RSS

Etiket arşivi: auf einmal

2016 Yılının En İyi 30 Filmi

Yine birbirinden güzel filmler izlediğimiz bir yılı kapatırken geleneksel liste oluşturma vakti geldi. “Birbirinden güzel filmler mi?” diye yine ana muhalefet çıkışını yapacak olan, her yıl “bu yıl da düzgün film yoktu ya” demekten bıkmayan, “listeyi tamamlayacak sayıda film bulamadım” diyen, “2000 sonrasında sinema zaten pek iyi değil ya, nerede Tarkovsky, Bergman” diyerek sinema dünyasını kurtaran, her daim atarlı,  az beğenen, artist sinefillerimize inat, gönül rahatlığıyla bir yıl sonu TOP 30 oluşturmayı başardım. Üstelik istesem bir 30 film daha çıkarmam mümkün olabilirdi. Hatta bunu yaparken kendi ilkelerime yine bağlı kalarak (Tarkovsky göndermesi de yaptım bak dayanamadım!) Türkiye’de 2016 yılında vizyona girmesine, festivalde gösterilmesine ya da hiç gösterilmemesine rağmen 2015 yılı içerisinde vizyon, festival ya da online ortamlarda (evet, torrent’ten bahsediyorum!) izleme şansını bulduğumuz filmlerin hiçbirini kişisel listeme almadım. Yazdığım mecralara elbette yine her mecranın kendine göre farklı kuralları olduğundan o kurallara bağlı kalarak farklı listeler gönderdim. Fakat insanın kişisel blogu olunca hiçbir kuralı iplemeyip kendi kurallarını oluşturması da en doğal hakkı. Hatta Criticker puanlarımda durum farklı olsa bile listeye dökünce sıralamayı kafama göre değiştirdim. Anlayacağınız canımın istediği filmi aldım, istemediği filmi almadım. Böylelikle yok bu film 2015’ti, şu 2016’ydı, bu film şu festivalde gösterildi de, bu film vizyona girmediği için dağıtımcılar kızar da, o filmi 2017 listesine koymak lazım da gibi bütün sorunları elimin tersiyle iterek özgür irademle bu yılın en beğendiğim 30 filmini beğenilerinize sunarım.

Not: Bu kadar açıklamama rağmen inatla anlamayacak olan arkadaşlar çıkarsa diye 2016 değerlendirmemde yer almayacak bazı filmleri tek tek yine de yazmak isterim.

 (The Revenant, Spotlight, The Hateful Eight, Carol, Joy, Creed, El Club, The Big Short, The Danish Girl, Room, Brooklyn, Dheepan, Youth, Son of Saul, The Brand New Testament, The Assassin, Love, Chronic, Goodnight Mommy, The Second Mother, daha yazardım ama yoruldum anlayın işte…)

1) Arrival – Yön: Denis Villeneuve

arrivalmovie

2) Nocturnal Animals – Yön: Tom Ford

nocturnalmovie

3) Manchester by the Sea – Yön: Kenneth Lonergan

manchester

4) La La Land – Yön: Damien Chazelle

la-la-land

5) Elle – Yön: Paul Verhoeven

elle1

6) High-Rise – Yön: Ben Wheatley

highrise

7) Der Nachtmahr – Yön: AKIZ

der-nachtmahr

8) The Wailing – Yön: Hong jin-Na

the-wailing-1

9) Sieranevada – Yön: Cristi Puiu

sieranevada-cannes-2016-till-1000x555

10) Toni Erdmann – Yön: Maren Ade

tonierdmann

11) Neruda – Yön: Pablo Larrain

neruda-filmloverss-1

12) The Red Turtle – Michael Dudok de Witttheredturtle_clip_attack

13) The Childhood of a Leader – Yön: Brady Corbet

childhood-of-a-leader

14) The Woman Who Left – Yön: Lav Diaz

womanwholeft

15) Auf Einmal – Yön: Aslı Özge

auf-einmal

16) Eye in the Sky – Yön: Gavin Hood

eye-in-the-sky-movie-wallpaper-08

17) Graduation – Yön: Cristian Mungiu

bacalaureat-the-graduation-still-1000x571

18) The Age of Shadows – Yön: Kim jee-Woon

the-age-of-shadows

19) The Neon Demon – Yön: Nicolas Winding Refn

neondemon-photoshoot-opening

20) The Student – Yön: Kirill Serebrennikov

muchenik2

21) American Honey – Yön: Andrea Arnold

americanhoneysashashia-0-0

22) Doctor Strange – Yön: Scott Derrickson

doctor-strange-movie-tilda-swinton-benedict-cumberbatch

23) Deadpool – Yön: Tim Miller

DEADPOOL

24) Demolition – Yön: Jean Marc-Vallee

demolition

25) The Salesman – Yön: Asghar Farhadi

salesman-1

26) Train to Busan – Yön: Sang ho-Yeon

busan_0823

27) Neon Bull – Yön: Gabriel Mascaro

neon_bull

28) Green Room – Yön: Jeremy Saulnier

greenroom

29) Paterson – Yön: Jim Jarmusch

PATERSON_D26_0049.ARW

30) Interruption – Yön: Yorgos Zois

interruption-image-c

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 30, 2016 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mükemmeliyetçi ve Karakteristik Bir Yönetmen: Aslı Özge

Aslı Özge, mükemmeliyetçi tutumuyla ve sinematografik kaliteye önem vermesiyle Türk sineması içerisinde farkını hissettiren bir yönetmen. Türkiye’nin popüler sorunlarına sırtına dayayarak meselesi üzerinden ödül avcılığı kovalayan birçok yönetmene kıyasla içerik kadar sinemanın görsel yapısı üzerine de kafa yorulmuş, yoğun bir ön çalışma yapılmış, detaycı, gözlemci ve kontrolün yönetmende olduğunu her anında hissettiren filmler yapan Özge, üç filminin de görüntü yönetmeni olan Emre Erkmen’le birlikte en az Nuri Bilge Ceylan – Gökhan Tiryaki ikilisi kadar karakteristik bir sinema diline sahip.

asli-ozge

2009’da İstanbul, Adana ve Ankara film festivallerinden en iyi film ödülüyle dönen Köprüdekiler ile çıkış yapan, 2013’te İstanbul Film Festivali’nde en iyi yönetmen ve en iyi görüntü yönetmeni(Emre Erkmen) ödülü alarak başarısını devam ettiren yönetmenin yeni filmi Auf Einmal, 14 Ekim 2016’da Türkiye’de vizyona girecek. Festival izleyicisinin Nisan ayında İstanbul Film Festivali kapsamında izlediği Auf Einmal, festivalin “Uluslararası Yarışma” bölümünden FIPRESCI, Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünden ise yüksek artistik kalitesi gerekçesiyle “Label Europa Cinemas” ödülüne layık görülmüştü.

asli-ozge-2

Uzun yıllardır hem İstanbul’da hem de Berlin’de yaşayan Özge’nin son filmi Auf Einmal, bu sefer Almanya’da geçiyor. Köprüdekiler’de alt sınıfı, Hayatboyu’nda ise üst sınıfı mercek altına alan Özge, Auf Einmal’da orta-üst sınıfı anlatıyor. Sinemamızda Deniz Gamze Ergüven’in Mustang’iyle başlayıp Hiner Saleem’in Dar Elbise’siyle devam eden ve ne yazık ki daha çok göreceğimize inandığım “film çektiği ülkeyi tanıyamama” sorunsalı ise elbette Özge’nin filmi için geçerli değil. Aksine Özge’nin bir röportajında söylediği şu cümlelerin “başka bir ülke hakkında film çekmek” isteyen her yönetmene defalarca altı çizilerek okutturulması şart: “Berlin ve İstanbul arasında uzun yıllardır sık gidip geliyorum. Ancak bir ülkede film çekebilmek için o ülkenin iç dinamiklerini, sistemini, kurumlarını, insanlarını iyi tanımak gerekiyor. Özellikle sistemi eleştiriyorsanız ve o toplum adına bir şeyler söylemek istiyorsanız oraya hakim olmak gerekiyor.”

Köprüdekiler (2009)

Köprüdekiler, İstanbul’un varoşlarında oturan ve her gün Boğaziçi Köprüsü’ndeki trafik sıkışıklığı arasında farkında olmadan hayatları kesişen çiçek satıcısı Fikret, dolmuş şoförü Umut ve trafik polisi Murat’ın hayallerine, umutlarına, isteklerine, maddi ve manevi çıkışsızlıklarına dair bir hikaye. Aslı Özge’nin filmin yapımına belgesel olarak başladığı ama daha sonra projeyi kurmacaya çevirdiği film, polis karakteri haricinde (Emniyet Müdürlüğü’nden izin çıkmaması sonucu) diğerlerinin kendi hayatlarını oynaması , Emre Erkmen’in hayatın sıradanlığı içerisinde tüm detaylara hakim el kamerası, Özge’nin hayatında ilk defa oyunculuk yapan kişilerden çıkardığı doğal ve gerçekçi oyuncu yönetimi gibi detaylarla benzerlerinden farklılaşan ve derinleşen bir yapıya sahip. Belgesel tavrıyla çekilen kurmaca bir film olan Köprüdekiler’de üç hikayenin Alejandro Gonzalez Inarritu filmleri gibi birbirine bağlanacak hissiyatı yaratıp bunu yapmaması karakterlerin şehirdeki yalnızlıklarının altını daha net çiziyor. Neticede başka bir yönetmen muhtemelen hikayenin finalini dolmuş şoförünün çiçekçiye çarpması ve trafik polisinin olay yerine gelmesi şeklinde bitiririrdi ama hikaye aynı zaman – mekanı paylaşan karakterlerin hayatın akışı içerisinde sistemin sınırlarına çarpmaları ve kendi sınırlarını tanımaları üzerine. Bu yüzden film bittiğinde çiçekçinin hayatının sonuna kadar çiçekçilik yapacağını ve gezmek istediği her mekanda hırsız damgası yiyeceğini, dolmuş şoförünün karısıyla hiçbir zaman arzu ettiği eve çıkamayacağını, polisin tatilde anca köyüne, özlediği annesinin yanına döneceğini biliyoruz. Çünkü karakterlerin olanakları ve sınırları ötesine imkan tanımayacaktır.

 koprudekiler-asli-ozge

Hayatboyu (2013)

Aslı Özge, ilk filminde ele aldığı maddi sıkıntılar ve eğitimsizlik yüzünden hayatlarında bir çıkışsızlık yaşayan alt sınıftaki insanların hikayesini, Hayatboyu’nda steril ve mükemmeliyetçi hayatları içerisinde çoktan boğulmuş olmalarına rağmen birbirlerini terk etmemek için bahaneler üreten üst sınıftan modern bir çiftin çıkışsızlığına transfer ediyor. Hikaye farklı, sosyal sınıflar arasında uçurumlar var ama insanların içinde bulunduğu tıkanıklık ve ayakta kalma mücadelesi “hayatboyu” devam ediyor. Gri ve mavi tonların yoğunlukta olduğu bir renk skalası eşliğinde metalin ve camların her köşesini kapladığı, minimalist bir tasarımla döşenmiş dar odaları ve merdivenleriyle dolu bir evde yaşayan, 50’li yaşlardaki evli iki karakterin hikayesini anlatan Hayatboyu’nda tasarımı üzerine bu kadar düşünülmüş ve özenilmiş olan ev, bir nevi film içindeki üçüncü ana karakter konumuna yerleşiyor. Çiftin arasındaki klostrofobik ilişkiyi sonuna dek hissettiren evin mimari yapısı, ikilinin birbirinden daha kolay saklanmasına ve sorunlarını görmezden gelmesine olanak sağlıyor. Evin içerisinde yoğun şekilde bulunan camlar ise izleyinin içeriyi röntgenlemesi için tasarlanmış gibi gözüküyor. Zaten Erkmen’in oldukça detaylı ve hesaplı, sanatla doğrudan ilişki kuran sinematografik tercihleri, mimar ve ressam olan çiftimizin sanatsal algılarına, zevklerine, renklerine ve bakış açılarına göre şekilleniyor. Mükemmeliyetçi bir şekilde tasarlanmış evde mükemmel bir hayat süremeyen çiftin yaşadığı sıkışmışlık hissini yaratan dar açılı objektif kullanımı, ana karakterin deprem bölgesi Van’a gitmesiyle birlikte yerini çoğunlukla geniş açılı objektiflere bırakıyor. Kameranın pan ve tilt haricinde herhangi bir hareket yapmaması, her biri özenle seçilmiş sabit ve uzun planlardan oluşması, olayları sadece gözlemci olarak izlememize olanak sağlıyor. Karakterlerin kırılma anını simgeleyen deprem sahnesinde olduğu gibi onların yaşamadığı, görmediği, duymadığı, hissetmediği hiçbir şeyi izleyicinin deneyimlemesine izin vermiyor yönetmen. Köprüdekiler’in tam zıttı. Böylelikle Özge’nin Köprüdekiler’deki “Ömür boyu çiçekçilik mi yapacaksın?”dan  Hayatboyu’nda “Avokado aldın mı?”ya varan yaşamların zıtlığından birbirini tamamlayan bir İstanbul portresi ortaya çıkıyor.

 hayatboyu

Auf Einmal (2016)

Üçüncü filmi Ansızın / Auf Einmal’ı Almanya’da, Almanca ve Alman oyuncularla çeken Özge, bir parti sonrasında son misafiri beklenmedik bir şekilde ölen ve polisin gözünde şüpheli şahıs durumuna düşen Karsten’ın giderek yalnız bırakılmasını ve buna bağlı olarak dönüşümünü orta-üst sınıfa dair eleştiriler getirerek anlatıyor. İlk yarısındaki pasifliği ve ikinci yarısındaki aktifliği aynı derecede sinir bozucu olan anti-karakter Karsten’in içsel yolcuğunu bir nevi Hamlet öyküsü olarak okumak mümkün. Tıpkı Hamlet gibi güçlü bir babanın oğlu olarak konformist bir hayat yaşayan Karsten’in başına gelen olaylarla birlikte çevresindeki insanların iki yüzlülüğüne şahit olmasına aktifle pasifin, güçlüyle güçsüzün yer değiştirdiği bir kurgu çerçevesinde tanık oluyoruz. Alman orta-üst sınıf bir aileyle işçi sınıfından gelen Rus bir ailenin karşı karşıya geldiği hikayede statükonun, egonun, sistemin insanları nasıl değiştirdiğini gözlemlerken Erkmen’in kırmızı, sarı ve kahverengi tonları arasında seyreden sinematografik çalışmasının zirvesine şahit oluyoruz. Öyle ki, filmin Berlin’de “yüksek artistik kalitesi” sebebiyle kazandığı “Label Europa Cinemas” ödülünün ne olduğunu bilmesek bile filmi izledikten sonra ödülün veriliş sebebini çok net anlıyoruz. Hayatboyu’nda ana karakterin kırılma anını simgeleyen deprem sahnesi ise burada yerini Karsten’in etrafı dağlarla çevrili alanda Alman bayrağının bulunduğu zirveye çıkması ve ardından kendini ormanlık alana kapatması olarak vuku buluyor. Hikayeyi başta Türkiye’de çekmeyi düşünen ama sonra Almanya’da çekmeye karar kılan Özge, böylelikle gücün, statükonun, baskıların, ötekileştirmenin evrenselliğine de dikkat çekmiş oluyor. Üstelik bunu öyle sinema dili yüksek bir anlatımla gerçekleştiriyor ki, teklif geldiği takdirde birinci sınıf Hollywood prodüksiyonu yönetebilecek kalibrede bir yönetmen olduğunu gözler önüne seriyor.

auf-einmal2

Not: Bu yazı CineDergi’nin 96. sayısında yayınlanmıştır.

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 7, 2016 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

27. Ankara Film Festivali Değerlendirmesi

28 Nisan – 8 Mayıs 2016 tarihleri arasında düzenlenen 27. Ankara Uluslararası Film Festivali, yılın merakla beklenen filmlerini bir araya getirdiği programıyla her yıl olduğu gibi Ankaralı izleyicilere festival coşkusunu yaşatmaya devam etti.

foto11

 45 ülkeden toplamda 213 filmin gösterildiği festivalde Love 3D’den Auf Einmal’a, Hail Caesar!’dan Chevalier’e, Embrace of the Serpent’tan Arabian Nights’a, Francofonia’dan Fire at Sea’ye, A Dragon Arrives!’tan A Monster with a Thousand Heads’e kadar birçok önemli uluslararası film izleyiciyle buluşurken, bu yıla özel “Hamlet” seçkisinin önemi ise büyüktü. Laurence Olivier, Claude Chabrol, Aki Kaurismaki, Krsto Papic ve Metin Erksan’ın Hamlet uyarlamalarıyla bu büyük filmleri beyazperdede izleyip nostalji yaşama şansını yakalarken, Benedict Cumberbatch’in oldukça ses getiren 200 dakikalık “Hamlet” oyununu sinemada bile olsa izleyebilenler epey şanslıydı.

Ankara’da festival denildiğinde kuşkusuz akla ilk gelen sinema salonu olan Kızılay Büyülü Fener, yine kendine has büyüsüyle birçok sinemasevere ev sahipliği yaptı. Önceki yıllarda Ankara Film Festivali ve Gezici Festival kapsamında gittiğim Büyülü Fener’de bu yıl salonun doluluk oranının azaldığını görmek üzücüydü. Bazı yarışma filmleri haricinde genel olarak salonlarda büyük boşluklar görmek  büyük emeklerle oluşturulan festivale haksızlık gibiydi.

büyülü fener

Festivalin bu yıl organizasyon olarak başarısı kendini belli ediyordu. Özellikle son yıllarda bazı festivallerde sıklıkla karşılaşmaya başladığımız karanlık projeksiyon, altyazı sıkıntısı, basın mensuplarıyla ilgili yer problemi gibi sorunların hiçbiriyle karşılaşılmadı. Güler yüzlü, ufak tefek sorunlara karşı seri çözümler üreten, rahat ve keyifli bir festival geçirmeniz için elinden geleni yapan festival ekibinin tutumu takdire şayandı. Ah bir de o ödül töreninde videoların zaman zaman donması yaşanmasaydı!

Festivalin merakla beklenen “Ulusal Yarışma” bölümüne film, yönetmen, senaryo, görüntü yönetimi ve kurgu ödüllerinin hepsini toplayan Senem Tüzen imzalı Ana Yurdu damga vurdu. Emre Konuk’un ilk filmi Çırak ise umut vadeden kategorisinde aldığı yönetmen, senaryo, erkek oyuncu ödülleri ve  ana yarışmada aldığı yardımcı kadın oyuncu ödülleriyle gecenin ikinci kazananıydı. Kendi adıma ve birçok eleştirmen arkadaşımın düşüncesine göre Tolga Karaçelik’in yönettiği Sarmaşık yarışmanın açık ara en iyi filmi olmasına rağmen jüriden sadece Nadir Sarıbacak ve Kadir Çermik’in aldığı oyunculuk ödülleriyle yetindi. Bunu Sarmaşık’ın 2 yıl önce Sundance Film Festivali’nde gösterilmesi, ödüllere ambargo koyduğu ve vizyona girdiği tarihin geçen yıl olması sebebiyle eskimesine bağlamak mümkün. O yüzden Sarmaşık’ın yeni filmler arasında ana yarışmada yer alması zaten biraz garip kaçıyordu.

ankara111

Kendi adıma festivalin en garip ödülleri ise yardımcı erkek oyuncu , görüntü yönetimi ve sanat yönetimi dallarında yaşandı. Daha önceki festivallerde yardımcı erkek oyuncu ödülünü Sarmaşık ekibinden Özgür Emre Yıldırım kazanmıştı. Yine Yıldırım’ın kazanmasını beklerken bu seferki jüri aynı filmden başka bir ismi, Kadir Çermik’i ödüle layık gördü. Benim bu daldaki favorim daha önceki festivallerde de hep Özgür Emre Yıldırım olmuştu, fakat Ankara’da Saklı’yı izleyince bu sefer Settar Tanrıöğen’in ödülü hak ettiğini düşünmüştüm. Bana göre Sarmaşık’tan sonra yarışmanın en iyi ikinci filmi olan Saklı’ya hiç ödül çıkmayacağı ise jürinin filmi izlerkenki ifadesizliğinden(!) belli olduğundan benim için sürpriz olmadı.

Görüntü yönetimi dalında ise kuşkusuz favori Rüzgarın Hatıraları’nda harika bir iş çıkaran Andreas Sinanos’tu. Daha önce de bu ödülü farklı festivallerde kazanan Sinanos’un en yakın rakibi ise Sarmaşık’la Gökhan Tiryaki gözüküyordu. Fakat Erden Kıral başkanlığındaki jüri belki de başka hiçbir jürinin yapmayacağı bir seçim yaparak Ana Yurdu’ndan Vedat Özdemir’i bu dalda ödüllendirdi. Kanımca festivalin en çok “Nasıl yani?” dedirten ödülü ise Misafir filminin kazandığı sanat yönetimi oldu. Özellikle bu ödülden sonra sosyal medyada bazı sinema yazarları arkadaşlarımdan bir “????” silsilesi yağmaya başladı. Dönem filmi yapısıyla Rüzgarın Hatıraları’nın neredeyse rakipsiz gözüktüğü dalda “sanat yönetimi” konusunda üstün bir başarısını göremediğimiz Misafir bu anlamda gerçek bir sürprizdi.

  1. Ankara Uluslararası Film Festivali 8 Mayıs akşamı düzenlenen ödül töreniyle birlikte son buldu ama yarattığı festival coşkusu hafızalarda yer etmeye devam etti. Gelecek yıl festivalde izleyici katılımının daha çok olması dileklerimle beraber kişisel olarak festivalin bu yılki “en”leri listemi paylaşıyorum.

Festivalin “En”leri

En İyi Film: Love 3D

En İyi Yerli Film: Sarmaşık

En İyi İlk Film: Çırak

En “Keşif” Film: Wir Monster

En “Sansasyonel” Film: Love 3D

En “Tuhaf” Film: A Dragon Arrives!

En İlgi Çekici Fikir: Chevalier

En Filmografisinde Zirve Yapan Yönetmen: Aslı Özge (Auf Einmal)

En İyi Çıkış Yapan Yönetmen: Emre Konuk (Çırak)

En İyi Oyunculuk Performansı: Nadir Sarıbacak (Sarmaşık)

En Güzel Sürpriz: Benedict Cumberbatch’lı Hamlet

En “Sinematografik” Film: Emre Erkmen (Auf Einmal)

En İyi Müzik Kullanımı: Love 3D’deki tüm müzikler

En Büyük Hayal Kırıklığı: Hail, Caesar!

En Zayıf Film: Melekleri Taşıyan Adam

En “Şok” Edici An: Saklı’da Settar Tanrıöğen’in birden üzerinde don – atletle kadraja girerek genç bir kadınla fantezi yaptığı sahne!

En “Rahatsız” Edici An: Love’da 3 boyutun kullanış amaçlarından birinin karakterin direkt olarak izleyicinin suratına boşalması olması!

En İyi Çekilmiş Sahne: Hail, Caesar!’da Scarlett Johansson’un göründüğü ilk koreografi.

En “Sinemasal Sarhoşluk” Yaratan Sahne: Sarmaşık’ın salyangozlu ve sarmaşıklı sahnelerindeki baş döndürücü kurgu

En Anlamlı Final: Saklı’nın İlhan Şeşen ve Settar Tanrıöğen’li son karesi

 

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 14, 2016 in Festivaller

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

27. Ankara Film Festivali İzlenimleri – 2

Love 3D

Gaspar Noe’nin “3 boyutlu porno” söylemlerine maruz kalan son aşırılığı Love, sadece aşkın ve seksin sineması değil, aynı zamanda şiiri, müziği, resmi ve dansı da olmayı başarabilen büyüleyici bir güzellik. Noe, önceki filmlerinden I Stand Alone’un dış ses anlatısını, Irreversible’ın sondan başa yapısını, Enter the Void’in atmosferini birleştiriyor, üzerine film afişlerinden oluşan bir tutam sinefillik serpiyor, muazzam soundtrack parçalarıyla sahne üzerinde müzik kullanımı dersi veriyor ve o son kare eşliğinde “3 boyutlu bir porno”da gözümüzden bir damla yaş süzülmesini sağlayacak kadar sarsıcı bir filme imza atıyor. Cinselliğin en çıplak haliyle gözler önüne serilmesiyle ilgili bir sorununuz yoksa Love’ın Noe sineması içerisinde en rahat izlenen filmi olduğunu, I Stand Alone, Irreversible ve Enter the Void’teki sert ve şiddet içerikli yapıdan ziyade bir nevi terapi gibi geldiğini söylemek mümkün.  5/5

love3d

Ansızın / Auf Einmal

Köprüdekiler ve özellikle Hayatboyu filmiyle Türk sinemasında görsel yapıya ve yönetmenlik sanatına en çok önem veren kadın yönetmen olduğunu kanıtlayan Aslı Özge, Almanya’da geçen ve tamamı Almanca çekilen yeni filmi Ansızın’la yine çok güçlü bir sinema deneyimine imza atıyor. Hayatboyu’na kıyasla Ansızın’da daha konvansiyonel bir anlatı peşinde olan Özge, adeta 1. sınıf Hollywood filmi  çekebilecek kapasitede bir yönetmen olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Bir parti esnasında beklenmedik bir ölümün gelmesiyle toplum içinde hedef haline gelen Karsten’in yalnızlaşmasını toplumsal, ahlaki ve psikolojik arka planını ekseninde işleyen film statükonun insan üzerindeki değişimini güçlü bir dramatik yapıyla işliyor. Emre Erkmen’in en az Hayatboyu’ndaki kadar mükemmel kadrajları ve renk çalışması da filmin Berlin’de “Yüksek Artistik Kalitesi” sebebiyle aldığı Label Europa Cinema ödülünü ne kadar hak ettiğini destekler bir nitelik kazanıyor. 4,5/5

auf einmal

Hail, Caesar!

Coen kardeşlerin merakla beklenen son filmleri Hail, Caesar!, 50’li yılların Hollywood sektörüne dair tipik Coen usulü bir hiciv. Roger Deakins’in her zamanki gibi usta işi görüntü yönetiminden set tasarımına, kostüm çalışmasına kadar göz alıcı bir film var karşımızda. Özellikle Scarlett Johansson ve Channing Tatum’un gözüktüğü ilk sahnelerin muazzam çekildiği bir gerçek. Buna rağmen filmin Coen filmografisi içerisinde yarınlara kalamayacağını, açıkçası birkaç sahne dışında bu sefer mizahıyla pek de güldürtmeyi başaramadığını söylemek gerekiyor. Coenlerin yıllarca akılda kalıcı tipik karakterleri burada yıldızlar geçidi içerisinde herkesin sırayla kendini gösterip kaybolduğu ve çok geçmeden de unutulduğu tiplemelere dönüşmüşler. Hail Caesar!, No Country for Old Men, Barton Fink, Fargo, Inside Llewyn Davis ve Blood Simple gibi güçlü Coen filmlerinin arasına giremeyecek olsa da yine de The Ladykillers, Burn After Reading ve Intolerable Cruelty gibi Coen filmografisinin en alt seviyedeki filmlerinden üstün bir yapım. 3/5

hailcaesar

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 8, 2016 in Festivaller

 

Etiketler: , , , , , , , , ,