RSS

Yazar arşivleri: ibodirector

“Valerian and the City of Thousand Planets” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

valerian-banner-600x300

Halil İbrahim Sağlam: Görsel katmanları cezbedici, çizgi roman evreni dokulu, keyifli bir uzay operası. Süresi biraz sarksa da beklediğim buydu. Lucy gibi gülünç bir egoya sahip değil, ciddilik ve saçmalık arasında tutarlı bir denge gözetiyor ama Avatar derinliği de yok. 200 milyon dolara sinematik evren yaratan bir yönetmen elbette farklı CGI tasarımlarda birçok karakteri filme eklemek ister. Lakin, “bu da olsun” diye eklenen canlı çeşitliliği senaryonun ve kurgunun ritminin arada tökezlemesine sebebiyet verebiliyor. Dane DeHaan ve Cara Delevingne eğlenceli bir ikili olmuş. Filmin gişe başarısızlığını iki ismin üzerine yıkmak ne derece doğru, tartışılır. Luc Besson, The Fifth Element’i şimdi çekse ortaya yine böyle bir film çıkardı. Sonuçta 20 küsür yıldır başyapıt çıkaramayan bir yönetmenden bahsediyoruz. 6,5/10

Haktan Kaan İçel: Valerian, Luc Besson’un son yıllardaki en uçuk hayal gücüne sahip filmlerinden biri, ancak filmin senaryosu fazla tahmin edilebilir. Sanırım günümüzde Fifth Element çekilseydi, çoğunluğu CGI’a bürünmüş bir film olurdu. Tıpkı Valerian gibi. İyi o yıllarda çekilmiş. Hatta Valerian’ın kurulduğu dünyayı da biraz Fifth Element’e benzetebiliriz. 90’larda çekilse günümüzde kültleşebilirdi. Şu an ise bu durumdan uzak bir görüntü içerisinde. Bir yere kadar eğlenceli ve yaratıcı… Kurgusu sonlara doğru hantallaşmaya başlıyor. Seyircinin uzun zaman önce anladığı detayları film sonunda göze sokmaya çalışıyor. Aksiyon sahneleri de sınırlı kılınmış. Belki de 90 dakikalık eğlenceli bilim kurgulardan olmalıydı. Çok ciddiye alınmazsa eğlenmeniz olası diyebilirim. Kafanızda büyütmeyin yeter.

Gönül Durmaz: Valerian, yan karakter ve yan olayların fazla olması sebebiyle amacından uzaklaşıp boş yere süresi uzatılan bir film. Yine de keyifli. Kurguda bazı kısımlar filmden çıkarılsa kesildiğini dahi anlamayabilirsiniz. Yaratılan evren -en azından benim- oldukça dikkatimi çekti. Başrollerin cıvık aşk hikayesi keşke olmasaymış. Ethan Hawke ve Rihanna’yı az da olsa görmek güzeldi.

Tuğçe Madayanti Dizici: Luc Besson’un Valerian filmi, The Fifth Element ve Avatar’ın çocuk şubesi gibi. Ama o kadar uzun süre çocuklar nasıl oturacak? (4/10)

Banu Bozdemir: Luc Besson çıtayı yükseltmiyor ama ortalama bir çeşitlilikle gönlümüzü bir şekilde almayı başarıyor. Valerian için de düşüncem bu!

Serkan Çellik: Transformers’ta başı ağrıyanlar bunda gözünü kulağını oyar! 5/10

Fırat Sayıcı: Luc Besson, “Valerian”da yine büyülü bir dünya yaratmış. Daha kısa olabilirdi ama sorunsuz bir şekilde izletiyor kendini. Tavsiye…

Anibal Güleroğlu: ‘Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu’ filmi beklentimin çok gerisinde kaldı ne yazık ki!

 
Yorum yapın

Yazan: Temmuz 24, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

“Dunkirk” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

dunkirk54

Ali Ulvi Uyanık: Dunkirk/ Beklenmedik hikaye yapısı ve kurduğu azami gerçeklik, aksiyon ilerledikçe dramı şekillendiriyor. IMAX’te seyretmek şart!

Burak Göral: Bir İngiliz eleştirmen olsaydım “Dunkirk”e ben de haykırarak “best ever war film” filan diyebilirdim. Ama adamın yönetmenliğine laf yok, mühendis gibi düşünüp analitik becerisi çok yüksek Nolan’ın. Bu da öyle zor sahnelerin altından o kadar güzel kalkmasını sağlıyor ki hiçbir karakteri derinleştirmeden ilgiyle izlettirebiliyor. Sırf kullandığı açılar, H.Zimmer’in müziği ve dramatik etki yaratma kabiliyetiyle üç farklı zaman dilimini paralel kurguyla öyle cazip bir şekilde iç içe geçiriyor ki.. Ama keşke sonundaki o muhabbete hiç girmeseymiş.

Kerem Akça: Dunkirk, saat gibi işleyen, tüyler ürpertici ve hipnoz etkisi yaratan bir savaş filmi. Savaş atmosferi Nolan’a iyi gelmiş.

Halil İbrahim Sağlam: Görsel, işitsel ve kurgusal açıdan her Nolan filmi gibi kusursuz. Fakat ben tekniğinin yanında Nolan’ın senaryolarına da bayılırdım. Dunkirk’i yönetmenin filmografisinde nerede konumlandıracağınız senaryoyu ne kadar seveceğinizle alakalı. Nolan dünyanın en iyi yönetmenlerinden. Çektiği her türde de farkını çok bariz belli ediyor. O yüzden çıtası aşırı yüksek olduğundan Dunkirk filmografisi içerisinde biraz aşağıda kalıyor. Kendi başına gayet başarılı bir yapım ama yabancı basında sıklıkla çıkan “Nolan, bugüne kadar hiçbir savaş filminin yapmadığı şeyi yapıyor” ya da “masterpiece” gibi bir durum olduğunu söylemek fazla hayalci bir yaklaşım olur.

Kaan Karsan: Dunkirk, İngilizlikten aldığı tadı başka hiçbir şeyden almayan bir film. Nolan’ın reji şaheseri yeni filmi 110 dakikalık epik bir savaş sahnesinden ibaret. Evde kalmış fazla övgülerinizi toplamaya gelmiş bu kez. Atonement’ın beş dakikalık plan sekans Dunkirk sahnesinde bunun on katı fazla çaresizlik solumuştum şahsen. Bu hamasi naiflik bana fazla.

Banu Bozdemir: Kısaca Dunkirk gayet iyi. Savaş acizlik! Yönetmenlik harika, senaryo azıcık zayıf kalsa da…

Utku Ögetürk: Dunkirk iyi film değil. Keşke “en azından” senaryo yazmayı ihmal etmeselermiş.

Erdem Tatar: Dunkirk Nolan’ı özlediğimiz günlerine döndürecek o muhteşem film.

Ali Fuat Kısakürek: 18 Temmuz Hava Muhalefeti ve Dunkirk Gazileri Destanı…

Mert Tanöz: Dunkirk görsel ve işitsel olarak şahane. İnsanı büyüleyen, izleyenin içini ürperten bir yapım. Ama tatminkar mı, benim için soru işareti…

Tuba Büdüş: Dunkirk başyapıt değil. Ama kurgu, ses ve görüntü anlamında hakkını yemeyelim. Ama işte o kadar sanki. Dunkirk’de o kadar çok karakter var ki hiçbirini de tanımamıyor, yeterince yaşadıklarına ortak olamıyoruz. Hepsi öylesine varlar sanki.

İnci Tulpar: Dunkirk ‘ü başkalarının evlatlarını gözünü kırpmadan savaşa , askere gönderebilen dünyanın tüm siyasetçileri izlemeli. Bravo Nolan.

Serkan Baştimar: Dunkirk maalesef hayal kırıklığı. İnce Kırmızı Hat ve Er Ryan’ı Kurtarmak filmlerinin kötü yönlerinin birleşmesi.

 
Yorum yapın

Yazan: Temmuz 18, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

“War for the Planet of the Apes” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

warfor

Ali Ulvi Uyanık: Sinemanın keşke mucize yaratma gücü olabilseydi de, her seyirci salondan iyi bir insan olarak çıksaydı..

Alp Turgut: War for the Planet of the Apes sayesinde artık elimizde üç filmlik bir Planet of the Apes başyapıtı var.

Alper Turgut: Maymunlar Cehennemi Savaş, aksiyon yerine drama abanan bir film olmuş. Aman be! İnsan buysa şayet, biz seve seve Sezar’ın maymunlarıyız!

Anibal Güleroğlu: Maymunlar Cehennemi: Savaş filmini tavsiye ederim. Azıcık insan olun diyor, maymunlaşmaktan korkan insanlara.

Banu Bozdemir: Gündeme uygun evrim teorisiyle ilintili izledim. Duygusallık kastırılmış, bu yine de insanları haklı çıkarmaz.

Burak Göral: Vietnam savaşı gibi başlayıp westerne dönen, toplama kampı filminden “Apocalypse Now”a da uğrayan vurucu bir epik “Maymunlar Cehennemi: Savaş”

Fırat Sayıcı: Maymunlar Cehennemi: Savaş” serinin en kötü filmi. Saçmasapan bir senaryo, gereksiz bakışmalar, replik boşlukları…vs. Hayal kırıklığı!

Gönül Durmaz: Maymunlar Cehennemi Savaş, serinin en ince işlenmiş senaryosuna sahip. Aksiyon azaltılmış olmasına rağmen oldukça iyi bir film.

Halil İbrahim Sağlam: Harika iki filmin ardından üçlemeye “Kralın Dönüşü” epikliğinde bir son beklerken ilk iki filmin altında çıktı. İyi çekilmiş açılış sekansının ardından uzun bir süre durağan sahnelerle ve duygusal hesaplaşmalarla kurgu akıcılığını yitiriyor. Ne aksiyon sahneleri ilk filmin köprüde geçen aksiyon sekansı gibi akılda kalıcı, ne de duygusal sahneleri ikinci filmdeki kadar etkili. Kuşkusuz kötü bir film değil, Maymunlar Cehennemi hala 2000 sonrası en iyi üçlemelerden biri olarak anılacak ama 140 dakikalık süresine daha sürükleyici bir kurgu, epik savaş sahneleri, etkileyici bir senaryo, uyumlu müzikler ve akılda kalıcı sahneler bütünü eşlik etmeliydi. 6,5/10

Kerem Sanatel: War for the Planet of the Apes’i gördüm. Jump-cut’la 5 saniyede anlatılacak bir sürü sahnenin niye 2-4 dk. sürdüğüne kafa yorayım azıcık.

Mert Tanöz: Aksiyonu da duygusal tonu da yerinde bir film olmuş. Kimi detaylar fazla göze sokuluyor mu, elbette ama filmin niteliğine zarar verdiğini de söyleyemeyiz. İlgimi çok çekmemesine rağmen keyifle, sıkılmadan izledim. İkilemleri ise düşündürücü!

Nusret Şen: Maymunlar Cehennemi: Savaş filminde abartılı şekilde drama abanılmış. Aksiyon beklentisi olanlar sıkılabilir..

Tuba Büdüş: War for the Planet of the Apes beni benden aldı. Serinin en iyisi kesinlikle. Duygusallık da bırakın tavan yapsın.

 
Yorum yapın

Yazan: Temmuz 12, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , ,

28. Ankara Film Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu

28. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin ödülleri bu gece yapılan törenle sahiplerini buldu. Onur Ünlü, Emrah Serbes, Hasan Akbulut, Nihal Yalçın ve Olena Yershova’dan oluşan Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jürisi, “en iyi film” dalında Ali Kemal Çınar’ın  ‘Gênco’ filmini ödüllendirdi. Babamın Kanatları ve Koca Dünya üç, Rüzgarda Salınan Nilüfer, Kaygı ve Martı iki, Taş ve Albüm ise bir ödülün sahibi oldu.

oyunculuk

Ulusal Yarışma:
En İyi Film: Gênco (Ali Kemal Çınar)
Seçiciler Kurulu Özel Ödülü: Kaygı (Ceylan Özgün Özçelik)
Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü: Albüm (Mehmet Can Mertoğlu)
En İyi Yönetmen: Reha Erdem (Koca Dünya)
SİYAD En İyi Film Ödülü: Koca Dünya (Reha Erdem)
Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü: Erkan Tunç (Martı)
En İyi Erkek Oyuncu: Tolga Tekin (Rüzgârda Salınan Nilüfer)
En İyi Kadın Oyuncu: Songül Öden (Rüzgârda Salınan Nilüfer)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Musab Ekici (Babamın Kanatları)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: İrem Sak (Martı)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Türksoy Gölebeyi (Taş)
En İyi Sanat Yönetmeni: Kerem Ardahan, Sıla Karaca (Kaygı)
En İyi Kurgu: Umut Sakallıoğlu, Kıvanç Sezer (Babamın Kanatları)
En İyi Ses Tasarımı: Reha Erdem, Herve Guyader (Koca Dünya)

Ulusal Belgesel Yarışması:
En İyi Film: Ah (Mustafa Ünlü)
İkincilik Ödülü: Lüfer (Mert Gökalp)
Üçüncülük Ödülü: Vank’ın Çocukları (Nezahat Gündoğan)
Seçiciler Kurulu Özel Ödülü: Üçyüzbir (Alican Mansuroğlu)

Ulusal Kısa Film Yarışması:
En İyi Film: Kot Farkı (Ayris Alptekin)
İkincilik Ödülü: Güney Kutbu (Emin Akpınar)
Üçüncülük Ödülü: Tavşan Kanı (Yağmur Altan)
Seçiciler Kurulu Özel Ödülü: Patates Olmasın (Melisa Üneri)

 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 30, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

“Ghost in the Shell” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

Ghost-In-The-Shell-Banner-1

Halil İbrahim Sağlam: Ghost in the Shell, orijinal filmin mirasına kare kare saygı duyan, siberpunk mimarisi ve estetik sahneleriyle yükselen bir bilimkurgu. Aksiyon olarak satması gereken yüksek bütçeli Hollywood bilimkurgusu olarak alabileceği tüm riskleri almasıyla da ayrıca değerli. Öyle ki; orijinal filmin mirasına bu kadar saygı duyulmasa ortaya Len Wiseman’ın Total Recall’i gibi salt aksiyon çıkabilirmiş. Orijinal filmden ayrılan küçük farklılıklar doğal olarak Hollywood’a göre düzenlenmiş, filmin yoğun felsefesi biraz törpülenmiş. Buna rağmen filmin vizyonu, görsel yetkinliği, karakter tipolojileri, atmosferi, müzikleri ve aksiyonu takdire şayan. Scarlett Johansson, robotik yürüyüşü ve karizmasıyla şahane. Pilou Asbaek ve Takeshi Kitano da çok yakışmışlar. Ghost in the Shell’i izleyip “klasik Hollywood aksiyonu” diyecek kişiye –illa ki çıkacaktır- acilen Total Recall re-make’ini yeniden izletmek lazım. Böylelikle Rupert Sanders’ın Mamoru Oshii’nin eserini nasıl iyi etüt ederek günümüz dinamiklerine uygun şekilde uyarladığını anlayabilirler. 8/10

Haktan Kaan İçel: Ghost in The Shell animeyi unuttuğunuzda son derece sağlam bir iş. Cyberpunk evreninde tıkır tıkır işleyen bir film noir ortaya çıkıyor. Animeye fanatik bir şekilde bağlı kalmayı doğru bulmuyorum. Zaten kitap, oyun ve anime uyarlamalarında herkesi memnun etmek olanaksız. Ghost in the Shell’in belki de en büyük başarısı uzun zamandır özlediğim kara film atmosferini bilim kurgu ile iyi harmanlaması denilebilir.

Kerem Akça: Rupert Sanders görsellik ve anime estetiği üzerine çok iyi çalışmış. Sahne sahne Ghost in the Shell’in animasyonunu yeniden canlandırmış. Özellikle Amerika – Japonya arasına uyarlanan şehir tasarımı mükemmel. Bunun yanında karakterlerin izdüşümleri çok iyi.  Sanders, aksiyon sahnelerini minimize etmiş ve dengeli bir noktaya götürmüş. Bu sebeple de filmin orta bölümünde temposunun düşmesi anime kaynağından kaynaklanıyor. Belki de Hollywood’da Speed Racer’en beri izlediğimiz en iyi anime yeniden çevrimiyle yüzleşiyoruz. Tabii ki Japonya’da Sion Sono gibi, Takashi Miike gibi veya Hong Kong’ta Stephen Chow gibi anime estetiğini çok iyi uygulayan yönetmenler var ama Dragonball Evolution gibi B-tipi filmlerin devreye girdiği dönemde Amerika’ya bunu uyarlamak, arkasına yüksek bir bütçe alıp bunu görsel efektlerle, iz bırakıcı imgelerle karşımıza çıkarmak önemli.

Numan Serteli: Ghost in the Shell, 1995 tarihli animeden -her anlamda- yararlanırken, özgünlük hususunda hiçbir değer kaybı yaşamadığı gibi, Juliette Binoche’un canlandırdığı karakter ve “anne” motifi gibi muhtelif katkılarla güçlendirilen draması ve mükemmelen kotarılmış aksiyonu ve de müthiş görselliğiyle yılın ilk büyük sürprizi oluyor. Yönetmen Rupert Sanders -elbette senaristlerinin de önemli katkısıyla- kendisinden hiç de beklemediğim, başyapıt düzeyinde bir başarıya imza atarken, Scarlett Johansson ise -her haliyle- bu film ve karakter için yaratılmış gibi..

Utku Ögetürk: Ghost in the Shell (2017), orijinal yapımın felsefesini görmezden gelerek adeta 2017 model Robocop yaratıyor. Görsel açıdan büyüleyici olması dışında hayal kırıklığı.

Serkan Çellik: Kendi evinde kısa film çekemeyecek adama remake için efsane teslim etmişler. Senaryo zaten berbat ama Rupert Sanders’te de hiç yönetmen kumaşı, sinema duygusu yok. En basit mizansende bile tökezlemiş. Bütün problemler yeşil ekran önünde. Üstüne bindirilen zilyon tane görüntü ve efekt bile saklayamıyor gerçek insanların başarısızlığını. Canınız sadece kafası gözü görünen insanlarla çekilmiş film istiyorsa buyrun Tron (2010) izleyin. 3D şehir istiyorsanız StarWars E2 izleyin.

Tanju Baran: Orijinalinin hayranı olarak “Ghost in the Shell”i beğendim; felsefesi zayıf ve Amerikan soslu ama sadakati ve görsel yetisi işi toparlıyor.

Ekin Limoncu: Anlatmak istediği politik altyapıyı üstünkörü anlatmayı seçen Ghost in the Shell, öteki taraftan görsel efekte ve aksiyona izleyiciyi tam anlamıyla doyuruyor. Oyunculukların ön planda olduğu film, yarattığı atmosferden kıyafetlere her yönüyle tasarım harikası.

Fırat Sayıcı: “Ghost in the Shell”, efsanenin ruhunu korumakla birlikte itiraz edilemeyecek  yenilikler de getirmiş. Sevdim…

 

 
Yorum yapın

Yazan: Mart 30, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

36. İstanbul Film Festivali’nin Onur Konuğu: Ian McKellen

Richard III, Gods and Monsters, Yüzüklerin Efendisi serisi ve X-Men filmlerindeki rolleri ile akıllara kazınan, sinemanın en sevilen oyuncularından Sir Ian McKellen İstanbul Film Festivali’nin Onur Ödülü’nü almak üzere, British Council işbirliğiyle festivalin konuğu olacak.

X-Men: Last Stand (2006) 
Ian McKellen as Eric Lensherr/Magneto

4 Nisan Salı akşamı düzenlenecek açılış töreninde ödülünü alacak olan Ian McKellen, İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek Richard III’ün Beyoğlu Atlas ve Kadıköy’de Rexx’teki gösterimlerine da katılarak sinemaseverlerle buluşacak. McKellen, 7 Nisan Cuma günü Boğaziçi Üniversitesi’ndeki festival sohbetinde de hayranlarıyla bir araya gelecek.

1990 yılında İngiltere’de “Sir” unvanıyla onurlandırılan, 1991 yılında tiyatroya yaptığı katkılardan ötürü şövalye ilan edilen Sir Ian McKellen, altı Laurence Oliver Ödülü, bir Tony Ödülü, Altın Küre Ödülleri, SAG Ödülleri, BIF Ödülleri, iki kez Satürn Ödülü, dört kez Drama Desk Ödülü ve iki kez Eleştirmenlerin Seçimi Film Ödülü gibi pek çok ödüle layık görüldü, iki kez Oscar’a aday gösterildi.

 

Etiketler: , , , , , ,

“John Wick 2” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

john-wick-2-keanu-reeves-the-sequel-to-john-wick

Halil İbrahim Sağlam: John Wick 2 sınırsız aksiyon, sınırsız eğlence. Çizgi roman, video oyunu, anime estetiği ya da tiplemeleri, ne ararsan var. Nefes kesen aksiyon sekanslarıyla birlikte sinematografik vizyonu da keyif veriyor.

Onur Kırşavoğlu: John Wick 2 insanı kendinden şüphe ettirecek kadar eglenceli. Çok daha iyi çekilmiş. İlk filmi sevenler ne isterse bulacak. Tam suçlu zevk!

Haktan Kaan İçel: John Wick 2, ilk filmde sevdiğiniz her şeyi içinde barındırırken, görüntü yönetimi ve aksiyon mizanseni anlamında ilk filmin üzerine koyuyor.

Burak Göral: “John Wick 2” hikayesiyle çizgi roman evrenine, kurgusu ve estetiğiyle de video oyunu dünyasına dalan ‘melez’ bir sinemanın ürünü. Bu anlamda ilk filmin üstüne çıkan ve giderek genişleyen, izlemesi keyif veren bir “John Wick” evreninin açılışını da ihtiva ediyor..

Kerem Akça: Niye üretildiği anlaşılmayan John Wick 2, bir-iki sahne dışında orijinali gibi B-tipi ve özensiz bir tetikçi aksiyonu.

Tuğçe Madayanti Dizici: John Wick 2 gene büyüleyici ve sürükleyici. Devam filmi nasıl yapılmalı, cevapları ise bu filmde.

Serkan Baştimar: Şiddet bir sanat olsaydı adı John Wick olurdu. John Wick 2 yine uçmuş.

Fırat Ataç: John Wick, evrenini ‘çoğunlukla’ iyi anlamda kabul ettiriyor. Keanu yaşadıkça devam eder.

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 6, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , ,