RSS

Kategori arşivi: Gezici Festival

20. Gezici Festival’de Görülmesi Gereken 10 Film

28 Kasım – 4 Aralık tarihleri arasında Ankara’da, 3 – 7 Aralık arasında Eskişehir’de ve 5 – 8 Aralık arasında Sinop’ta gerçekleşecek olan  20. Gezici Festival’in yaklaşmasıyla bir festival heyecanı daha sardı. Sinemanın seçkin örneklerini Türkiye’nin değişik kentlerindeki sinemaseverlerle buluşturmak ve Türkiye sinemasını dünyaya tanıtmak için tam 20 yıldır yollarda olan Gezici Festival, bugüne kadar toplam 5 ülke ve 23 şehre giderek, 56 bin 872 kilometre yol katetti. 1995’ten bu yana dünya ve Türkiye sinemasının en yeni örneklerini izleyicisiyle buluşturan Gezici Festival seyircisini, 20’nci yılda da birçok sürpriz bekliyor. Bu yıl Gezici Festival’de “20. Yıl”, “Canan: Uyandıran Masallar″, “Çocuk Filmleri, “Dünya Sineması”, “Gerçeğe Açılan Üç Kapı”, “Kısa İyidir”, “Müzede Bir Gün”, “Osmanlı’dan Manzaralar”, “Sinema Aşkına!”, “Tuncel Kurtiz ile Yola Devam” ve “Türkiye 2014” bölümleri bulunmakta.

gezicifestival

Klasikleşen bölümlerinin yanı sıra özel bölümleri ve konuklarıyla da her yıl dikkat çeken festivalde, bu sene de sinema üzerine söyleşiler ve çeşitli atölye çalışmaları yer alacak.İlk yılından beri Gezici FESTİVAL’i yalnız bırakmayan ve her yıl festivale birbirinden özgün ve eğlenceli afişler sunan Behiç Ak, 20’nci yılda da Gezici Festival için özel bir afiş hazırladı. 20. yılını kutlayan festivalde kaçırılmaması gerektiğine inandığım 10 filmlik bir liste hazırladım.

1) Leviathan (2014) – Andrey Zyvagintsev (141 dk)

leviathan9

 67. Cannes Film Festivali’nden “En İyi Senaryo” ödülüyle dönen ve Altın Palmiye ödüllü Kış Uykusu’nun ardından festivalin bu yılki en güçlü yapımı kabul edilen film, doğa görüntüleriyle bezeli sekanslarını “Leviathan” metaforuyla birleştirerek ortaya mitolojik dokunuşlarla şekillenen, devletin ve insanoğlunun kötücüllüğü üzerine hafızalarda iz bırakacak bir tablo çıkarıyor. Bürokrasi ve mülkiyet hakkı çerçevesinde şekillenen senaryosunda insan ruhunun karanlık dehlizlerine doğru bir yolculuk yaparken güçlü senaryosu, karakterleri, yönetmenliği ve sinematografisiyle yılın en iyileri arasına adını yazdırıyor.

Eleştiri Yazısı: https://sinefilinseyirdefteri.wordpress.com/2014/09/27/leviathan-devletin-bir-canavar-olarak-portresi/

2) Deux Jours, Une Nuit (2014) – Jean Pierre – Luc Dardenne (95 dk)

deuxjoursunenuit

Dardenne Kardeşler’in Cannes’dan mutlaka bir ödülle dönmesi beklenen fakat festivalden ödülsüz ayrılan son filmleri Deux Jours, Une Nuit, yine belgesel gerçekçiliği etkisi altında 17 kişinin vicdani bir karar ekseninde şekillenen hikayelerini anlatıyor. Hikaye kurgusu açısından Sidney Lumet’in başyapıtı 12 Angry Men’i anımsatan film, güçlü dramatik karşıtlıklarıyla, ahlaki ve vicdani hesaplaşmalarıyla, ana karakterini sürekli takip eden kamera kullanımıyla Dardenne’lerin iyi işleri arasına adını yazdırıyor.

Eleştiri Yazısı: https://sinefilinseyirdefteri.wordpress.com/2014/09/16/deux-jours-une-nuit-17-kizgin-isci/

3) Adieu Au Langage (2014) – Jean Luc Godard (70 dk)

adieu au langage

Usta yönetmen Jean Luc-Godard elbette ne çekse izlenir. Godard’ın 67. Cannes FİLM Festivali’nde “Jüri Ödülü” ile dönen son filmi ise deneyselliği, yenilikçiliği ve 3 boyutlu oluşuyla konuşuluyor. Geçen yıl 3 yönetmenin çektiği 3x3D filminde yine Godard’ın bir üç boyutlu filme imza attığını görmüştük. Bu sefer ise her izleyeni ikiye bölecek kadar net bir film olduğu söyleniyor.

4) Ben O Değilim (2014) – Tayfun Pirselimoğlu (122 dk)

benodegilim

Roma Film Festivali’nden “En İyi Senaryo”, İstanbul Film Festivali’nden “En İyi Film” ve Barcelona Bağımsız Filmler Festivali’nden “En İyi Film” ödülleriyle dönen Ben O Değilim, aynı yıl içinde “doppelganger” temasını işleyen Enemy ve The Double filmleriyle yarışacak kadar güçlü bir film.Tayfun Pirselimoğlu’nun halüsinatif etki bırakan atmosferi, yer yer kahkaha attıran kara mizah anlayışı ve Ercan Kesal’in iki karaktere birden can verdiği etkili performansıyla izlenmeli.

5) Annemin Şarkısı (2014) – Erol Mintaş (90 dk)

annemin_sarkisi

Saraybosna Film Festivali’nde “En İyi Film”, Altın Portakal Film Festivali’nde ise “En İyi İlk Film” ödüllerine layık görülen Erol Mintaş imzalı Annemin Şarkısı, derdini epey samimi, sade ve gerçekçi bir sinema diliyle anlatan, duygusu kalıcı ve sorgulatıcı bir film. Gittikçe birbirinin kopyası olmaya başlayan Kürt sineması içerisinde kuşkusuz farklı bir soluk.

6) E5 Ölüm Yolu (1978) – Tuncel Kurtiz (60 dk)

E5_olum_yolu

Gezici Festival’in yıllarca yol arkadaşlığını yapan usta oyuncu Tuncel Kurtiz’in varlığı bilinen ama düne kadar ortada kopyası bulunmayan bu ‘kayıp’ yapıtı, geçen sene ilk kez İstanbul’da Hangi İnsan Hakları? Film Festivali’nde gösterilmişti. Kurtiz’in 1978’de İsveç Televizyonu SVT için çektiği, orijinal ismi “Gastarbeiterstrasse” olan belgesel film, izin döneminde ‘misafir işçi’ olarak çalıştıkları Almanya’dan Türkiye’ye doğru yola çıkan işçilerin uzun ve çileli yolculuğunu konu alıyor.

7) Gett: The Trial of Viviane Amsalem (2014) – Ronit Elkabetz, Shlomi Elkabetz (115 dk)

gettposter1

20 yıllık mutsuz evliliğini bitirmek isteyen Viviane’nin buna karşı çıkan pasif-agresif kocası Elisha ile haham hakimlere karşı yıllar süren mücadelesini ele alan filmin, İsrail’de evlilik kurumuyla ilgili kararların haham hakimlerin kontrolünde olması ve boşanmanın ancak kocanın rızasıyla mümkün olabileceği sorununa çarpıcı bir bakış attığı söyleniyor. İsrail sinemasının A Separation (2011)’ı olma ihtimali olabilir. İzlenmeli.

8) Gerçeğe Açılan Üç Kapı: Rashomon (1950) – Blow-Up (1966) – The Conversation (1974)

murathan-mungan-ile-sinemada-gercegin-kapilari-37774-669x321

Yazar Murathan Mungan’ın Gezici Festival için seçtiği üç filmlik bir seçkiden oluşan “Gerçeğe Açılan Üç Kapı”da sinema tarihine kazınmış üç başyapıtı yeniden beyaz perdede izleme şansı bulacağız. Gerçekle olan ilişkimizi sinema aracılığıyla sorgulayan bu filmler, “Hangi hikayeye inanmak istiyoruz?” başlığı altında Akira Kurosawa’dan Rashomon (1950), “Fotoğrafta ne görmek istiyoruz?” başlığıyla Michelangelo Antonioni’den Blow-Up (1966) ve “Ne duymak istiyoruz?” başlığıyla Francis Ford Coppola’dan The Conversation (1974). Kaçırılmaz!

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

18. Gezici Festival Değerlendirmesi ve Puan Listesi

Ankara’da Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda bu sene 18.cisi düzenlenen Gezici Festival, programıyla bu sene festival severleri tatmin edecek doygunluktaydı. Dünya sinemasından bu sene çok konuşulan “Amour – Aşk” ve “Beasts of the Southern Wild – Düşler Diyarı”nın yanı sıra, “Parada – Onur Yürüyüşü”, “El ano del tigre – Kaplanın Yılı”, “The King of Pigs – Domuzların Kralı”, “No” gibi önemli ve merak edilen filmleri izleyiciyle buluşturdu. Türk Sineması 2012 bölümünde henüz vizyon yüzü görmemiş “Siirt’in Sırrı”, “Devir”, “Şimdiki Zaman”, “Küf”, “Zerre” gibi filmlerin yanı sıra “Yeraltı”, “Lal Gece”, “Araf” ve “Babamın Sesi” gibi vizyon yüzü gören fakat önemli sinema yapıtlarına ev sahipliği yaptı. Tuncel Kurtiz’in Bir Daha, Bir Daha İzlediği Filmler bölümünde ise “Nashville”,”All That Jazz”, “Her Türlü Kuşkunun Ötesinde Bir Yurttaş Hakkında Soruşturma”, “Il gattapardo – Leopar”, “2000 Yılında 25 Yaşında Olacak Jonas” gibi önemli klasikleri Tuncel Kurtiz’in sunumuyla hem dinleyip hem bu klasikleri sinemada izleme şansı tanıdı. Tüm dünyada henüz sadece 15.000 kişi tarafından görülen “Kan Akmalı – Gizlice Naziler Arasında” belgeselinin özel gösterimi ise güzel bir sürprizdi. Kısa İyidir bölümünde ise L. Rezan Yeşilbaş’ın Altın Palmiye’li kısası “Sessiz – Be Deng” başta olmak üzere önemli kısa filmleri yine festival severlerle buluşturdu.

18-gezici-festival

Küçük ama köklü bir festival olan “Gezici Festival”in daha çok samimiyetiyle dikkat çektiğini söyleyebilirim. Özellikle Tuncel Kurtiz ve Taner Birsel’in festival boyunca sürekli filmlerde olması ve insanlarla sohbet etmesinin bu festival ortamını daha samimi hale getirmesine aracı olduğu bir gerçek. Tuncel Kurtiz’in sunumuyla gerçekleşecek filmlere bilet almak isteyen bazı kişilerin “Tuncel Kurtiz salonda nerede oturuyor? Yakınına bir yere bilet alabilme ihtimalimiz var mı?” gibi soruları ise festivalin gülümseten tatlı anlarındandı. Ahmet Boyacıoğlu’nun film öncesi eğlendirici sunumları ve Tuncel Kurtiz’in, ilk filmlerini çeken yönetmenleri alkışlayıp övgüler yağdırarak destek vermesi hem festival severleri mutlu etti hem de bu sıcak tablo Gezici Festival’in diğer festivallerden farklı, samimi yapısını ortaya koydu.

tuncel

Filmlere ilginin ise oldukça yoğun olduğu söylenebilirdi. Filmlerin doluluk oranı %90 civarındaydı ve bilet bulamadığı için istediği filmlere giremeyenler yine her festivalde olduğu gibi vardı. Büyülü Fener Sineması’nın “büyülü” etkisi tam anlamıyla sinefillerin ruhuna uygun bir atmosferdi ve hem filmler, hem sohbetler bu atmosferle daha başka bir anlam kazandı. Bu sohbetler ve atmosfer eşliğinde bu yıl Gezici Festival’de gösterilen filmlere dair hem kendi kişisel beğeni listemi hem de bu filmlerin “En”lerini baz alarak bir liste oluşturdum.

Not: “Devir”, “Onur Yürüyüşü” ,”Orada Burada” ve “Perşembeden Pazara” filmleri izlenmeden bir değerlendirme yapılmıştır.

18. Gezici Festival Puan Listesi

1) Amour (Michael Haneke) : 5 / 5

2) Beasts of the Southern Wild (Benh Zeitlin): 4,5 / 5

3) Yeraltı (Zeki Demirkubuz): 4 / 5

4) Araf (Yeşim Ustaoğlu): 4 / 5

5) Lal Gece (Reis Çelik): 4 / 5

6) The King of Pigs (Sang-ho Yeon): 3,5 / 5

7) Küf (Ali Aydın): 3,5 / 5

8) Şimdiki Zaman (Belmin Söylemez): 3 / 5

9) Zerre (Erdem Tepegöz) : 3 / 5

10) No (Pablo Larrain): 3 / 5

11) Siirt’in Sırrı (İnan Temelkuran): 3 / 5

12) Kan Akmalı – Gizlice Nazilerin Arasında (Peter Ohlendorf) : 2,5 / 5

13) Babamın Sesi (Orhan Eskiköy – Zeynel Doğan): 2,5 / 5

En İyi Yabancı Film: Amour / Aşk – Michael Haneke

En İyi Yabancı İlk Film: Beasts of the Southern Wild / Düşler Diyarı – Benh Zeithlin

En İyi Türk Filmi: Yeraltı – Zeki Demirkubuz

En İyi Türk İlk Filmi: Küf – Ali Aydın

En İyi Politik Film: No – Pablo Larrain

En İyi Animasyon: The King of Pigs / Domuzların Kralı – Sang-ho Yeon

En İyi Belgesel: Siirt’in Sırrı

En İyi Sinematografi (Yabancı): Beasts of the Southern Wild

En iyi Sinematografi (Türk): Küf

 

Etiketler: , , , , , ,

Blut Muss Fliessen – Undercover Unter Nazis (2012)

Türkiye’deki ilk gösterimi 18. Gezici Festival kapsamında yönetmeni Peter Ohlendorf’un katılımıyla yapılan “Kan Akmalı- Gizlice Nazilerin Arasında”, aralarında gizli konserler düzenleyen, Hitler selamı veren, “Kan Akmalı” diye bağıran Neonazilerin 40’a yakın konser görüntüsüyle, bu görüntüleri yıllar boyunca kılık değiştirerek gizli bir şekilde çeken Thomas Kuban’ın ( tabi bu da takma bir isim) çalışmalarının birleşmesi sonucunda ortaya çıkan şaşırtıcı bir belgesel.

Blut_muss_flie_en_-_Undercover_unter_Nazis

Gazeteci Thomas Kuban, yıllar boyu Almanya’yı ve Avrupa’yı dolaşarak ve bir Neonazi gibi davranarak gizlice kaydettiği bu görüntüleri hiçbir yere satamamış. Bu görüntüleri yayınlamayı reddetmemişler, kimse bu işin altına elini sokmak istememiş. Kuban, görüntüleri belgeselci Peter Ohlendorf’a gösterince Ohlendorf’un görüntüler karşısında kanı donmuş ve bunu film olarak birleştirmeyi teklif etmiş. Gizli çekildiğinden oldukça kötü görüntülü konser görüntülerine ek olarak, politikacıların Neonaziler ile ilgili konferans konuşmaları ve Thomas Kuban’ın konsere girmeden önceki sıkı hazırlıkları serpiştirilmiş. Ortaya çıkan manzara ise, hem düşündürücü, hem insanın kanını  dondurucu. Peter Ohlendorf’un film sonrası söyleşide söylediği şu cümle tüm olayı özetler nitelikte: “Günümüzde hala üstü örtülen ve pek kalmamış gibi gösterilen yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın gittikçe artıp ne boyutlara vardığını görmek şok edici.

778_455768874459038_278692691_n

Gizlice çekilen konser görüntüleri içerisinde genelde dazlak, üstü çıplak, vücudunun her tarafı Nazi dövmeleri içerisindeki militanların yanı sıra, birçok kadın, yaşını başını almış evli çiftler de görmek mümkün. Ve sayıları gitgide artmaya devam ediyor. Bolca alkol tüketerek  metal müzikler içerisine serpiştirilmiş “Kan akmalı, aşırısından, bolca, Yahudilerin Cumhuriyeti’ndeki bu özgürlüğün içine sıçarız. Adolf Hitler keşke gerilse, tekrar ülkenin başına geçse” gibi şarkı sözlerini söylüyorlar.

Neonazilere özel metal müziklerin, şapkaların, dövmelerin, tişörtlerin satıldığı dükkanların görüntüleri de belgeselde mevcut. Bazı Neonazilerin mekanlarında ya da evlerinde Nazi örgütünün üst düzey yetkililerinin fotoğraflarını görmek mümkün. Adolf Hitler’in gözle görülür bir posterine veya görüntüsüne ise belgeselde hemen hemen hiç rastlanmaması ise dikkat çekici. Gösterim sırasında Ohlendorf’a bunun bilinçli bir tercih olup olmadığı soruldu. Gülerek yanıt veren Ohlendorf, Neonazilerin üzerlerinde ufak arma, rozet gibi bazı şeylerde Hitler’in yine gözüktüğünü, fakat konser görüntülerinin kötülüğünden dolayı göze çarpmamış olabileceğini dile getirdi.

blutmussfliessen109_v-contentgross

Kan Akmalı – Gizlice Naziler Arasında belgeselinin normal bir sinema salonunda gösterim şansı bulamaması ise üzücü. Ohlendorf, “Neonaziler kimsenin ilgisini çekmiyor. Fakat gün geçtikçe sayıları artmaya ve tehlikeli olmaya başlıyorlar. Almanya’da 8’ü Türk olmak üzere 10 kişi Neonaziler tarafından öldürüldü. Polisler yeterli önlemleri almıyor.” dedi. Fakat filmi tüm dünyada göstermek amacıyla ülke ülke dolaştıklarını söyleyen Ohlendorf, şu ana kadar filmi 15.000 seyirciyle buluşturduklarını ve daha birçok yere gösterim için seyahat edeceklerini söyledi.

Bu bilgiler ışığında filmi tüm dünyada henüz görebilen 15.000 kişiden biri olabilmek mutluluk verici. Umarız bu belgesel daha çok insana ulaşır ve günümüzde sayısı durmadan artan bu yabancı düşmanı – ırkçı Neonaziler hakkında insanlar daha çok bilinçlendirilerek çeşitli önlemler alınabilir.

Not: Gezici Festival fotoğrafı alıntıdır.

6.1 / 10

 
 

Etiketler: , , ,

Zerre (2012)

Sağlam bir gözlemin ürünü olduğunu belli eden Zerre, belgeselden gelen Erdem Tepegöz’ün kurmacayı belgesel gerçekçiliğiyle sade ama sarsıcı bir şekilde işlemesiyle ve tüm yükü üzerine alarak oldukça zor bir oyunculuk sergileyen Jale Arıkan’ın performansıyla hatırlanacaktır.

zerre

Yaşlı annesi ve engelli küçük kızıyla beraber yaşamakta olan Zeynep, zor şartlar altında aldığı üç kuruşluk maaşla çalışıp ailesine bakmaktadır. Bir gün nedensiz şekilde atölyedeki işinden çıkarılınca ortada kalır fakat bu onu yıldırmaz ve iş aramaya devam eder. Bulduğu işler genelde çok zor şartlar içerisinde olup “haftada 90 tl” gibi gülünç rakamlara gebedir. Güçlü bir kadın olan Zeynep, hayattaki tüm olumsuzluklara rağmen her gün ailesinin önüne 3 kap yemek koyup karınlarını doyurabilmek için bulabildiği her işte çalışmak için çabalar. Fakat hayatta ne kadar güçlü durmaya çalışırsa çalışsın yalnız bir kadının erkek egemen bu dünyada “zerre” kadar değeri yoktur.

18. Gezici Festival kapsamında izlediğim “Zerre”, yönetmeni Erdem Tepegöz’ün katılımıyla gerçekleşti. Tepegöz filmin 80 dakikalık kısa süresi ve beklenmedik anda biten finali hakkında “Karakteri olaydan olaya sürüklemek yerine inmemiz gereken durakta inmemiz gerektiğini hissettim. Filmin kapatılmış bir defter gibi sonlanması yerine ucunu açık bitirerek zihnimizde olayı devam ettirmeyi hedefledim. Daha önceki bir gösterim sonrasında bana olayın sonrasını nasıl düşündüklerini söyleyen insanlar oldu. Demek ki “Zerre” hala o yaşantının sonrasını düşündürtüyor” dedi. Filmi sunan Ahmet Boyacıoğlu’nun usta oyuncu Tuncel Kurtiz’e ne düşündüğünü sorması üzerine Kurtiz ” Çok beğendim. Yılmaz Güney bu filmi görse çok heyecanlanırdı. “Umut” (1970) filminin günümüzdeki yansıması olarak düşünmek mümkün. Ayrıca filmdeki yönetmen – oyuncu ilişkisinin samimiyetini farkettim ve çok hoşuma gitti. Tebrik ederim.” diye yanıt verdi.

zerre2

Zerre, her şeyden önce Türk sinemasında sayısı çok az olan “kadın filmleri” ve erkek egemen dünyada onurlu ve güçlü bir şekilde dimdik ayakta durmaya çalışan bir kadının öyküsünü başarıyla sinemasallaştırdığı için övgüyü hakediyor. Filmin oldukça başarılı sanat yönetimi, mekan konusunda sağlam bir araştırma yapıldığının göstergesi. Distopik tarzdaki görsel yapısı ise bu başarılı sanat yönetimine oldukça uyum sağlıyor. 3. Malatya Uluslalarası Film Festivali’nde alınan “En İyi Kurgu” ödülü, “Zerre”nin izleyiciyi 80 dakika boyunca başarılı bir şekilde olayların içerisine dahil edebilmesinde ve yaşanan her olayın gerçekçilik boyutunun uyandırdığı empatide yatıyor. Jale Arıkan ise  adeta “tek kişilik dev kadro” misali oyunculuk yükünü sırtında taşıyarak filmin gücüne güç katıyor.

zerre3

Aktüel kamerasıyla ve atmosferiyle “Dardenne Kardeşler gerçekçiliği”nden izler taşıyan “Zerre”, bu özelliğini “kadın hikayesi”ne entegre ederek “sade”, “eksiksiz” ve “vurucu” bir film olmayı başarıyor. İlk filmiyle oldukça umut vadeden ve Türk Sineması’na başarılı bir yapıt kazandıran Erdem Tepegöz’ün sonraki filmlerini merakla bekliyor olacağız.

Not: Gezici Festival fotoğrafı alıntıdır.

7.4 / 10

 

Etiketler: , , , ,

Küf (2012)

Ali Aydın’ın bu sene Venedik Film Festivali’nden “Geleceğin Aslanı”, Selanik Film Festivali’nden ise “Gümüş İskender” ödülleriyle dönen ilk filmi “Küf”, “Cumartesi Anneleri”ni temel alan öyküsündeki “erkek karakterler” üzerinden  90’lardaki çürümüş, kokuşmuş, “küf”leşmiş sisteme, grenli sinematografisiyle çarpıcı bir bakış atmış.

küf

18 yıl önce kaybolan oğlunu bulabilmek için yıllardır aralıksız devlete dilekçe yazan Basri’nin hayatı ekseninde dönüyor her şey. Polis müfettişi Murat, Basri’yi bir gün odasına çağırtır. Bitmek bilmeyen dilekçelerden artık usanmıştır ve uzun bir süre onu sorgular. Basri, her şeye rağmen dilekçe yazmaya devam eder, hayata küsmüştür, ağzından 1-2 kelime zor çıkmaktadır fakat her şeye rağmen oğlunu bulmaya dair bir ümidi vardır. Ölüsü de gelse oğluna kavuşmak istemektedir.

18. Gezici Festival kapsamında izlediğim “Küf”, yönetmeni Ali Aydın’ın katılımıyla gerçekleşti. Film sonrasında ardı arkası kesilmeyen soru-cevaplar ve övgüler, filmin bittikten sonra bile izleyiciyi çokça düşündürdüğüne ve önemli bir film olduğuna dair kanıt niteliğindeydi. Ali Aydın, “Küf”ün politik bir film olarak tanımlanabileceğini fakat kendisinin “Küf”ü politik bir film olarak görmediğini dile getirdi.

ali aydın

Film bitimindeki Ali Aydın ile söyleşi esnasında usta oyuncu Tuncel Kurtiz’in köşeden Ali Aydın’ı yüzünde bir tebessümle dikkatle dinlediği gözlerden kaçmadı. Ali Aydın konuşmasını bitirir bitirmez alkışlamaya başlayan Tuncel Kurtiz’in “Büyük bir sevinçle seyrettim. Genç nesilden birinin dünya sinemasına bu eseri bırakmasıyla gurur duydum. İyi ki varsınız.” sözleri etkiliydi.

tuncel

Küf, etkili sinematografisiyle, Ercan Kesal’in benzersiz performansıyla, Muhammet Uzuner ve Tansu Biçer’in başarılı yardımcı rollerinin katkısıyla ve tokat gibi vurucu, etkili finaliyle “Türkiye 2012” sinemasının etkileyici yapımlarından biri olmayı başarıyor. Tren yollarında çalışan Basri’nin 18 yıldır kayıp oğlunu arayışının ekseninde bir yan hikayeye de kapı açılıyor. Tren yolları çalışanlarından Cemil ile Basri’nin ilişkisine. Basri’nin oğlunu arayışı “faili meçhul cinayetler”, “devletin yetersizliği ve ilgisizliği” gibi konular üzerinde dururken, bu yan hikaye de  “Adalet nedir?”, “Kötü bir insanın cezası ölüm mü olmalıdır?”, “Bu yargıyı kim verebilir?”, “Bu yargıya varmak doğru mudur?” gibi sorular ekseninde “adalet” kavramını sorgulamamıza olanak sağlıyor.

küff

Ercan Kesal’in film boyuncaki suskunluğu, tepkisizliği ve polis müfettişiyle konuşurken sarfettiği “kader!” sözcüğü çeşitli okumalara gebe. Ali Aydın’ın söyleşide “Bana göre sigara içmek bir intihardır” sözcüğü, filmde durmadan sigara içen karakterlerin “kaderci bir intihar”ı seçtiği yönünde Aydın’ın sözlerinin peliküle yansımasıdır. Basri’nin epilepsi hastalığının da nerede ve nasıl başladığına dair bir fikrimiz olmasa da, bunun sebebini gayet iyi anlıyoruz. “Epilepsi sahneleri”nin ise Semih Kaplanoğlu’nun “Süt” (2008) ündeki Yusuf’un epilepsi krizlerini akla getirmesi de bir başka ayrıntı. Filmin başlarındaki 15 dakika süren tek plan karşılıklı diyalog sahnesi ise hafızalara kazınacak cinsten.

Ali Aydın, yetenekli bir sinemacının izlerini taşıyan bu uluslararası ödüllü ilk filmiyle “minimalist Türk sineması”na önemli bir film kazandırmış oluyor. Bundan sonraki filmlerini merakla bekleyeceğimiz ve ele alacağı konuları merak ettiğimiz ise bir gerçek.

Not: Gezici Festival fotoğrafları alıntıdır.

7.5 / 10

 

Etiketler: , , , , , , ,

Siirt’in Sırrı (2012)

“Made in Europe” ve “Bornova Bornova” filmleriyle Türk Sineması’nda iyi bir çıkış yakalayan genç yönetmen İnan Temelkuran’ın kurmacadan belgesele dönüş yaparak şaşırtıp, Kristen Stevens’la beraber çektiği “Siirt’in Sırrı”, ülkemizde az sayıda çekilen uzun metraj belgesel filmler içerisinde akılda kalıcı bir yer ediniyor.

siirtin sirri

Siirt’te yaşayan 16 yaşındaki güreş sporcusu Evin Demirhan, hem başarılarıyla adından söz ettirmekte hem de kazandığı parayla 13 kişilik ailesinin geçimini sağlamakta. Siirt gibi muhafazakar bir şehirde sokakta yalnız başına bile gezemeyen Evin’in bu seçiminin nasıl tepkiyle karşılandığına, ailesinin başlangıçta karşı çıkmasına rağmen başarısını ve azmini görünce desteklemeye karar verdiğine şahit oluyoruz. 2010’da kendi kulvarında Avrupa Şampiyonu olan ve Dünya Şampiyonası’nda da Türkiye’yi temsil ederek 3. olan Evin, yaşadığı tüm olumsuz faktörlere ve maddi imkansızlıklara rağmen azmin gücünü gözler önüne seriyor.

Filmde de belirtildiği gibi, “güreş” gibi fiziksel olarak zor ve yorucu bir meslekte başarı kazananların hemen hemen tamamının fakir semtlerden ve yokluk içinde yaşayan insanlardan çıkması elbette tesadüf değil. Genelde ailelerine bakma isteğiyle ve tüm dünya tarafından tanınacak, saygı duyulacak bir sporcu olabilme arzusuyla ortaya çıkan bu hissi Evin de yaşıyor elbet. Küçük yaşına karşı, o kadar büyük bir azmi, inadı, hırsı, neşesi, yaşama sevinci, sempatikliği var ki Evin’in. Evet, sempatik, hatta sempatiklikte bu sene Beasts of the Southern Wild (2012) filmindeki performansıyla adından söz ettiren “Quvenzhane Wallis”le yarışır. Üstelik Wallis’in sempatikliği bir oyun, bir kurguyken, Evin %100 gerçek!

evin_demirhan

Gelelim, Siirt’in Sırrı’nın Adana Altın Koza Film Festivali’nde “Kurmaca” adaylar arasından sıyrılıp “En İyi Kurgu” ödülüne layık görülmesine. Bir belgesel filmin, kurmaca filmi geride bırakarak “Kurgu” ödülüne uzanması pek sık görülebilecek bir şey değil, bu yüzden oldukça şaşırtıcı bir durum. Siirt’in Sırrı’nın kurgusunda açıkçası herhangi bir belgesel filmden farklı olarak değişik bir kurgu akışı yok. Kurguya yeni bir soluk falan da getirmiyor. Fakat başından sonuna bu azim öyküsünü büyük bir merakla izlettirmeyi başarıyor. Öyle ki, festivallerde genelde hemen hemen her filmde en az birkaç kişi mutlaka dayanamayıp dışarı çıkar. Bu, filmi beğenmediğinden de olabilir, tuvalet ihtiyacı nedeniyle de. Fakat Siirt’in Sırrı’nda tek bir kişi bile 99 dakika boyunca hem dışarı çıkmadı, hem de film bittiğinde salondakilerin %95’inin suratında bir tebessüm vardı. “Kurgu” ödülünü kazanmanın “sırrı”nın burada yatması olağan. Fakat farklı bir nedene de dayandığını düşünüyorum.

Özellikle ülkemizde minimalist sinemanın patlama yaşadığı bir dönemde olduğumuz gerçeğin ta kendisi. Genellikle 10-15 plan çekerek bitirilen, bu yüzden kurguya da pek ihtiyacı kalmayan “sanat filmi denemeleri!” nin festivallerde kol gezmesi, “iyi bir sanat filmi” olsa bile “demirbaş örnekler” haricinde “kurgusal” açıdan izleyiciyi her saniyesinde hikayenin içerisine bütünlük sağlayarak dahil edebilen örneklere sık rastlanmaması bunda en büyük etken. Bu yüzden hem belgesel gerekliliklerini başarıyla yerine getiren hem de seyirciyi bunun içine sürükleyerek sonuna kadar dahil eden Siirt’in Sırrı’nın bu başarıya ulaşmasının tesadüf olmadığı kanısına varmak mümkün.

10927505746

İnan Temelkuran’in bir sonraki projesini merakla beklememek elde değil. Yeni projesinde kurmacaya geri döneceğini belirten Temelkuran, Türk Sineması’na farklı alanlarda önemli yapıtlar vermeye devam edeceğe benziyor.

7.2 / 10

 

Etiketler: , , ,

18. Gezici Festival’de Görülmesi Gereken 10 Film

30 Kasım – 6 Aralık tarihleri arasında Ankara’da “Kızılay Büyülü Fener Sineması” ve “Alman Kültür Merkezi”nde  gerçekleşecek olan  18. Gezici Festival’in yaklaşmasıyla bir festival heyecanı daha sardı. Bu yıl Gezici Festival’de “Dünya Sineması”, “Türkiye 2012”, “Tuncel Kurtiz’in ‘Bir Daha, Bir Daha İzlediği Filmler”, “Savaşla Büyümek”, “Üretim Hatası”, “Kısa İyidir”, “Büyülenmenin Ötesinde: Larry Jordan’ın Filmleri” ve “Çocuk Filmleri: Hollanda” bölümleri bulunmakta.

Gezici Festival’e gitmek isteyenler için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gereken 10 film” listesini ele aldım. Not:Türkiye’de vizyon yüzü görmüş filmleri ( Yeraltı, Araf, Babamın Sesi, Lal Gece) ve eski klasikleri ( Il gattopardo, Nashville, All That Jazz) listeye almadan bir değerlendirme yaptım.

1) Küf (2012) – Ali Aydın (94 dk) 

Bu yıl Venedik Film Festivali’nden “Geleceğin Aslanı” ve Selanik Film Festivali’nden “Gümüş İskender” ödülleriyle dönerek uluslararası arenada gururumuzu kabartan Küf, aldığı ödüllerle ve eleştirmenlerin beğenisini kazanmasıyla dikkat çekmekte. Ülkemizde sayısı gün geçtikçe fazlalaşan “minimalist sinema” örneğine katkılarını, Ercan Kesal ve Tansu Biçer’in çok konuşulan performanslarını görmek açısından izlenmeli.

2) Zerre (2012) – Erdem Tepegöz (80 dk) 

Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden “En İyi İlk Film”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Sanat Yönetimi”, “Siyad En İyi Film” ve Malatya Film Festivali’nden “En İyi Kadın Oyuncu – Jale Arıkan”, “En İyi Kurgu” ödülleriyle dönen Zerre, eleştirmenler tarafından bu yılın az sayıda beğenilen filmlerinden biri. Özellikle Altın Portakal’da kendisine “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü verilmediği için büyük bir kesim tarafından prototesto edilen ve performansı çok övülen Jale Arıkan’ı görmek için izlenmeli.

3) Devir (2012) – Derviş Zaim (75 dk) 

Usta yönetmen Derviş Zaim’in tamamen amatör oyuncularla çalıştığı son filmi “Devir”, festivallerde henüz kayda değer bir ödüle layık görülmese de, Derviş Zaim filmografisinde farklı bir yerde durması, insan-doğa ilişkisini incelemesi ve yönetmenin daha önceki filmlerine hiç benzemediğinin söylenmesi sebebiyle izlenmeli.

4) Siirt’in Sırrı (2012) – İnan Temelkuran, Kristen Stevens (89 dk) 

“Made in Europe” ve “Bornova Bornova” filmleriyle önemli yönetmenler adına arasını yazdıran İnan Temelkuran’ın 3. kurmacasını beklerken bir anda bir belgeselle ortaya çıkması şaşırtıcı. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Belgesel”, Adana Altın Koza Film Festivali’nde ise “En İyi Kurgu”, “Jüri Özel ” ve “Jüri Özendirme” ödüllerine layık görülen film, hem İnan Temelkuran’ın tür değişimine gitmesi, hem de bir belgeselin, kurmacaların arasından sıyrılarak “kurgu” ödülünü kazanması açısından izlenmeli.

5) Şimdiki Zaman (2012) – Belmin Söylemez (110 dk) 

İstanbul Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu – Sanem Öge”, Adana Altın Koza Film Festivali’nde ise “Yılmaz Güney Özel”, “Film-Yön Jürisi Özel” ve “Siyad En İyi Film” ödüllerine layık görülen “Şimdiki Zaman” da eleştirmenler nezdinde senenin en iyi Türk filmlerinden biri olarak görülmesiyle, hem de sinemamızda güçlü örnekleri az olan “kadın hikayesi” sebebiyle izlenmeli.

6) Amour / Aşk (2012) – Michael Haneke (127 dk) 

Usta yönetmen Michael Haneke’nin bu yıl Cannes Film Festivali’nden “Altın Palmiye” ödülüyle dönen, senenin en iyi filmleri arasında gösterilen ve çarpıcılığıyla çok konuşulan “Aşk”ını Filmekimi’nde kaçıran ve 28 Aralık’taki vizyon tarihinden önce izlemek isteyenlere 2. bir fırsat daha. “Yaşlanma korkusu” olanlara tavsiye edilmez.

7) Beasts of the Southern Wild / Düşler Diyarı (2012) – Benh Zeitlin (92 dk) 

Cannes, Sundance, Seattle, Los Angeles ve Deavuille Film Festivali’nde aldığı ödüllerle bu senenin “ödül canavarı”na ve yılın en hit filmlerinden birine dönüşen “Düşler Diyarı”, benzerini bir daha uzun yıllar görememe ihtimalimiz olduğu ustalıklı bir “sinema büyüsü” olduğu için izlenmeli. Vizyon tarihi 23 Ocak 2013 olan filmi erkenden izlemek isteyenler  için bir fırsat daha. Kaçırılmamalı!

8) No (2012) – Pablo Larrain (110 dk) 

Cannes Film Festivali’nde “Sanat Sinema” ve Malatya Film Festivali’nde Uluslararası En İyi Film” ödülüne layık görülen No, senenin en beğenilen filmlerinden biri olması ve Gael Garcia Bernal’ın performansını görmek açısından izlenmeli. Özellikle politik-gerilim severler kaçırmamalı.

9) Dae gi eui wang / Domuzların Kralı (2011) – Sang-ho Yeun (97 dk) 

Güney Kore sinemasından çıkan bir animasyon / canlandırma film olan “Domuzların Kralı”, Busan ve Fantasia Film Festivalleri’nde aldığı “En İyi İlk Film”, “En İyi Yönetmen”, “NETPAC” gibi ödüllerin sahibi. Okulda şiddet üzerine sert ve çarpıcı bir yapım olan film, türün meraklıları tarafından izlenmeli fakat çocuklara göre bir animasyon / canlandırma olmadığını söylemeliyiz.

10) Parada / Onur Yürüyüşü (2011) – Srdan Dragojevic (115 dk) 

Berlin Film Festival’nde “Kiliseler Birliği Özel Mansiyon”, “Panorama İzleyici Ödülü” ve Torino Gay ve Lezbiyen Film Festivali’nde”İzleyici Ödülü”ne layık görülen film, bu sene “eşcinsellik” olgusu üzerine yapılmış en etkili filmlerden biri olması sebebiyle izlenmeli.

NOT: “Tuncel Kurtiz’in Bir Daha, Bir Daha İzlediği Filmler” bölümünde gösterilecek tüm filmler ile “Türkiye 2012” bölümünden vizyon şansı yakalamış “Yeraltı”, “Araf”, “Babamın Sesi” ve “Lal Gece” henüz izlememiş olanların kaçırmaması gereken filmler.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,