok iyi kullanarak oluşturduğu sekansları, Fırat Terzioğlu’nun özellikle final bloğunda filme basamak atlatan kurgusu ve Sertaç Özgümüş’ün akılda kalıcı şekilde sahnelere uyumlu müzikleri hep bir bütünlük içerisinde. Antalya Film Festivali’nden ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülüyle dönen Ahmet Mümtaz Taylan’ın karşılıklı Kaan Yıldırım’la oyunları izleyiciye filmin duygusunu ve atmosferini geçirmede başarılı. İşin senaryo ve yönetmenlik tarafında da bağımsız Amerikan sineması örnekleri gibi başlayıp finalde Fransız suç polisiye filmlerinin triklerine geçiş yapan, ülke sineması düzleminde heyecan verici bir iş. Bu tarzın örnekleri dünya sinemasında daha önce sıklıkla görülmüş olabilir ama yerli festivallerde ‘festival filmi’ klişesinin dışına çıkıp iyi kotarılmış tür filmlerinin de kalıcı olabileceğini göstermesi bakımından ayrıca önem taşıyor. 8/10

Gölgeler İçinde – Yön: Erdem Tepegöz

Zerre’den tam sekiz yıl sonra üzerinde uzun yıllardır çalıştığı yeni uzun metrajı Gölgeler İçinde ile geri dönen Erdem Tepegöz, Zerre’deki sosyal gerçekçi üslubunu burada distopya ve bilimkurgu janrlarına transfer ederek fabrikadaki bir grup işçi sınıfı üzerinden sistemin ardındakilerin gerçekliğini sorgulayan etkileyici bir yapıma imza atmış. Günümüz ülke sinemamızda bilimkurgu janrında yetkin eserlere rastlamak pek mümkün olmadığı gibi bu alanda yeterli sayıda örnek bile olmadığı söylenebilir. En son uzun metrajda Semih Kaplanoğlu’nun Buğday’ı ve kısa metrajda Gökalp Gönen’in Avarya’sı bu alanda öne çıkan işler olmuştu. Gölgeler İçinde, filmin jeneriğinde de yazdığı üzere Stanislaw Lem, Isaac Asimov ve Ursula K. Le Guin eserlerinden ilham aldığını belli eden, bunun üzerine Tepegöz’ün hem politik hem de sinematografik duruşunu başka bir türde yenilediği bir film. Zerre’nin övgüye değer sanat yönetimi burada daha da üst bir seviyeye çıkmış, zira filmin içinde geçtiği Gürcistan’daki fabrika görüntü ve sanat departmanları açısından oldukça zengin bir alan. Her şeyden önce ölü bir fabrika değil, gerçek hayatta hala işçilerin taş çıkarmak için çalıştığı bir fabrika ve Tepegöz Zerre’deki gibi belgeselci yaklaşımını burada da üst seviyede tutarak mekanın hala yaşayan bir mekan olmasını tercih etmiş. Özellikle Hollywood filmleri ve dizilerinde küçük yan rollerde (genelde Ortadoğulu bir karakter) kendine bir kariyer inşa etmiş Numan Acar’ın başrole yerleştirilmesi riskli ve heyecan verici bir tercih. Acar, sisteme ilk başkaldıran ve işçilerin yavaş yavaş gözünü açan karakter olarak yeteneğini fazlasıyla gözler önüne sermiş. Filmin tematik olarak 1984 ve Snowpiercer filmlerini andırdığı yerler mevcut. Fabrikanın her yerinde iktidarın gözü niteliğinde birçok kamera var ve kameraların ardında ne olduğuna dair kimsenin bir fikri yok. Sistem sadece işçileri sorgulamadan ve köleleştirerek varlığını devam ettiriyor, bu bağlamda filmin fragmanında da yer alan dönen bir tekerleğin içinde koşan işçi görseli filmin tüm meramını da özetleyen bir sekans. Gölgeler İçinde, tabii ki Snowpiercer gibi aksiyona varan bir düzleme ilerlemiyor, daha çok festival sineması normlarında ve Tepegöz’ün yönetmenlik anlayışına uygun bir gerçekçilik hissiyatının peşinden gidiyor. Filme dair bazı eleştirilerde sistemin ardındakilerin sadece bir kamera ve işçilere seslenen mekanik bir dış sesten ibaret oluşu, onları hiç göremememizden bahsedilmiş lakin Tepegöz’ün filmi zaten onları göstermemek üzere kurulu. Bir uyanışın, bir tetikleyişin, bir sorgulayışın filmi Gölgeler İçinde. Gerçeği sorgulamak üzerine. Tepegöz’ün film sonrası söyleşide de belirttiği gibi ‘Pandemi dönemindeyiz. Kimileri korona yarasadan bulaştı diyor, kimileri Amerika yaptı diyor, kimileri Çin’i suçluyor, kimileri başka güçlerden bahsediyor. Peki, kim bunlar? Gerçekten kim?’ Kameraların arkasında gerçekten ne var? Filmin finali bu bağlamda Zerre ile de oldukça uyumlu. Zerre kapatılmış bir defter gibi sonlanmak yerine ucunu açık bitirerek zihnimizde olayı devam ettirmeyi hedefliyordu. O olayın, yaşantının sonrasını merak ederek filmi bitiriyor, zihnimizde devam eden bir tartışma ortamı yaratmış oluyorduk. Gölgeler İçinde de benzer bir açık uçlu finalle nihayete eriyor, Numan Acar’ın finaldeki bakışlarının ardından izleyici olarak biz de bir umudun peşine düşüyor, sorgulamak, mücadele etmek ve gerçeğe ulaşmayı istiyoruz. 8/10

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s