RSS

2016 Yılının En İyi 30 Filmi

Yine birbirinden güzel filmler izlediğimiz bir yılı kapatırken geleneksel liste oluşturma vakti geldi. “Birbirinden güzel filmler mi?” diye yine ana muhalefet çıkışını yapacak olan, her yıl “bu yıl da düzgün film yoktu ya” demekten bıkmayan, “listeyi tamamlayacak sayıda film bulamadım” diyen, “2000 sonrasında sinema zaten pek iyi değil ya, nerede Tarkovsky, Bergman” diyerek sinema dünyasını kurtaran, her daim atarlı,  az beğenen, artist sinefillerimize inat, gönül rahatlığıyla bir yıl sonu TOP 30 oluşturmayı başardım. Üstelik istesem bir 30 film daha çıkarmam mümkün olabilirdi. Hatta bunu yaparken kendi ilkelerime yine bağlı kalarak (Tarkovsky göndermesi de yaptım bak dayanamadım!) Türkiye’de 2016 yılında vizyona girmesine, festivalde gösterilmesine ya da hiç gösterilmemesine rağmen 2015 yılı içerisinde vizyon, festival ya da online ortamlarda (evet, torrent’ten bahsediyorum!) izleme şansını bulduğumuz filmlerin hiçbirini kişisel listeme almadım. Yazdığım mecralara elbette yine her mecranın kendine göre farklı kuralları olduğundan o kurallara bağlı kalarak farklı listeler gönderdim. Fakat insanın kişisel blogu olunca hiçbir kuralı iplemeyip kendi kurallarını oluşturması da en doğal hakkı. Hatta Criticker puanlarımda durum farklı olsa bile listeye dökünce sıralamayı kafama göre değiştirdim. Anlayacağınız canımın istediği filmi aldım, istemediği filmi almadım. Böylelikle yok bu film 2015’ti, şu 2016’ydı, bu film şu festivalde gösterildi de, bu film vizyona girmediği için dağıtımcılar kızar da, o filmi 2017 listesine koymak lazım da gibi bütün sorunları elimin tersiyle iterek özgür irademle bu yılın en beğendiğim 30 filmini beğenilerinize sunarım.

Not: Bu kadar açıklamama rağmen inatla anlamayacak olan arkadaşlar çıkarsa diye 2016 değerlendirmemde yer almayacak bazı filmleri tek tek yine de yazmak isterim.

 (The Revenant, Spotlight, The Hateful Eight, Carol, Joy, Creed, El Club, The Big Short, The Danish Girl, Room, Brooklyn, Dheepan, Youth, Son of Saul, The Brand New Testament, The Assassin, Love, Chronic, Goodnight Mommy, The Second Mother, daha yazardım ama yoruldum anlayın işte…)

1) Arrival – Yön: Denis Villeneuve

arrivalmovie

2) Nocturnal Animals – Yön: Tom Ford

nocturnalmovie

3) Manchester by the Sea – Yön: Kenneth Lonergan

manchester

4) La La Land – Yön: Damien Chazelle

la-la-land

5) Elle – Yön: Paul Verhoeven

elle1

6) High-Rise – Yön: Ben Wheatley

highrise

7) Der Nachtmahr – Yön: AKIZ

der-nachtmahr

8) The Wailing – Yön: Hong jin-Na

the-wailing-1

9) Sieranevada – Yön: Cristi Puiu

sieranevada-cannes-2016-till-1000x555

10) Toni Erdmann – Yön: Maren Ade

tonierdmann

11) Neruda – Yön: Pablo Larrain

neruda-filmloverss-1

12) The Red Turtle – Michael Dudok de Witttheredturtle_clip_attack

13) The Childhood of a Leader – Yön: Brady Corbet

childhood-of-a-leader

14) The Woman Who Left – Yön: Lav Diaz

womanwholeft

15) Auf Einmal – Yön: Aslı Özge

auf-einmal

16) Eye in the Sky – Yön: Gavin Hood

eye-in-the-sky-movie-wallpaper-08

17) Graduation – Yön: Cristian Mungiu

bacalaureat-the-graduation-still-1000x571

18) The Age of Shadows – Yön: Kim jee-Woon

the-age-of-shadows

19) The Neon Demon – Yön: Nicolas Winding Refn

neondemon-photoshoot-opening

20) The Student – Yön: Kirill Serebrennikov

muchenik2

21) American Honey – Yön: Andrea Arnold

americanhoneysashashia-0-0

22) Doctor Strange – Yön: Scott Derrickson

doctor-strange-movie-tilda-swinton-benedict-cumberbatch

23) Deadpool – Yön: Tim Miller

DEADPOOL

24) Demolition – Yön: Jean Marc-Vallee

demolition

25) The Salesman – Yön: Asghar Farhadi

salesman-1

26) Train to Busan – Yön: Sang ho-Yeon

busan_0823

27) Neon Bull – Yön: Gabriel Mascaro

neon_bull

28) Green Room – Yön: Jeremy Saulnier

greenroom

29) Paterson – Yön: Jim Jarmusch

PATERSON_D26_0049.ARW

30) Interruption – Yön: Yorgos Zois

interruption-image-c

 

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 30, 2016 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2016 Yılının En Kült 10 Sahnesi

1) Toni Erdmann

Dünya çapında izleyicilerin, sinema eleştirmenlerinin, yönetmenlerin, oyuncuların “yılın filmi” ilan ettiği Toni Erdmann, özellikle afişinde gözüken ve Cannes prömiyerinde kırmızı halıda kanlı canlı karşımıza çıkan 3 metrelik dev tüylü kostümle ilgimizi çekmişti. Filmde evin içinde çıplak bir şekilde verilen parti sahnesine Toni Erdmann’ın kostümle daldığı an izleyici için kahkaha tufanı, sinemasal bir şok, belki de tüm zamanların en komik çıplak sahnesiydi. Evin içinde bol kahkaha attırarak dışarı çıkıldığı ilk anda izleyiciyi en duygusu yoğun sahneye hazırlayan Maren Ade, defalarca izlenilesi bir sahneye imza attı.

tonierdmann

2) The Wailing

Sinemada birçok şeytan çıkarma sahnesi izlediniz ama iddia ediyoruz ki böylesini görmediniz! Güney Kore sinemasının yükselen yönetmenlerinden Hong jin-Na’nın korku, suç, polisiye, fantastik, gerilim demeden tür kombininde coşan benzersiz filmi The Wailing, paralel kurguyla tam 16 dakika süren, heyecandan ve gerilimden izleyiciyi hipnotize eden bir ritüel ortamında şeytan çıkarma sekansına sahipti.  Üstelik tavuk, ateş, bıçak, et, davul, kan, müzik, ateş, mum, kılıç, put, fotoğraf, çivi, boğa ve domuz kafası gibi nesnelerin cirit attığı bu sekansta şeytan ve şeytanı çıkarmak isteyen kişi aynı mekanda bile değildi!

the-wailing

3) Sausage Party

Sadece yılın değil, tüm zamanların en cesur ve aykırı animasyonlarından olan Sausage Party, “çocuklar izlemesin” kelimesini en sık duyduğumuz animasyon oldu belki de. Amerika’da bir sinemada başka bir animasyon öncesinde yanlışlıkla fragmanı gösterilince çocuklar ağlamaya başlamış, aileleri olay çıkarmıştı. “R-Rated” alan ve 18+’dan başka seçeneği de gözükmeyen animasyonun Türkiye’de vizyona girmesi zaten konuşulmadı bile. Finale doğru tüm yiyeceklerin adeta hardcore bir karnavala çevirerek seks yaptıkları 3 dakikalık çok çılgın bir “orgy sahnesi” vardı ki, yanınızda değil çocuk, yetişkin bir insan varken bile şaşkınlığınızı gizlemek elde değildi. Şimdiden “kült” oldu bile.

sausage2

4) Arrival

Kelimelerin kifayetsiz kaldığı türden bir sinemasal mucize anı. Denis Villeneuve’un yıla damgasını vuran ve yıllar geçtikçe artarak değerlenecek bilimkurgusundan ileride çoluğumuza, çocuğumuza, torunumuza anlatacağımız bir “o an.”

arrival2

5) Nocturnal Animals

Tom Ford’un yılın en güçlü filmlerinden birine imza attığı Nocturnal Animals’ın 3 dakikalık açılış sahnesi aynı zamanda bir sanat galerisinin açılış anına denk geliyordu. Günümüzde güzel, genç ve alımlı kadınların cinsel bir meta olarak gösterilişine alışık olduğumuz sisteme karşı olarak kilolu ve çıplak kadınların dans edişini bir kutlama edasında gözler önüne seren Ford, toplumun dayatmalarını ortaya çıkaranların esas utanması gereken kişiler olduklarını akıllardan çıkmayacak bir sahneyle ele alıyordu.

nocturnal3

6) Swiss Army Man

Yılın Sundance çıkışlı bağımsızlarından Daniels imzalı Swiss Army Man, osuruk ve ereksiyonu bolca kullanarak sanatsal değeri / felsefesi yoğun film de çekilebileceğini kanıtlayan bir çılgınlıktı. Paul Dano’nun ölü ama osuran bir Daniel Radcliffe’ın tepesine çıkarak onu tekne niyetine kullanıp dalgaları aştığı açılış o kadar uçuk ve absürt bir sahneydi ki, kahkaha attık, dumur olduk, neye uğradığımızı şaşırdık. Filmin geri kalanını düşündüğümüzde bu sahne daha başlangıçtı ve yönetmeninin dediği “İlk osuruk sizi güldürecek ama son osuruk sizi ağlatacak” önermesinin hakkını finalde saçma bir şekilde duygulandığımızda verdik!

swiss-army-man

7) Allied

Robert Zemeckis’in Notorious güzellemeli 2. Dünya Savaşı’nda aşk ve casusluk gerilimi anlatısı Allied, 50’li yıllardan bir klasik izliyormuş hissiyatı yaratırken Zemeckis’in 2000 sonrasındaki nadir iyi işlerinden birine dönüşüyordu. Film ne kadar klasik anlatılı olsa da çölde arabanın içerisindeki sevişme sahnesini ele alışı oldukça farklıydı. Brad Pitt ve Marion Cotillard’ın sevişmesini dışarıdan arabayı bir yöne doğru döndürerek kum fırtınası yaratırken, içeriden ise kamerayı hareketin tam tersi yöne doğru çeviren görüntü yönetmeni Don Burgess son derece estetik ve unutulmaz bir an yaratıyordu.

allied1

8) Don’t Breathe

Çoğu sinemaseverin de takdir edeceği üzere yılın en iyi gerilimlerinden biri olan Fede Alvarez imzalı Don’t Breathe, görme engelli bir psikopat ev sahibi ile onun evini soymaya çalışan hırsızlar arasında sıkı bir gerilim yaratıyordu. Fakat elektriğin giderek ekranın birkaç dakikalığına siyah beyaza döndüğü, karakterlerin birbirini göremeyerek durumun eşitlendiği ve seyircinin parmak ısırma noktasına gelerek bu gerilim duygusuna ortak olduğu sahne unutulmazlar arasında yerini aldı.

dontbreathe1

9) Neruda

Pablo Larrain’in şiir gibi bir sinemasal anlatıyla şair adaşı Pablo Neruda’nın hikayesini belki de yılın en çarpıcı kurgu çalışmasıyla anlatırken izleyiciyi salondan büyülenmiş bir şekilde çıkarmayı başarıyordu. Filmden çıktıktan sonra konuştuğum birçok kişi en çok etkilendiği sahnenin Neruda’nın ülkeyi terk etmek için beyaz ceketiyle yolda yürürken arkadan gelen evsiz çocuğun ona seslenmesi ve Neruda’nın ona sarıldığı an olduğunu söylemişti. Filmin içinde 1 dakika bile sürmeyen bu an 2 saatlik bir film içerisinde birçok kişinin en unutulmaz anı olabiliyorsa fazla söze gerek yok.

neruda1

10) Babamın Kanatları

Kıvanç Sezer’in ilk filmi olan ve yılın en başarılı yerli filmleri arasına adını yazdıran Babamın Kanatları, işçi sınıfının, emeğin ve insan onurunun yanında olan senaryosuyla Ken Loach’un bu yılki Türkiye şubesiydi. Küpe takan Kürt işçi Yusuf ve türbanlı kadın Nihal’in içlerinde bulunduğu bir grup insanın meydanda Grup Bajar’ın Kürtçe rock müziği Nana çalarken ve Türk bayrağı sallanırken halay çektikleri sahne filmin gri tonlardaki atmosferine kıyasla coşkulu tavrıyla öne çıkıyordu. Parçanın ve sahnenin güzelliği, birlik ve beraberliğe davet eden mesajıyla önemi büyüktü.

babaminkanatlari

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 27, 2016 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

“Assassin’s Creed” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

assassins-creed-movie-wallpaper-hd-film-2016-poster-image

Kerem Akça: Assassin’s Creed, video oyunu uyarlamaları içinde entelektüel ve plastik duruşuyla özel bir yere oturuyor. Kurzel fark yaratmış.

Halil İbrahim Sağlam: Assassin’s Creed, oyun uyarlamalarının makus talihini değiştiremiyor. Aksiyonu ve müzikleri gaza getirse de senaryo çok yavan bir inanç – bilim savaşı türevi. Görsel açıdan da 21. yüzyıldaki türevleriyle kıyasladığımızda iddiasının altında eziliyor. Ayrıca Macbeth’ten sonra Fassbender ve Cotillard arasında uyumlu bir kimya olmadığını bir kez daha anlamış olduk. 2,5/5

Serkan Çellik: Assassin’s Creed son 17 yıldır birçok filmin olduğu gibi The Matrix’e çok şey borçlu. Ama bir yandan da onu güncelleyebilmiş olması inanılmaz.Gördüğüm en cool filmlerden biri. Gerilim duygusu hiç bitmiyor ve çok sürükleyici. 8/10

Tanju Baran: Assassin’s Creed’in bizimle kafa bulduğunu anlamam 1 saat sürdü, o andan sonra da ben filmle kafa bulmaya başladım. Her açıdan facia bir iş.

Burak Göral: Assassin’s Creed oyunlarından bir tanesini (Brotherhood) oynamıştım. Bayıldığım bir oyun değildi doğrusu ama filmi de yabancı meslektaşlarımın gömdüğü kadar kötü bulmadım. Bilgisayar oyunlarından uyarlanan filmlerin hikayeleri genelde ‘güdük’ olur zaten. Bunun da hikayesi her ne kadar bildiğimiz ‘kutsal kase’ meselesine benzese de izletiyor kendisini.. Justin Kurzel, “Macbeth” uyarlamasındaki estetik anlayışını aynen taşımış. Biraz fazla karanlık, toz toprak içinde geçen aksiyon sahnelerine rağmen ben özellikle Endülüs sahnelerini gayet beğendim. Müziklerini daha da çok sevdim. Fassbender yılda 3-4 filmde oynayarak bir Ayhan Işık olma yolunda sanırım… Marion Cotillard’a da o saç hiç olmamış.. Ama o güzel bakış hep baki…

Murat Tolga Şen: Assassin’s Creed’i beğenmedim. Kendi özünden kopmuş, zorlama bir senaryoyla bolca akrobasi içeren Da Vinci Şifresi olmuş.

Fırat Sayıcı: Assassin’s Creed, fen bilgisi öğretmeni kıvamındaki Cotillard hariç, gayet tatminkar…

Onur Kırşavoğlu: Assassin’s Creed’in söylem/diyalogları basit, manevraları demode. Cotillard ve Fassbender’in en kötü performansı. Kurtaran biraz aksiyon 2/5

Kerem Sanatel: Assassin’s Creed’de yerden yere vurulacak bir şey yok, ama oyunun en ilginç yanı olan galaktik entrikasına hiç girmemişler. Seyirciyi de tıpkı oyunculara yaptıkları gibi afallatsalar, kafa karışıklığı yaratsalardı keşke.

Mert Tanöz: Assassin’s Creed sadece başka bir Justin Kurzel filmi. Epik bir atmosfer içinde güzel görüntüler, harika sesler. Fakat her zamanki gibi hikayesi yok. Macbeth’in kötü bir kopyası gibi. Duman her yerde ama Assassin’s Creed hikayesini gerçekten anlatmıyor. Bir diğer başarısız uyarlama …

İnci Tulpar: Hafta sonu için gençleri çekecek tek vizyon filmi olabilir. Aksiyonu bol.

Ekin Limoncu: Üzülerek söylüyorum ki Assassin’s Creed keşke sadece oyun olarak kalsaymış. Aksiyonla kotarılmaya çalışılan filmin senaryosu tatmin etmiyor. Kötü oyunculuğuna alışık olmadığımız Cotillard ise, ciddi anlamda kötüydü.

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 21, 2016 in 2012

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

“Nocturnal Animals” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

nocturnal-animals

Ali Ulvi Uyanık: “Nocturnal Animals”: Aşkı, vicdanı, kalp kırıklığını, tedirgin ve yer yer de şoke eden katmanlarla seyircilerin duygularına emanet ediyor.

Murat Özer: Tom Ford’u bunca yıl beklediğimize değdi… Yılın en iyilerinden “Nocturnal Animals”, temas ettiği her noktaya ateş düşürmeyi başarıyor…

Burak Göral: “Gece Hayvanları” (Nocturnal Animals), “Arrival”dan çok çok daha iyi kotarılmış ve değerli bir film. Nüfuz ettiği kılcal damarların içinde kaybolmadan yolunu buluyor, ‘yaşama’nın cesaret gerektiren bir mesele olduğunu sert, tavizsiz ve hipnoz edici bir üslupla anlatmayı başarıyor. Tom Ford bunu yaparken başka üstat yönetmenleri de taklit etmiyor öyle başka yeni kuşak yönetmenler gibi. Nicolas Winding Refn gibi ‘stil’in içinde de boğulmuyor mesela, hikayesinin ve meselesinin omurgasından hiç sapmadan dramını kuruyor ve henüz daha iki filmi var! Umarım bir dahaki filmi için bu kadar uzun süre bekletmez…

Halil İbrahim Sağlam: Nocturnal Animals’ta sinemayı büyüleyici bir sanat dalı yapan her öge fazlasıyla mevcut. Tom Ford henüz ikinci filminde başyapıtına ulaşmış. Amy Adams, Jake Gyllenhaal ve Michael Shannon harikalar.  5/5

Onur Kırşavoğlu: Tom Ford’un Nocturnal Animals’ı kışkırtıcı, tekinsiz, büyüleyici ve MUHTEŞEM!!! Michael Shannon ise kusursuz ⭐⭐⭐⭐1/2

Utku Ögetürk: Nocturnal Animals MUAZZAM! Ve evet 100/100; yılın en iyisi!

Saffet Serdar Akbıyık: Nocturnal Animals filmini bütün senaristlerin ve yönetmenlerin seyretmesi gerekir. Nasıl paralel hikaye anlatılır, kısa diyaloglarla nasıl karakter oluşturulur, hiç diyalog olmadan bile bir karakter film içinde nasıl önemli yer edinir, psikolojik şiddet sömürülmeden nasıl filmi sürükleyici hale getirir, görüntü yönetmenliği altı çizilmeden nasıl bir filme çizgi atlatabilir, bunu yaparken hikayenin öyle çok farklı veya bilinmemiş olması da gerekmeden iyi film ve iyi hikaye nasıl anlatılabilir? Üstelik bunları yapan yönetmen Tom Ford’un henüz ikinci filmi Gece Hayvanları.

Banu Bozdemir: Gece Hayvanları’nı gayet beğendim. Geçişler, hayatlar, kitaplar birbirine karışırken sıkı eleştiriler de var sistem ve dayattıklarına.

Ekin Limoncu: Nocturnal Animals tek kelime ile harika bir film. Amy Adams’a ise söylenecek söz yok. Öyle böyle değil, şiddetle tavsiye.

Haktan Kaan İçel: Nocturnal Animals: İzledikten sonra intihar ettiren bir film… Yürek burkan, yalnız hissettiren, kabusu gerçek kılan…

Gözde Hatunoğlu: Nocturnal Animals bu sene izlediğim en güzel şey olabilir mi? Büyük ihtimalle öyle. Gönlümün tüm Oscar’ları onun oldu. Çok acayip çok. Amy Adams insan değil. Jake Gyllenhaal’ı izlerken koltuğa tırnaklarımı geçirdim. Michael Shannon’a Oscar vermeyen gidip intihar etsin. Bu kadar stilize bir işin böyle bir gerilim yaratması ve bu gerilimin film bittikten sonra bile devam etmesi. Sinema sanatını neden bu kadar çok seviyoruz sorusunun bütün cevapları filmde.

Tuğçe Madayanti Dizici: Nocturnal Animals ile Tom Ford filmlerini dizayn etmeye devam ediyor. Şiirsel bir terör veya sadece karmakarışık bir film olarak okunabilir.

Ecem Şen: Nocturnal Animals sinemada defalarca işlenmiş klişe konuları başarılı kurgusuyla klişe yapısından kurtararak görsel bir şölene dönüştürmüş.

Manolya Akdemir: Nocturnal Animals’ın bu kadar iyi olduğunu tahmin etmemiştim. Alışık olmadığım gerilim yaratma biçimleriyle karşılaştım. Çok çok etkileyici.

İnci Tulpar: Nocturnal Animals Filmi izlerken de, bitince de nefes almakta zorlanılan filmlerden. Simgelemeler, hikaye, oyunculuk çok üst düzey. Vay be.

Serkan Çellik: Din: Ölüm döşeğindeki insanları herkesi öldürmekten alıkoyan şey. Nocturnal Animals “alıkoyan” olmasa neler olabileceğini sorguluyor.

Hilal Çetinder: Tom Ford’a, yeniden, hayran kaldım… Teşekkürler #NocturnalAnimals

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 7, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Giovanni Scognamillo Anması

Geçtiğimiz ay yaşamını yitiren Türkiye’nin duayen sinema tarihçilerinden Giovanni Scognamillo, vefatının 40’ıncı gününde 17 Kasım Perşembe akşamı Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından düzenlenecek bir etkinlikle anılacak. İtalyan Kültür Merkezi’nde, 19.00-20.30 saatleri arasında gerçekleşecek etkinliğe Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) ile Levanten Kültür Mirası Vakfı da destek veriyor.

giovanni

İtalyan Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek etkinlikte SİYAD Başkanı Prof. Dr. Tül Akbal Süalp, FABİSAD adına Barış Müstecaplıoğlu, Levanten Kültür Mirası Vakfı adına Luis Miguel Selvelli, Yeni Film dergisi adına Yusuf Güven ve SİYAD onursal üyelerinden Agah Özgüç ile Scognamillo’nun yakınlarından Nalan Söylemez birer kısa konuşma yapacaklar. Konuşmaların ardından Scognamillo’nun yaşamına ve çalışmalarına dair, Sinematek’in katkılarıyla Barış Saydam ve Fatih Tatlıcı’nın hazırladığı yarım saatlik bir videonun izleneceği etkinlikte son olarak izleyicilerden Scognamillo hakkında anı ve duygularını, düşüncelerini paylaşmak isteyenlere söz verilecek.

Scognamillo’nun resimlerinin yer aldığı bir serginin de sinemaseverlere açılacağı etkinlikte ayrıca Scognamillo anısına hazırlanan kitap ayraçları , katılımcılara hediye edilecek.

 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 15, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , ,

“İkinci Şans” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

ikinci-sans

Burak Göral: İlk defa bir Özcan Deniz filmini beğendim. “İkinci Şans” türün gereklerini yerine getiren, Deniz’in kendi egosunu olabildiğince törpülediği, iyi yazılmış bir kadın karaktere sahip, anaakım sinemamız çerçevesinde hoş bir aşk filmi olmuş.

Halil İbrahim Sağlam: İkinci Şans, Özcan Deniz’in en samimi filmi olmuş. Mizah-aşk formülü doğru kurulmuş ve Nurgül Yeşilçay’la Asmalı Konak mayası yine tutmuş.

Kerem Akça: İkinci Şans yapay-doğal, sonradan görme-kültürlü arasindaki uçurumun farkına varan üslubuyla kendi içinde tutarlı bir romantik-komedi. Özcan Deniz’in zamanla sinemayı ögrendiğini, teknik ekibi doğru kurunca Nepal video kliplerinin seviyesine düşmeyeceğini kanıtlıyor.

Duygu Kocabaylıoğlu Arazlı: İkinci Şans filmi bana dokunmayı başardı. Özcan Deniz boşalan Yeşilçam varisliğini rahatça devralabilecek kıvama gelmiş.

Tuğçe Madayanti Dizici: İkinci Şans filmi ile Özcan Deniz romantik-komedinin formülünü en doğru uygulayan yönetmen olarak anılabilir. Tebrikler.

Haktan Kaan İçel: Özcan Deniz romantik komedinin kodlarını çözmüş olsa da, oyunculuğun kodlarını çözmesine daha çok var. Ve final yapmayı öğrenememiş.

Selin Gürel: İkinci Şans kendi türünde tutarlı ama erkeğin 2. şansını kadının son şansı olarak sunmasaydı puan toplayacaktı. Cinsiyetçilik kader değil.

 

 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 14, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , ,

Türk Sinemasının Son 10 Yılında Çekilen En İyi 15 “İlk Film”

Türk sinemasında ilk film üretimi özellikle son yıllarda büyük bir artış göstermeye başladı. Bu filmlerin büyük çoğunluğu ilk festival gösterimlerinin ardından ya da ilk vizyon deneyimlerinden sonra unutuldu. Çoğu yönetmen ilk filmlerinin başarısızlıklarının ardından ikinci filmlerini çekemedi. Bazı yönetmenler ise ilk filmleriyle büyük bir çıkış sergiledikten sonra kendi kariyerlerini oluşturdu. Özellikle Özcan Alper, Aslı Özge, Onur Ünlü, Emin Alper, Tolga Karaçelik, Pelin Esmer, Seren Yüce, Mahmut Fazıl Coşkun, Selim Evci, Ramin Matin, İnan Temelkuran gibi yönetmenler 2000 sonrasında ilk filmlerini çekmelerinin ardından kendi filmografilerini inşa ederek “Yeni Türk Sineması” içinde Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu, Derviş Zaim, Yeşim Ustaoğlu ve Tayfun Pirselimoğlu isimlerinin yanına eklendi.

emin-alper

İlk filmiyle yurtiçi ya da yurtdışı başarıları kazandıktan ya da eleştirmenler nezdinde kabul gördükten sonra filmografisini daha güçlü şekilde inşa etmeye başlayan yeni yönetmenler bir nevi Türk sinemasının geleceğini inşa etmekte. Yukarıda saydığım isimlerin yanı sıra henüz sadece tek film çekmiş olan Can Evrenol, Erdem Tepegöz, Ali Aydın, Deniz Akçay, Senem Tüzen, Kaan Müjdeci,  Kıvanç Sezer, Belmin Söylemez, Belma Baş, Çiğdem Sezgin, Emre Konuk gibi yönetmenler de ikinci filmlerine imza atmaları ve aynı başarıyı sürdürmeleri halinde bu halkanın bir parçası olacaklar.

erdem-tepegoz

Mehmet Can Mertoğlu’nun ilk filmi Albüm, Cannes Film Festivali’nde en özgün ve yaratıcı dile sahip filme verilen “France 4 Revelation” ödülünün, Saraybosna Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünün, Adana Film Festivali’nde “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Senaryo” ödülünün sahibi oldu. İlk filmiyle güçlü bir çıkış yapan Mertoğlu’nun filmi Albüm, 4 Kasım 2016 itibariyle Türkiye’de vizyona girecek.

album3

Son 10 yılda (2006-2016) Türk yönetmenlerin çekmiş olduğu “ilk filmler” arasında kişisel olarak en iyi bulduğum ve kalıcı olacaklarına inandığım 15 filmi dosya kapsamında kaleme aldım.

Takva (2006)

Özer Kızıltan’ın insan nefsinin para ve makamla test edilmesini, dini tarikatların iç yapısını, bastırılmış cinsellik dürtüsünü gözler önüne serdiği Takva, ana karakteri Muharrem’in çok güvendiği şeyhinin isteğiyle kendi içindeki Allah korkusunun çelişmesi sonucu yaşadığı psikolojik gerilimi başarılı yansıtıyordu. Erkan Can’ın çok büyük bir oyunculukla Gemide’yle beraber en iyi performansına imza attığı Takva, zamanında zikir sahneleriyle de çok konuşulmuştu.

takva

Sonbahar (2008)

Özcan Alper’in yazıp yönettiği Sonbahar, melankolik atmosferi, etkileyici sinematografisi, politik bilinci, Angelopoulos etkileri ,Karadeniz’in hüzünlü yanı, Onur Saylak’ın oyunculuğu, Oğuz Atay’dan Sabahattin Ali’ye, Van Gogh’dan Çehov’a varan göndermeleri ile bir “ilk film”den çok daha ötesi. Alper, Türk sinemasına kazınacak o kadar güçlü bir film çekti ki, sonraki filmleri Gelecek Uzun Sürer ve Rüzgarın Hatıraları hep Sonbahar’ın yarattığı beklentinin altında kaldı.

sonbahar

11’e 10 Kala (2009)

Pelin Esmer, 2005’te “Oyun” adlı belgesel filmini çekse de 11’e 10 Kala ilk uzun metrajlı kurmaca filmi. Esmer,  gazete, dergi, kitap, bilet, pul, saat, kaset demeden her şeyin koleksiyonunu yapan amcası Mithat Esmer’in hayatını Nejat İşler’in kapıcı karakteriyle birleştirerek en iyi “kurmaca-belgesel” filmlerden birine imza atıyor. İstanbul’un değişmekte olan yazgısını kuşak çatışması üzerinden ele alan film, ismiyle tam uyuşan dramatik finali ve 2015’te kaybettiğimiz Mithat Esmer’in nevi şahsına münhasır karakteriyle hatırlanıyor.

11e_10_kala_06

Köprüdekiler (2009)

Köprüdekiler, İstanbul’un varoşlarında oturan ve her gün Boğaziçi Köprüsü’nde farkında olmadan hayatları kesişen çiçek satıcısı Fikret, dolmuş şoförü Umut ve trafik polisi Murat’ın hayallerine, umutlarına, maddi ve manevi çıkışsızlıklarına dair bir hikaye. Aslı Özge’nin hayatında ilk defa oyunculuk yapan kişilerden çıkardığı doğal ve gerçekçi oyuncu yönetimi, görüntü yönetmeni Emre Erkmen’in hayatın sıradanlığı içerisinde tüm detaylara hakim el kamerası gibi detaylarla benzerlerinden farklılaşan ve derinleşen bir yapıya sahip.

koprudekiler

Uzak İhtimal (2009)

Mahmut Fazıl Coşkun’un genç bir müezzinle rahibe adayı bir Hıristiyan kadının imkansız aşkını konu alan filmi Uzak İhtimal, birbirine uç noktadaki iki insanın yakınlaşabileceğinin ve dinler arası hoşgörünün sinyallerini veren senaryosuyla, beyaz tonun ağırlıkta olduğu görsel yapısıyla önemli bir “arthouse” aşk filmi. Nadir Sarıbacak, seçmelerini zar zor kazandığı bu ilk oyunculuk deneyiminde ileride ne kadar güçlü bir oyuncu olacağının sinyallerini veriyordu.

uzak-ihtimal

Çoğunluk (2010)

Seren Yüce’nin ilk filmi Çoğunluk, muhafazakar ve milliyetçi aile yapısının bireyleri nasıl tutsak ettiğini, çıkışsızlaştırdığını tokat gibi bir gerçekçilikle yüzümüze vuruyordu. Türk toplumunun “öteki” algısı üzerine şekillendirdiği toplumsal – sınıfsal nefreti oldukça etkileyici sahnelerle gözler önüne sererken, Bartu Küçükçağlayan ve Settar Tanrıöğen’in güçlü ve gerçekçi karakter profilleriyle hafızalara kazınıyordu. Yüce, 6 yıl sonra gelen ikinci filmi Rüzgarda Salınan Nilüfer’de Çoğunluk’un tam tersi bir zümreyi yine gerçekçi gözlemlerle örülü bir senaryo ve iyi oyunculuklarla anlatıyor.

cogunluk

Tepenin Ardı (2011)

Uçsuz bucaksız taşradaki bir ailenin tepenin ardında kendi yarattıkları yörüklerle amansız mücadelesini, western filmlerini andıran bir yapının doğa odaklı sinematografisinde alegorik olarak politik, askeri ve sosyal birçok konuya değinerek anlatan film, Emin Alper gibi bir sinemacıyla tanışmamızı sağlıyor ve “En büyük düşman, kendi içimizdedir” diyordu. 4 yıl sonra Abluka’yı çeken Alper, politik sinemasına yönetimi ve atmosferi daha olgunlaşmış bir yetkinlikle devam ediyordu.

tepeninardi_2

Küf (2012)

Ali Aydın’ın Venedik’ten “Geleceğin Aslanı” ödülüyle dönen filmi Küf, Cumartesi Anneleri’ni temel alan öyküsündeki erkek karakterler üzerinden  90’lardaki çürümüş, kokuşmuş, küfleşmiş sisteme, grenli sinematografisiyle çarpıcı bir bakış atıyor. Özellikle açılışındaki 15 dakika süren tek plan karşılıklı diyalog sahnesiyle hatırlanan film, Ercan Kesal, Muhammet Uzuner, Tansu Biçer’in güçlü performanslarıyla ve tokat gibi vurucu finaliyle hafızalara kazınıyordu.

kuf

Zerre (2012)

Aktüel kamerasıyla ve atmosferiyle “Dardenne Kardeşler gerçekçiliği”nden izler taşıyan Zerre, erkek egemen dünyada onurlu ve güçlü bir şekilde dimdik ayakta durmaya çalışan işçi sınıfından bir kadının öyküsünü belgesel gerçekçiliğiyle sade ama sarsıcı bir şekilde işliyor ve tüm yükü üzerine alarak oldukça yoğun bir performans sergileyen Jale Arıkan’ın performansıyla öne çıkıyor. Sanat yönetimi ve atmosferin birleşerek adeta distopik bir coğrafya yarattığını da söyleyebiliriz.

zerre

Köksüz (2013)

Daha önce senarist kimliğiyle tanınan Deniz Akçay Katıksız’ın filmi Köksüz, “aile kutsaldır” olgusunu deşerek anne-kız çatışmasını rekabet ve kıskançlık düzeyinde ele alıyor, anlatmaya pek cesaret edilemeyen bir konuyu çarpıcı şekilde dile getiriyordu. Yönetmenliği ve sinematografisi geri planda kalsa da senaryosuyla ve Ahu Türkpençe – Lale Başar ikilisinin güçlü oyunculuklarıyla öne çıkıyordu.

koksuz

Ana Yurdu (2015)

Senem Tüzen’in yönetmenlik kumaşını belli eden tercihlerle örülü olan Ana Yurdu, muhafazakar toplumsal baskılara dair eleştirilerini Esra Bezen Bilgin ve Nihal Koldaş’ın çok güçlü canlandırdığı anne – kız tahakkümü üzerinden sıralıyor. Vedat Özdemir’in minimal sinematografi çalışması dar alanda etkili sinemasal sonuçlar verirken, Tüzen’in oldukça aykırı ve sert bir final yaparak izleyiciyi ikiye bölen tartışmalı tercihi hafızalara kazınıyor.

ana-yurdu-filmi

Baskın (2015)

“Beş polis aldıkları bir telefon sonrası kendilerini Lovecraftvari bir cehennemde bulurlar.” Bu fikir üzerinden Can Evrenol’un aynı adlı kendi kısa filminden uzun metraja dönüştürdüğü Baskın,  ucuz cin filmleri arasında kaybolan Türk sinemasında bir milat olarak karşımıza çıktı. Yönetmenliği, atmosferi ve müzikleri oldukça güçlü, bol kanlı bir cehennem senfonisi olan Baskın, Freudyen şemalara uyan karakter tahlilleriyle de dünya sinemasının güçlü korku örnekleriyle yarışabilecek tek Türk korku filmi olarak sinemamız adına bir kapı açtı.

baskin6

Kötü Kedi Şerafettin (2015)

Uzun metraj animasyon konusunda Türkiye’de yapılan film sayısı iki elin parmakları kadar etmezken ve yapılanların hepsi de üçüncü sınıf başarısız işler olarak hatırlanırken Mehmet Kurtuluş ve Ayşe Ünal imzalı Kötü Kedi Şerafettin sinemamız adına bir mihenk taşıydı. Anima İstanbul ekibinin Taksim – Cihangir çevresi ağırlıklı olmak üzere oluşturduğu başarılı semt modellemeleri, birinci sınıf işçiliği, animasyon içindeki cesur tercihleri ve güçlü dublaj kadrosu gelecek için umut verdi.

sero

Albüm (2016)

Aile kurumuna, bürokrasinin işleyişine ve muhafazakar orta sınıfa dair eleştirilerini Rumen Yeni Dalgası’nı ve Roy Andersson filmlerini anımsatan bir kara mizah anlayışıyla, uzun ve sabit planlarla, donuk yüz ifadeleriyle perdeye yansıtan Mertoğlu, üzerine okuma yapma olanağı sağlayan imgelerle örülü bir sanat komedisine imza atıyor. Sinematografik bilinci, absürt mizah anlayışı ve dünya sinemasının yeniliklerini takip ettiği her anında belli olan yönetmeninin sanatsal tercihleriyle öne çıkan Albüm, Mertoğlu’nun sonraki filmlerini merakla beklettirecek cinsten bir sinema.

album

Babamın Kanatları (2016)

İşçilerin maaşını ödemeyi sürekli erteleyen ama başı derde gireceği noktada daha büyük miktarları tıkır tıkır ödeyen düzenin adamlarının foyasını gerçekçi bir anlatımla gözler önüne seren Babamın Kanatları, politik sinemamız adına iyi bir ilk film. Yıllardır yardımcı erkek oyuncu rollerinde yer alan usta oyuncu Menderes Samancılar başta olmak üzere Musap Ekici, Kübra Kip ve Tansel Öngel’den güçlü performanslar alan Kıvanç Sezer, gelecek filmlerini merakla beklettirmeyi başardı.

babamin-kanatlari

Not: Bu yazı CineDergi’nin 97. sayısında yayınlanmıştır.

 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 4, 2016 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,