RSS

Etiket arşivi: basın gösterimi

“Ghost in the Shell” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

Ghost-In-The-Shell-Banner-1

Halil İbrahim Sağlam: Ghost in the Shell, orijinal filmin mirasına kare kare saygı duyan, siberpunk mimarisi ve estetik sahneleriyle yükselen bir bilimkurgu. Aksiyon olarak satması gereken yüksek bütçeli Hollywood bilimkurgusu olarak alabileceği tüm riskleri almasıyla da ayrıca değerli. Öyle ki; orijinal filmin mirasına bu kadar saygı duyulmasa ortaya Len Wiseman’ın Total Recall’i gibi salt aksiyon çıkabilirmiş. Orijinal filmden ayrılan küçük farklılıklar doğal olarak Hollywood’a göre düzenlenmiş, filmin yoğun felsefesi biraz törpülenmiş. Buna rağmen filmin vizyonu, görsel yetkinliği, karakter tipolojileri, atmosferi, müzikleri ve aksiyonu takdire şayan. Scarlett Johansson, robotik yürüyüşü ve karizmasıyla şahane. Pilou Asbaek ve Takeshi Kitano da çok yakışmışlar. Ghost in the Shell’i izleyip “klasik Hollywood aksiyonu” diyecek kişiye –illa ki çıkacaktır- acilen Total Recall re-make’ini yeniden izletmek lazım. Böylelikle Rupert Sanders’ın Mamoru Oshii’nin eserini nasıl iyi etüt ederek günümüz dinamiklerine uygun şekilde uyarladığını anlayabilirler. 8/10

Haktan Kaan İçel: Ghost in The Shell animeyi unuttuğunuzda son derece sağlam bir iş. Cyberpunk evreninde tıkır tıkır işleyen bir film noir ortaya çıkıyor. Animeye fanatik bir şekilde bağlı kalmayı doğru bulmuyorum. Zaten kitap, oyun ve anime uyarlamalarında herkesi memnun etmek olanaksız. Ghost in the Shell’in belki de en büyük başarısı uzun zamandır özlediğim kara film atmosferini bilim kurgu ile iyi harmanlaması denilebilir.

Kerem Akça: Rupert Sanders görsellik ve anime estetiği üzerine çok iyi çalışmış. Sahne sahne Ghost in the Shell’in animasyonunu yeniden canlandırmış. Özellikle Amerika – Japonya arasına uyarlanan şehir tasarımı mükemmel. Bunun yanında karakterlerin izdüşümleri çok iyi.  Sanders, aksiyon sahnelerini minimize etmiş ve dengeli bir noktaya götürmüş. Bu sebeple de filmin orta bölümünde temposunun düşmesi anime kaynağından kaynaklanıyor. Belki de Hollywood’da Speed Racer’en beri izlediğimiz en iyi anime yeniden çevrimiyle yüzleşiyoruz. Tabii ki Japonya’da Sion Sono gibi, Takashi Miike gibi veya Hong Kong’ta Stephen Chow gibi anime estetiğini çok iyi uygulayan yönetmenler var ama Dragonball Evolution gibi B-tipi filmlerin devreye girdiği dönemde Amerika’ya bunu uyarlamak, arkasına yüksek bir bütçe alıp bunu görsel efektlerle, iz bırakıcı imgelerle karşımıza çıkarmak önemli.

Numan Serteli: Ghost in the Shell, 1995 tarihli animeden -her anlamda- yararlanırken, özgünlük hususunda hiçbir değer kaybı yaşamadığı gibi, Juliette Binoche’un canlandırdığı karakter ve “anne” motifi gibi muhtelif katkılarla güçlendirilen draması ve mükemmelen kotarılmış aksiyonu ve de müthiş görselliğiyle yılın ilk büyük sürprizi oluyor. Yönetmen Rupert Sanders -elbette senaristlerinin de önemli katkısıyla- kendisinden hiç de beklemediğim, başyapıt düzeyinde bir başarıya imza atarken, Scarlett Johansson ise -her haliyle- bu film ve karakter için yaratılmış gibi..

Utku Ögetürk: Ghost in the Shell (2017), orijinal yapımın felsefesini görmezden gelerek adeta 2017 model Robocop yaratıyor. Görsel açıdan büyüleyici olması dışında hayal kırıklığı.

Serkan Çellik: Kendi evinde kısa film çekemeyecek adama remake için efsane teslim etmişler. Senaryo zaten berbat ama Rupert Sanders’te de hiç yönetmen kumaşı, sinema duygusu yok. En basit mizansende bile tökezlemiş. Bütün problemler yeşil ekran önünde. Üstüne bindirilen zilyon tane görüntü ve efekt bile saklayamıyor gerçek insanların başarısızlığını. Canınız sadece kafası gözü görünen insanlarla çekilmiş film istiyorsa buyrun Tron (2010) izleyin. 3D şehir istiyorsanız StarWars E2 izleyin.

Tanju Baran: Orijinalinin hayranı olarak “Ghost in the Shell”i beğendim; felsefesi zayıf ve Amerikan soslu ama sadakati ve görsel yetisi işi toparlıyor.

Ekin Limoncu: Anlatmak istediği politik altyapıyı üstünkörü anlatmayı seçen Ghost in the Shell, öteki taraftan görsel efekte ve aksiyona izleyiciyi tam anlamıyla doyuruyor. Oyunculukların ön planda olduğu film, yarattığı atmosferden kıyafetlere her yönüyle tasarım harikası.

Fırat Sayıcı: “Ghost in the Shell”, efsanenin ruhunu korumakla birlikte itiraz edilemeyecek  yenilikler de getirmiş. Sevdim…

 

 
Yorum yapın

Yazan: Mart 30, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

“John Wick 2” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

john-wick-2-keanu-reeves-the-sequel-to-john-wick

Halil İbrahim Sağlam: John Wick 2 sınırsız aksiyon, sınırsız eğlence. Çizgi roman, video oyunu, anime estetiği ya da tiplemeleri, ne ararsan var. Nefes kesen aksiyon sekanslarıyla birlikte sinematografik vizyonu da keyif veriyor.

Onur Kırşavoğlu: John Wick 2 insanı kendinden şüphe ettirecek kadar eglenceli. Çok daha iyi çekilmiş. İlk filmi sevenler ne isterse bulacak. Tam suçlu zevk!

Haktan Kaan İçel: John Wick 2, ilk filmde sevdiğiniz her şeyi içinde barındırırken, görüntü yönetimi ve aksiyon mizanseni anlamında ilk filmin üzerine koyuyor.

Burak Göral: “John Wick 2” hikayesiyle çizgi roman evrenine, kurgusu ve estetiğiyle de video oyunu dünyasına dalan ‘melez’ bir sinemanın ürünü. Bu anlamda ilk filmin üstüne çıkan ve giderek genişleyen, izlemesi keyif veren bir “John Wick” evreninin açılışını da ihtiva ediyor..

Kerem Akça: Niye üretildiği anlaşılmayan John Wick 2, bir-iki sahne dışında orijinali gibi B-tipi ve özensiz bir tetikçi aksiyonu.

Tuğçe Madayanti Dizici: John Wick 2 gene büyüleyici ve sürükleyici. Devam filmi nasıl yapılmalı, cevapları ise bu filmde.

Serkan Baştimar: Şiddet bir sanat olsaydı adı John Wick olurdu. John Wick 2 yine uçmuş.

Fırat Ataç: John Wick, evrenini ‘çoğunlukla’ iyi anlamda kabul ettiriyor. Keanu yaşadıkça devam eder.

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 6, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , ,

“Assassin’s Creed” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

assassins-creed-movie-wallpaper-hd-film-2016-poster-image

Kerem Akça: Assassin’s Creed, video oyunu uyarlamaları içinde entelektüel ve plastik duruşuyla özel bir yere oturuyor. Kurzel fark yaratmış.

Halil İbrahim Sağlam: Assassin’s Creed, oyun uyarlamalarının makus talihini değiştiremiyor. Aksiyonu ve müzikleri gaza getirse de senaryo çok yavan bir inanç – bilim savaşı türevi. Görsel açıdan da 21. yüzyıldaki türevleriyle kıyasladığımızda iddiasının altında eziliyor. Ayrıca Macbeth’ten sonra Fassbender ve Cotillard arasında uyumlu bir kimya olmadığını bir kez daha anlamış olduk. 2,5/5

Serkan Çellik: Assassin’s Creed son 17 yıldır birçok filmin olduğu gibi The Matrix’e çok şey borçlu. Ama bir yandan da onu güncelleyebilmiş olması inanılmaz.Gördüğüm en cool filmlerden biri. Gerilim duygusu hiç bitmiyor ve çok sürükleyici. 8/10

Tanju Baran: Assassin’s Creed’in bizimle kafa bulduğunu anlamam 1 saat sürdü, o andan sonra da ben filmle kafa bulmaya başladım. Her açıdan facia bir iş.

Burak Göral: Assassin’s Creed oyunlarından bir tanesini (Brotherhood) oynamıştım. Bayıldığım bir oyun değildi doğrusu ama filmi de yabancı meslektaşlarımın gömdüğü kadar kötü bulmadım. Bilgisayar oyunlarından uyarlanan filmlerin hikayeleri genelde ‘güdük’ olur zaten. Bunun da hikayesi her ne kadar bildiğimiz ‘kutsal kase’ meselesine benzese de izletiyor kendisini.. Justin Kurzel, “Macbeth” uyarlamasındaki estetik anlayışını aynen taşımış. Biraz fazla karanlık, toz toprak içinde geçen aksiyon sahnelerine rağmen ben özellikle Endülüs sahnelerini gayet beğendim. Müziklerini daha da çok sevdim. Fassbender yılda 3-4 filmde oynayarak bir Ayhan Işık olma yolunda sanırım… Marion Cotillard’a da o saç hiç olmamış.. Ama o güzel bakış hep baki…

Murat Tolga Şen: Assassin’s Creed’i beğenmedim. Kendi özünden kopmuş, zorlama bir senaryoyla bolca akrobasi içeren Da Vinci Şifresi olmuş.

Fırat Sayıcı: Assassin’s Creed, fen bilgisi öğretmeni kıvamındaki Cotillard hariç, gayet tatminkar…

Onur Kırşavoğlu: Assassin’s Creed’in söylem/diyalogları basit, manevraları demode. Cotillard ve Fassbender’in en kötü performansı. Kurtaran biraz aksiyon 2/5

Kerem Sanatel: Assassin’s Creed’de yerden yere vurulacak bir şey yok, ama oyunun en ilginç yanı olan galaktik entrikasına hiç girmemişler. Seyirciyi de tıpkı oyunculara yaptıkları gibi afallatsalar, kafa karışıklığı yaratsalardı keşke.

Mert Tanöz: Assassin’s Creed sadece başka bir Justin Kurzel filmi. Epik bir atmosfer içinde güzel görüntüler, harika sesler. Fakat her zamanki gibi hikayesi yok. Macbeth’in kötü bir kopyası gibi. Duman her yerde ama Assassin’s Creed hikayesini gerçekten anlatmıyor. Bir diğer başarısız uyarlama …

İnci Tulpar: Hafta sonu için gençleri çekecek tek vizyon filmi olabilir. Aksiyonu bol.

Ekin Limoncu: Üzülerek söylüyorum ki Assassin’s Creed keşke sadece oyun olarak kalsaymış. Aksiyonla kotarılmaya çalışılan filmin senaryosu tatmin etmiyor. Kötü oyunculuğuna alışık olmadığımız Cotillard ise, ciddi anlamda kötüydü.

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 21, 2016 in 2012

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

“Nocturnal Animals” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

nocturnal-animals

Ali Ulvi Uyanık: “Nocturnal Animals”: Aşkı, vicdanı, kalp kırıklığını, tedirgin ve yer yer de şoke eden katmanlarla seyircilerin duygularına emanet ediyor.

Murat Özer: Tom Ford’u bunca yıl beklediğimize değdi… Yılın en iyilerinden “Nocturnal Animals”, temas ettiği her noktaya ateş düşürmeyi başarıyor…

Burak Göral: “Gece Hayvanları” (Nocturnal Animals), “Arrival”dan çok çok daha iyi kotarılmış ve değerli bir film. Nüfuz ettiği kılcal damarların içinde kaybolmadan yolunu buluyor, ‘yaşama’nın cesaret gerektiren bir mesele olduğunu sert, tavizsiz ve hipnoz edici bir üslupla anlatmayı başarıyor. Tom Ford bunu yaparken başka üstat yönetmenleri de taklit etmiyor öyle başka yeni kuşak yönetmenler gibi. Nicolas Winding Refn gibi ‘stil’in içinde de boğulmuyor mesela, hikayesinin ve meselesinin omurgasından hiç sapmadan dramını kuruyor ve henüz daha iki filmi var! Umarım bir dahaki filmi için bu kadar uzun süre bekletmez…

Halil İbrahim Sağlam: Nocturnal Animals’ta sinemayı büyüleyici bir sanat dalı yapan her öge fazlasıyla mevcut. Tom Ford henüz ikinci filminde başyapıtına ulaşmış. Amy Adams, Jake Gyllenhaal ve Michael Shannon harikalar.  5/5

Onur Kırşavoğlu: Tom Ford’un Nocturnal Animals’ı kışkırtıcı, tekinsiz, büyüleyici ve MUHTEŞEM!!! Michael Shannon ise kusursuz ⭐⭐⭐⭐1/2

Utku Ögetürk: Nocturnal Animals MUAZZAM! Ve evet 100/100; yılın en iyisi!

Saffet Serdar Akbıyık: Nocturnal Animals filmini bütün senaristlerin ve yönetmenlerin seyretmesi gerekir. Nasıl paralel hikaye anlatılır, kısa diyaloglarla nasıl karakter oluşturulur, hiç diyalog olmadan bile bir karakter film içinde nasıl önemli yer edinir, psikolojik şiddet sömürülmeden nasıl filmi sürükleyici hale getirir, görüntü yönetmenliği altı çizilmeden nasıl bir filme çizgi atlatabilir, bunu yaparken hikayenin öyle çok farklı veya bilinmemiş olması da gerekmeden iyi film ve iyi hikaye nasıl anlatılabilir? Üstelik bunları yapan yönetmen Tom Ford’un henüz ikinci filmi Gece Hayvanları.

Banu Bozdemir: Gece Hayvanları’nı gayet beğendim. Geçişler, hayatlar, kitaplar birbirine karışırken sıkı eleştiriler de var sistem ve dayattıklarına.

Ekin Limoncu: Nocturnal Animals tek kelime ile harika bir film. Amy Adams’a ise söylenecek söz yok. Öyle böyle değil, şiddetle tavsiye.

Haktan Kaan İçel: Nocturnal Animals: İzledikten sonra intihar ettiren bir film… Yürek burkan, yalnız hissettiren, kabusu gerçek kılan…

Gözde Hatunoğlu: Nocturnal Animals bu sene izlediğim en güzel şey olabilir mi? Büyük ihtimalle öyle. Gönlümün tüm Oscar’ları onun oldu. Çok acayip çok. Amy Adams insan değil. Jake Gyllenhaal’ı izlerken koltuğa tırnaklarımı geçirdim. Michael Shannon’a Oscar vermeyen gidip intihar etsin. Bu kadar stilize bir işin böyle bir gerilim yaratması ve bu gerilimin film bittikten sonra bile devam etmesi. Sinema sanatını neden bu kadar çok seviyoruz sorusunun bütün cevapları filmde.

Tuğçe Madayanti Dizici: Nocturnal Animals ile Tom Ford filmlerini dizayn etmeye devam ediyor. Şiirsel bir terör veya sadece karmakarışık bir film olarak okunabilir.

Ecem Şen: Nocturnal Animals sinemada defalarca işlenmiş klişe konuları başarılı kurgusuyla klişe yapısından kurtararak görsel bir şölene dönüştürmüş.

Manolya Akdemir: Nocturnal Animals’ın bu kadar iyi olduğunu tahmin etmemiştim. Alışık olmadığım gerilim yaratma biçimleriyle karşılaştım. Çok çok etkileyici.

İnci Tulpar: Nocturnal Animals Filmi izlerken de, bitince de nefes almakta zorlanılan filmlerden. Simgelemeler, hikaye, oyunculuk çok üst düzey. Vay be.

Serkan Çellik: Din: Ölüm döşeğindeki insanları herkesi öldürmekten alıkoyan şey. Nocturnal Animals “alıkoyan” olmasa neler olabileceğini sorguluyor.

Hilal Çetinder: Tom Ford’a, yeniden, hayran kaldım… Teşekkürler #NocturnalAnimals

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 7, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

“İkinci Şans” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

ikinci-sans

Burak Göral: İlk defa bir Özcan Deniz filmini beğendim. “İkinci Şans” türün gereklerini yerine getiren, Deniz’in kendi egosunu olabildiğince törpülediği, iyi yazılmış bir kadın karaktere sahip, anaakım sinemamız çerçevesinde hoş bir aşk filmi olmuş.

Halil İbrahim Sağlam: İkinci Şans, Özcan Deniz’in en samimi filmi olmuş. Mizah-aşk formülü doğru kurulmuş ve Nurgül Yeşilçay’la Asmalı Konak mayası yine tutmuş.

Kerem Akça: İkinci Şans yapay-doğal, sonradan görme-kültürlü arasindaki uçurumun farkına varan üslubuyla kendi içinde tutarlı bir romantik-komedi. Özcan Deniz’in zamanla sinemayı ögrendiğini, teknik ekibi doğru kurunca Nepal video kliplerinin seviyesine düşmeyeceğini kanıtlıyor.

Duygu Kocabaylıoğlu Arazlı: İkinci Şans filmi bana dokunmayı başardı. Özcan Deniz boşalan Yeşilçam varisliğini rahatça devralabilecek kıvama gelmiş.

Tuğçe Madayanti Dizici: İkinci Şans filmi ile Özcan Deniz romantik-komedinin formülünü en doğru uygulayan yönetmen olarak anılabilir. Tebrikler.

Haktan Kaan İçel: Özcan Deniz romantik komedinin kodlarını çözmüş olsa da, oyunculuğun kodlarını çözmesine daha çok var. Ve final yapmayı öğrenememiş.

Selin Gürel: İkinci Şans kendi türünde tutarlı ama erkeğin 2. şansını kadının son şansı olarak sunmasaydı puan toplayacaktı. Cinsiyetçilik kader değil.

 

 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 14, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , ,

“Doctor Strange” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

doctor-strange-banner

Halil İbrahim Sağlam: Doctor Strange izlediğim en iyi Marvel filmi olabilir. Astral seyahatten büyülere aksiyonu ve eğlencesi bol bir görsel efekt çılgınlığı. Yönetmen Derrickson birçok fantastik filmin yapılarından kendine özgü devrimci bir model yaratmış. Benedict Cumberbatch, Mads Mikkelsen ve Tilda Swinton rollerinde çok iyiler.

Onur Kırşavoğlu: Zaman, mekan, ruh, madde, Huxley, Heidegger ve görsel şölen. Hem de en alasından…

Kerem Akça: Doctor Strange, Inception etkili görsel efektlerle örülü, New York ve Nepal fonlu sekanslarla perde eglencesinin hakkını veriyor. Cumberbatch’ten Mikkelsen’e bütün oyuncular da rollerine cuk oturmus. Ama çıkış noktasindaki ‘anti-kahraman’ algısının çekiciliğine karşin Marvel’in en iyilerinden degil. Modern fantastik sinemada Doctor Mabuse’le akraba bir büyücü/süper kahraman yaratmasiyla anilacak.

Utku Ögetürk: Doctor Strange, bir “süper kahraman” filmi nasıl çekilmeli sorusuna ders niteliğinde cevaplar barındırıyor.

Kerem Sanatel: Tilda herkesten, Benedict Tilda’dan, kırmızı pelerin de Benedict’ten sahne çaldı. Çok keyifliydi.

Serkan Çellik: Deadpool’dan sonra, son yılların en iyi Marvel filmi. Avengers saçmalığı gibi değil.

Tuğçe Madayanti Dizici: Doctor Strange en başarılı Marvel filmi, oyuncular, diyaloglar ve efsane dijital şöleniyle çıtayı en yükseğe taşıdı. Tam görsel LSD keyfi.

Güzin Tekeş: Dr. Strange bugüne kadar izlediğim en iyi Marvel filmi olabilir.. Zaman/mekan bükülmelerime bayıldım. Ne yapın edin 3D Imax izleyin..

Haktan Kaan İçel: Doctor Strange için Marvel’in solo filmleri daha iyi yaptığının bir göstergesi diyebiliriz. Görsel olarak film sanat eseri ancak Marvel’in en iyisi mi tartışılır. Filmi izlemek için Mads Mikkelsen’in varlığı yeter.

Gözde Hatunoğlu: Doctor Strange’de başım döndü. Inception’da gördüğünüz şeyleri 100’le çarpın, öyle bir şey olmuş. Görsel açıdan inanılmaz.

Mert Tanöz: Doctor Strange müzikten yoksun olmasına karşın Marvel’ın koyduğu standartın üstünde bir film. Fakat sadece bir Civil War güncellemesi. Zira baş döndüren yorucu 3D görselleri ve iyi oyunculuklarına rağmen özünde yalnızca Civil War’daki tartışmayı konu alıyor. Hikayenin felsefi taraflarını es geçmesine karşın Marvel’ın iyi bir iş çıkardığını ve beklentiği karşıladığını da itiraf etmek gerek.

Alp Turgut: Doctor Strange tek karakterli süper kahraman filmlerinin neden daha iyi olduğunun bir kanıtı niteliğinde. Son zamanların en özgün işlerinden. Benedict Cumberbatch rolüne tam oturmuş. Öte yandan, Michael Giacchino’nun Star Trek’i andıran müzikleri ne yazık ki hiç olmamış.

Berk Gün: Doctor Strange harika bir görsel şölen ve muhteşem bir ilk film ama bir Civil War değil tabii.

 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 2, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , ,

“The Neon Demon” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

 

neon-demon-main

Ali Ulvi Uyanık: Elektronik dans müziğinin bazı başyapıt düzeyindeki videolarının seyredene ‘sahip olma’ hissini, uzun metrajda yineliyor. Bu filme salt moda dünyası, güzellik kavramı, rekabet vb. açısından bakmak hata olur. Bu film, tam bir aynaya bakma hali! Minimum sözcükle açıklarsak, sinema salonunda çıkabildiğiniz türden bir astral yolculuk.

Banu Bozdemir: The Neon Demon her sektöre uygulanabilecek bir birbirini yeme hikayesi! Kadınlar dünyasında geçmesi de ayrıca düşündürücü!

Burak Göral: Bu sabah “The Neon Demon”ı izlerken şöyle şeyler düşündüm hep (filmde oldukça zaman vardı çünkü başka şeyler düşünmeye!): “Nip/Tuck” ne diziydi be… “Showgirls”ü ne kadar çok seviyorum bir daha mı izlesem bu akşam? Geçen yıl izlediğimiz “Starry Eyes”ın o kadar underrated kalması büyük haksızlık! Kim Ki-Duk’un “Time” diye bir filmi vardı hımmm o da çok iyiydi ya..

Engin Ertan: The Neon Demon’ı beğenmeyenler Showgirls ile kıyaslamaya başlamışlar, hiç şaşırmadım. 1) Showgirls kötü bir film değil, hatta çok iyi bir film. 2) Onun gibi şahane olmasa bile The Neon Demon da gayet iyi. Böyle bir filme çok sığ, bayağı denince ciddiye alamıyorum. “Gerektiğinden uzun” veya “Bazı yan hikâyeler atılsa hayırlı olurmuş”a katılırım.

Kerem Akça: Cannes’da yuhalanan Neon Demon bana göre yarışmanın en iyi 2. filmi. Camp işçiliğiyle mest eden yeni bir Refn çılgınlığı.

Halil İbrahim Sağlam: The Neon Demon’da Refn yine çıldırmış. Moda ve güzellik üzerine görsel / işitsel ögeleri tavan, plastik, hipnotik, saykodelik bir kabus. 4/5

Gizem Çalışır: The Neon Demon, Trouble Every Day’den bu yana izlediğim en dehşet verici güzel film! Uzunca bir süre yutkunamadım.

Gözde Hatunoğlu: The Neon Demon ürkütücü, soğuk, güzel, acımasız bir film. Güzellik kavramı, endüstrinin sertliği adına söyleyecek çok şeyi var. Elle Fanning göz kamaştırıyor. The Neon Demon genel olarak göz kamaştırıyor. Hepimizin içinde yaşayan şeytanlar için bir saygı duruşu. Bunca güzellik ve parıltının bu derece kanımızı dondurması çok ilginçti. Soundtrack de muazzam. Ezcümle izleyiniz.

Selin Gürel: The Neon Demon’ın sığlığı şuraya kadar iniyor. “Beauty is not everything, it is the only thing.” Sonra biraz daha iniyor.

Kaan Karsan: Zevk sahibi ve düşük zekalı olma durumları birbirine nadiren Neon Demon kadar yakışır. Göz paslarım kanlı bezle itinayla silindi. Keanu Reeves’in oyunculuğu gibi film valla. Fenalığı şevk veriyor, sığlığını tokat gibi çarpıyor, gözlerini alamıyorsun.

Melikşah Altuntaş: Refn’e bayılmam ama hipster’lara artbook’lar dolusu malzeme barındıran “The Neon Demon”da güzel cıvımış.

Yeşim Burul: Neon Demon: stilize ergen erkek fantezisi; iki boyutlu, plastik ışıldak…

Mert Tanöz: The Neon Demon masumiyeti güzellik kavramı üzerinden açarak anlatıyor. Moda dünyasının spotlarını “şeytani” olmakla suçlaması da cabası.

Tuba Büdüş: The Neon Demon tam beklediğim gibi bir film çıktı. Elbette büyülendim. Mest oldum. Kanımın her zerresinde hissettim. Zira seviyorum bu kafayı.

Özge Yağmur: Tehlikeli bir güzelliğe minimal ve hipnoz edici yaklaşım. Sinematografisinden soundtrackine kadar baş döndürücü.

 
Yorum yapın

Yazan: Temmuz 29, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , ,