RSS

Kategori arşivi: !f Bağımsız

16. !f İstanbul Film Festivali’nde Görülmesi Gereken 20 Film

16 Şubat – 26 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da “Cinemaximum Budak”, “Cinemaximum Kanyon”, “Cinemaximum Akasya” ve “Cinemaximum Nişantaşı City’s” sinemalarında bu yıl 16.sı gerçekleşecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 2017 yılındaki seçkisine çok güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartmaya devam ediyor. Toronto, Venedik, Cannes, Sundance, Locarno, Karlovy Vary gibi önemli festivallerden önemli filmleri izleyeceğimiz !f İstanbul’da bu “Keş!f”, “Galalar”, “!f music”, “Aşk & Başka Bi’ Dünya”, “Gökkuşağı”, “Sanat Hayat İçindir!”, “Ev”, “Oyun”, “Görme Biçimleri: Yaratıcı Belgeseller”, “Karanlık & Köşeli”, “!f Kült”, “!f Özel Gösterimler”, “!f Yarın” ve “Türkiye’den Kısalar” bölümleri bulunmakta.

!f İstanbul’a gitmek isteyenler için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gerektiğine inandığım 20 film” listesi oluşturdum. İyi okumalar ve festivalde iyi seyirler!

ifistanbul

1) T2: Trainspotting (2017) – Danny Boyle (117 dk)

“Devam filmleri orijinal filmin hemen ardından gelince pek işlemezler. Biz bu tür projeleri kabul etmeyecek kadar uyanık davrandık. Bu film farklı -çünkü aradan tam 20 yıl geçti ve film de zaten bununla ilgili; bir yeniden çevrim yapmaya kalkışmadık.” Ewan McGregor (Oyuncu)

Danny Boyle’un 1996 yapımı kült filmi Trainspotting, 20 yıl aradan sonra Irwine Welsh’in “Porno” adlı devam kitabının uyarlamasıyla karşımıza geliyor. Uyuşturucuyla ilgili tüm zamanların en akılda kalıcı filmlerinden Trainspotting’i önce festivalde yenilenmiş kopyasıyla izlemek, ardından T2: Trainspotting’i izleyerek tarif edilmez bir nostalji duygusuyla heyecanı birleştirmek festivalin en güzelliği olsa gerek.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=EsozpEE543w

Gösterim Tarihleri: 25 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 25 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 25 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 25 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 25 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 25 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 9)

t2

2) Moonlight (2016) – Barry Jenkins (111 dk)

“Ateşli bir rüya gibi bu film… Sizi hikâyemin içine sokmak istedim… Sizin de içinde büyüdüğüm saçmalığın içine dalmanızı istedim.” Barry Jenkins (Yönetmen)

Ödül sezonunda şimdilik tam 141 ödül kazanan, Altın Küre’de “en iyi drama” seçilen, 8 dalda Oscar’a aday olan Moonlight, yılın en merakla beklenen filmlerinin başında geliyor. Barry Jenkins’in henüz ikinci filmiyle tüm dünyayı etkisi altına alan draması, siyah Amerikalı bir adamın erkek olma yolculuğunu, insanın içine işleyen bir aşk ve özlem hikâyesini ve birbirimize bağlanma ihtiyacımızı üç katmanlı kurgu yolculuğunda anlatıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=9NJj12tJzqc

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 16 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 16 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 16 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 16 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 16 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon)

moonlight_ver2

3) Sausage Party (2016) – Greg Tiernan, Conrad Vernon (89 dk)

“Çocukları yiyorlar!” (Filmden)

Tüm zamanların en aykırı ve cesur animasyonları listesinin başında gelecek olan Sausage Party, 18+ içeriğinden dolayı ülkemizde vizyona girmeyecek bir filmdi. !f İstanbul sayesinde izleyebileceğimiz animasyon, özellikle şimdiden kült olan 3 dakikalık “orgy sahnesi” başta olmak üzere oldukça çılgın, çocuklarla izlenmemesi gereken, yetişkinler için bir animasyon.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=9VoNgLnjzVg

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “19.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 17 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 24 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 24 Şubat “23.59” (Nişantaşı Salon 7)

sausage_party_ver2

4) The Lure (2015) – Agnieszka Smoczynska (92 dk)

İki denizkızı Varşova’da bir gece kulübünde kıyıya vurdu.

!f Keşif yarışmasının bu yılki yıldızı olan Sundance çıkışlı müzikal The Lure, Andersen’ın “Küçük Denizkızı” masalını Polonya’nın gece kulüpleri, vampirler, punk dünyası ve müzikal yapısıyla birleştiren, hayal dünyası çılgın bir fantezi dünyası. Agnieszka Smoczynska’nın henüz ilk filminde ustaca kurduğu sinematik evren hayranlık uyandırıcı.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=vxhi_3hDUPE

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 23 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 3), 23 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 25 Şubat “11.00” (Kanyon Salon 8)

corki_dancingu

5) Anti-Porno (2016) – Sion Sono (76 dk)

“Bu ülkenin kadınları kendi kalplerinin de kendi bedenlerinin de hâkimi değiller. Erkeklerin kontrolü altında boğuluyorlar.” (Filmden)

!f İstanbul’un çok sevdiği ve birçok sinefile de çok sevdirdiği aykırı yönetmen Sion Sono’nun çılgın filmlerini 2014’teki Tokyo Tribe’dan bu yana özlemiştik. Sono, 60’ların ve 70’lerin Japonya’sındaki ‘Pinku eiga’ erotik filmler furyasını hicveden yenilikçi, tuhaf ve rengarenk bir denemeye imza atıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=flLSILl4TEk

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “23.59” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6)

antiporn

6) The Red Turtle (2016) – Michael Dudok de Wit (80 dk)

“Geçmiş ya da gelecek yok aslında, zaman öylece asılı duruyor.” Michaël Dudok de Wit (Yönetmen)

Oscar ödüllü Hollandalı animasyon film yönetmeni Midhaël Dudok de Wit ve Studio Ghibli’nin güçlerini birleştirdiği diyalogsuz, sade ve hipnotize edici animasyon, Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünden Jüri Özel Ödülü’yle dönmüştü. Hem felsefik açıdan düşündürten hem meditatif yolcuğuyla ruhumuzu dinlendiren hem de büyüleyici çizgileri içerisinde şok edici sinemasal anlar yaratmayı başlayan animasyonu kaçırmayın.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=t1Yw3AVDr6U

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 17 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 18 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 22 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 26 Şubat “16.00” (Budak /CKM Büyük Salon)

red_turtle

7) Christine (2016) – Antonio Campos (123 dk)

“Sanki her birimizin içinde ‘gerçek biz’ olmak için birbiriyle kapışan farklı hikâyeler var.” (Filmden)

Televizyon muhabiri Christine Chubbuck’ın 1970’lerde geçen dudak uçuklatıcı gerçek hikâyesini, yılın en iyi performansları arasında gösterilen Rebecca Hall’un oyunuyla öne çıkaran Antonio Campos imzalı film yılın en çok merak edilen yapımlarından.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=v0itmG80oLI

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “16.00” (Kanyon Salon 9), 19 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon)

christine-1

8) Icaros: A Vision (2016) – Leonor Caraballo, Matteo Norzi (91 dk)

“Hepsini içinde bir yerde duyabilirsin, tüm yaşamın boyunca duyduklarının hatıralarında… Çünkü duyup duyabileceğin her şey, gece yarısı ormanın içinde yankılanan geçmişten seslerdir zaten.” Amazon şair César Calvo (Bir Matteo Norzi söyleşisinden)

Gerçek ile hayali birleştirerek uyku ile uyanıklık arasında şifa veren ilaç ayahuascaya dair zarif ve büyülü bir anlatı. Apichatpong Weerasethakul filmlerinin meditatif yolculuğunu andıran Icaros: A Vision, 600 bin dolarlık düşük bütçesiyle Peru sinemasından çıkıp gelen bir keşif.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Faa0ez4IS0Q

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “11.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “13.00” (Akasya Salon 6)

icaros

9) Koca Dünya (2016) – Reha Erdem (101 dk)

Bu koca dünyada sığınabileceğimiz bir yer var mı?

Usta yönetmen Reha Erdem’in Venedik Film Festivali’nin Orizzonti bölümünden “Jüri Özel Ödülü” ve Adana Film Festivali’nden “En İyi Film” ödülü ile dönen son filmi Koca Dünya, yönetmenin sinemasının genel özelliklerini yine içinde barındıran bir yapım. Arabesk hikayesiyle derinden sarsan, Florent Herry’nin görüntüleriyle yine sinemasal doygunluk yaşatan, hayvanlar ve doğa üzerinden yine göstergebilimsel okumalara olanak sağlayan film, son filmi Şarkı Söyleyen Kadınlar ile prestij kaybı yaşayan Erdem’in bir nevi geri dönüşü olarak tanımlanabilir. Hansel ve Gretel’e karşılık olarak bizim de artık bir Kum-Kum ve Mi-Mi’miz var!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=gYv8ZRjlkdo

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “16.00” (Nişantaşı City’s Salon 7)

koca_dunya

10) The Eyes of My Mother (2016) – Nicolas Pesce (76 dk)

“Sinema salonundan ayrılırken insanların ‘Ne düşüneceğimi bilemiyorum’ demelerini istiyorum.” Nicolas Pesce (Yönetmen)

Nicolas Pesce’nin kötücüllüğü ürkütücü bir gerçeklikle vererek dehşete düşüren korku/gerilim filmi The Eyes of My Mother, siyah-beyaz atmosferiyle sanki Bela Tarr, Teksas Katliamı çekmiş kadar garip ve tüyler ürpertici bir deneme. Yılın keşfedilmesi gereken filmlerinin başında geliyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Gp2adx_ScA8

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 25 Şubat “23.59” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 9)

eyes_of_my_mother

11) Aloys (2016) – Tobias Nölle (91 dk)

“Anti-kahramanlarla ilgileniyorum, daha film başlamadan enkaz halinde olanlarla, anti sosyal enayilerle. Ama yalnızca gizli sırları, yavaşça açılan insani yönleri olanlarla… ” Tobias Nölle (Yönetmen)

Tobias Nölle imzalı Aloys, pastel renkleriyle tezatlık yaratan keskin ve köşeli estetiği,  karakterin algısının, yanılsamalarının ve hayal dünyasının içine doğru yol aldıkça, hayatla fantezi, sevgiyle sonsuz yalnızlık arasında bir yerlere düştüğümüz kurgusuyla yılın keşfedilmemiş gizli cevherlerinden. Belleklerde Upstream Color tadı bıraktığını da not düşelim.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=y87h8JUoATI

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “13.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 20 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 8), 25 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8)

aloys-1

12) Planetarium (2016) – Rebecca Zlotowski (106 dk)

“Büyülü fener gibi bir araya getirildi: önce bir görüntünüz, sonra başka bir görüntü, sonra başka bir tane ve hepsi akışkan bir hareketin parçası.” Rebecca Zlotowski (Yönetmen)

En son Lea Seydoux ve Tahar Rahim’in başrollerini paylaştığı Grand Central filmini izlediğimiz yönetmen Rebecca Zlotowski’nin Natalie Portman ve Lily-Rose Depp’i buluşturduğu yeni filmi Planetarium, 1930’ların Paris’inde ölülerle konuşabilen iki gizemli kız kardeşin hikayesine odaklanan film, sinema sanatını Zlotowski’nin düşsel ve şiirsel dünyasıyla birleştiren ilginç bir tecrübe.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Ny9jTvDLGQI

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 21 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 9), 21 Şubat ”21.30” (Kanyon Salon 8)”, 23 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 23 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 26 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6)

planetarium

13) The Giant (2016) – Johannes Nyholm (90 dk)

“Filmin gerçek hayatta yaşanan bir masal gibi olmasını istedim. Bir yönetmen olarak, her şeyin mümkün olabildiğini, bir umut kırıntısının ya da büyü parıltısının hep ihtimal dahilinde olduğunu göstermek istedim!” Johannes Nyholm (Yönetmen)

Johannes Nyholm bu ilk uzun metrajında bizzat engelli çocuklarla olan çalışma deneyiminin yanı sıra 4 yaşında gördüğü bir rüyadan hareket ediyor ve kurduğu kendine has, sıcacık atmosferiyle parıldıyor! Ana karakterinin otistik ve deforme olmuş bir bedene sahip Rikard olmasıyla David Lynch’in The Elephant Man’ini hatırlatan film, yılın en akılda kalıcı ve gerçeküstücü hikayelerinden biri olmaya aday gözüküyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=MqJPv-6j-Kk

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6), 18 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 9), 25 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 7)

jatten-327616047-large

14) My Scientology Movie – John Dower (100 dk)

“En açıklanamayacak davranışların kolayca ilişki kurabileceğimiz insani dürtülerden çıktığını görüyorum. “Louis Theroux (Filmden)

Scientology tarikatının adını çoğu kişinin Tom Cruise’un üyesi olmasıyla beraber öğrenmeye başladığı bir gerçek. Tuhaf konuları deşmesiyle bilinen belgeselci Louis Theroux merkezi Los Angeles’ta olan, ünlü üyeleri ve gizliliğiyle nam salan Scientology tarikatının içyüzünü araştırmak için film çekerken, Scientology tarikatının da Theroux hakkında film çekmeye başladığı ortaya çıkıyor!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=s-9qUjE40wM

Gösterim Tarihleri: 19 Şubat “16.00” (Akasya Salon 6), 19 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 21 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8)

my_scientology_movie

15) The Love Witch (2016) – Anna Biller (120 dk)

“İlk bakışta o kadar aşikâr olmayabilir ama beni en çok etkileyen yönetmenler Jacques Démy ve Joseph Von Sternberg.” Anna Biller (Yönetmen)

Technicolor döneminin renkleriyle 60’lı ve 70’li yılların korku ve cinsel istismar filmlerinin görsel estetiğini kullanan Aşk Cadısı, baş döndürecek kadar güzel ve zehirli bir feminist iksirle, kadın ruhunun hayalperest dünyasına büyü yapıyor. Hızla bir kült klasiğe dönüşmek bu filmin kaderi!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=cD2T99T5kSs

Gösterim Tarihleri: 19 Şubat “16.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 24 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 9), 26 Şubat “16.00” (Kanyon Salon 8)

love_witch

16) David Lynch: The Art Life (2016) – Jon Nguyen (98 dk)

“Kamerayı görünce rol kesen tiplerden değil o. Anladım ki, tüm gününü sabahtan akşama kadar stüdyoda geçiren biri. Bu, çocukluğundan beri böyleymiş, stüdyoda hiç durmadan çalışırmış. Tüm hayatı bundan ibaret, o tam bir sanatçı. ” Jon Nguyen (Yönetmen)

Sinemanın bu nev-i şahsına münhasır kişiliğinin küçük karanlık anlarına tanıklık ettiğimiz David Lynch: Yaşam Sanatı onun çocukluğunu anlattığı, resim yaptığı, kısa filmlerini çektiği yıllara götürüyor seyirciyi. Jon Nguyen’in ustalıkla bir araya getirdiği arşiv görüntüleri Lynch’in muazzam hikâye anlatıcılığıyla birleşince, Lynch filmlerinden alışık olduğumuz tuhaf ve büyüleyici bir iç yolculuğun girdabına kapılıyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=BVgQ8yAdLbI

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 18 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 9), 18 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8), 20 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “16.00” (Akasya Salon 6)

david-lynch-the-art-life

17) Prevenge (2016) – Alice Lowe (88 dk)

“Hamile kadının güvenli, tatlı, iyi yürekli biri olduğu imgesini kıran bir şey yazmak istedim.” Alice Lowe (Yönetmen)

İngiltere’nin son dönem kült komedi oyuncularından Alice Lowe, üstelik sekiz aylık hamileyken, gebelik ve cinayet öykülerini bir araya getiren bu karanlık komediyi yazmış, yönetmiş, üstüne bir de başrolünde oynamış. Karanlık komedi ayarı tam tadında, yaşam ve ölüm arasındaki alana yeni ve alışılmadık bir perspektifle bakan sıradışı bir film.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=8bEPU_58akI

Gösterim Tarihleri: 23 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 8)

prevenge-movie-poster-700x525

18) Destruction Babies (2016) – Tetsuya Mariko (108 dk)

“Kendilerini feodal çağın samurayları gibi gören ya da Otomatik Portakal’ın Japon versiyonunu hayal eden gençlerin şiddetle ilişkisi”. Libération

Çoklukla Dövüş Kulübü ve Otomatik Portakal’la karşılaştırılan Yıkım Bebekleri, insan ruhunun karanlık köşelerine uzanan sert, sarsıcı ve düşündürücü bir yolculuk. Japon toplumuna dair keskin gözlemleriyle, güçlü oyunculuk performanslarıyla, şoke edici sahneleriyle heyecan uyandıran bir film.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=U-obik9VALI

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “16.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 3)

destruction-babies_poster_goldposter_com_5-jpeg0o_0l_400w_70q

19) The Darkest Universe (2016) – Tom Kingsley, Will Sharpe (90 dk)

“Hikâyelerle ilgili bir film; hepimizin ayakta kalmak için anlatmak zorunda olduğumuz hikâyelerle.” Will Sharpe (Yönetmen)

!f takipçileri, Will Sharpe ve Tom Kingsley’i ilk filmleri Kara Göl (2011, !f 2013) ile hatırlayacaktır. Duygusallıkla kara mizahın buluştuğu kendilerine has dünyalar kurmayı başaran ikili, bu kez sevmek ve kaybetmek üzerine tuhaf ve insanın içine işleyen bir filmle karşımızda. İçinde bilimkurgu, paralel evrenler, İngiliz su kanallarının karanlık geçitleri ve bol miktarda mizah da var.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=lCrHB9i5W5Y

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “11.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 19 Şubat “11.00” (Budak / CKM Büyük Salon)

the-darkest-universe-movie-poster

20) Below Her Mouth (2016) – April Mullen (92 dk)

“Bir kadının gözünden mahremiyeti, dürüstlüğü, şehveti, cinselliği, aşkı ve baştan çıkarıcı şeyleri samimi bir şekilde anlatmak istedik… Toplumsal cinsiyetimiz ne olursa olsun, hepimizi geri dönüşü olmayan yollara sokabilen şeyleri.” April Mullen (Yönetmen)

Yılın en cesur ve en seksi hikâyelerinden biri olan Dudağının Altında, Jasmine ve Dallas arasında aniden gelişen tutkulu aşkın, iki kadının da yaşamını kökten değiştirmesinin hikâyesi. Dudağının Altında, iki kadın birbirine tutkuyla bağlandığında neler olabileceğini yürekten ve büyük bir cesaretle anlatıyor. Tamamen kadınlardan oluşan bir ekiple hayata geçirilen film, arzunun derinliklerine iniyor ve fantezilerle gerçek dünya buluştuğunda neler yaşanacağını keşfe çıkıyor. Fragmanında karakterleri ve sinemasal doygunluğuyla hafiften bir Blue is the Warmest Color tadı verdiğini de ekleyelim.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=UlahbaaJqog

Gösterim Tarihleri: 23 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8), 25 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 3)

below-her-mouth-poster

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar
 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

15. !f İstanbul Film Festivali Değerlendirmesi

Bu sene 18 Şubat – 28 Şubat tarihleri arasında 15.si düzenlenen !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali yine sinefilleri mutlu edecek bir seçkiyle karşımızdaydı ve salonları doldurduk. Bu seçki içerisinde bulunan Love 3D ve The Assassin gibi başyapıtlar, Der Nachtmahr, Entertainment, Queen of Earth ve Turbo Kid / Kung Fury gibi harika keşifler festivalin film kalitesini oldukça yükselten tercihler oldu. Yine harıl harıl filmden filme koştuğumuz, aralarda sinefil arkadaşlarımızla keyifli sinema muhabbetleri döndürdüğümüz bir atmosfer içerisinde !f İstanbul’da bu yıl izlediğimiz 35 filmi kısa kısa değerlendirdik. Keyifli okumalar.

1) Love 3D: Gaspar Noe’nin “3 boyutlu porno” söylemlerine maruz kalan son aşırılığı Love, sadece aşkın ve seksin sineması değil, aynı zamanda şiiri, müziği, resmi ve dansı da olmayı başarabilen büyüleyici bir güzellik. Noe, önceki filmlerinden I Stand Alone’un dış ses anlatısını, Irreversible’ın sondan başa yapısını, Enter the Void’in atmosferini birleştiriyor, üzerine film afişlerinden oluşan bir tutam sinefillik serpiyor, muazzam soundtrack parçalarıyla sahne üzerinde müzik kullanımı dersi veriyor ve o son kare eşliğinde “3 boyutlu bir porno”da gözümüzden bir damla yaş süzülmesini sağlayacak kadar sarsıcı bir filme imza atıyor. 5/5

love02

2) Der Nachtmahr: İlk film olduğuna inanamayacağımız bir şaheser olan Der Nachtmahr’da görsel ve işitsel açıdan sürekli sinemasal saldırıya uğrarken haz duymak, açılıştaki uyarılarıyla, kırmızı tonlardaki renk skalasıyla ve trans etkili müzikleriyle yeni bir Gaspar Noe’nin gelişini müjdeler gibiydi: AKIZ. Büyüme filmi, yaratık filmi, korku filmi, dostluk filmi, gerilim filmi, her türlü okumaya açık büyük bir cevher Der Nachtmahr.  Saykodelik havasından çıktığınız an kamyon çarpmışa döneceksiniz! 5/5

nachtmahr_still_h_15

3) The Assassin: Hou Hsiao-Hsien’e Cannes’da “En İyi Yönetmen” ödülünü getiren The Assassin, aldığı ödülün hakkını sonuna kadar veren baştan sona bir yönetmenlik şaheseri. Minimalist sinemayla “wuxia” türünü kendine has bir soğukkanlılıkla ve şahane bir sinematografiyle harmanlayan Hsien, izleyicinin sabrını oldukça zorlayan ama kesinlikle sinemasal haz duyulan, geleneksel anlatıyı zerre umursamayan, çok kişisel, oldukça ağır,  görsellik ve yönetmenlikte tavan yapan bir anti-sinema örneğine imza atıyor. 4,5/5

the-assassin (1)

4)Listen to Me Marlon: Belgeselin anlatıcısının bizzat Marlon Brando’nun kendi ses kayıtları olması başlı başına bir harika. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından Brando’nun kişisel yaşamının derinliklerine indiğimiz bu yolculukta kendisi hakkında bilmediğimiz ya da daha önce fark etmediğimiz o kadar çok şey var ki. Brando’nun Hollywood sektörünün kuralları içindeki politik duruşuna, oyunculuğunun inceliklerine, filmografi seçimlerine, kariyerinin nasıl inşa edildiğine, içsel çalkantılarına, pişmanlıklarına, aile sorunlarına, şöhretinin getirdikleri ve götürdükleri üzerine bitmesini hiç istemeyeceğiniz bir portre. 2015’in en iyi belgeseli. 4,5/5

marlon

5) Entertainment: Gregg Turkington’un akıllardan çıkmayacak performansıyla ve tuhaf bir melankoliyle sarılı çok başarılı bir anti karakter çalışması.  İnsanları güldüremeyen bir komedyenin psikolojik katmanlarına anti-yol filmi şablonu üzerinden inerken bu kadar sahici bir “sinema duygusu” çıkarabilmek her yönetmenin harcı olmasa gerek. Sinir olmanın da aşık olmanın da mümkün olduğu filmlerden. 4/5

entertainment_0

6) Queen of Earth: Roman Polanski’nin Repulsion’u ve Ingmar Bergman’ın Persona’sını hatırlatan histerik bir iç dünya portresi. Elisabeth Moss’un olağanüstü performansıyla (bu yıl Oscar’a aday olan kadın oyuncuların hepsinden iyi!), görüntü yönetmeni Sean Pryce Williams’ın klostrofobik ve depresif atmosfer yaratma konusundaki başarasıyla hafızalara kazınan etkileyici bir psikolojik gerilim. 4/5

earth

7) Mon Roi: Maiwenn’in yeni filmi Mon Roi, arızalı ilişki filmlerinin en güzellerinden. Duygusal, komik, kalp kırıcı, sinir bozucu, tam bir duygu karmaşası. Cannes’da “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü alan Emmanuelle Bercot’un performansı ve enerjisi oldukça çılgın. Vincent Cassell’le birlikte tutan kimyaları gözünüzü kırpmadan izlemenizi sağlıyor. 4/5

mon roi1

8) Green Room: Jeremy Saulnier’in Blue Ruin’den sonra yine tekinsizliği ve gerilimi muazzam işleyen bir film. Dört kişilik bir punk rock grubunun müzik yapma serüvenini anlatır gibi başlayıp korku filmi görünümü altında esaslı bir Punk/Rock – Neo-Nazi arasında savaş filmine dönen çılgın bir tecrübe. Patrick Stewart’ın büyük bir soğukkanlılıkla canlandırdığı karakteri unutulmaz! 4/5

green room

9) Cobain: Montage of Heck: Bugüne kadar ailesinden onay alarak yapılan ilk Kurt Cobain belgeseli olan Montage of Heck, 2015’in en iyi belgesellerinden. Cobain’in yaşantısına dair daha önce görmediğimiz ses kayıtlarını, video görüntülerini, günlüğündeki notları, ailesinin, arkadaşlarının ve Courtney Love’ın röportajlarını son derece çarpıcı ve dinamik bir kurguyla kolajlayan, sadece animasyon sahneleriyle bile başlı başına bir film olabilecek potansiyele sahip kıymetli bir belge. 4/5

Kurt-Cobain-Montage-of-Heck (1)

10) Kung Fury: Turbo Kid’in öncesinde gösterilen Kung Fury, izlemeye doyum olmayacak 30 dakikalık bir kısa harikası. Atari bağımlıları ve trash film severler için adeta hazine. Ucuzluğundan bu kadar sinemasal zevk alacağımız yapımlara her daim aşığız! 4/5

kung fury

11) Just Jim: Submarine filminin başrolü olarak tanıdığımız genç oyuncu Craig Roberts’ın hem yönetip hem oynadığı Just Jim, örneklerini sıkça gördüğümüz ezik bir kaybedenin hikayesini öyle güzel, sinemasal, mizahi ve acımasız şekilde anlatıyor ki. Hikayesiyle Pier Paolo Pasolini’nin başyapıtı Teorema’nın bir Amerikan bağımsızı minyatürünü andırdığını bile söyleyebiliriz! 3,5/5

just jim film still

12) James White: Josh Mond’un yönetmenliğiyle benzerlerinden farkını hissettiren etkileyici bir karakter draması. Açılışından itibaren James White’ın yüzünden ayrılmayan kamera sıkışmışlık ve duygular konusunda etkileyici nüanslar yakalarken tatile çıktığında verilen genel plan ve deniz görüntüsüyle izleyiciye de bir “rahatlatma” yaşatması hafızalara kazındı.  Christopher Abbott ve Cynthia Nixon’un oyunculukları duyguyu izleyiciye geçirmede çok başarılı. 3,5/5

james white

13) Turbo Kid: 80’ler B filmi nostaljisine, kitsch estetiğe, elektronik müziklere, bol kana, şiddete ve kahkahaya doyuran Turbo Kid, içindeki çocuğu her zaman yaşatanlar için tuhaf duygular hissettiren, bitmesini hiç istemediğiniz bir geceyarısı eğlencesi. 3,5/5

turbo-kid

14) Men & Chicken: Anders Thomas Jensen’in 10 yıl aradan sonra gelen şok edici hikayesinin Kuzey’e özgü aykırı ve soğuk mizahla tuhaf kombini. Mads Mikkelsen mükemmel! 3,5/5

men-chicken

15) Tangerine: Sean Baker’ın sadece 3 İphone 5s ile bu kadar sinematografik, hareketli, akıcı, duygusal, kalp kırıcı ve kahkahaya boğan bir film çekmesi, hiç tanınmamış trans oyuncularından (Kitana Kiki Rodriguez ve Mya Taylor muazzam) maksimum performans alması takdire şayan. Birileri örnek almalı. Mesela Oscar ödüllü Spotlight’ın yönetmeni Tom McCarthy olabilir! 3,5/5

tangerine

16) Aaaaaah!: İnsanların konuşmayıp tuhaf sesler çıkararak maymunlar gibi yaşadığı bir dünya fikrini John Waters filmleri çılgınlığıyla buluşturan, aykırılığıyla Yorgos Lanthimos ve arkadaşlarının başlattığı Yeni Yunan Dalgası akımının izinden giden, oldukça tuhaf, sinir bozucu, cesur ve aşırı uçlarda gezinen deneysel bir çaba. 3/5

aaaah

17) Lisa, The Fox Fairy: Amelie ve The Brand New Testament gibi türdeşleri kadar iyi olmasa da en az onlar kadar sürükleyici, keyifli, rengarenk ve yer yer hüzünlü bir peri masalı. Macar filmi olması ve epizotlar arasına Japon bir pop şarkıcısının girip şarkılar söylemesi ilgi çekici. 3/5

lisa

18) The End of the Tour: Rolling Stone muhabiri David Lipsky ile 2008’de intihar eden yazar David Foster Wallace arasında 5 gün süren röportajın ve ilişkinin bol diyaloglu ve samimi öyküsü. Jesse Eisenberg her zamanki Eisenberg ama Jason Segel’in kariyerinin en iyi performansı. Me and Earl and the Dying Girl’in sonunda çalan Brian Eno parçası “The Big Ship” burada da ne güzel yakışmış öyle! 3/5

end of the tour

19) Der Bunker: Eğer Ulrich Seidl veya Yorgos Lanthimos gibi bu tarz konseptin gerçekten hakkını verebilecek yönetmenler tarafından çekilseydi Dogtooth ya da Im Keller gücünde bir film olabilme ihtimali çok yakın olabilirdi. Bu haliyle en fazla orta halli bir “ilginçlik” olabilmeyi başarıyor. 3/5

der bunker1

20) Tekerleme: Nereden baksak 30 yıl önce çekilen ama çoğu sinefilin hayatında ilk defa duyduğu Tekerleme’nin izini süren Burak Çevik’e ve filmi gösteren !f İstanbul’a hakiki bir “Keşif” getirdikleri için teşekkürler. 30 yıl öncesinin İstanbul’unu görüyor olmak nostaljik, başlarındaki 10 dakikadan fazla süren vapur sahnesi pek bir gereksiz ve filmle uyumsuz ama tekerlemeleriyle bol kahkaha attıran deneysel yapısı günümüz için kuşkusuz daha değerli. 3/5

tekerleme

21) Anomalisa: Charlie Kaufman’dan sade, dingin ve dokunaklı bir zihin egzersizi. Fakat Kaufman o çok sevdiğimiz eski tarzından uzaklaşmış. Daha çok animasyon usulü seks sahnesiyle dikkat çekiyor ya da kimilerine göre şok etkisi yaratıyor. Elbette tüm zamanların en iyi animasyonlarından Inside Out ile kıyaslanacak bir yapım değil. Kaufman filmografisinde gerilerde, orta karar bir film. 3/5

anomalisamovie

22) The Boy and the Beast: Festivalin geçen yılki Isao Takahata imzalı Japon animasyonu The Tale of the Princess Kaguya gücünde olmadığı için (zaten tarzları çok farklı) 2 saatlik süresini kaldırmakta zorlansa da, Japonların anime dünyası yaratımında zirve olduğunun bir başka kanıtı. Çok güçlü ya da önemli bir animasyon değil ama kalitesini ve emeğini her anında hissettirmede sıkıntısı yok. 3/5

the-boy-and-the-beast

23) Theory of Obscurity:  Herkesin görünür olmak istediği bir çağda anonim olmayı tercih eden, kim oldukları hakkında pek bilgi bulunmayan, sahneye Otomatik Portakal’ı hatırlatan maskelerle çıkan gizemli ve kült müzik grubu The Residents hakkında ilginç ve tuhaf şeyler öğreneceğimiz deneysel bir müzik biyografisi. 3/5

obscurity

24) Kill Your Friends: Kill Your Friends, esasında plak sektörüne dair baştan sona keyifle izlenen dinamik bir film. Fakat dördüncü duvarı yıktığı anlardaki kendinden emin “ben oldum” tavırları olmamışlıklarını daha çok açığa vuruyor. En büyük sorunu ise başroldeki Nicholas Hoult’un yanlış seçim olmasından dolayı çeşitli yerlerde karakterle ilgili inandırıcılık sorunları yaşaması. Müzik sektörünün American Psycho’su diye pazarlandı ama ne yazık ki değil. 2,5/5

killyour

25) Into the Forest: Filmin kurduğu apokaliptik dünya tasviri kısıtlı, hatta onlarca iyi örneğini gördüğümüz için bu düşük bütçeli tasvirinin yer yer komik kaçtığı bile söylenebilir ama iki kız kardeşin hayatta kalma mücadelesi kısmı dokunaklı. Ellen Page ve Evan Rachel Wood ikilisi filmi bir şekilde izlenir kılmayı başarıyor. 2,5/5

into the forest

26) I Smile Back: Sarah Silverman’ın güçlü performansı haricinde sıradan bir sorunlu, alkolik, uyuşturucu bağımlısı, kocasını aldatan, depresif, mutsuz ama iyi bir anne olmak için çaba sarf eden kadın portresi! 2,5/5

i smile back

27) He Named Me Malala: Nobel ödüllü 18 yaşındaki genç aktivist Malala Yusufzay’ın önemli hayat hikayesi hakkında ortalama bir belgesel. Ya da sevgili sinema yazarı dostum Tanju Baran’ın dediği gibi “Bir çocuktan aktivizmin David Beckham’ı nasıl yaratılır belgeseli olmuş, her pr çalışması gibi Victoria’sını gizliyor!” 2,5/5

malala

28) A Bigger Splash: Luca Guadagnino, kuşkusuz filmini çok güzel görüntülerle doldurmuş ama amaçsız sahne sayısı da bir o kadar fazla olmuş. Ralph Fiennes ve Tilda Swinton’un performansları tamam, Dakota Johnson da poz olarak gayet güzel kullanılmış ama Matthias Schoenaerts gibi yetenekli bir oyuncu resmen filmle ton uyuşmazlığı yaşamış.  Afişte gözümüze gözümüze sokulan yılanın ise arada birileri tarafından elle tutulup fırlatılmasından başka bir işlevi yok! 2/5

a bigger splash1

29) El Apostata: Din eleştirisi görünümünde yetişkin bir adamın bunalımlı, komik, duygusal, salaş ve çıplak yaşamından naif kesitler bütünü. Filmle ilgili “Bunuel” benzetmeli yorum gördüğünüz zaman kaçın. Bunuel bu değil! 🙂 2/5

El-apostata

30)Yakuza Apocalypse: Festivalin geçen yıl Sion Sono’nun Tokyo Tribe’i ile üst seviyede yaşattığı geceyarısı çılgınlığından sonra epey hayal kırıklığı. Aşırılıkları ve çılgınlıkları her zaman severiz, hele ki geceyarısı kafasıysa ama Takashi Miike’nin bir yerden sonra adeta zıvanadan çıkardığı bu yakuza vampir filmi kırmasının pek fazla kaale alınacak bir yanı yok. Dövüşen uzaylı dev kurbağa ne Takashi! 2/5

yakuzaaaa

31) The Diary of a Teenage Girl: Atanamamış Todd Solondz filmi. Adı “Bir Genç Kızın Seks Günlüğü” de olabilirmiş! 2/5

teenage girl1

32) Nasty Baby: Ton uyuşmazlığı diyip geçelim. İkinci yarıdaki malum olaydan sonra olanları suratımızı ekşitip “Coenler misiniz siz mübarek? Ama gülmedim!” diyerek izledik. 2/5

Nasty-Baby-trailer

33) Black Horse Memories:  “Türkçe konuş” diye bağıran komutan klişesini daha kaç Kürt filminde göreceğiz? Bir de sinema salonunda izlememize rağmen görüntü niye 360p izler gibi piksel pikseldi? Berrak Tüzünataç ve Vildan Atasever’e rağmen 1,5/5

black-horse-memories1-kopya-1024x577

34) Wakhan Front: Film için “deliliğin sınırlarında gezinen” demişler. Biz bir delilik göremedik. “Savaşa halüsanitif bir bakış” demişler. Bir halüsinatif bakış göremedik. “Bildiğiniz savaş filmlerinden değil” demişler. Yaaani, belki ama bu haliyle de pek bir şeye benzediği söylenemez! 1,5/5

wakhan front

35) Mustang: 2015’in en büyük illüzyonu. En akıl almaz lobi faaliyeti. Dünyanın İran Sineması’na “Vah vah, tüh tüh, yazık” bakış açısının Türkiye’ye uyarlanmış versiyonu. Yalnız ortada ciddi bir sorun var. O da ülkesine bu kadar “Fransız!” bir yönetmen. Ve bir başka gerçek Fransız senarist! Türkiye’de gerçekten yaşanan sıkıntılı meseleleri ne şekilde yaşandığını bilmeden, ülkenin kültürüne hakim olmadan, “ben bir masal anlatıyorum, dilediğim gibi at koşturabilirim” kafasında Mahsun Kırmızıgül filmleri gibi bir potaya doldurup “İşte Türkiye gerçekleri!” diye tüm dünyaya sunarak buna Türkiye insanı haricinde herkesi inandırmak! Üstelik bu yıl Son of Saul gibi bir şaheser olmasa neredeyse Oscar ödülünü kazanacak olmak! Ne diyelim, şeytanın aklına gelmez. Belki de alkışlamak lazım. Ya da dolabın içine “DirenGezi” etiketi iliştirmek en iyisi. 1/5

mustangmovie

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

15. !f İstanbul Film Festivali’nde Görülmesi Gereken 20 Film

18 Şubat – 28 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da “Cinemaximum Fitaş”, “Cinemaximum Budak”, “Cinemaximum Kanyon” ve “Cinemaximum Nişantaşı City’s” sinemalarında bu yıl 15.si gerçekleşecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 2016 yılındaki seçkisine çok güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartmaya devam ediyor. Bu yıl 40 ülkeden 112 filmin gösterileceği !f İstanbul’da “Keş!f”, “Galalar”, “!f music”, “Aşk & Başka Bi’ Dünya”, “Gökkuşağı”, “Sanat Hayat İçindir!”, “Ev”, “Başka Haller”, “Karanlık & Köşeli”, “!f Kült”, “!f Özel Gösterimler”, “David Bowie” ve “Türkiye’den Kısalar” bölümleri bulunmakta.

!f İstanbul’a gitmek isteyenler için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gerektiğine inandığım 20 film” listesi oluşturdum. İyi okumalar ve festivalde iyi seyirler!

Kapak_165x225mm copy copy

1) Love 3D (2015) – Gaspar Noe (135 dk)

“Hayattaki en büyük hayalim ne biliyor musun? Cinselliğin duygusallığını tüm gerçekliğiyle anlatan bir film yapmak.” Murphy (Filmden)

Günümüzün en aykırı, sansasyonel ve yapıbozumcu yönetmenlerinin başında gelen Gaspar Noe’nin son filmine kayıtsız kalmak mümkün mü? Erotiğin sınırlarını aşan 3 boyutlu porno film olarak görülen Love’da Noe, I Stand Alone’un dış ses anlatısını, Irreversible’ın sondan başa yapısını,  Enter the Void’in atmosferini birleştiriyor, üzerine de bir tutam sinefillik serperek ortaya aşkın ve seksin sinemasını, şiirini, müziğini, resmini, dansını çıkarıyor. Sınırlarınızı zorlamaya hazır olun!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=W9-PSOcWdkg

Gösterim Tarihleri: 22 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 23 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 23 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3)

Love2015

2) The Assassin (2015) – Hou Hsiao Hsien (105 dk)

“-Bu yüzden onu öldürmemeye karar verdim. -Kılıcın yolu merhametsizdir.” (Filmden)

Hou Hsiao-Hsien’e Cannes’da “En İyi Yönetmen” ödülünü getiren The Assassin, aldığı ödülün hakkını sonuna kadar veren baştan sona bir yönetmenlik şaheseri. Minimalist sinemayla “wuxia” türünü kendine has bir soğukkanlılıkla ve şahane bir sinematografiyle harmanlayan Hsien, izleyicinin sabrını oldukça zorlayacak ama kesinlikle sinemasal haz duyulacak bir filme imza atıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=CKFtNsQ78oI

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 20 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 22 Şubat “21.30” (Cinemaximum Budak / CKM Salon 2), 26 Şubat “21.30” (Beyoğlu Fitaş Salon 4), 28 Şubat “16.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9)

Assassin (1)

3) Green Room (2015) – Jeremy Saulnier (94 dk)

“Senaryoyu yazarken aklımda River’s Edge ve Straw Dogs’un yanı sıra Apocalypse Now gibi savaş filmleri vardı ama korku sineması hiç yoktu.” Jeremy Saulnier (Yönetmen)

2013’te yönettiği Blue Ruin ile korku/gerilim türüne farklı bir soluk getiren Jeremy Saulnier’in son filmi Green Room, Toronto Film Festivali’nin “Midnight Madness” bölümünde gösterildiğinden beri aldığı ilginç yorumlar devam ediyor. Yönetmeninin “Aklımda korku filmi yoktu ama Apocalypse Now, Straw Dogs” vardı demesi ya da Slash Film’in “”Evet, bu istediğinizi hiç bilmediğiniz Punk Rockçılar vs. Neo-Naziler filmi!” demesi yeterince merakımızı cezbedici.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=c5vkw50btK0

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 21 Şubat “16.00” (Cinemaximum Budak / CKM Salon 2), 24 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 27 Şubat “23.59” (Beyoğlu Fitaş Salon 4)

greenroom

4) Yakuza Apocalypse (2015) – Takashi Miike (115 dk)

“Şiddet ve aşk, aslında aynı şeyin iki farklı yüzü.” Takashi Miike (Yönetmen)

!f İstanbul’un “Geceyarısı Çılgınlığı” filmleri kuşkusuz bir başkadır, hele ki yönetmeni Takashi Miike ise! Aksiyonun ve kanın hiç durmadığı bir “yakuza vampir filmi” olarak adlandırılan film, bu yıl festivalde hiç Sion Sono filmi olmamasının boşluğunu dolduracak gibi gözüküyor. Geçen yıl Tokyo Tribe’dan aldığımız hazzı bu yıl Yakuza Apocalypse’in yaşatacağını düşünüyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=ZRgmTg6nbA0

Gösterim Tarihleri: 19 Şubat “23.59” (Beyoğlu Fitaş Salon 4), 21 Şubat “19.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9)

yakuzaapcalypseposter

5) Innocence of Memories / Masumiyet Müzesi (2015) – Grant Gee (90 dk)

“İnsanlar ve eşyalar bir araya geldiğinde her zaman anlatılacak bir hikâye de olur.” (Filmden)

Grant Gee’nin, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’nden etkilenerek belgesel ve kurmacanın sınırları arasında dolaşan filminin şiir gibi katmanlı olduğu söyleniyor. Baş karakterleri İstanbul şehri, Masumiyet Müzesi ve Orhan Pamuk olan bir hikâye örgüsü içerisinde romanla müze, yazarla şehir, gerçekle kurmaca arasındaki ilişkiler sorgulanırken röportaj, arşiv görüntüleri, müzik, animasyon ve seslendirme gibi farklı yollar kullanılıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=_gD8Xxtv9j0

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “21.30” (Cinemaximum Budak / CKM Salon 2), 20 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 27 Şubat “13.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9)

Innocence-of-Memories_poster_goldposter_com_1-800x600

6) Mon Roi (2015) – Maiwenn (124 dk)

“Tony: “Pisliğin teki değilsin, değil mi? ” Georgio: “Tabii ki hayır, pisliklerin kralıyım ben. Önde gideniyim onların.” (Filmden)

Geçen yıl Cannes’da yarışan filmlerin çoğunu ülkemizde festival kapsamında izlemiş olmamıza rağmen “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüyle ayrılan Mon Roi, bir türlü izleyemediğimiz filmlerdendi. Polisse filminin yönetmeni Maiwenn’in son filmi olan Mon Roi, Emmanuelle Bercot ve Vincent Cassel arasında her duygunun aşırı uçlarda yaşandığı bir aşk filmi olarak ilgiyi hak ediyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=gXhTQX8x-iM

Gösterim Tarihleri: 19 Şubat “21.30” (Beyoğlu Fitaş Salon 4), 20 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “21.30” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9)

mon-roi-poster

7) A Bigger Splash (2015) – Luca Guadagnino (120 dk)

”- Harry, bu bir mezar işte. – Avrupa’nın kendisi bir mezar zaten.” (Filmden)

Jacques Deray’ın 1969 yapımı kült filmi La Piscine’in yeniden uyarlaması olan A Bigger Splash, Ralph Fieenes, Tilda Swinton, Matthias Schoenaerts ve Dakota Johnson’lu kadrosuyla dikkat çekiyor. Tuhaf bir erotik gerilim olduğu her halinden belli olan filmi Melissa P. ile epey eleştirilen, I am Love ile çok sevilen İtalyan yönetmen Luca Guadagnino yönetiyor. A Bigger Splash, oldukça karışık eleştiriler aldı.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=akAvbD8uc8g

Gösterim Tarihleri: 21 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 21 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 23 Şubat “21.30” (Beyoğlu Fitaş Salon 4), 25 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 27 Şubat “16.00” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon)

a bigger splash

8) The Invitation (2015) – Karyn Kusama (90 dk)

“Bu filmin en ilginç tarafı, insanlık anlayışlarından acıyı çıkarmaya çalışan, bu sayede de insanlığı tamamen rafa kaldıran insanlarla ilgili olması.” Karyn Kusama (Yönetmen)

Girlfight, Aeon Flux, Jennifer’s Body filmlerinin yönetmeni Karyn Kusama’nın son filmi The Invitation’un bugüne kadarki en ilginç ve en iyi filmi olduğunu söyleniyor. Bir evin içinde toplanan kalabalık bir arkadaş grubu gibi klişe bir metinden oldukça farklı ve kayda değer bir korku/gerilim filmi olduğu söylenen The Invitation bu yılın gizli keşiflerinden olabilir.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=nEyjQs7LXsU

Gösterim Tarihleri: 26 Şubat “11.00” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon), 28 Şubat “11.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9)

THE_INVITATION_Poster-Final-691x1024

9) Queen of Earth (2015) – Alex Ross Perry (90 dk)

“Sen depresyonun var olma nedenisin.” (Filmden)

Roman Polanski’nin Repulsion’u ve Ingmar Bergman’ın Persona’sından esintiler taşıyan Queen of Earth, Alex Ross Perry filmografisinin en iyisi. Son derece kasvetli ve tedirgin edici bir atmosfere sahip olan film Mad Men’den tanıdığımız Elisabeth Moss’un ne kadar güçlü bir oyuncu olduğunu gözler önüne seriyor. Geçen yılın gizli cevherlerinden.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=lzPgN8eEI-c

Gösterim Tarihleri: 21 Şubat “13.00” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon), 28 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 7)

queen_of_earth_ver2_xlg

10) Demolition (2015) – Jean Marc Vallee (100 dk)

“Evrak çantası taşıyan insanlardan birisi olabileceğimi hiç düşünmemiştim. Bana hep okula sefer tası götürülmesini hatırlatır.” (Filmden)

C.R.A.Z.Y, Cafe de Flore, Dallas Buyers Club ve Wild filmleriyle kendine has bir hayran kitlesi olan yönetmen Jean Marc-Vallee’nin son filmi Demolition, yönetmenin tarzını sevenleri ve Jake Gyllenhaal hayranı olanları tatmin edecek bir filme benziyor. Festivalin bu yılki kapanış filmi olmasıyla ayrıca ilgiye değer.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=eTJ1qS7KOm4

Gösterim Tarihleri: 27 Şubat “21.30” (Beyoğlu Fitaş Salon 4), 27 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 27 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 27 Şubat “21.30” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon, 27 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 28 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7)

DEM_9502.psd

11) Turbo Kid (2015) – François Simard, Anouk Whissell, Yoann-Karl Whissell (90 dk) + Kung Fury (2015) – David Sandberg (30 dk)

“Çılgın… son on yılda yapılmış başka hiçbir filme benzemiyor.” – SLASHFILM

Kıyamet sonrası bir 1997 yılında geçen Turbo Kid, 80’ler aksiyon-macera filmlerine nostaljik bir yaklaşımla saygı duruşunda bulunan retro-fütürist bir yapım. Kitsch estetiği ve elektronik müzikleriyle öne çıkan yapım bu yılın geceyarısı filmleri içerisinde kaçırılmaması gereken bir seyir deneyimi. Öncesinde gösterilecek olan 30 dk’lık Kung Fury ise 80’ler klişeleriyle, videokaset kültürüyle ve birçok başka şeyle çılgınca dalgasını geçen, şimdiden kült olmuş bir kısa film. Festivalin nimetlerinden.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=HxyH-adavb8 https://www.youtube.com/watch?v=72RqpItxd8M

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “16.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 20 Şubat “23.59” (Beyoğlu Fitaş Salon 4), 21 Şubat “21.30” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon)

turbo kid

12) Entertainment (2015) – Rick Alverson (103 dk)

“-Birisi buraya gelene kadar seninle dışarı gelip arabanda oturabilir miyim? -Burada kalman daha iyi, burası daha sıcak ve güvenli.” (Filmden)

Rick Alverson’un Locarno Film Festivali’nden ödülle dönen son filmi Entertainment’in son yılların en tuhaf ve melankolik filmlerinden. İzleyiciyi güldüremeyen bir komedyenin yalnızlığı içerisinde çıktığı benzersiz bir anti yol filmi. Başrol oyuncusunun ve bazı görsellerinin akla Hokkabaz ve Tuna Orhan’ı getirmesi ise ayrı bir tuhaflık!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=laCKBx6dmW8

Gösterim Tarihleri: 19 Şubat “19.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 23 Şubat “21.30” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon), 25 Şubat “11.00” (Beyoğlu Fitaş Salon 4), 28 Şubat “13.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9)

entertainment-movie-poster1

13) Listen to Me Marlon (2015) – Stevan Riley (102 dk)

“Oyunculuk hayatta kalmaktır.” (Filmden)

Steven Riley’nin sinema tarihinin efsane oyuncularından Marlon Brando’nun gerçek ses kayıtları ve arşiv görüntüleri üzerinden ilerleyen belgeseli Listen to Me Marlon, eşsiz bir iç dünya portresi sunuyor. Marlon Brando’nun yaşamı, oyunculuğu, ailesiyle ilişkileri ve oynadığı filmlere dair bilinmeyen birçok şey etkisinden çıkamayacağımız bir şekilde gözler önüne seriliyor. Sinefillerin kesinlikle kaçırmaması gereken deneyimlerden.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=JgoFFzy0z8k

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “16.00” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon), 22 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 28 Şubat “19.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9)

listen_to_me_marlon_poster

14) Men & Chicken (2015) – Anders Thomas Jensen (104 dk)

“Burada çok fazla hayvan var. Korkmayın.” (Filmden)

Danimarka sinemasının en tuhaf yönetmenlerinden Anders Thomas Jensen’in yeni tuhaflığı Men &Chicken, yılın en akıl almaz, sıradışı ve grotesk filmlerinden birisi. Özellikle Oscar ödüllü kısası Election Night ve en iyi filmi Adam’s Apples ile bilinen Jensen sineması hala keşfetmeyenler için bir hazine. Günümüzün en popüler aktörlerinden Mads Mikkelsen’in büründüğü tuhaf karakter ayrı bir ilgi çekici.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Ag1miLsTpeQ

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “19.00” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon), 22 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 3), 26 Şubat “11.00” (Beyoğlu Fitaş Salon 4)

men-and-chicken.36041

15) Der Bunker (2015) – Nikias Chryssos (85 dk)

“Başarı ödüllendirilir. Çocuğu besle!” (Filmden)

Nikias Chryssos’un eğitimle ilgili derin bir hiciv taşıyan bu ilk uzun metrajlı filmi, tuhaflıkları aklın sınırlarını zorlayan bir aile ekseninde gelişen absürt ve gerilim yüklü bir kara komedi. “Amerikan başkanı olmasını hayal ettikleri sekiz yaşındaki oğullarını okula göndermeyen Alman anne-baba” gibi ilginç bir fikri olan filmin akıllara Bad Boy Bubby’i getirdiği bir gerçek. “Ben keşifim!” diye bağırıyor adeta.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=tgSKuxvNifs

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “16.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 28 Şubat “11.00” (Nişantaşı City’s Salon 3)

DER BUNKER

16) The Wolfpack (2015) – Crystal Moselle (84 dk)

“Kafamızın içinde, istediğimiz her yere gidebiliriz.” Crystal Moselle (Yönetmen)

Sundance Film Festivali’nde “Jüri Büyük Ödülü”nü kazanan belgesel The Wolfpack, Crystal Moselle’in ağızları açıkta bırakan ilk filmi. Evlerinden dışarıya hiç adım atmadan, dünyadan izole bir şekilde yaşayan 6 erkek kardeşin, bütün eğitimlerini evde izledikleri filmlerden aldıkları tuhaf bir dünya. Tam sinefil işi. Kaçmaz!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=rDbqcMfUdlI

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “13.00” (Beyoğlu Fitaş Salon 4), 22 Şubat “19.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 24 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 3), 28 Şubat “19.00” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon)

the-wolfpack-poster

17) Anomalisa (2015) – Duke Johnson, Charlie Kaufman – (90 dk)

Michael: “Bence sen olağanüstü birisin.” Lisa: “Niye?” Michael: “Henüz bilmiyorum, ama öyle olduğuna eminim.” (Filmden)

Geçen yılın en çok konuşulan ve ödül sezonunda en başarılı animasyonu kuşkusuz Inside Out’tu. Ondan daha çok konuşulan ama ödül sezonunda Inside Out’un önüne bir türlü geçemeyen ikinci en başarılı animasyon ise Anomalisa’ydı. Charlie Kaufman’ın zeki ve yaratıcı dünyasını sevenlerin bayılacağı bir yetişkin animasyonu olan Anomalisa’nın Venedik Film Festivali’nden “Grand Prix” ödüllü olduğunu hatırlatalım.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=DT6QJaS2a-U

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “21.30” (Beyoğlu Fitaş Salon 4), 19 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 19 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 21 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 25 Şubat “21.30” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon)

anomalisa-poster

18) Cobain: Montage of Heck (2015) – Brett Morgen (132 dk)

“Birçok şeye müteşekkirim: aileme, çocuğuma. Umarım çok huzurlu olup, sıkıcı ve sıradan olmam.” (Filmden)

Ailesinden onaylı ilk Kurt Cobain belgeseli olan Cobain: Montage of Heck şimdiden tüm zamanların en yaratıcı ve en samimi rock belgesellerinden biri olarak anılmaya başladı bile. En iyi belgesel dalında adyalıklarının yanında en az o kadar “en iyi kurgu” adaylığı da bulunan bir belgeseli kaçırmak olmaz. Hele ki Kurt Cobain sevenler için!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=V0gotrqhyKU

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 3), 24 Şubat “16.00” (Beyoğlu Fitaş Salon 4)

kurt-cobain-montage-of-heck

19- Kill Your Friends (2015) – Owen Harris (103 dk)

“Ayaklarınızın altında köpek balıklarının yüzdüğünü görebilirsiniz. Bunlar sizin iş arkadaşlarınız.” (Filmden)

Owen Harris’in ilk filmi olan Kill Your Friends’in Mad Max: Fury Road ile şöyle bir bağı var. Mad Max ile iyice ünlenen yıldız Nicholas Hoult başrolde oynuyor ve Mad Max’in çılgın müziklerini yapan Junkie XL yine iş başında! John Niven’ın aynı adlı çok satan romanından kendisinin senaryoya uyarladığı bu kara komedi, türün hakkını vererek izleyiciyi kahkahalara boğarken bir yandan da güldüğüne utandırmayı başarıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=UD5SqZ8TrLc

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 19 Şubat “21.30” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon), 24 Şubat “19.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 25 Şubat “21.30” (Beyoğlu Fitaş Salon 4), 28 Şubat “21.30” (Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon)

kill your friends

20- DAVID BOWIE – The Man Who Fell to Earth (1976) – Nicolas Roeg (139 dk)  / The Hunger (1983) – Tony Scott (97 dk)

“Tamam bir bilim insanı değilim ama biliyorum ki her şey sonsuzlukla başlar ve onunla sona erer.” (The Man Who Fell to Earth)

“Geri geleceksin. Açlık seni tükettiğinde. Sonra onu doyurmak ve sana onun nasıl doyurulduğunu göstermek durumundayım.” (The Hunger)

The Man Who Fell to Earth: David Bowie’nin sinemadaki ilk başrolünde, Nicolas Roeg’in bu bilimkurgu başyapıtı kırk yıl sonra hâlâ capcanlı ve kafa açıcı! Androjen görünümü ve turuncu saçlarıyla dünyada yolunu kaybeden bir uzaylıyı oynayan David Bowie bu ilk sinema filminde, Nicolas Roeg’in biçimsel dehası eşliğinde, 70’ler dünyasındaki yabancılaşmayı unutulmaz bir deneyime dönüştürmeyi başarıyor.

The Hunger: Görsel olarak en muhteşem vampir filmlerinden biri sayılan, zamanında değeri bilinmemiş kült korku filmi The Hunger, stilize, atmosferik ve bugünün standartlarında bile oldukça seksi ve melankolik –hatta referansları düşünülünce sinefil– bir vampir filmi. David Bowie’nin gençliğini kaybetmeye başlayan bedeniyle ortaya koyduğu yıllanmış performansı, filme ruhunu ve kalbini veriyor.

The Man Who Fell to Earth Fragman: https://www.youtube.com/watch?v=KUtJ5FnwfCk

The Hunger Fragman: https://www.youtube.com/watch?v=7a6YFwC2zKA

Gösterim Tarihi (The Man Who Fell to Earth): 21 Şubat “19.00” (Beyoğlu Fitaş Salon 4)

Gösterim Tarihi (The Hunger): 26 Şubat “23.59” (Beyoğlu Fitaş Salon 4)

the-man-who-fell-to-earth

BowieHung2

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

14. !f İstanbul Film Festivali Değerlendirmesi

Bu sene 12 Şubat – 22 Şubat tarihleri arasında 14.sü düzenlenen !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali yine sinefilleri mutlu edecek bir seçkiyle karşımızdaydı ve salonları doldurduk. Bu seçki içerisinde bulunan Birdman ve Risttuules gibi başyapıtlar, Tokyo Tribe, The Forbidden Room ve Plemya gibi sinema harikaları festivalin film kalitesini oldukça yükselten tercihler oldu. Bu 5 film içinden The Forbidden Room’un yönetmeni, çok sevdiğimiz Guy Maddin ve henüz ilk filmiyle Risttuules gibi bir başyapıta imza atan Martti Helde’yi festivalde görmek güzeldi. Yine harıl harıl filmden filme koştuğumuz, aralarda sinefil arkadaşlarımızla keyifli sinema muhabbetleri döndürdüğümüz bir atmosfer içerisinde !f İstanbul’da izlediğim 21 filmi kısa kısa değerlendirdim. Keyifli okumalar.

ifistanbul5

1) Birdman: Alejandro Gonzalez Inarritu’nun son harikası olan Birdman, Emmanuel Lubezki’nin akıl almaz başarıdaki görüntü yönetimi, enfes tek plan sekansları, bu tek planların harika bir kurgu eşliğinde sanki 120 dakika boyunca tek bir plandan oluşuyormuş gibi bağlanışı, Antonio Sanchez’in adeta trans etkisi yaratıp filme güç katan müzikleri, Inarritu’nun her bir kareye aşırı hakim yönetmenliği, Michael Keaton, Edward Norton ve Emma Stone’un güçlü oyunculukları ve çeşitli filmlere ya da karakterlere sürekli göndermeler yapan yapısıyla hem festivalin hem de 2014’ün en iyi filmi. (5 / 5)

birdman-banner

2) Risttuules: Martti Helde’nin dört yılda çektiği ilk filmi Risttuules, 2. Dünya Savaşını merkezine alarak bir kadının mektupları üzerinden dış ses anlatımıyla ilerliyor, bunu oyuncuların sanki bir müzedeymiş gibi dondurulduğu, uzun tek plan sekanslarla birleştiriyordu. Zaman kavramını dondurarak, yaşanılan tüm acıların her bir anına dahil olmamızı sağlıyor, 2. Dünya savaşını daha önce görmediğimiz bir anlatım diliyle son derece sinemasal ve hafızalardan çıkmayacak biçimde anlatmayı başarıyordu. (5 / 5)

risttuules_banner_693x244

3) Tokyo Tribe: Aykırı yönetmen Sion Sono’nun Tokyo Tribe’i son yılların, belki de sinema tarihinin en aykırı müzikallerinden birine imza atıyor, görsel ve işitsel her türlü aşırılıkları, manga kültürünü, yakuza filmi yapısını, koreografik dövüş sahnelerini ve hip-hop müziğini birleştirerek eşsiz bir deneyime imza atıyordu. Moulin Rouge’dan bu yana çekilmiş en etkili müzikal olabilir. (4.5 / 5)

this-tokyo-tribe-2014_51221423555498

4) The Forbidden Room: Kanada sinemasının en aykırı ve auteur yönetmenlerinden Guy Maddin, yine kendine has büyüleyici, eşsiz, gerçeküstücü sinema dünyasında seyirciyi halüsinatif bir yolculuğa çıkarırken, finale doğru katmanlı kurgusuyla derinleşen tarifsiz bir dışavurumcu sinema örneğine imza atıyor. Mathieu Amalric, Charlotte Rampling, Udo Kier gibi oyuncuları görmek de cabası. (4.5 / 5)

forbidden room

5) Plemya: Myroslav Slaboshpytskiy’in ilk filmi olan Plemya, 130 dakika boyunca tamamen hiçbir diyalogun olmadığı, işitme engelli dilinde olup altyazının olmadığı ve müziğin kullanılmadığı bir anlatım diliyle sinema olarak çok farklı bir etki yaratıyor, bu etkiyi oldukça soğuk, şok edici ve sert yapısıyla birleştirerek unutulmaz bir deneye dönüşüyordu. (4.5 / 5)

plemya1

6) What We Do in the Shadows: Vampir komedisi şablonunu mockumentary tarzıyla birleştiren bu Yeni Zelanda yapımı film tam bir kahkaha tufanı, garip bir şekilde de hüzünlü. Son derece zekice, eğlenceli ve filmlere bol referans içeren bir yapısı var. Üstelik bir noktadan sonra işin içine kurtadamlar ve zombiler de dahil oluyor. Daha ne olsun? Son yılların belki de en iyi komedisi. (4.5 / 5)

what-we-do-in-the-shadowsPZszIDqOvjL0X6Gy1QK8

7) The Tale of the Princess Kaguya: Animasyon türünün usta yönetmenlerinden Isao Takahata’nın yönettiği Prenses Kaguya Masalı, karakterin ruh haline göre değişen muazzam çizimleri, masal tadındaki büyüme hikayesi, kulağımıza kazınan harika müzikleriyle yılın en iyi animasyonu. Final sekansı adeta sinemasal bir şok, şiirsel ve büyüleyici bir yorum. (4 / 5)

kaguya-620x350

8) Starry Eyes: Kevin Kolsch ve Dennis Widmer ikilisinin yönettiği Starry Eyes, David Cronenberg’in eski dönemindeki body-horror filmlerinin yapısıyla, Maps to the Stars’taki Hollywood eleştirisini birleştiriyor ve üzerine biraz da David Lynch filmlerinin tuhaf sosunu serpiyor. Kesinlikle deneyimlenmesi gereken bir bileşim olarak hafızalara kazınıyor. (3.5 / 5)

starry-eyes-twitter-banner-2014

9) Rosewater: Jon Stewart’ın ilk filmi olan Rosewater, 2009’da Ahmedinejad – Musavi arasında geçen hileli ve tartışmalı seçimi odak noktasına alarak İran asıllı BBC muhabiri Maziar Bahari’nin 188 günlük hapis ve işkence dönemini etkileyici bir biyografik hikaye formatında anlatıyordu. Dikta rejiminin aslında ne kadar korkak olduğunu gözler önüne seren film, hafızalara kazınan diyaloglarıyla, Leonard Cohen parçasının çaldığı hücredeki dans sahnesiyle ve Haluk Bilginer’in başarılı performansıyla hafızalara kazındı. (3.5 / 5)

hero_Rosewater-2014-1

10) The One I Love: Charlie McDowell’ın ilk filmi olan The One I Love, bilimkurgu soslu romantik komedi yapısını bir nevi evlilik terapisi üzerine inşa ederken hızını alamayıp bir de “doppelganger” teması ekliyor. Belirli süprizler üzerine giderken bir noktadan sonra hamleleri belirgenleşen film, tahmin edilebilir bir finalle sonlansa da ilgiye değer bir iş. (3.5 / 5)

The-One-I-love-3

11) Goodnight Mommy: Festivalin sürpriz filmi olan Goodnight Mommy, harika bir gerilim atmosferi tasarlayıp akılda kalıcı sahneler barındırmasına rağmen sanatsal bir korku filmi tavrını Christopher Nolanvari bir finalle sona erdiriyordu. Finaldeki sürprizini filmin başlarında ve ortalarında açıkça belli etmesi ise etkisini biraz yitirmesine sebep oldu. (3 / 5)

goodnight-mommy

12) A Girl Walks Home Alone at Night: Ana Lily Amirpour imzalı, İran’ın ilk vampir filmi olarak lanse edilen Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, siyah-beyaz sinematografisi, karakterin tipolojisine dayalı James Dean göndermesi, kedi metaforu gibi özellikleriyle öne çıksa da soundtrack parçalarına çok fazla güvenip bel bağlıyor ve buna bağlı olarak akılda kalıcı bir hikaye örgüsü oluşturmakta sıkıntılar yaşıyordu. (3 / 5)

Girl-Walks-Home-At-Night-Banner-940x427

13) Norviyia: Yiannis Veslemes’in ilk filmi olan Norviyia, vampir filmi konseptini aykırı Yunan filmleri ekolüne transfer ediyor ama Yunan sinemasının son örnekleri gibi etkileyici ve akılda kalıcı olmaktan uzak bir anlatı tercih ediyor. 70 dakikalık film ilk 50 dakikasında o kadar kendini bilmez, dağınık davranıyor ki son 20 dakikadaki muhteşem Bram Stoker – Adolf Hitler göndermeleri anca birazcık gönül alabiliyor. (2.5 / 5)

norviyia-1354-2

14) Big Eyes: Bir hayal kırıklığı filmden diğerine koşan yönetmen Tim Burton’un son filmi Big Eyes,  aslında oldukça vahşi, utanç verici, acımasız bir hırsızlık hikayesini kendi rengarenk atmosferinde eğlenceli ve fazla soft anlatıyordu. Son zamanların en kötü mahkeme sahnesine sahip oluşu ve Christoph Waltz’ın yeni bir Johnny Depp yaratma çabası güden  aşırı abartı ve itici performansı da cabası. (2.5 / 5)

Big-Eyes-2014-Movie-Poster-HD-Wallpaper

15) God Help the Girl: Müzisyen Stuart Murdoch’un ilk yönetmenliği olan God Help the Girl, tatlı, keyifli dediğimiz müzikallerden fakat işin keyifli kısmı, filmin hafif yapısına fazla gelen 112 dakikalık süresiyle yer yer aksıyor. Birkaç keyifli parça, marjinal tipler, en çok da Emily Browning kalıyor akılda (2.5 / 5)

godhelp

16) Nar Dyrenne Drommer: Jonas Alexander Anrby’nin ilk filmi olan Hayvan Düşü, meselesini tıpkı Cannes’ın “Belirli Bir Bakış” bölümünün adı gibi kurt adam / kadın olmaya dair farklı bir bakış atıp çekilerek sunuyor. Sinematografik olarak yeterli, kurt kadın yorumu bir nebze ilgi çekici fakat derinlikten uzak. (2.5 / 5)

nardyrenne

17) Toz Ruhu: Nesimi Yetik’in ilk filmi olan Toz Ruhu, Tansu Biçer üzerinden güçlü bir karakter yaratabilme başarısını gösterse de bir hikaye yaratabilme konusunda ciddi sıkıntıları olan bir film. Dikkat çekici bir açılış yapmasına rağmen ilerlediği her dakikada ivme kaybediyor, mizahi yönü güldürmüyor, Aytaç Uşun haricinde çoğu yan karakteri işlevsiz kalıyor, rengarenk kostüm – sanat yönetimi çalışması ve arabeskliği fazla “Onur Ünlü” kokuyor. (2 / 5)

toz ruhu

18) Love is Strange: Ira Sachs’ın yönettiği Love is Strange, 70’li yaşlardaki 2 eşcinsel karakteriyle ilgi çekici olmayı başarıyor ama “queer sinema” türdeşlerine göre akılda kalıcı hiçbir done yaratamayacak kadar sönük bir şekilde devam ediyor. Film tam biterken aslında başlamış oluyor, ki çok geç bir hamle. John Litgow ve Alfred Molina’nın performansları da söylenildiği gibi muhteşem değil, en fazla iyi. (2 / 5)

loveisstrange

19) Kumiko, The Treasure Hunter: David Zellner’ın yönettiği Kumiko: Hazine Avcısı için azim, masumiyet, yabancılaşma, hayatı keşfetme bla bla. diyeceklerdir ama inanmayın! Anca ana karakteri 4-5 yaşlarında olsa ciddiye alabileceğimiz bir mantığı (mantıksızlık mı demeliyim?) dramatik yapısı haline getiren film, 29 yaşında ve aklı başında olan “Kumiko” ile belki de sinema tarihinin en aptal karakterini yaratıyor. Coenvari mizahının hiç de komik olmadığını ayrıca dile getirelim (1.5 / 5)

Kumiko-The-Treasure-Hunter-1

20) The Man in the Orange Jacket: Aik Karapetian’ın ilk filmi olan Letonya yapımı korku filmi Turuncu Ceketli Adam, çok iyi olabilecek bir çıkış noktası barındırmasına rağmen henüz daha başlarda sırtını sadece sinematografiye yaslayarak iyi bir hikaye kurmayı reddediyor. 70 dakikalık kısa süresine rağmen ilerdikçe daha da anlamsız hale gelen filme başrol oyuncu seçiminin yanlışlığı da eklenince bittiği gibi unutulması kaçınılmaz oluyor. (1.5 / 5)

man-in-the-orange-jacket-the-001

21) Tusk: Kevin Smith’in yeni filmi Tusk, “keşke hiç görmeseydim” dedirtecek, bir nevi istismar filmi Human Centipede’nin korku/komedi ayağı olmaya çalışan bir deneme. Anlamsız ve saçma mizahının mide bulandırıcı olması bir yana, filmin sonunda jenerik akarken Kevin Smith’in fonda ergence konuşup, saçma sapan bir mizah anlayışıyla kahkahalar atması sinirleri iyice bozuyor. Buna Justin Long ve Haley Joel Osment ikilisinin iticiliği ve Johhny Depp’in güldürmeyen karakteri de eklenince son yılların en hafızalardan silinmesi gereken filmine dönüşüyor. (1 / 5)

tusk-banner

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

14. !f İstanbul Film Festivali’nde Görülmesi Gereken 15 Film

12 Şubat – 22 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da “Cinemaximum Fitaş”, “Cinemaximum Budak” ve “Cinemaximum Kanyon” sinemalarında bu yıl 14.sü gerçekleşecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 2015 yılındaki seçkisine çok güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartmaya devam ediyor. Ayrıca Kanadalı yönetmen Guy Maddin festival kapsamında İstanbul’a gelecek ve Melis Behlil’in moderatörlüğünde yapılacak olan “Geçmişin Büyüsü: Sessiz Sinema, Sürrealizm ve Yasaklanmış Odalardan Hikâyeler” başlıkla sohbete katılacak. Bu sohbet, 14 Şubat Cumartesi günü SALT Beyoğlu’nda gerçekleşecek. Bu yıl 42 ülkeden 115 filmin gösterileceği !f İstanbul’da “Keş!f”, “Digitürk Galaları”, “!f music”, “Aşk & Başka Bi’ Dünya”, “Gökkuşağı”, “Sanat Hayat İçindir!”, “Ev”, “Karanlık ve Köşeli”, “!f Kült”, “Özel Gösterimler”, “Aziz(e)ler, Şairler ve Meczuplar” ve “!f Kısalar” bölümleri bulunmakta.

fotoblok_poster_genel_pers

!f İstanbul’a gitmek isteyenler için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gerektiğine inandığım 15 film” listesi oluşturdum. İyi okumalar ve festivalde iyi seyirler!

1) Birdman (2014) – Alejandro Gonzalez Inarritu (119 dk)

“Oyun kendimin deforme olmuş, meczup bir haline dönüşmeye başladı.” (Filmden)

Alejandro Gonzalez Inarritu’nun son harikası olan Birdman, Emmanuel Lubezki’nin akıl almaz başarıdaki görüntü yönetimi, enfes tek plan sekansları, bu tek planların harika bir kurgu eşliğinde sanki 120 dakika boyunca tek bir plandan oluşuyormuş gibi bağlanışı, Antonio Sanchez’in adeta trans etkisi yaratıp filme güç katan müzikleri, Inarritu’nun her bir kareye aşırı hakim yönetmenliği, Michael Keaton, Edward Norton ve Emma Stone’un güçlü oyunculukları ve çeşitli filmlere ya da karakterlere sürekli göndermeler yapan yapısıyla 2014’ün en iyi filmi olan sinefil bir şaheser olduğu için kaçırılmamalı.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=0PdLmZG_6ZE

Gösterim Tarihleri: 13 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 16 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 19 Şubat “22.00” (Cinemaximum Kanyon), 22 Şubat “19.30” (Cinemaximum Kanyon)

birdman1

2) Plemya (2014) – Myroslav Slaboshpytskiy (130 dk)

“Bu, çok genç insanlar hakkında bir film. Gençler bütün duygularını saf ve şiddetli bir şekilde yaşarlar; aşkı, nefreti, öfkeyi, kızgınlığı da, çaresizliği de. Ve bu duyguları anlatmak için kelimelere gerek yoktur.” Myroslav Slaboshpytskiy

Cannes Film Festivali’nden üç ödülle dönen Plemya, 130 dakika boyunca tamamen diyalogsuz, herhangi bir anlatıcının olmadığı, müzik kullanımının olmadığı, her biri işitme engelli insanlardan oluşan oyuncu kadrosu eşliğinde dilinin sadece “işitme dili”nde olduğu, buna rağmen hiçbir şekilde herhangi bir altyazının olmadığı, kelimelerin değil, sessizliğin ve beden dilinin ön plana çıktığı ilginç bir tecrübeye benziyor. “Keş!f” bölümünün bu yılki yıldızı olabilir.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=pXN7hS-Evao

Gösterim Tarihleri: 15 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 20 Şubat “19.30” (Cinemaximum Fitaş), 22 Şubat “13.30” (Cinemaximum Kanyon)

plemya

3) Starry Eyes (2014) – Kevin Kolsch, Dennis Widmyer (98 dk)

“Kesinlikle erken dönem Cronenberg ve tabii ki Zulawaski’nin Saplantı’sından etkilenmiştik.” Dennis Widmyer

Her biri birbirinden harika afiş çalışmalarıyla aylardır merakımızı cezbeden korku filmi Starry Eyes, David Cronenberg’in eski dönemindeki body-horror filmlerinin yapısıyla, Maps to the Stars’taki Hollywood eleştirisini birleştiriyor ve üzerine biraz da David Lynch filmlerinin tuhaf sosunu serpiyor. Kesinlikle deneyimlenmesi gereken bir bileşim. 2014’ün en iyi korku-gerilimlerinden.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=2JbO0eIc3jM

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 21 Şubat “00.00” (Cinemaximum Fitaş)

starry eyes2

4) Tokyo Tribe (2014) – Sion Sono (116 dk)

“Hip-hop, Punk ve Rock’ın aksine benim geldiğim yer değil. Ama bu müziğe karşı müthiş bir sempati duyuyorum.” Sion Sono

Hemen hemen her filmiyle izleyiciye farklı sinemasal şoklar yaşatan yönetmenlerden Sion Sono’nun yönettiği Tokyo Tribe, distopik bir Tokyo tasviri içerisinde her türlü aşırılığın, absürdlüğün cirit attığı hem bir müzikal, hem bir yakuza filmi, hem bir manga uyarlaması, hem de koreografik bir şölen. Festivalin bu yılki deneyimlenmesi en zor, en eğlenceli ve en çılgın filmi olabilir.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=zYy7__R3sQ8

Gösterim Tarihleri: 12 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak), 15 Şubat “13.00” (Cinemaximum Fitaş)

tokyo tribe

5) Norviyia (2014) – Yiannis Veslemes (74 dk)

“Kahrolası bir vampir misin, yoksa şair misin?” (Filmden)

!f İstanbul’da her yıl en ilgincinden, en akılda kalıcısından bir Yunan filmi izlemek artık bir gelenek oldu. Bu yılın Yunan filmi bombası ise kuşkusuz vampir filmlerinin mitleriyle oynayan Norviyia olacak gibi gözüküyor. Fragmanından Yunan usulü bir Only Lovers Left Alive olabileceği izlenimini veren film, kuşkusuz çok tuhaf aynı zamanda çok keyif verici bir tecrübe olacak gibi.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=GtXFc9L8sLI

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş), 21 Şubat “17.00” (Cinemaximum Fitaş)

norviyia

6) In the Crosswind (2014) – Martti Helde (87 dk)

“Zaman durmuş gibi hissediyorum. Zihnim Sibirya’da geziniyor, ama aklım evde” (Filmden)

2. Dünya savaşına ve zorunlu göçe odaklanan bu Estonya yapımı siyah beyaz film, fragmanındaki şiirselliğiyle oldukça merak ettiriyor. Estonya yapımı çok fazla film izleme şansımız olmadığını düşünürsek ve In the Crosswind’in belki de bu yılın Tabu (2012)’su olabileceği ihtimalini katarsak kaçırılmaması gerekiyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=G6q1OWCxxpQ

Gösterim Tarihleri: 14 Şubat “15.30” (Cinemaximum Budak), 20 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş), 22 Şubat “13.00” (Cinemaximum Fitaş)

crosswind

7) A Girl Walks Home Alone At Night (2014) – Ana Lily Amirpour (99 dk)

“Eğer bir vampir görsem, “Hadi ısır beni: Sonsuza kadar yaşamak istiyorum.” gibi bir tepki verebilirdim. Vampirler hakkındaki hislerim böyle.” Ana Lily Amirpour

Aylardır İran’in ilk vampir filmi olarak adını duyduğumuz A Girl Walks Home Alone At Night, siyah-beyaz atmosferi, etkileyici müzikleri ve vampir westerni yapısıyla merak ettiriyor. İran ilk vampir filmini çektiyse, Türkiye kim bilir ne zaman çekecek diye daha çok hayıflanana kadar şimdilik bu filmi izlemek en iyisi.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=_YGmTdo3vuY

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 20 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak), 22 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

a girl walks home

8) The Forbidden Room (2014) – Guy Maddin (130 dk)

“Film, stüdyoda, daha doğrusu birçok küçük stüdyoda çekildi ama beklenmedik bir şekilde insanların, halkın canlı stüdyolarda -önce üç hafta boyunca Georges Pompidou’da Paris’te sonra da üç hafta boyunca Montreal’deki Centre PHI’da- gelip çekimlere dahil olabildiği, oyuncuları yakından izleyebildiği bir şekilde ortaya çıktı.” Guy Maddin

Kanada sinemasının en aykırı ve auteur yönetmenlerinden Guy Maddin, yine kendine has büyüleyici, eşsiz, gerçeküstücü sinema dünyasında seyirciyi tuhaf bir yolculuğa çıkarırken, Mathieu Amalric, Charlotte Rampling, Udo Kier gibi oyuncuların da yer almasıyla merakımızı iyice cezbediyor. Ve Guy Maddin bu yıl !f İstanbul kapsamında Türkiye’ye geliyor. Kaçırılmamalı!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=1mdcW4JswDU

Gösterim Tarihleri: 13 Şubat “19.00” (Cinemaximum Fitaş), 21 Şubat “16.00” (Cinemaximum Kanyon)

the forbidden room

9) Life Itself (2014) – Steve James (118 dk)

“Pek çoğumuz blog yazmayı tercih etti, ben gerek duydum.” Roger Ebert

Sinema yazarı denildiğinde dünyada akla gelen ilk isim olan büyük üstad Roger Ebert’a adanan ve her ne kadar Oscar’a aday yapılmasa da yılın en başarılı belgeselleri arasında görülen Life Itself’i izlemememiz için tek bir sebep var mı?

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=j9ud1HUHgug

Gösterim Tarihleri: 14 Şubat “19.00” (Cinemaximum Fitaş), 15 Şubat “22.00” (Cinemaximum Kanyon)

life itself1

10) Sayat Nova (2014) – Sergei Parajanov (77 dk)

“Ben, hayatı ve ruhu acılar içinde olan bir adamım” Sayat Nova

Usta yönetmen Sergei Parajanov’un başyapıtı olan “Narın Rengi”, dijital olarak yenilenmiş kopyasıyla bu yıl festivalin “!f Kült” bölümündeki tek film olma özelliğini taşıyor. Zamanının çok çok ötesinde olan bu deneysel, gerçeküstücü ve avant-garde yapımı mutlaka her sinefilin beyaz perdede bir kez deneyimlemesi gerekiyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=P4nkm4xCnfg#t=43

Gösterim Tarihleri: 21 Şubat “19.30” (Cinemaximum Fitaş)

sayat nova1

11) The Man in the Orange Jacket (2014) – Aik Karapetian (71 dk)

Turuncu Ceketli Adam Kubrick’in Cinnet’inden von Trier’in Deccal’i veya Alexandre Aja’nın Yüksek Tansiyon’una sinema tarihinin bazı fevkalade klasiklerinden etkileniyor. (Hollywood Reporter)

Örneklerini çok az gördüğümüzü Letonya sinemasından çıkan bir korku filmi olan Turuncu Ceketli Adam, fragmanındaki tekinsizliğiyle, atmosfer kurma başarısıyla ve intikam temasını getirdiği farklı yorumla merak ettiriyor. Sadece yukarıda Hollywood Reporter’ın yayınladığı cümle bile filmi görmek için bir sebep olsa gerek. Festivalin sürpriz filmlerinden olması olası.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=N9RrKbOAC2I

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş), 20 Şubat “00.00” (Cinemaximum Fitaş)

orange jacket

12) The Tale of the Princess Kaguya (2014) – Isao Takahata (137 dk)

“Hikayenin kahramanı olan Prenses Kaguya’nın kalbinde ne olup bittiğini tam olarak anlamakta güçlük çekiyorduk. Bu yüzden, çok iyi bilindiği için çok az kişi bu hikayeyi ilginç bulmuştu.” Isao Takahata

Japon yönetmen Isao Takahata’nın uzun bir aradan sonraki yeni filmi olan Princess Kaguya Masalı, o kadar çok beğenildi ki, birçok eleştirmen yılın en iyi animasyonu olarak ilk sırada değerlendirdi. Anime hayranlarının mutlaka kaçırmaması gereken film, dokunaklı ve melankolik yapısıyla, usta işi çizimleriyle öne çıkıyor ve bu yıl “en iyi animasyon” kategorisinde Oscar adayı olan 5 filmden biri.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=GRTqgv8QVe4

Gösterim Tarihleri: 13 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak), 16 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 19 Şubat “19.30” (Cinemaximum Kanyon)

kaguya

13) What We Do In The Shadows (2014) – Taika Waititi & Jemaine Clement (84 dk)

“İnsanların, ‘vampirler insanları öldürüyor ama onları çok seviyoruz,’ olmaları epey ilginç tabi.” Jemaine Clement

Amerika ve Yeni Zelanda ortak yapımı olan bu vampir komedisi, birçok farklı kişi ve mecra tarafından yılın en komik filmlerinden olarak nitelendirildi. Fragmanında mockumentary tarzını vampir komedisiyle birleştirdiği görülen yapım, festivalin ilginç ve bol kahkahalı seyirliklerinden olacak gibi gözüküyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=2X9n5lSVfzw#t=100

Gösterim Tarihleri: 13 Şubat “22.00” (Cinemaximum Kanyon), 15 Şubat “19.00” (Cinemaximum Fitaş), 19 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak)

what we do shadows

14) Çekmeceler (2014) – M. Caner Alper & Mehmet Binay (120 dk)

“Geçmiş asla sona ermez ve hatta geçmez bile.” William Faulkner

İlk filmleri “Zenne” ile LGBT sineması içerisinde farklı ve cesur bir tarz yakalayan yönetmenler Caner Alper ve Mehmet Binay, ikinci filmleri Çekmeceler’in galasını !f İstanbul’da yapıyor. Sinematografi, sanat yönetimi ve kostüm tasarımı açısından gene rengarenk bir filmle karşılaşacağımız afişlerinden ve fragmanından belli. Ece Dizdar, Taner Birsel, Tilbe Saran ve Nilüfer Açıkalın’lı oyuncu kadrosu da iddialı.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=5vvBtSu4eao

Gösterim Tarihleri: 15 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş)

çekmeceler

15) Fassbinder: At Elske Uden at Kraeve (2015) – Christian Braad Thomsen (102 dk)

“Toplumdaki herkesi memnun edemezsiniz. Sadece yanlış yapmanız yeterlidir.” (Filmden )

Usta yönetmen Rainer Werner Fassbinder’ın yakın arkadaşı olan Danimarkalı sinemacı Christian Braad Thomsen tarafından çekilen bu yepyeni belgesel, Fassbinder’in pek bilmediğimiz, hayatının değişik dönemlerine odaklanan kişisel ve samimi bir portresini çıkarıyor. Sinemadan aşka, psikanalizden deliliğe kadar Fassbinder’in hayatının derinliklerine arşiv görüntüler eşliğinde dalmak elbette sadece Fassbinder hayranlarına ve sinefillere önerebileceğimiz bir deneyim olur.

Fragmanı: –

Gösterim Tarihleri: 21 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş)

fasbinder

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

12. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali Değerlendirmesi ve Puan Listesi

Bu sene 12.si düzenlenen !f Bağımsız Filmler Festivali, programıyla bu sene festival severleri tatmin edecek doygunluktaydı. Dünya sinemasından bu sene çok konuşulan “Holy Motors” ve “Tabu”nın yanı sıra, “Antiviral”, “Laurence Anyways”, “Reality”, “Frances Ha”, “Jin” gibi önemli ve merak edilen filmleri izleyiciyle buluşturdu.  “Vanishing Waves” ve “Higuita” gibi muhtemelen bir daha ulaşmamız çok zor olacak filmleri saklandıkları ülkelerinden çıkarıp Türk izleyicisine sunan !f, Leos Carax, Miguel Gomes ve Jose Rivera’yı da Türkiye’ye getirerek keyifli söyleşiler düzenledi. Bu sohbetler ve atmosfer eşliğinde bu yıl !f İstanbul’da gösterilen filmlerden izlediklerime dair hem kendi kişisel beğeni listemi hem de bu filmlerin “En”lerini baz alarak bir liste oluşturdum.

12. if

12. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali Puan Listesi

1) Holy Motors (Leos Carax) : 10 / 10

2) Vanishing Waves (Kristina Buozyte): 9.7 / 10

3) Laurence Anyways (Xavier Dolan): 8.6 / 10

4) Tabu (Miguel Gomes): 8.4 / 10

5) Jin (Reha Erdem): 8.3 / 10

6) The Imposter (Bart Layton): 7.9 / 10

7) De Rouille et d’Os (Jacquies Audiard): 7.4 / 10

8) Zerre (Erdem Tepegöz): 7.4 / 10

9) Margaret (Kenneth Lonergan): 7.1 / 10

10) The Paperboy (Lee Daniels): 6.8 / 10

11) On the Road (Walter Salles): 6.7 / 10

12) Seven Psychopaths (Martin Mcdonagh): 6.5 / 10

13) Parada (Srdjan Dragojevic): 6.5 / 10

14) Antiviral (Brandon Cronenberg): 6.2 / 10

15) The Sessions (Ben Lewin): 6.2 / 10

16) Pusher (Luis Prieto): 5.8 / 10

17) Higuita (The Boy): 5.5 / 10

En İyi Film: Holy Motors

En İyi İlk Film: The Imposter

En İyi Türk Filmi: Jin

En İyi Türk İlk Filmi: Zerre

En İyi Keşif: Vanishing Waves

En İyi Belgesel: The Imposter

En İyi Sinematografi: Jin

En İyi Senaryo: Holy Motors

En Çok Hayal Kırıklığı: Higuita

 

Etiketler: , ,

12. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde Görülmesi Gereken 20 Film + Bonus

14 Şubat – 24 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da “Cinemaximum Fitaş”, “Cinemaximum Budak” ve “Cinemaximum İstinye Park” sinemalarında bu yıl 12.si gerçekleşecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 2013 yılındaki seçkisine çok güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartacağa benziyor. Ayrıca “Leos Carax” ve “Miguel Gomes” de !f İstanbul kapsamında gösterilecek filmlerini sunmaya geliyorlar.  Bu yıl “84 film” gösterecek olan !f İstanbul’da “Keş!f”, “Galalar”, “!f Müzik”, “Oyun”, “Sev&Değiştir”, “Gökkuşağı Filmleri”, “Ev”, “Karanlık&Köşeli”, “!f Özel Gösterimler”, “Sundance: Özel Çalışma” ve “!f Kısalar” bölümleri bulunmakta.

12. if

!f İstanbul’a gitmek isteyenler için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gerektiğine inandığım 20 film” listesini ele aldım. İyi okumalar ve festivalde iyi seyirler!

1) Holy Motors / Kutsal Motorlar (2012) – Leos Carax (115 dk)

“20-30 yaş arası üç film yaptım. 30-41 arası bir. 40-50 arası sıfır. Şimdi 51 yaşındayım. Tablo hiç iyi gözükmüyor.” Léos Carax

Sıradışı Fransız yönetmen Leos Carax’ın 13 yıllık aradan sonra çektiği ve dünyaca çok konuşulan son filmi “Holy Motors”, sadece son 10 yılın, 50 yılın değil sinema tarihinin en özel işlerinden biri olduğu için izlenmeli. Carax,  ”gizem”, “drama”, “bilimkurgu”, “müzikal”, “gerilim”, “kara mizah”, “fantazya” gibi geleneksel “tür filmi” kalıplarını kendine has neon ışıklarıyla bezeli deneysel atmosferinde aykırı bir şekilde işleyerek filmi “sinefil bir sanat eseri”ne dönüştürüyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=NWu9WjEcdbk

Gösterim Tarihleri: 15 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 16 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak), 19 Şubat “19.30” (Cinemaximum İstinye Park)

holy

2) Tabu (2012) – Miguel Gomes (110 dk)

“Bence sinema ve hafıza arasında bir ilişki var. Hafıza cennet olabileceği gibi cehennem de olabilir.” Miguel Gomes

Senenin en sıradışı filmlerinden biri olmayı başaran Tabu, senaryo ve kurgunun bildiğimiz tüm kurallarını tersyüz ederek “sinemaya getirdiği yeni bakış açısı” nedeniyle izlenmeli. Sinema tarihinin usta yönetmenlerine yaptığı “usta işi göndermeler” ile de “sinemaya saygı duruşu” açısından “Holy Motors” ile akraba oluyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=HoelUhjVXas

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “21.30” (Cinemaximum Fitaş), 23 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

tabu

3) Laurence Anyways (2012) – Xavier Dolan (161 dk)

“Filmde çok fazla müzik olduğunu düşünenler olabilir, ama bence öyle değil. Benim için müzik filmin ruhudur.” Xavier Dolan

J’ai tue ma mere (2009) ve Les Amours Imaginaires (2010) filmleriyle genç kuşağın en iyi yönetmenlerinden bir haline gelen Xavier Dolan, bu sefer Cannes Film Festivali’nden “Queer Palm” ödülüyle dönen 161 dakikalık bu “transgender” hikayesinin ilgi çekiciliği nedeniyle izlenmeli. “LGBT” sineması içerisinde 161 dakikalık süresiyle çok farklı bir yerde duracağa benzeyen film, fragmanıyla merak sayısını tavan yaptıran filmlerden.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=rwDzRzqFaIE

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 21 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak), 23 Şubat “13.30” (Cinemaximum İstinye Park)

laurence

4) Berberian Sound Studio / Berberian Ses Stüdyosu (2012) – Peter Strickland (92 dk)

“Belki kutlamak yanlış kelime ama ben Berberian’ı kesinlikle sesin korkutucu ihtişamı ve onun değiştirme, aldatma ve şaşırtabilme gücüne olan saygımla işlemek istedim.” Peter Strickland

İngiliz yönetmen Peter Strickland’ın ikinci filmi Berberian Sound Studio,  yakın zamanda aldığı ödüllerle,  bir “korku” filminin ödüller nezdinde bu derece sahiplenilmesi ve Toby Jones’un merak konusu olan performansı nedeniyle izlenmeli. Son derece ilgi çekici ve karmaşık fragmanından gördüğümüz kadarıyla görsel ve kurgusal açıdan bir “korku kült”ü yaratma potansiyeli bulunan film, merakla beklediklerimiz arasında.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=pKG63WoOFGI

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş), 19 Şubat “17.00” (Cinemaximum İstinye Park), 22 Şubat “00.15” (Cinemaximum Fitaş)

berberian

5) Reality / Gerçeklik (2012) – Matteo Garrone (116 dk)

“Bu filmle ilgili en büyük zorluk gerçeklikle rüyalar arasında bir bağ kurmaktı.” Matteo Garrone

İlk filmi “Gomorra” (2009) ile birçok festivalde “En İyi Yabancı Film” ödülüne layık görülüp büyük bir çıkış yakalayan İtalyan yönetmen Matteo Garrone, ikinci filmi Reality’de “reality şov manyaklığı”nı “mizahi” açıdan ele alıp “hiciv dolu” bir İtalyan kara komedisine dönüşmesi nedeniyle izlenmeli. Cannes Film Festivali’nden “Grand Prix” ödülüyle dönen film, eleştirmenler ve izleyiciler nezdinde “ya çok beğenilen, ya nefret edilen” filmler arasında bulunuyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=LzNbwEoBHfQ

Gösterim Tarihleri: 21 Şubat “21.30” (Cinemaximum Fitaş), 22 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak)”, 23 Şubat “22.00” (Cinemaximum İstinye Park)

reality

6) Antiviral (2012) – Brandon Cronenberg (108 dk)

“Bunun bir romantik komedi olduğunu söyleyip duruyorum ve öyle, ama herkes dalga geçiyorum sanıyor. Aslında bu film her şeyden öte bir romantik komedi.” Brandon Cronenberg

Usta yönetmen David Cronenberg’in oğlu Brandon Cronenberg, babasının şimdilerde uzaklaştığı,  ilk zamanlarındaki “et, kan ve teknolojinin insan vücuduyla metamorfozu” bileşimindeki filmlerini anımsatan bir işle sinemaya adım atıyor. Fragmanındaki birçok sahnesinde “David Cronenberg” tadı veren “Antiviral”, Cronenberg’in eski “horror, sci-fi, thriller” işlerine geri dönmeyi reddettiği bugünlerde oğlu tarafından bu türlere getirilen yeni bir soluk olabilmesi ihtimaliyle izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=XIZb50HiBCo

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş), 22 Şubat “22.00” (Cinemaximum İstinye Park)

antiviral

7) Jin (2013) – Reha Erdem (122 dk)

“Gerçek siyasi film zihinleri allak bullak eder.” Reha Erdem

“Kosmos” (2009)’ dan sonraki projesi merakla beklenen Reha Erdem, 4 yıl aradan sonra “Jin” ile sinemaya geri dönüyor. Yılın en merak edilen Türk filmlerinin başında gelen “Jin”, “Kosmos” gibi doğa harikası bir görsellik ve şiirsel anlatım ekseninde bu sefer dağlardan inen PKK kaçağı Kürt bir kızın batıya doğru yaptığı tehlikeli yolculuğu konu almakta. “Siyasi film” normlarıyla, Reha Erdem’in hikaye anlatısının nasıl bir sonuç doğuracağını görmek açısından izlenmeli.

Fragmanı:

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “21.30” (Cinemaximum Fitaş), 20 Şubat “22.00” (Cinemaximum Budak)

jin

8) Seven Psychopaths / 7 Psikopat (2012) – Martin McDonagh (110 dk)

“Göze göz bütün dünyayı kör bırakmaz. Sonunda geriye tek gözlü bir adam kalır. Peki, kalan son kör adam bu kalan son adamın tek gözünü nasıl çıkaracak?” (Filmden)

“Six Shooter” (2004) adlı kısa filmi ve “In Bruges” (2008) adlı ilk uzun metrajı ile bir “kara komedi dehası” olduğunu kanıtlayan İngiliz yönetmen Martin McDonagh, son bombası “Seven Psychopats” ile yine aynı sularda daha fazla karakterler eşliğinde yüzüyor. “In Bruges”, McDonagh’ın “Lock, Stock, and Two Smoking Barrels” (1998) ‘ı ise, “Seven Psychopats” da “Snatch” (2000) ‘idir deniyor. Doğru söze ne hacet?

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=tygJCY9vX-s

Gösterim Tarihleri: 21 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 22 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 24 Şubat “13.30” (Cinemaximum İstinye Park)

seven psychopaths

9) Room 237 / 237 No’lu Oda (2012) – Rodney Ascher (102 dk)

“Kuantum fiziği gibi bir durum bu: İnsanlar filmi izlerken film değişmeye başlıyor.” Rodney Ascher

Rodney Ascher, Stanley Kubrick’in kült filmi “The Shining” (1980)’in altında yatan gizli anlamları, tuhaf sembolleri ve şifreleri çözdüğünü iddia eden bir grup çılgın sinefille tanıştırıyor izleyiciyi. The Shining’i didik didik etmiş olan bu sinefiller, akla hayale gelmeyecek teoriler üreterek “The Shining”in adeta baştan sona okumasını çıkarıyorlar. Bize de Empire Magazine’in “Nirvana for Film Fans” dediği günümüzün muazzam sinefil kültürünün bu bakış açısını izlemek kalıyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=rOxukprEwjg

Gösterim Tarihleri: 14 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş), 17 Şubat “13.00” (Cinemaximum Fitaş)

room 237

10) The Imposter / Hayat Avcısı (2012) – Bart Layton (99 dk)

“O onların ailesinden biri, kimse böyle bir konuda hata yapmaz ki.” (Filmden)

Teksas’ta yaşayan 13 yaşındaki Nicholas Barclay ortadan kaybolur ve 3 yıl sonra İspanya’da bulunur. Ailesine geri döndüğünde fiziksel özelliklerinden aksanına bambaşka bir çocuktur. “Gerçek bir hikayeden uyarlanan bu kurmaca / belgeselin (Mockumentary) , Bart Layton’un zekasıyla akıl almaz bir suç belgeseli ve kara film tadında bir polisiyeye dönüştüğü söylendiği için izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=2LuFOX0Sy_o

Gösterim Tarihleri: 14 Şubat “22.00” (Cinemaximum İstinye Park), 17 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

the imposter

11) Zerre (2012) – Erdem Tepegöz (80 dk)

“Seyirciyi bu filmden mutlu çıkarmak istemedim.” Erdem Tepegöz

Kurmacayı belgesel gerçekçiliğiyle sade ama sarsıcı bir şekilde işleyen Zerre, Yılmaz Güney’in “Umut” filminin “kadın karakter” üzerinden yansıması gibiydi. Türk sinemasında sayısı çok az olan “kadın filmleri” ve erkek egemen dünyada onurlu ve güçlü bir şekilde dimdik ayakta durmaya çalışan bir kadının öyküsünü, distopik tarzdaki görsel yapısı ile başarıyla sinemasallaştıran bu Erdem Tepegöz filmi izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=wb5xlQKn9uo

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “17.00” (Cinemaximum Fitaş), 20 Şubat “17.00” (Cinemaximum Fitaş)

zerre

12) The Act of Killing / Öldürme Eylemi (2012) – Joshua Oppenheimer (159 dk)

‘Son on yılda, bundan daha etkileyici, gerçeküstücü ve tedirgin edici bir belgesele rastlamadım.’ Werner Herzog

Karaborsada sinema biletleri satan Anwar ve arkadaşlarının ufak sinema çetesinin, daha sonra milyonlarca kişinin öldürülmesinden sorumlu olan aşırı sağcı bir örgüte dönüşmesini anlatan bu Endonezya yapımı belgesel, şimdiden son zamanların en iyi belgesellerinden biri kabul edilmesi nedeniyle izlenmeli. Gerçeküstü ve kan donduracak nitelikte zulüm incelemesi olarak nitelendirilen film, festivalde “119 dk” ve “159 dk” olmak üzere 2 farklı versiyonuyla gösterilecek. “159 dk”lık versiyonunun izlenmesi tabii ki tavsiyemiz.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=tQhIRBxbchU

Gösterim Tarihleri: 14 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 23 Şubat “14.00” (Cinemaximum Fitaş), 24 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş)

the act of killing

13) Parada / Onur Yürüyüşü (2011) – Srdjan Dragojevic (115 dk)

“Çoğunluğun azınlığa nasıl davrandığını olabildiğince çok insana anlatabilmek istedim ve başardım. Yalnızca Sırbistan’da 330.000 kişi filmi izledi. Ben bu insanların çoğunun homofobik olduğuna inanıyorum.” Srdjan Dragojevic

Berlin Film Festival’nde “Kiliseler Birliği Özel Mansiyon”, “Panorama İzleyici Ödülü” ve Torino Gay ve Lezbiyen Film Festivali’nde”İzleyici Ödülü”ne layık görülen Srdjan Dragojevic imzalı bu film, bu sene “eşcinsellik” olgusu üzerine yapılmış en etkili filmlerden biri olması sebebiyle izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=8GQmIRQBdLg

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak), 18 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

PARADA_poster_gledanje_besplatno

14) Higuita (2012) – The Boy (67 dk)

“Unut artık onları Orfeus, Geriye bakma.” (Filmden)

“The Boy” lakaplı Yunan yönetmen Alexander Voulgaris’in tuhaf ve hipnotize edici olduğu fragmanının her karesinden belli olan filmi, psikanalitik referansları eşliğinde  gerçeküstü, deneysel ve sürreal bir ziyafete benzediği için izlenmeli. Özellikle “Yeni Yunan Dalgası”nın yaratılmaya çalışıldığı Yunan Sineması örneklerine çok zor rastladığımız bir ortamda, afişine rastlamanın bile mucize olduğu “Higuita”nın koyulduğu tek seans kaçırılmamalı. İleride filmi internetten bulmak için google üzerinde araştırma yaptığınızda Kolombiyalı efsane kaleci “Rene Higuita”nın fotoğraflarından başka bir şeye ulaşamayacağınızı da garanti ederim.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=9p-jinTwTPg#!

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “13.00” (Cinemaximum Fitaş)

higuita the boy

15) Pusher (2012) – Luis Prieto (87 dk)

“Sonuçta biz yepyeni bir film yapmak istedik. Sözün gelişi olarak bu bir ‘yeniden yapım’ ama aslında biz geçmişe değil önümüze bakıyoruz.” Luis Prieto

Nicholas Winding Refn’in unutulmaz “suç ve uyuşturucu üçlemesi” Pusher serisi yeniden uyarlanıyor, üstelik Refn’in yapımcılığında. Luis Prieto, fragmandan gördüğümüz kadarıyla “hızlı kurgu” ve “halüsinatif algı” üzerine kurulu sahneleriyle atmosfer yaratmada oldukça başarılı gözüküyor. Yeni “Pusher”ın nasıl olacağını görüp Refn’inkilerle kıyaslamak için izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=sTxtPEAa1Ac#!

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “00.15” (Cinemaximum Fitaş), 20 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

pusher

16) Maniac (2012) – Franck Khalfoun (89 dk)

“Tür sineması günümüzde daha geniş kitlelerin kabulünü görüyor. Malzeme ne kadar yoğun ve karanlık, şiddet ne kadar sert olursa olsun görsel olarak güzel bir şey var burada ve bence bu çok sinemasal.” Elijah Wood

William Lustig’in 80’lere damgasını vuran “kült” korku filmi “Maniac” geri dönüyor, hem senaryosunda “Alexandre Aja” imzasıyla hem de başrolde psikopat bir “Elijah Wood” ile… İzlenmemesi veya merak edilmemesi için hiçbir sebep olmasa gerek.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=4umIfrP_vMk

Gösterim Tarihleri: 15 Şubat “00.15” (Cinemaximum Fitaş), 23 Şubat “00.15” (Cinemaximum Fitaş)

maniac

17) Safety Not Guaranteed / Zaman Yolcuları (2012) – Collin Trevorrow (86 dk)

“Bana zaman yolculuğunda eşlik edecek birisi ARANIYOR. Bu bir şaka değil. Döndüğümüzde, paranız ödenecek. Kendi silahlarınızı getirmelisiniz. Emniyetiniz garanti edilmez. Bunu daha önce sadece bir defa yaptım.” (Filmden)

Colin Trevorrow’un ilk filmi olan bu bağımsız bilimkurgu, zaman yolculuğunun klişelerini altüst ettiği iddia edilen zeki senaryosu nedeniyle izlenmeli. Küçük bütçeli bağımsız bilimkurguların başarısına daha önce “Primer” (2004) gibi filmlerle rastlamıştık, ki Safety Not Guaranteed de şimdiden ödüller almaya başlayıp kendine has bir kitle edinmeye başladı bile.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=xE94RKIE7xQ

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “15.30” (Cinemaximum Fitaş), 17 Şubat “19.30” (Cinemaximum İstinye Park”, 18 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak)

safety not guarenteed

18) Vanishing Waves / Kaybolan Dalgalar (2012) – Kristina Buozyte (120 dk)

“Niyetimiz sadece bir bilimkurgu filmi yapmaktan ziyade insan ilişkilerinin anlaşılması güç yanlarını keşfetmek ve tutku ile arzu hissetmenin nasıl bir şey olduğunu görsel olarak ifade etmenin yollarını araştırmaktı.” Kristina Buožyte

Varoluşun karmaşıklığıyla ilgili bu halüsinatif bilimkurgu, fragmanıyla yılın en çok merak edilen bilimkurgularından biri olması nedeniyle izlenmeli. Aşkın ve tutkunun görsel koreografisini büyüleyici bir sinemasal anlatımla beyazperdeye aktarmış gözüken yönetmen Kristina Buozyte, yılın keşfedilmesi gereken en önemli filmlerinden birine imza atmış olabilir.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=yk-bLCJz2KA

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “19.30” (Cinemaximum Fitaş), 21 Şubat “13.00” (Cinemaximum Fitaş)

aurora

19) On the Road (2012) – Walter Salles (124 dk)

“Benim için insanlar sadece deli olanlardan ibaret; yaşamak için, konuşmak için, kurtarılmak için deli olanlardan…” (Filmden)

“On the Road” romanının yazarı Jack Kerouac, seneler önce Marlon Brando’ya bir mektup yazmış ve romanının sinema uyarlamasında Brando’yla beraber oynamak istemişti. Tabii ki Brando’dan bir geri dönüş olmamış. Tam yarım asır sonra ise “beat kuşağı”nı anlattığı roman sonunda Walter Salles tarafından filme dönüştürülüyor ve Kristen Stewart, Sam Riley, Kirsten Dunst, Viggo Mortensen, Amy Adams gibi oyuncular yer alıyor. Şimdi tüm bunlar için izlenmeyi hak etmiyor mu?

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=DZhM-AcCzNU

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş), 19 Şubat “22.00” (Cinemaximum İstinye Park), 20 Şubat “19.30” (Cinemaximum Budak)

on the road

20) In Another Country / Bambaşka Bir Ülkede (2012) – Hong Sang-soo (89 dk)

“ – Ama neden bu kadar çok korkuyorum? – Çünkü korkuyorsun. – Ne anlama geliyor bu söylediğiniz? – Hiç bir anlama gelmiyor. – Şaka mı yapıyorsunuz? – Yoksa anlam mı arıyorsunuz ?” (Filmden)

Hong Sang-soo filmlerine aşina olanların bayılacağı bir film gibi duran “In Another Country”, Isabelle Huppert’ın 3 farklı karakteri (aslında aynı karakteri!) canlandırıyor. Kadın-erkek ilişkilerini zamansal ve mekansal boyutta farklı bir düzlemde anlatıp kültürel farklılıklardan güçlü bir mizah anlayışı çıkartan yönetmenin filmi izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=Ha6PK1cR7uE

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “22.00” (Cinemaximum İstinye Park), 23 Şubat “22.00” (Cinemaximum Fitaş)

in another country

Bonus: The Capsule / Kapsül (2012) – Athina Rachel Tsangari (37 dk)

“Ne olduğunuzu bilmiyorsunuz. Siz kadınsınız.” (Filmden)

Yorgos Lanthimos ile birlikte “Yunan Yeni Dalgası”nı yaratma oluşumunda “Attenberg” (2010) gibi güçlü bir “ilginçlik sineması” örneği veren Athina Rachel Tsangari, yeni bir uzun metraj beklerken 37 dakikalık ısmarlama bir avant-garde proje çekiyor. Modayı sanat ve büyük bir ilham kaynağı olarak sunması beklenen bu projede Tsangari, tahmin edeceğimiz gibi çok daha ileri gidip kadının özünü, imgesini ve ruhunu da incelemeye koyulmuş. İzlenmeli…

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=3Gy3AiZa-zU

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.30” (Cinemaximum İstinye Park), 19 Şubat “17.30” (Cinemaximum Fitaş)

the capsule

 

Etiketler: , , , , ,