RSS

Etiket arşivi: albüm

28. Ankara Film Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu

28. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin ödülleri bu gece yapılan törenle sahiplerini buldu. Onur Ünlü, Emrah Serbes, Hasan Akbulut, Nihal Yalçın ve Olena Yershova’dan oluşan Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jürisi, “en iyi film” dalında Ali Kemal Çınar’ın  ‘Gênco’ filmini ödüllendirdi. Babamın Kanatları ve Koca Dünya üç, Rüzgarda Salınan Nilüfer, Kaygı ve Martı iki, Taş ve Albüm ise bir ödülün sahibi oldu.

oyunculuk

Ulusal Yarışma:
En İyi Film: Gênco (Ali Kemal Çınar)
Seçiciler Kurulu Özel Ödülü: Kaygı (Ceylan Özgün Özçelik)
Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü: Albüm (Mehmet Can Mertoğlu)
En İyi Yönetmen: Reha Erdem (Koca Dünya)
SİYAD En İyi Film Ödülü: Koca Dünya (Reha Erdem)
Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü: Erkan Tunç (Martı)
En İyi Erkek Oyuncu: Tolga Tekin (Rüzgârda Salınan Nilüfer)
En İyi Kadın Oyuncu: Songül Öden (Rüzgârda Salınan Nilüfer)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Musab Ekici (Babamın Kanatları)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: İrem Sak (Martı)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Türksoy Gölebeyi (Taş)
En İyi Sanat Yönetmeni: Kerem Ardahan, Sıla Karaca (Kaygı)
En İyi Kurgu: Umut Sakallıoğlu, Kıvanç Sezer (Babamın Kanatları)
En İyi Ses Tasarımı: Reha Erdem, Herve Guyader (Koca Dünya)

Ulusal Belgesel Yarışması:
En İyi Film: Ah (Mustafa Ünlü)
İkincilik Ödülü: Lüfer (Mert Gökalp)
Üçüncülük Ödülü: Vank’ın Çocukları (Nezahat Gündoğan)
Seçiciler Kurulu Özel Ödülü: Üçyüzbir (Alican Mansuroğlu)

Ulusal Kısa Film Yarışması:
En İyi Film: Kot Farkı (Ayris Alptekin)
İkincilik Ödülü: Güney Kutbu (Emin Akpınar)
Üçüncülük Ödülü: Tavşan Kanı (Yağmur Altan)
Seçiciler Kurulu Özel Ödülü: Patates Olmasın (Melisa Üneri)

 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 30, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

49. SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) Adayları Belli Oldu

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD), 2016 Türkiye sineması ödüllerinin adaylarını belirledi.  SİYAD üyelerinin yaptığı seçimde 2016 yılında Türkiye’de sinemalarda vizyona giren uzun metraj yerli yapım filmler içinden En İyi Film başta olmak üzere 11 kategoride beşer aday belirlendi.  11 kategoride sekiz adaylık alan Ana Yurdu ve Tereddüt başı çekerken, Babamın Kanatları yedi, Rüzgarda Salınan Nilüfer ve Kalandar Soğuğu altı, Albüm beş, Toz Bezi dört, Hasret ve Kor iki, Annemin Yarası, Baskın, Ekşi Elmalar, İftarlık Gazoz, İkimizin Yerine, Kasap Havası ve Saklı bir dalda aday gösterildi.

siyad-1

EN İYİ FİLM

Ana Yurdu

Babamın Kanatları

Rüzgarda Salınan Nilüfer

Tereddüt

Toz Bezi

EN İYİ YÖNETİM

Mustafa Kara (Kalandar Soğuğu)

Mehmet Can Mertoğlu (Albüm)

Kıvanç Sezer (Babamın Kanatları)

Senem Tüzen (Ana Yurdu)

Yeşim Ustaoğlu (Tereddüt)

EN İYİ SENARYO

Zeki Demirkubuz (Kor)

Ahu Öztürk (Toz Bezi)

Kıvanç Sezer (Babamın Kanatları)

Senem Tüzen (Ana Yurdu)

Seren Yüce (Rüzgarda Salınan Nilüfer)

EN İYİ KADIN OYUNCU PERFORMANSI

Esra Bezen Bilgin (Ana Yurdu)

Asiye Dinçsoy (Toz Bezi)

Funda Eryiğit (Tereddüt)

Songül Öden (Rüzgarda Salınan Nilüfer)

Ecem Uzun (Tereddüt)

EN İYİ ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

Murat Kılıç (Albüm)

İnanç Konukçu (Kasap Havası)

Menderes Samancılar (Babamın Kanatları)

Haydar Şişman (Kalandar Soğuğu)

Cem Yılmaz (İftarlık Gazoz)

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU PERFORMANSI

Tülay Günay (Rüzgarda Salınan Nilüfer)

Hanife Kara (Kalandar Soğuğu)

Kübra Kip (Babamın Kanatları)

Nihal Koldaş (Ana Yurdu)

Nuray Yeşilaraz (Kalandar Soğuğu)

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

Taner Birsel (Kor)

Musab Ekici (Babamın Kanatları)

Mehmet Özgür (Toz Bezi)

Settar Tanrıoğen (Saklı)

Özgür Emre Yıldırım (İkimizin Yerine)

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ

Michael Hammon (Tereddüt)

Vedat Özdemir (Ana Yurdu)

Marius Panduru (Albüm)

Cevahir Şahin, Kürşat Üresin (Kalandar Soğuğu)

Gökhan Tiryaki (Ekşi Elmalar)

EN İYİ MÜZİK

Gökçe Akçelik (Rüzgarda Salınan Nilüfer)

Efe Akmen (Hasret)

Bajar (Babamın Kanatları)

Jingle House (Annemin Yarası)

Antoni Komasa-Lazarkiewicz (Tereddüt)

EN İYİ KURGU

Levent Çelebi (Hasret)

Ayhan Ergürsel (Albüm)

Agnieszka Glinska, Svetolnik Mica Zajs (Tereddüt)

Adam Isenberg, Yorgos Mavropsaridis (Ana Yurdu)

Mary Stephen (Rüzgarda Salınan Nilüfer)

EN İYİ SANAT YÖNETİMİ

Metin Çelik (Ana Yurdu)

Meral Efe, Yunus Emre Yurtseven (Albüm)

Olgun Kara (Kalandar Soğuğu)

Sıla Karakaya (Baskın: Karabasan)

Osman Özcan (Tereddüt)

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 17, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Türk Sinemasının Son 10 Yılında Çekilen En İyi 15 “İlk Film”

Türk sinemasında ilk film üretimi özellikle son yıllarda büyük bir artış göstermeye başladı. Bu filmlerin büyük çoğunluğu ilk festival gösterimlerinin ardından ya da ilk vizyon deneyimlerinden sonra unutuldu. Çoğu yönetmen ilk filmlerinin başarısızlıklarının ardından ikinci filmlerini çekemedi. Bazı yönetmenler ise ilk filmleriyle büyük bir çıkış sergiledikten sonra kendi kariyerlerini oluşturdu. Özellikle Özcan Alper, Aslı Özge, Onur Ünlü, Emin Alper, Tolga Karaçelik, Pelin Esmer, Seren Yüce, Mahmut Fazıl Coşkun, Selim Evci, Ramin Matin, İnan Temelkuran gibi yönetmenler 2000 sonrasında ilk filmlerini çekmelerinin ardından kendi filmografilerini inşa ederek “Yeni Türk Sineması” içinde Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu, Derviş Zaim, Yeşim Ustaoğlu ve Tayfun Pirselimoğlu isimlerinin yanına eklendi.

emin-alper

İlk filmiyle yurtiçi ya da yurtdışı başarıları kazandıktan ya da eleştirmenler nezdinde kabul gördükten sonra filmografisini daha güçlü şekilde inşa etmeye başlayan yeni yönetmenler bir nevi Türk sinemasının geleceğini inşa etmekte. Yukarıda saydığım isimlerin yanı sıra henüz sadece tek film çekmiş olan Can Evrenol, Erdem Tepegöz, Ali Aydın, Deniz Akçay, Senem Tüzen, Kaan Müjdeci,  Kıvanç Sezer, Belmin Söylemez, Belma Baş, Çiğdem Sezgin, Emre Konuk gibi yönetmenler de ikinci filmlerine imza atmaları ve aynı başarıyı sürdürmeleri halinde bu halkanın bir parçası olacaklar.

erdem-tepegoz

Mehmet Can Mertoğlu’nun ilk filmi Albüm, Cannes Film Festivali’nde en özgün ve yaratıcı dile sahip filme verilen “France 4 Revelation” ödülünün, Saraybosna Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünün, Adana Film Festivali’nde “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Senaryo” ödülünün sahibi oldu. İlk filmiyle güçlü bir çıkış yapan Mertoğlu’nun filmi Albüm, 4 Kasım 2016 itibariyle Türkiye’de vizyona girecek.

album3

Son 10 yılda (2006-2016) Türk yönetmenlerin çekmiş olduğu “ilk filmler” arasında kişisel olarak en iyi bulduğum ve kalıcı olacaklarına inandığım 15 filmi dosya kapsamında kaleme aldım.

Takva (2006)

Özer Kızıltan’ın insan nefsinin para ve makamla test edilmesini, dini tarikatların iç yapısını, bastırılmış cinsellik dürtüsünü gözler önüne serdiği Takva, ana karakteri Muharrem’in çok güvendiği şeyhinin isteğiyle kendi içindeki Allah korkusunun çelişmesi sonucu yaşadığı psikolojik gerilimi başarılı yansıtıyordu. Erkan Can’ın çok büyük bir oyunculukla Gemide’yle beraber en iyi performansına imza attığı Takva, zamanında zikir sahneleriyle de çok konuşulmuştu.

takva

Sonbahar (2008)

Özcan Alper’in yazıp yönettiği Sonbahar, melankolik atmosferi, etkileyici sinematografisi, politik bilinci, Angelopoulos etkileri ,Karadeniz’in hüzünlü yanı, Onur Saylak’ın oyunculuğu, Oğuz Atay’dan Sabahattin Ali’ye, Van Gogh’dan Çehov’a varan göndermeleri ile bir “ilk film”den çok daha ötesi. Alper, Türk sinemasına kazınacak o kadar güçlü bir film çekti ki, sonraki filmleri Gelecek Uzun Sürer ve Rüzgarın Hatıraları hep Sonbahar’ın yarattığı beklentinin altında kaldı.

sonbahar

11’e 10 Kala (2009)

Pelin Esmer, 2005’te “Oyun” adlı belgesel filmini çekse de 11’e 10 Kala ilk uzun metrajlı kurmaca filmi. Esmer,  gazete, dergi, kitap, bilet, pul, saat, kaset demeden her şeyin koleksiyonunu yapan amcası Mithat Esmer’in hayatını Nejat İşler’in kapıcı karakteriyle birleştirerek en iyi “kurmaca-belgesel” filmlerden birine imza atıyor. İstanbul’un değişmekte olan yazgısını kuşak çatışması üzerinden ele alan film, ismiyle tam uyuşan dramatik finali ve 2015’te kaybettiğimiz Mithat Esmer’in nevi şahsına münhasır karakteriyle hatırlanıyor.

11e_10_kala_06

Köprüdekiler (2009)

Köprüdekiler, İstanbul’un varoşlarında oturan ve her gün Boğaziçi Köprüsü’nde farkında olmadan hayatları kesişen çiçek satıcısı Fikret, dolmuş şoförü Umut ve trafik polisi Murat’ın hayallerine, umutlarına, maddi ve manevi çıkışsızlıklarına dair bir hikaye. Aslı Özge’nin hayatında ilk defa oyunculuk yapan kişilerden çıkardığı doğal ve gerçekçi oyuncu yönetimi, görüntü yönetmeni Emre Erkmen’in hayatın sıradanlığı içerisinde tüm detaylara hakim el kamerası gibi detaylarla benzerlerinden farklılaşan ve derinleşen bir yapıya sahip.

koprudekiler

Uzak İhtimal (2009)

Mahmut Fazıl Coşkun’un genç bir müezzinle rahibe adayı bir Hıristiyan kadının imkansız aşkını konu alan filmi Uzak İhtimal, birbirine uç noktadaki iki insanın yakınlaşabileceğinin ve dinler arası hoşgörünün sinyallerini veren senaryosuyla, beyaz tonun ağırlıkta olduğu görsel yapısıyla önemli bir “arthouse” aşk filmi. Nadir Sarıbacak, seçmelerini zar zor kazandığı bu ilk oyunculuk deneyiminde ileride ne kadar güçlü bir oyuncu olacağının sinyallerini veriyordu.

uzak-ihtimal

Çoğunluk (2010)

Seren Yüce’nin ilk filmi Çoğunluk, muhafazakar ve milliyetçi aile yapısının bireyleri nasıl tutsak ettiğini, çıkışsızlaştırdığını tokat gibi bir gerçekçilikle yüzümüze vuruyordu. Türk toplumunun “öteki” algısı üzerine şekillendirdiği toplumsal – sınıfsal nefreti oldukça etkileyici sahnelerle gözler önüne sererken, Bartu Küçükçağlayan ve Settar Tanrıöğen’in güçlü ve gerçekçi karakter profilleriyle hafızalara kazınıyordu. Yüce, 6 yıl sonra gelen ikinci filmi Rüzgarda Salınan Nilüfer’de Çoğunluk’un tam tersi bir zümreyi yine gerçekçi gözlemlerle örülü bir senaryo ve iyi oyunculuklarla anlatıyor.

cogunluk

Tepenin Ardı (2011)

Uçsuz bucaksız taşradaki bir ailenin tepenin ardında kendi yarattıkları yörüklerle amansız mücadelesini, western filmlerini andıran bir yapının doğa odaklı sinematografisinde alegorik olarak politik, askeri ve sosyal birçok konuya değinerek anlatan film, Emin Alper gibi bir sinemacıyla tanışmamızı sağlıyor ve “En büyük düşman, kendi içimizdedir” diyordu. 4 yıl sonra Abluka’yı çeken Alper, politik sinemasına yönetimi ve atmosferi daha olgunlaşmış bir yetkinlikle devam ediyordu.

tepeninardi_2

Küf (2012)

Ali Aydın’ın Venedik’ten “Geleceğin Aslanı” ödülüyle dönen filmi Küf, Cumartesi Anneleri’ni temel alan öyküsündeki erkek karakterler üzerinden  90’lardaki çürümüş, kokuşmuş, küfleşmiş sisteme, grenli sinematografisiyle çarpıcı bir bakış atıyor. Özellikle açılışındaki 15 dakika süren tek plan karşılıklı diyalog sahnesiyle hatırlanan film, Ercan Kesal, Muhammet Uzuner, Tansu Biçer’in güçlü performanslarıyla ve tokat gibi vurucu finaliyle hafızalara kazınıyordu.

kuf

Zerre (2012)

Aktüel kamerasıyla ve atmosferiyle “Dardenne Kardeşler gerçekçiliği”nden izler taşıyan Zerre, erkek egemen dünyada onurlu ve güçlü bir şekilde dimdik ayakta durmaya çalışan işçi sınıfından bir kadının öyküsünü belgesel gerçekçiliğiyle sade ama sarsıcı bir şekilde işliyor ve tüm yükü üzerine alarak oldukça yoğun bir performans sergileyen Jale Arıkan’ın performansıyla öne çıkıyor. Sanat yönetimi ve atmosferin birleşerek adeta distopik bir coğrafya yarattığını da söyleyebiliriz.

zerre

Köksüz (2013)

Daha önce senarist kimliğiyle tanınan Deniz Akçay Katıksız’ın filmi Köksüz, “aile kutsaldır” olgusunu deşerek anne-kız çatışmasını rekabet ve kıskançlık düzeyinde ele alıyor, anlatmaya pek cesaret edilemeyen bir konuyu çarpıcı şekilde dile getiriyordu. Yönetmenliği ve sinematografisi geri planda kalsa da senaryosuyla ve Ahu Türkpençe – Lale Başar ikilisinin güçlü oyunculuklarıyla öne çıkıyordu.

koksuz

Ana Yurdu (2015)

Senem Tüzen’in yönetmenlik kumaşını belli eden tercihlerle örülü olan Ana Yurdu, muhafazakar toplumsal baskılara dair eleştirilerini Esra Bezen Bilgin ve Nihal Koldaş’ın çok güçlü canlandırdığı anne – kız tahakkümü üzerinden sıralıyor. Vedat Özdemir’in minimal sinematografi çalışması dar alanda etkili sinemasal sonuçlar verirken, Tüzen’in oldukça aykırı ve sert bir final yaparak izleyiciyi ikiye bölen tartışmalı tercihi hafızalara kazınıyor.

ana-yurdu-filmi

Baskın (2015)

“Beş polis aldıkları bir telefon sonrası kendilerini Lovecraftvari bir cehennemde bulurlar.” Bu fikir üzerinden Can Evrenol’un aynı adlı kendi kısa filminden uzun metraja dönüştürdüğü Baskın,  ucuz cin filmleri arasında kaybolan Türk sinemasında bir milat olarak karşımıza çıktı. Yönetmenliği, atmosferi ve müzikleri oldukça güçlü, bol kanlı bir cehennem senfonisi olan Baskın, Freudyen şemalara uyan karakter tahlilleriyle de dünya sinemasının güçlü korku örnekleriyle yarışabilecek tek Türk korku filmi olarak sinemamız adına bir kapı açtı.

baskin6

Kötü Kedi Şerafettin (2015)

Uzun metraj animasyon konusunda Türkiye’de yapılan film sayısı iki elin parmakları kadar etmezken ve yapılanların hepsi de üçüncü sınıf başarısız işler olarak hatırlanırken Mehmet Kurtuluş ve Ayşe Ünal imzalı Kötü Kedi Şerafettin sinemamız adına bir mihenk taşıydı. Anima İstanbul ekibinin Taksim – Cihangir çevresi ağırlıklı olmak üzere oluşturduğu başarılı semt modellemeleri, birinci sınıf işçiliği, animasyon içindeki cesur tercihleri ve güçlü dublaj kadrosu gelecek için umut verdi.

sero

Albüm (2016)

Aile kurumuna, bürokrasinin işleyişine ve muhafazakar orta sınıfa dair eleştirilerini Rumen Yeni Dalgası’nı ve Roy Andersson filmlerini anımsatan bir kara mizah anlayışıyla, uzun ve sabit planlarla, donuk yüz ifadeleriyle perdeye yansıtan Mertoğlu, üzerine okuma yapma olanağı sağlayan imgelerle örülü bir sanat komedisine imza atıyor. Sinematografik bilinci, absürt mizah anlayışı ve dünya sinemasının yeniliklerini takip ettiği her anında belli olan yönetmeninin sanatsal tercihleriyle öne çıkan Albüm, Mertoğlu’nun sonraki filmlerini merakla beklettirecek cinsten bir sinema.

album

Babamın Kanatları (2016)

İşçilerin maaşını ödemeyi sürekli erteleyen ama başı derde gireceği noktada daha büyük miktarları tıkır tıkır ödeyen düzenin adamlarının foyasını gerçekçi bir anlatımla gözler önüne seren Babamın Kanatları, politik sinemamız adına iyi bir ilk film. Yıllardır yardımcı erkek oyuncu rollerinde yer alan usta oyuncu Menderes Samancılar başta olmak üzere Musap Ekici, Kübra Kip ve Tansel Öngel’den güçlü performanslar alan Kıvanç Sezer, gelecek filmlerini merakla beklettirmeyi başardı.

babamin-kanatlari

Not: Bu yazı CineDergi’nin 97. sayısında yayınlanmıştır.

 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 4, 2016 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

53. Uluslararası Antalya Film Festivali Değerlendirmesi

ULUSAL YARIŞMA ÖDÜLLERİ

12 filmin yarıştığı “Ulusal Yarışma Filmleri” bölümünde en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo ödülleri Ümit Köreken’in yönettiği Mavi Bisiklet filminin oldu. Semih Kaplanoğlu başkanlığındaki jürinin bu kararı hem eleştirmenler hem genel izleyici nezdinde şaşkınlıkla karşılandı. Herkes yarışmanın en güçlü filmleri olan Albüm, Babamın Kanatları, Tereddüt ve Rüzgarda Salınan Nilüfer arasında geçecek bir yarış bekliyordu fakat jüri Albüm ve Rüzgarda Salınan Nilüfer’i tamamen görmezden geldi, Tereddüt’ü ise sadece kadın oyuncu ödülüyle geçiştirdi. Açıkçası kimsenin ödül tahminlerinde Mavi Bisiklet bulunmuyordu ve Köreken’in filminin geceye damga vurması üzerine sosyal medyada tepkiler büyüdü.

ulusal2

Nisan ayında Müjde Ar başkanlığındaki İstanbul Film Festivali jürisinin ve Mayıs ayında George Miller başkanlığındaki Cannes Film Festivali jürisinin hakkaniyetsiz kararları hala tartışılmaya devam edilirken bunlara Kaplanoğlu başkanlığındaki Antalya Film Festivali jürisinin kararları da eklenmiş oldu. Sinemayı ikinci plana atarak verilen politik kararlar “jüri başkanı” seçiminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Albüm ve Rüzgarda Salınan Nilüfer’in muhafazakarlık ve hükümet eleştirileri, Tereddüt’ün ise cinselliği öne çıkaran feminist bir film oluşu her ne kadar güçlü “sinema” olsalar da muhafazakar bakış açısına sahip jüriyi muhalif tavrı olmayan, iddiasız ve daha güçsüz bir yapıma ödül vermeye itti.

Babamın Kanatlarına’na “en iyi ilk film” ödülü verilirken yine bir “ilk film” olan Mavi Bisiklet’e “en iyi film” ödülünün verilmesi ise nereden baksanız tutarsız.” Babamın Kanatları, Mavi Bisiklet’ten daha iyi bir ilk film ama Mavi Bisiklet, Babamın Kanatları’ndan daha iyi film!” gibi son derece mantıksız bir sonuç çıkıyor ortaya. Adana Film Festivali’nden toplamda 7 ödülle dönen Babamın Kanatları, Antalya’da da 6 ödülün sahibi olarak yarışmanın en çok ödül kazanan filmi oldu. Özellikle Menderes Samancılar ve Kübra Kip hem Adana’da hem Antalya’da aldığı oyunculuk ödüllerini hak ediyordu.

ulusal1

En iyi kadın oyuncu ödülünü açıklayan Mehmet Özgür’ün “Ödülü kazanan Tereddüt ama biz ödülü sadece birine verdik” diyerek Funda Eryiğit ve Ecem Uzun arasında kısa süreliğine bir rekabet yaratmaya çalışması hiç hoş değildi. Buna rağmen Ecem Uzun’un ödül için adı açıklandığında Funda Eryiğit’in elinden tutarak onu beraber sahneye çıkmak için ikna etmesi alkış alan bir hareket oldu. Keşke ödül zaten muazzam oynamış olan ikili arasında paylaştırılsaydı.

ULUSLARARASI YARIŞMA

10 filmin yarıştığı “Uluslararası Yarışma” bölümünde Türkiye’den Tereddüt ve Toz filmleri de yer alıyordu. Hugh Hudson başkanlığındaki jüri adeta Kaplanoğlu başkanlığındaki jüriye bir cevap niteliğinde Yeşim Ustaoğlu’nun Tereddüt’ünü en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi kadın oyuncu (Ecem Uzun) dallarında ödüllendirdi. Gözde Kural’ın Toz filmine bu bölümde bir ödül çıkmadı. Yarışmanın Tereddüt’le beraber diğer favorisi olarak görülen House of Others filmi ise “Jüri Özel Ödülü”ne layık görüldü.

uluslararasi1

ORGANİZASYON

Özellikle son 3 yılda Türkiye’nin Cannes’ı olmayı amaçlayan Antalya Film Festivali giderek daha görkemli ve şaşaalı olmaya başlıyor. Bu konuda ekibin haklarını teslim etmek gerekiyor ki, filmlerden dünyaca ünlü konuklara, Film Forum’dan TMR’ye, festival yolundan festival gazetesine, şenliklerden söyleşilere, atölyelerden etkinliklere, ödül törenlerinden partilere kadar büyük bir emek söz konusu. Festival süresi içerisinde yapılacak o kadar çok şey buluyorsunuz ki, her anı dolu dolu geçiyor. Özellikle Expo Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen ödül töreni sunumundan konserine, tekniğinden süresine son derece profesyoneldi. Festival boyunca sadece akrediteli konukların servis saatleri ve yoğun talep olan filmlere bilet bulabilmesi hakkında bazı sıkıntılar yaşandığı oldu. Bilet konusu genelde görevlilerin yardımıyla bir şekilde çözüldü, servis konusunda da bu kadar kalabalık bir festivalde herkese farklı zaman dilimlerinde tek tek araç kaldırılamayacağını bazı konukların idrak etmesi gerekiyor artık. Beklemeler elbette yaşanacak ya da bazı servisler yer yer tüm otelleri dolaşacak bir güzergah izlemek zorunda kalabilecek.  1 hafta boyunca sayısız kişiyi oradan oraya götürmekle görevli olan servis şoförlerini azarlamaya çalışan bazı konuklara rastlamak sinir bozucu bir durumdu. Festivale konuk olarak gelmek kimseye servis şoförlerini  ve salon görevlilerini azarlama hakkını vermiyor.

organizasyon3

AKREDİTASYON MESELESİ

Antalya Film Festivali, Türkiye’deki tüm festivaller içinde akreditasyon meselesini en çok zorlaştıran ve sinema yazarlarıyla papaz olan festival olmaya bu yıl da devam etti. Her yıl bu konu hakkında birçok sinema yazarı çeşitli eleştirilerini dile getirse de bunlardan ders alınmamış gözüküyor. Maillere, telefonlara, mesajlara cevap vermeyen bir basın sorumlusu ve “7 gün, 3 gün, yol + konaklamanı kendin karşılarsan gel” şeklinde üçe ayrılan hakkaniyetsiz akredite sistemi hala devam etmekte. Festivalde bu yıl SİYAD ödülünün olmaması, festival ve SİYAD arasındaki uçurumu giderek artırmaya başladı. Magazin dünyasından isimlerin varlığı daha da artarken akredite sistemi ve basın sorumlusunun davranışları yüzünden “küstürülen”  sinema yazarlarının sayısı azalıyor. Bu konuda en yakın zamanda kalıcı bir çözüm üretilmesi gerekiyor. Festival gelecek yıl için bunları dikkate alır ya da almaz ama bizler sinema yazarları olarak her sene üzerine basarak bunu söylemeye devam edeceğiz.

MANCHESTER BY THE SEA – NERUDA

2017 Oscar Ödülleri’ne adaylıklarıyla damgasını vurması beklenen Kenneth Lonergan filmi Manchester by the Sea ve Pablo Larrain’in Pablo Neruda biyografisi Neruda festivalde Türkiye prömiyerlerini gerçekleştirdi. Sinemaseverlerin çok merak ettiği filmler olmasına rağmen nedense bu iki filmin tanıtımı çok fazla yapılmadı. Sadece bu iki filmi görmek için başka şehirlerden Antalya’ya gelen sinefiller olmasına rağmen salonların doluluk oranı beklediğimiz gibi değildi. Filmekimi’nde gösterilmiş olsa biletleri hemen tükenerek salonlarda izdiham yaratacak olan bu iki film daha iyi bir tanıtım yapılmasını hak ediyordu. Festivalin son 3 gününde görme şansına eriştiğim Manchester by the Sea ve Neruda hakkındaki kısa görüşlerim şöyle;

neruda-e1477420350541

Neruda

Şili sinemasının en iyi yönetmenlerinden Pablo Larrain’in yine Şili’nin unutulmaz figürlerinden komünist şair, yazar ve senatör Pablo Neruda’nın 1940’ların sonundaki kaçak hayatını ele aldığı film, El Club’da (2015) olduğu gibi Larrain’in usta işi yönetimiyle özel bir politik gerilime, şiir gibi bir biyografiye dönüşüyor. Larrain sinemasına göre daha konvansiyonel bir anlatısı olan Neruda, Larrain’in 2017 Oscar Ödülleri için konuşulmaya başlanan Jackie filmi öncesi Hollywood’a geçişinin habercisi niteliği taşıyor. Larrain, daha ana akım biyografik şablonda bile kendi arthouse sinemasının kodlarından görsel ve kurgusal olarak ödün vermiyor. Dış ses anlatısı, zaman – mekan algısını yok eden bazı sekanslar, El Club’ın kirli ve puslu havasını anımsatan sinematografik tercihler Larrain’in “auteur” kimliğine uygun biçimci tercihleri. Neruda rolünde Luis Gnecco ve dedektif Oscar Peluchonneau rolünde Gael Garcia Bernal unutulmaz performans sergiliyorlar.

8/10

manchester-by-the-sea

Manchester by the Sea

Kenneth Lonergan’ın Margaret (2011)’ten 5 yıl sonra gelen yeni filmi Manchester by the Sea, dramatik yapısını yas ve suçluluk duygusu üzerine konumlandıran, her biri çok iyi yazılmış karakterlere sahip olan, son yılların en güçlü dram filmlerinden. Lonergan’ın etkileyici kalemi, sade ve dingin planlarla bezeli yönetmenlik anlayışıyla birleşmiş. Özellikle filmde flashback sahnelerinin girdiği kısımlar kurguculara örnek teşkil edecek kadar temiz ve pürüzsüz kotarılmış. İzleyicinin yüreğini dağlamayı başaran, arada sert bıçak darbeleriyle acıtan ama mizahi sahneleriyle de durumu dengelemeye çalışan senaryosunun yanında filmin en büyük gücü kuşkusuz oyunculukları. Casey Affleck başta olmak üzere Michelle Williams, Kyle Chandler ve Lucas Hedges oldukça güçlü performanslara sahipler. Affleck’in Oscar sezonunda en iyi erkek oyuncu adaylığı alabilme ihtimali yüksek.

8,5/10

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 25, 2016 in 2012, Festivaller

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

23. Uluslararası Adana Film Festivali Ödül Tahminleri

19 Eylül’de başlayan ve 25 Eylül’de sona erecek olan 23. Uluslararası Adana Film Festivali’nin “Ulusal Yarışma” bölümündeki ödüller bu gece düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak. Tayfun Pirselimoğlu başkanlığındaki jüride yönetmen Emin Alper, oyuncu Muhammet Uzuner, görüntü yönetmeni Türksoy Gölebeyi ve oyuncu Hatice Aslan bulunuyor. Hem eleştirmenlerin hem de jürinin dinamiklerine göre düşündüğümüzde “En İyi Film” ödülü için öne çıkan 3 yapım gözüküyor. Albüm, Koca Dünya ve Babamın Kanatları. Politik filmleri sevdikleri konusunda şüphemiz olmayan Emin Alper ve Muhammet Uzuner’in “Babamın Kanatları”, filmlerinde absürt mizah anlayışını öne çıkarmayı çok seven Pirselimoğlu’nun ise “Albüm” filmini öne çıkaracağını düşünmek mümkün. Albüm’ün mizah anlayışı kendilerine geçtiği takdirde (politik yönünün de güçlü olması sebebiyle) jüri Mertoğlu’nun filmine de yakın durabilir. Öte yandan elbette Reha Erdem’in filmine kayıtsız kalınamayacaktır ve geceden birkaç ödülle ayrılacaktır.

En iyi yönetmen ödülünde usta yönetmenler Reha Erdem ve Derviş Zaim öne çıkıyor. Pirselimoğlu başkanlığındaki jürinin Rüya’nın yenilikçi bir dil arayışına kayıtsız kalmayıp Zaim’i yönetmen ya da senaryo ödülüyle göndermesi yüksek ihtimal.

En iyi senaryo ödülünde mizahı, farklı dili ve politikliğiyle Albüm, fantastiğe kayan yeni bir deneyim olmasından ötürü Rüya ve işçi sınıfı hikayesi olmasıyla Babamın Kanatları öne çıkıyor. Bu dalda Reha Erdem’in pek şansı yok gibi.

En iyi erkek oyuncu kategorisinde Babamın Kanatları’yla usta aktör Menderes Samancılar bir adım önde. Dramatik ve etkileyici karakteri ödüllendirilecek gibi gözüküyor. Öte yandan İftarlık Gazoz ile Cem Yılmaz’ın, Ağustos Böcekleri ve Karıncalar’la Erdem Akakçe’nin, düşük bir ihtimal de Geçmiş ile Bülent Emin Yarar’ın yarışta olduğunu söylemek mümkün.

En iyi kadın oyuncu kategorisinde hem ekran süresi hem de karakterin yoğunluğu sebebiyle Nadide Hayat’la Demet Akbağ öne çıkıyor. Bu kategoride büyük bir yarış olduğunu söylemek pek mümkün değil. Koca Dünya ile Ecem Uzun ikinci favori fakat genç bir oyuncu olmasından ötürü kendisine “Umut Veren Genç Kadın Oyuncu” ödülü verilmesi daha muhtemel gözüküyor.

En iyi yardımcı erkek oyuncu ve yardımcı kadın oyuncu dallarında açıkçası pek iddialı herhangi bir aday olduğunu düşünmediğimden bu dallarda her şey olabilir.

En iyi sinematografi dalında Koca Dünya ile Florent Herry öne çıkıyor. En yakın rakibi Geçmiş ile kariyerinin en iyi görüntülerine imza atan Ali Utku. Kurgu dalında ise Rüya’yla Sait Ali Demir ve Ayhan Ergürsel öne çıkıyor. Koca Dünya ile Reha Erdem’in kazanma ihtimali de var.

SİYAD jürisinin Koca Dünya ya da Babamın Kanatları’ndan birini, FİLM-YÖN jürisinin ise Reha Erdem ya da Derviş Zaim’den birini ödüllendirmesi olası gözüküyor.

 
Yorum yapın

Yazan: Eylül 24, 2016 in Festivaller

 

Etiketler: , , , ,