RSS

Etiket arşivi: baskın

49. SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) Adayları Belli Oldu

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD), 2016 Türkiye sineması ödüllerinin adaylarını belirledi.  SİYAD üyelerinin yaptığı seçimde 2016 yılında Türkiye’de sinemalarda vizyona giren uzun metraj yerli yapım filmler içinden En İyi Film başta olmak üzere 11 kategoride beşer aday belirlendi.  11 kategoride sekiz adaylık alan Ana Yurdu ve Tereddüt başı çekerken, Babamın Kanatları yedi, Rüzgarda Salınan Nilüfer ve Kalandar Soğuğu altı, Albüm beş, Toz Bezi dört, Hasret ve Kor iki, Annemin Yarası, Baskın, Ekşi Elmalar, İftarlık Gazoz, İkimizin Yerine, Kasap Havası ve Saklı bir dalda aday gösterildi.

siyad-1

EN İYİ FİLM

Ana Yurdu

Babamın Kanatları

Rüzgarda Salınan Nilüfer

Tereddüt

Toz Bezi

EN İYİ YÖNETİM

Mustafa Kara (Kalandar Soğuğu)

Mehmet Can Mertoğlu (Albüm)

Kıvanç Sezer (Babamın Kanatları)

Senem Tüzen (Ana Yurdu)

Yeşim Ustaoğlu (Tereddüt)

EN İYİ SENARYO

Zeki Demirkubuz (Kor)

Ahu Öztürk (Toz Bezi)

Kıvanç Sezer (Babamın Kanatları)

Senem Tüzen (Ana Yurdu)

Seren Yüce (Rüzgarda Salınan Nilüfer)

EN İYİ KADIN OYUNCU PERFORMANSI

Esra Bezen Bilgin (Ana Yurdu)

Asiye Dinçsoy (Toz Bezi)

Funda Eryiğit (Tereddüt)

Songül Öden (Rüzgarda Salınan Nilüfer)

Ecem Uzun (Tereddüt)

EN İYİ ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

Murat Kılıç (Albüm)

İnanç Konukçu (Kasap Havası)

Menderes Samancılar (Babamın Kanatları)

Haydar Şişman (Kalandar Soğuğu)

Cem Yılmaz (İftarlık Gazoz)

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU PERFORMANSI

Tülay Günay (Rüzgarda Salınan Nilüfer)

Hanife Kara (Kalandar Soğuğu)

Kübra Kip (Babamın Kanatları)

Nihal Koldaş (Ana Yurdu)

Nuray Yeşilaraz (Kalandar Soğuğu)

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

Taner Birsel (Kor)

Musab Ekici (Babamın Kanatları)

Mehmet Özgür (Toz Bezi)

Settar Tanrıoğen (Saklı)

Özgür Emre Yıldırım (İkimizin Yerine)

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ

Michael Hammon (Tereddüt)

Vedat Özdemir (Ana Yurdu)

Marius Panduru (Albüm)

Cevahir Şahin, Kürşat Üresin (Kalandar Soğuğu)

Gökhan Tiryaki (Ekşi Elmalar)

EN İYİ MÜZİK

Gökçe Akçelik (Rüzgarda Salınan Nilüfer)

Efe Akmen (Hasret)

Bajar (Babamın Kanatları)

Jingle House (Annemin Yarası)

Antoni Komasa-Lazarkiewicz (Tereddüt)

EN İYİ KURGU

Levent Çelebi (Hasret)

Ayhan Ergürsel (Albüm)

Agnieszka Glinska, Svetolnik Mica Zajs (Tereddüt)

Adam Isenberg, Yorgos Mavropsaridis (Ana Yurdu)

Mary Stephen (Rüzgarda Salınan Nilüfer)

EN İYİ SANAT YÖNETİMİ

Metin Çelik (Ana Yurdu)

Meral Efe, Yunus Emre Yurtseven (Albüm)

Olgun Kara (Kalandar Soğuğu)

Sıla Karakaya (Baskın: Karabasan)

Osman Özcan (Tereddüt)

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 17, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Türk Sinemasının Son 10 Yılında Çekilen En İyi 15 “İlk Film”

Türk sinemasında ilk film üretimi özellikle son yıllarda büyük bir artış göstermeye başladı. Bu filmlerin büyük çoğunluğu ilk festival gösterimlerinin ardından ya da ilk vizyon deneyimlerinden sonra unutuldu. Çoğu yönetmen ilk filmlerinin başarısızlıklarının ardından ikinci filmlerini çekemedi. Bazı yönetmenler ise ilk filmleriyle büyük bir çıkış sergiledikten sonra kendi kariyerlerini oluşturdu. Özellikle Özcan Alper, Aslı Özge, Onur Ünlü, Emin Alper, Tolga Karaçelik, Pelin Esmer, Seren Yüce, Mahmut Fazıl Coşkun, Selim Evci, Ramin Matin, İnan Temelkuran gibi yönetmenler 2000 sonrasında ilk filmlerini çekmelerinin ardından kendi filmografilerini inşa ederek “Yeni Türk Sineması” içinde Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu, Derviş Zaim, Yeşim Ustaoğlu ve Tayfun Pirselimoğlu isimlerinin yanına eklendi.

emin-alper

İlk filmiyle yurtiçi ya da yurtdışı başarıları kazandıktan ya da eleştirmenler nezdinde kabul gördükten sonra filmografisini daha güçlü şekilde inşa etmeye başlayan yeni yönetmenler bir nevi Türk sinemasının geleceğini inşa etmekte. Yukarıda saydığım isimlerin yanı sıra henüz sadece tek film çekmiş olan Can Evrenol, Erdem Tepegöz, Ali Aydın, Deniz Akçay, Senem Tüzen, Kaan Müjdeci,  Kıvanç Sezer, Belmin Söylemez, Belma Baş, Çiğdem Sezgin, Emre Konuk gibi yönetmenler de ikinci filmlerine imza atmaları ve aynı başarıyı sürdürmeleri halinde bu halkanın bir parçası olacaklar.

erdem-tepegoz

Mehmet Can Mertoğlu’nun ilk filmi Albüm, Cannes Film Festivali’nde en özgün ve yaratıcı dile sahip filme verilen “France 4 Revelation” ödülünün, Saraybosna Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünün, Adana Film Festivali’nde “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Senaryo” ödülünün sahibi oldu. İlk filmiyle güçlü bir çıkış yapan Mertoğlu’nun filmi Albüm, 4 Kasım 2016 itibariyle Türkiye’de vizyona girecek.

album3

Son 10 yılda (2006-2016) Türk yönetmenlerin çekmiş olduğu “ilk filmler” arasında kişisel olarak en iyi bulduğum ve kalıcı olacaklarına inandığım 15 filmi dosya kapsamında kaleme aldım.

Takva (2006)

Özer Kızıltan’ın insan nefsinin para ve makamla test edilmesini, dini tarikatların iç yapısını, bastırılmış cinsellik dürtüsünü gözler önüne serdiği Takva, ana karakteri Muharrem’in çok güvendiği şeyhinin isteğiyle kendi içindeki Allah korkusunun çelişmesi sonucu yaşadığı psikolojik gerilimi başarılı yansıtıyordu. Erkan Can’ın çok büyük bir oyunculukla Gemide’yle beraber en iyi performansına imza attığı Takva, zamanında zikir sahneleriyle de çok konuşulmuştu.

takva

Sonbahar (2008)

Özcan Alper’in yazıp yönettiği Sonbahar, melankolik atmosferi, etkileyici sinematografisi, politik bilinci, Angelopoulos etkileri ,Karadeniz’in hüzünlü yanı, Onur Saylak’ın oyunculuğu, Oğuz Atay’dan Sabahattin Ali’ye, Van Gogh’dan Çehov’a varan göndermeleri ile bir “ilk film”den çok daha ötesi. Alper, Türk sinemasına kazınacak o kadar güçlü bir film çekti ki, sonraki filmleri Gelecek Uzun Sürer ve Rüzgarın Hatıraları hep Sonbahar’ın yarattığı beklentinin altında kaldı.

sonbahar

11’e 10 Kala (2009)

Pelin Esmer, 2005’te “Oyun” adlı belgesel filmini çekse de 11’e 10 Kala ilk uzun metrajlı kurmaca filmi. Esmer,  gazete, dergi, kitap, bilet, pul, saat, kaset demeden her şeyin koleksiyonunu yapan amcası Mithat Esmer’in hayatını Nejat İşler’in kapıcı karakteriyle birleştirerek en iyi “kurmaca-belgesel” filmlerden birine imza atıyor. İstanbul’un değişmekte olan yazgısını kuşak çatışması üzerinden ele alan film, ismiyle tam uyuşan dramatik finali ve 2015’te kaybettiğimiz Mithat Esmer’in nevi şahsına münhasır karakteriyle hatırlanıyor.

11e_10_kala_06

Köprüdekiler (2009)

Köprüdekiler, İstanbul’un varoşlarında oturan ve her gün Boğaziçi Köprüsü’nde farkında olmadan hayatları kesişen çiçek satıcısı Fikret, dolmuş şoförü Umut ve trafik polisi Murat’ın hayallerine, umutlarına, maddi ve manevi çıkışsızlıklarına dair bir hikaye. Aslı Özge’nin hayatında ilk defa oyunculuk yapan kişilerden çıkardığı doğal ve gerçekçi oyuncu yönetimi, görüntü yönetmeni Emre Erkmen’in hayatın sıradanlığı içerisinde tüm detaylara hakim el kamerası gibi detaylarla benzerlerinden farklılaşan ve derinleşen bir yapıya sahip.

koprudekiler

Uzak İhtimal (2009)

Mahmut Fazıl Coşkun’un genç bir müezzinle rahibe adayı bir Hıristiyan kadının imkansız aşkını konu alan filmi Uzak İhtimal, birbirine uç noktadaki iki insanın yakınlaşabileceğinin ve dinler arası hoşgörünün sinyallerini veren senaryosuyla, beyaz tonun ağırlıkta olduğu görsel yapısıyla önemli bir “arthouse” aşk filmi. Nadir Sarıbacak, seçmelerini zar zor kazandığı bu ilk oyunculuk deneyiminde ileride ne kadar güçlü bir oyuncu olacağının sinyallerini veriyordu.

uzak-ihtimal

Çoğunluk (2010)

Seren Yüce’nin ilk filmi Çoğunluk, muhafazakar ve milliyetçi aile yapısının bireyleri nasıl tutsak ettiğini, çıkışsızlaştırdığını tokat gibi bir gerçekçilikle yüzümüze vuruyordu. Türk toplumunun “öteki” algısı üzerine şekillendirdiği toplumsal – sınıfsal nefreti oldukça etkileyici sahnelerle gözler önüne sererken, Bartu Küçükçağlayan ve Settar Tanrıöğen’in güçlü ve gerçekçi karakter profilleriyle hafızalara kazınıyordu. Yüce, 6 yıl sonra gelen ikinci filmi Rüzgarda Salınan Nilüfer’de Çoğunluk’un tam tersi bir zümreyi yine gerçekçi gözlemlerle örülü bir senaryo ve iyi oyunculuklarla anlatıyor.

cogunluk

Tepenin Ardı (2011)

Uçsuz bucaksız taşradaki bir ailenin tepenin ardında kendi yarattıkları yörüklerle amansız mücadelesini, western filmlerini andıran bir yapının doğa odaklı sinematografisinde alegorik olarak politik, askeri ve sosyal birçok konuya değinerek anlatan film, Emin Alper gibi bir sinemacıyla tanışmamızı sağlıyor ve “En büyük düşman, kendi içimizdedir” diyordu. 4 yıl sonra Abluka’yı çeken Alper, politik sinemasına yönetimi ve atmosferi daha olgunlaşmış bir yetkinlikle devam ediyordu.

tepeninardi_2

Küf (2012)

Ali Aydın’ın Venedik’ten “Geleceğin Aslanı” ödülüyle dönen filmi Küf, Cumartesi Anneleri’ni temel alan öyküsündeki erkek karakterler üzerinden  90’lardaki çürümüş, kokuşmuş, küfleşmiş sisteme, grenli sinematografisiyle çarpıcı bir bakış atıyor. Özellikle açılışındaki 15 dakika süren tek plan karşılıklı diyalog sahnesiyle hatırlanan film, Ercan Kesal, Muhammet Uzuner, Tansu Biçer’in güçlü performanslarıyla ve tokat gibi vurucu finaliyle hafızalara kazınıyordu.

kuf

Zerre (2012)

Aktüel kamerasıyla ve atmosferiyle “Dardenne Kardeşler gerçekçiliği”nden izler taşıyan Zerre, erkek egemen dünyada onurlu ve güçlü bir şekilde dimdik ayakta durmaya çalışan işçi sınıfından bir kadının öyküsünü belgesel gerçekçiliğiyle sade ama sarsıcı bir şekilde işliyor ve tüm yükü üzerine alarak oldukça yoğun bir performans sergileyen Jale Arıkan’ın performansıyla öne çıkıyor. Sanat yönetimi ve atmosferin birleşerek adeta distopik bir coğrafya yarattığını da söyleyebiliriz.

zerre

Köksüz (2013)

Daha önce senarist kimliğiyle tanınan Deniz Akçay Katıksız’ın filmi Köksüz, “aile kutsaldır” olgusunu deşerek anne-kız çatışmasını rekabet ve kıskançlık düzeyinde ele alıyor, anlatmaya pek cesaret edilemeyen bir konuyu çarpıcı şekilde dile getiriyordu. Yönetmenliği ve sinematografisi geri planda kalsa da senaryosuyla ve Ahu Türkpençe – Lale Başar ikilisinin güçlü oyunculuklarıyla öne çıkıyordu.

koksuz

Ana Yurdu (2015)

Senem Tüzen’in yönetmenlik kumaşını belli eden tercihlerle örülü olan Ana Yurdu, muhafazakar toplumsal baskılara dair eleştirilerini Esra Bezen Bilgin ve Nihal Koldaş’ın çok güçlü canlandırdığı anne – kız tahakkümü üzerinden sıralıyor. Vedat Özdemir’in minimal sinematografi çalışması dar alanda etkili sinemasal sonuçlar verirken, Tüzen’in oldukça aykırı ve sert bir final yaparak izleyiciyi ikiye bölen tartışmalı tercihi hafızalara kazınıyor.

ana-yurdu-filmi

Baskın (2015)

“Beş polis aldıkları bir telefon sonrası kendilerini Lovecraftvari bir cehennemde bulurlar.” Bu fikir üzerinden Can Evrenol’un aynı adlı kendi kısa filminden uzun metraja dönüştürdüğü Baskın,  ucuz cin filmleri arasında kaybolan Türk sinemasında bir milat olarak karşımıza çıktı. Yönetmenliği, atmosferi ve müzikleri oldukça güçlü, bol kanlı bir cehennem senfonisi olan Baskın, Freudyen şemalara uyan karakter tahlilleriyle de dünya sinemasının güçlü korku örnekleriyle yarışabilecek tek Türk korku filmi olarak sinemamız adına bir kapı açtı.

baskin6

Kötü Kedi Şerafettin (2015)

Uzun metraj animasyon konusunda Türkiye’de yapılan film sayısı iki elin parmakları kadar etmezken ve yapılanların hepsi de üçüncü sınıf başarısız işler olarak hatırlanırken Mehmet Kurtuluş ve Ayşe Ünal imzalı Kötü Kedi Şerafettin sinemamız adına bir mihenk taşıydı. Anima İstanbul ekibinin Taksim – Cihangir çevresi ağırlıklı olmak üzere oluşturduğu başarılı semt modellemeleri, birinci sınıf işçiliği, animasyon içindeki cesur tercihleri ve güçlü dublaj kadrosu gelecek için umut verdi.

sero

Albüm (2016)

Aile kurumuna, bürokrasinin işleyişine ve muhafazakar orta sınıfa dair eleştirilerini Rumen Yeni Dalgası’nı ve Roy Andersson filmlerini anımsatan bir kara mizah anlayışıyla, uzun ve sabit planlarla, donuk yüz ifadeleriyle perdeye yansıtan Mertoğlu, üzerine okuma yapma olanağı sağlayan imgelerle örülü bir sanat komedisine imza atıyor. Sinematografik bilinci, absürt mizah anlayışı ve dünya sinemasının yeniliklerini takip ettiği her anında belli olan yönetmeninin sanatsal tercihleriyle öne çıkan Albüm, Mertoğlu’nun sonraki filmlerini merakla beklettirecek cinsten bir sinema.

album

Babamın Kanatları (2016)

İşçilerin maaşını ödemeyi sürekli erteleyen ama başı derde gireceği noktada daha büyük miktarları tıkır tıkır ödeyen düzenin adamlarının foyasını gerçekçi bir anlatımla gözler önüne seren Babamın Kanatları, politik sinemamız adına iyi bir ilk film. Yıllardır yardımcı erkek oyuncu rollerinde yer alan usta oyuncu Menderes Samancılar başta olmak üzere Musap Ekici, Kübra Kip ve Tansel Öngel’den güçlü performanslar alan Kıvanç Sezer, gelecek filmlerini merakla beklettirmeyi başardı.

babamin-kanatlari

Not: Bu yazı CineDergi’nin 97. sayısında yayınlanmıştır.

 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 4, 2016 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

“Baskın” Filmekimi Sonrası Eleştiriler

Baskın-Can-Evrenol (1)

Murat Tırpan: Can Evrenol’un Baskın’ı Freudyen şemalara tamamen uyan, bol kanlı bir istismar filmi. Baskın’da işçilik, oyunculuk dahil her şey iyi. Film Sinemamız için yeni.Ama Son tahlilde pek sevemedim.

Halil İbrahim Sağlam: Baskın, görüp görebileceğiniz en “mindfuck” korku filmlerinden. Yönetmenliği ve atmosferi epey güçlü, bol kanlı bir cehennem senfonisi. Gel gelelim ki senaryosu aynı oranda güçlü değil. Final sahnesi de tahmin edilir. Ama umarım bu tarz filmlerimiz artar. 3.5/5

Batu Anadolu: “Baskın” ilginç biçimde sanat yönetimine yatırım yapsa da, gore olmayan ilk bir saatlik dilimde adeta parlayan bir film olmuş. fakat görünmeyini görünür kılan çözüm kısmı, bu etkileyicilikten uzak ve izleyiciyi filmden koparan nitelikte. baskın; potpori tadinda, hikayeyi bağlamak icin can çekişen finaliyle biraz da kendini beğenmiş bir film halini alıyor.

Serkan Çellik: Baskın ucuz Hollywood korku klişelerinin tamamını bol küfürlü ucuz filmlerimizle bir araya getiren pahalı bir füzyon. Diyalogları yapay, oyunculukları kötü. Görüntü yönetimi, kostüm, saç ve makyajları kalburüstü.

Tanju Baran: Baskın tek kelimeyle “çılgın”. İki kelimeyle “acayip çılgın”. Baskın üzerinden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Şerefli yenilgiler dönemi sona erdi.

Haktan Kaan İçel: Baskın, kısa filminin aslında fazla uzatılmış hali. Korku manyakları için cennet, normal izleyici için tipik bir B filmi. Baskın, cinli filmlerden bıkanlara nefes verdirse de; müzik kullanımı, tempo, hikaye bakımından tatminkar değil.Görsellerine göre az vaatkar.

Merve Yakut: Baskın, harikulâde yönetmenliği, kurgusu ve müzikleriyle beni benden aldı! Muazzam bir iş!

Onur Kırşavoğlu: Korku filmlerinin çok uygulanan özelliklerini bir araya toplayıp, biraz da bizden replikleri ekleyerek film yapmak.

Güzin Tekeş: İyi mi kötü mü tartışmasına girmiycem ama Baskın korku filmi değil..

Korcan Derinsu: Baskın basanin degil Can Evrenol’un; espri kotu ama film cok guzel, izlediginiz hicbiseye benzemiyor, kitlenip oylece seyrediyorsunuz. Tür sinemasi yapip uzak diyarlarda ses getirmek baya zor is, Baskın bunu yapmis, helal olsun.

Brandon: Baskın yönetmenin kurduğu atmosferi görmek için izlenebilir ama tekrar anladım ki, korku filmleri bana göre değilmiş arkadaş! 3,5/5

Ayça Ögetürk: Baskın, Türkiye sineması için takdir edilesi cesur bir iş. Ama kısadan uzun metraja geçmenin amatörlükleri çok bağırıyor. İlk 40dk akmıyor, uzadıkça uzuyor. Karakter tahlilleri çok yerinde ve başarılı. Evrenol yaptığı filmin türüne çok hakim bir sinefil olmalı.

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 9, 2015 in Haberler

 

Etiketler: , , ,

14. Filmekimi’nde Görülmesi Gereken 20 Film

3 – 11 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da Atlas, Beyoğlu, Rexx, Feriye sinemalarında bu yıl 14.sü gerçekleşecek olan Filmekimi, 2015 yılındaki seçkisine yine güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartacağa benziyor. Bu yıl 47 film gösterecek olan Filmekimi’nde Cannes, Venedik, Berlin gibi en büyük festivallerde izleyemediğimiz önemli filmlerden bir seçki bulunuyor. Gaspar Noe’nin merakla beklenen 3 boyutlu erotik draması Love’ının seçkide yer almaması büyük bir hayal kırıklığı yaratmasına rağmen The Lobster, Knight of Cups, Baskın, Youth gibi filmleri izleyebileceğimiz için şanslıyız. 47 filmlik program içerisinde mutlaka görülmesi gereken 20 filmi sinefiller için listeledim. Keyifli okumalar.

filmekimi

1) The Lobster (2015) – Yorgos Lanthimos (118 dk)

Yunanistan’da adeta Yeni Yunan Dalgası’nı başlatan aykırı ve zeki yönetmenlerin başında gelen Yorgos Lanthimos, yeni filmi Lobster ile Cannes’dan “Jüri Özel Ödülü” ile döndü, oyuncu kadrosuyla dikkat çekti ve fragmanıyla epey beklenti yarattı. Dogtooth ve Alpeis gibi iki harika filmin ardından Lanthimos’un yine kendini aşacağını bekliyor ve beklentileri iyice yükseltiyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=fpt0tn1-54k

lobster

2) Baskın (2015) – Can Evrenol (97 dk)

Bugüne kadar çektiği kısa metrajlı korku filmleriyle büyük bir hayran kitlesi kazanan Can Evrenol, 2013’te çektiği “Baskın” adlı kısasını ilk uzun metrajlı filmine dönüştürdü ve Toronto Film Festivali’nin “Geceyarısı Çılgınlığı” bölümüne kabul edilerek epey yankı uyandırdı. Fragmanı şimdiden herkesi heyecanlandırdı ve “Türk sinemasında korku filmi yapılamıyor” düşüncesini yerle bir etti.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=8dr_lqL-skQ

baskın

3) Life (2015) – Anton Corbijn (111 dk)

Fotoğrafçı ve yönetmen Anton Corbijn’in şimdiye kadar boşu yok. Control, The American ve A Most Wanted Man gibi üçü de gayet iyi bir filmografiye sahip. James Dean’in hayatının anlatıldığı Life’ın fragmanı da bir o kadar özenli gözüküyor ve Anton Corbijn hep biyografi çeksin dedirtiyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=qfexgwzmU_U

life

4) Dheepan (2015) – Jacques Audiard (109 dk)

Cannes’da eleştirmenlerden ortalamanın altında eleştiriler almasına rağmen büyük ödül olan Altın Palmiye’yi kapan Dheepan’ı izlemek ve hak edip hak etmediğine karar vermek şart. Şu da bir gerçek ki, Jacques Audiard iyi bir yönetmen ve Un Prophete, De Battre mon coeur s’est Arrete, Sur mes Levres, De Rouille et d’Os gibi başarılı filmlerin yönetmeni. Dheepan’ı görmek lazım.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=fQjY6vE1_Ac

dheepan

5) The Witch (2015) – Robert Eggers (90 dk)

Korku filmleri içerisinde her yıl mutlaka bir ya da birkaç fenomen film ortaya çıkıyor. Yakın zamanda The Babadook, It Follows, Starry Eyes, The Gift, Baskın derken en son bombayı aldığı övgülerle The Witch patlatacak gibi duruyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=iQXmlf3Sefg

witch

6) Cemetery of Splendour (2015) – Apichatpong Weerasethakul (122 dk)

Altın Palmiyeli yönetmen Apichatpong Weerasethakul’un yeni filmi Cemetery of Splendour özellikle sinefil kesime hitap edecek zor bir filme benziyor. Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde yarışmasına rağmen eleştirmenlerin puanlamasında ana yarışma filmlerinin hepsinin üzerine konuldu.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=2nt84GI_U3Y

cemetery

7) The Brand New Testament (2015) – Jaco Van Dormael (112 dk)

Mr. Nobody ile kimilerine göre kült, kimilerine göre anlamsız bir filme imza atan Jaco van Dormael, yine oldukça konuşulacak, şaşırtıcı, komik ve kült bir filme imza atacak gibi görünüyor. Konusu bile çok delice değil mi? “Tanrı yaşıyor, hem de Brüksel’de bir apartmanda. Ama pek huysuz bir adam, karısına kızına kötü davranıyor. Kızı da babasının en büyük sırrını, dünyadaki herkesin öleceği tarihi SMS’ler yollayıp ifşa ediyor!”

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=l9jEA8uzHwQ

the brand new

8) Mountains May Depart (2015) – Jia Zhang-Ke (131 dk)

En son “A Touch of Sin” ile Cannes’da en iyi senaryo ödülüne layık görülen yönetmen Jia Zhang-Ke’nin yeni filmi Mountains May Depart, 1999, 2014 ve 2025’te geçen üç katmanlı bir hikaye anlatıyor. Cannes’da ana yarışmada yarışan film, eleştirmenlerden oldukça iyi yorumlar almasına rağmen festivalden ödülsüz dönmüştü.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=IR6KMN6kOJE

mountains

9) Youth (2015) – Paolo Sorrentino (118 dk)

Fellini filmlerinin havasını yakalayan La Grande Bellezza ile adeta kariyerinin zirvesine çıkan yönetmen Paolo Sorrentino’nun son filmi Youth, oyuncularından fragmanına her anlamıyla ilgi çekici gözüküyor. Youth, Cannes’da yarışıp ödülsüz dönse de La Grande Bellezza gibi başyapıt bile ödülsüz dönmüştü diye düşünerek her zaman Cannes’a itibar etmememiz gerekiyor ve beklentimize devam ediyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=SN6mB_31uPA

youth

10) Comoara (2015) – Corneliu Porumboiu (89 dk)

12:08 East of Bucharest, Police Adjective ve When Evening Falls on Bucharest or Metabolism gibi filmleriyle daha çok sinefillere hitap eden yönetmenlerden olan Corneliu Porumboiu’nun, yine oldukça iyi eleştiriler alıp, Cannes’ın “Belirli Bir Bakış” bölümünden ödülle dönen son filmi Comoara’yı elbette merak ediyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Rw5Gs7-cAAk

comoara

11) Son of Saul (2015) – Laszlo Nemes (107 dk)

Yılın en iyi ilk filmlerinden olduğu söylenen Son of Saul, Cannes Film Festivali’nden “Grand Prix” ve “FIPRESCI” ödülleriyle döndü. Şimdilerde ise Oscar’ın yabancı film kategorisinde en güçlü aday olacağı ve muhtemelen Oscar’ı kucaklayacağı konuşuluyor.

Fragmanı: 

son of saul

12) Knight of Cups (2015) – Terrence Malick (118 dk)

2011’deki başyapıtı The Tree of Life ile gönlümüzü fetheden fakat hemen ardından To the Wonder gibi bir vasatlık örneğine imza atarak hayranlarını üzen yönetmen Terrence Malick, son filmi Knight of Cups ile Berlin’de oldukça ikiye bölünen eleştiriler aldı. Fragmanı her açıdan To the Wonder’a kıyasla çok daha sinematografik, yapıbozumcu ve çekici duruyor. 20 senede bir film çekerken 2011’den bu yana her sene film çekmeye başlayan Malick’in gidişatını belgeleyecek film bu aynı zamanda.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=SI2j1FHCjtM

knight of cups

13) Carol (2015) – Todd Haynes (118 dk)

Cannes Film Festivali’nde neredeyse tüm eleştirmenlerin favorisi olan, Altın Palmiye’yi alacak gözüyle bakılırken “Kadın Oyuncu” ödülüyle yetinen Carol için şimdi de Oscar’ın en güçlü favorilerinden yorumları yapılıyor. Todd Haynes’in harika bir yönetmen olduğunu göz önünde bulundurursak Carol her açıdan cezbedici gözüküyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Lt-WC9xa7qs

carol

14) The Tale of Tales (2015) – Matteo Garrone (125 dk)

Gomorra ve Reality filmleriyle Cannes’dan “Grand Prix” ödülleriyle dönen Matteo Garrone, The Tale of Tales ile Cannes’dan bu sefer eli boş döndü dönmesine ama eleştirmenlerden aldığı çok farklı yorumlarla soru işareti bıraktı. Kimileri 4 yıldız verirken, kimileri 1 yıldız verdi. Giambattista Basile’in meşhur masallarından yapılan görsel açıdan epey şaşaalı ve epik dokulu bir uyarlamaya benziyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=wyJg4vs26Zs

tale of tales

15) The Program (2015) – Stephen Frears (103 dk)

Biyografik filmlerin usta yönetmeni Stephen Frears, efsane bisiklet yarışçısı Lance Armstrong’un hayatını anlatır da izlemez miyiz hiç? Ben Foster’ın performansı da merak konusu.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=v4MiqwYE-5k

program

16) Mustang (2015) – Deniz Gamze Ergüven (97 dk)

Deniz Gamze Ergüven’in yönettiği Mustang’e kimi sinema yazarları bayıldı, kimileri ise filmin gerçek Türkiye’yle bir alakası olmadığını, tamamen “fransız!” kaldığını savundu. Mustang, önce Saraybosna Film Festivali’nde, Oscar’ın bu yıl favorisi gözüken Son of Saul’u geçerek “En İyi Film” ödülüne uzandı, sonra da Altın Palmiye ödüllü Dheepan karşısında Fransa’nın Oscar adayı olarak seçilerek yankı uyandırdı. Türkiye ise Mustang’i başvurmasına rağmen seçmemişti. Mustang’in Oscar’a aday olma ihtimali gün geçtikçe konuşulmaya devam edecek. Filmi hala görmek istemeyen?

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Ud2yfvjdKRU

mustang1

17) Ex Machina (2015) – Alex Garland (108 dk)

Şimdilik hem 2015’in en iyi bilim kurgusu hem de yılın en iyi filmlerinden biri olarak görülen Ex Machina, yapay zeka üzerine yapılmış en dikkat çekici filmlerden biri olmayı başarıyor. Özellikle kült olma potansiyeline sahip iki sahnesini ve Alicia Vikander’in ne kadar iyi bir oyuncu olabileceğini görmek için izlenmeli.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=EoQuVnKhxaM

ex machina

18) El Club (2015) – Pablo Larrain (97 dk)

Tony Manero, Post Mortem ve No filmleriyle hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip olan Şilili yönetmen Pablo Larrain, son filmi El Club ile Berlin Film Festivali’nde “Büyük Jüri Ödülü”ne layık görülmüştü. Dört rahip karakteri üzerinden Katolik Kilisesi’ne sert bir şekilde eleştiri oklarını yönelttiği söylenen film, İstanbul Film Festivali’ne gelmese de nihayet Filmekimi programında görülmeli.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Wqv8PPDfiyw

el club

19) Zvizdan (2015) – Dalibar Matanic (123 dk)

Cannes’ın “Belirli Bir Bakış” bölümünden jüri ödülüyle dönen ve Hırvatistan’ın bu yıl Oscar adayı olan Zvizdan, 1991, 2001 ve 2011 yıllarında geçen ama aynı oyuncularla işlenen üç farklı aşk hikayesi anlatıyor. Konusunun yanında sırf harikulade afişi bile filmi merak etme sebebi.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=pcWDMgipJ78

zvizdan

20) Desde Alla – Lorenzo Vigas (93 dk)

Venedik Film Festivali’nde “Altın Aslan” ödülünü alarak herkesi şaşırtan, ödülü alana kadar adı bile duyulmayan bu Venezuela yapımı film, hem Inarritu’nun eski senaristi Guillermo Arriaga’nın kısa bir hikayesinden uyarlandığı için, hem de Nuri Bilge Ceylan’ın bulunduğu jüriden bir LGBT filmi olarak büyük ödüle uzandığı için merak konusu.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Z_lBxKoXdew

desde alla

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,