RSS

Etiket arşivi: görülmesi gereken filmler

16. !f İstanbul Film Festivali’nde Görülmesi Gereken 20 Film

16 Şubat – 26 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da “Cinemaximum Budak”, “Cinemaximum Kanyon”, “Cinemaximum Akasya” ve “Cinemaximum Nişantaşı City’s” sinemalarında bu yıl 16.sı gerçekleşecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 2017 yılındaki seçkisine çok güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartmaya devam ediyor. Toronto, Venedik, Cannes, Sundance, Locarno, Karlovy Vary gibi önemli festivallerden önemli filmleri izleyeceğimiz !f İstanbul’da bu “Keş!f”, “Galalar”, “!f music”, “Aşk & Başka Bi’ Dünya”, “Gökkuşağı”, “Sanat Hayat İçindir!”, “Ev”, “Oyun”, “Görme Biçimleri: Yaratıcı Belgeseller”, “Karanlık & Köşeli”, “!f Kült”, “!f Özel Gösterimler”, “!f Yarın” ve “Türkiye’den Kısalar” bölümleri bulunmakta.

!f İstanbul’a gitmek isteyenler için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gerektiğine inandığım 20 film” listesi oluşturdum. İyi okumalar ve festivalde iyi seyirler!

ifistanbul

1) T2: Trainspotting (2017) – Danny Boyle (117 dk)

“Devam filmleri orijinal filmin hemen ardından gelince pek işlemezler. Biz bu tür projeleri kabul etmeyecek kadar uyanık davrandık. Bu film farklı -çünkü aradan tam 20 yıl geçti ve film de zaten bununla ilgili; bir yeniden çevrim yapmaya kalkışmadık.” Ewan McGregor (Oyuncu)

Danny Boyle’un 1996 yapımı kült filmi Trainspotting, 20 yıl aradan sonra Irwine Welsh’in “Porno” adlı devam kitabının uyarlamasıyla karşımıza geliyor. Uyuşturucuyla ilgili tüm zamanların en akılda kalıcı filmlerinden Trainspotting’i önce festivalde yenilenmiş kopyasıyla izlemek, ardından T2: Trainspotting’i izleyerek tarif edilmez bir nostalji duygusuyla heyecanı birleştirmek festivalin en güzelliği olsa gerek.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=EsozpEE543w

Gösterim Tarihleri: 25 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 25 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 25 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 25 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 25 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 25 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 9)

t2

2) Moonlight (2016) – Barry Jenkins (111 dk)

“Ateşli bir rüya gibi bu film… Sizi hikâyemin içine sokmak istedim… Sizin de içinde büyüdüğüm saçmalığın içine dalmanızı istedim.” Barry Jenkins (Yönetmen)

Ödül sezonunda şimdilik tam 141 ödül kazanan, Altın Küre’de “en iyi drama” seçilen, 8 dalda Oscar’a aday olan Moonlight, yılın en merakla beklenen filmlerinin başında geliyor. Barry Jenkins’in henüz ikinci filmiyle tüm dünyayı etkisi altına alan draması, siyah Amerikalı bir adamın erkek olma yolculuğunu, insanın içine işleyen bir aşk ve özlem hikâyesini ve birbirimize bağlanma ihtiyacımızı üç katmanlı kurgu yolculuğunda anlatıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=9NJj12tJzqc

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 16 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 16 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 16 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 16 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 16 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon)

moonlight_ver2

3) Sausage Party (2016) – Greg Tiernan, Conrad Vernon (89 dk)

“Çocukları yiyorlar!” (Filmden)

Tüm zamanların en aykırı ve cesur animasyonları listesinin başında gelecek olan Sausage Party, 18+ içeriğinden dolayı ülkemizde vizyona girmeyecek bir filmdi. !f İstanbul sayesinde izleyebileceğimiz animasyon, özellikle şimdiden kült olan 3 dakikalık “orgy sahnesi” başta olmak üzere oldukça çılgın, çocuklarla izlenmemesi gereken, yetişkinler için bir animasyon.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=9VoNgLnjzVg

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “19.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 17 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 24 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 24 Şubat “23.59” (Nişantaşı Salon 7)

sausage_party_ver2

4) The Lure (2015) – Agnieszka Smoczynska (92 dk)

İki denizkızı Varşova’da bir gece kulübünde kıyıya vurdu.

!f Keşif yarışmasının bu yılki yıldızı olan Sundance çıkışlı müzikal The Lure, Andersen’ın “Küçük Denizkızı” masalını Polonya’nın gece kulüpleri, vampirler, punk dünyası ve müzikal yapısıyla birleştiren, hayal dünyası çılgın bir fantezi dünyası. Agnieszka Smoczynska’nın henüz ilk filminde ustaca kurduğu sinematik evren hayranlık uyandırıcı.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=vxhi_3hDUPE

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 23 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 3), 23 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 25 Şubat “11.00” (Kanyon Salon 8)

corki_dancingu

5) Anti-Porno (2016) – Sion Sono (76 dk)

“Bu ülkenin kadınları kendi kalplerinin de kendi bedenlerinin de hâkimi değiller. Erkeklerin kontrolü altında boğuluyorlar.” (Filmden)

!f İstanbul’un çok sevdiği ve birçok sinefile de çok sevdirdiği aykırı yönetmen Sion Sono’nun çılgın filmlerini 2014’teki Tokyo Tribe’dan bu yana özlemiştik. Sono, 60’ların ve 70’lerin Japonya’sındaki ‘Pinku eiga’ erotik filmler furyasını hicveden yenilikçi, tuhaf ve rengarenk bir denemeye imza atıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=flLSILl4TEk

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “23.59” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6)

antiporn

6) The Red Turtle (2016) – Michael Dudok de Wit (80 dk)

“Geçmiş ya da gelecek yok aslında, zaman öylece asılı duruyor.” Michaël Dudok de Wit (Yönetmen)

Oscar ödüllü Hollandalı animasyon film yönetmeni Midhaël Dudok de Wit ve Studio Ghibli’nin güçlerini birleştirdiği diyalogsuz, sade ve hipnotize edici animasyon, Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünden Jüri Özel Ödülü’yle dönmüştü. Hem felsefik açıdan düşündürten hem meditatif yolcuğuyla ruhumuzu dinlendiren hem de büyüleyici çizgileri içerisinde şok edici sinemasal anlar yaratmayı başlayan animasyonu kaçırmayın.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=t1Yw3AVDr6U

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 17 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 18 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 22 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 26 Şubat “16.00” (Budak /CKM Büyük Salon)

red_turtle

7) Christine (2016) – Antonio Campos (123 dk)

“Sanki her birimizin içinde ‘gerçek biz’ olmak için birbiriyle kapışan farklı hikâyeler var.” (Filmden)

Televizyon muhabiri Christine Chubbuck’ın 1970’lerde geçen dudak uçuklatıcı gerçek hikâyesini, yılın en iyi performansları arasında gösterilen Rebecca Hall’un oyunuyla öne çıkaran Antonio Campos imzalı film yılın en çok merak edilen yapımlarından.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=v0itmG80oLI

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “16.00” (Kanyon Salon 9), 19 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon)

christine-1

8) Icaros: A Vision (2016) – Leonor Caraballo, Matteo Norzi (91 dk)

“Hepsini içinde bir yerde duyabilirsin, tüm yaşamın boyunca duyduklarının hatıralarında… Çünkü duyup duyabileceğin her şey, gece yarısı ormanın içinde yankılanan geçmişten seslerdir zaten.” Amazon şair César Calvo (Bir Matteo Norzi söyleşisinden)

Gerçek ile hayali birleştirerek uyku ile uyanıklık arasında şifa veren ilaç ayahuascaya dair zarif ve büyülü bir anlatı. Apichatpong Weerasethakul filmlerinin meditatif yolculuğunu andıran Icaros: A Vision, 600 bin dolarlık düşük bütçesiyle Peru sinemasından çıkıp gelen bir keşif.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Faa0ez4IS0Q

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “11.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “13.00” (Akasya Salon 6)

icaros

9) Koca Dünya (2016) – Reha Erdem (101 dk)

Bu koca dünyada sığınabileceğimiz bir yer var mı?

Usta yönetmen Reha Erdem’in Venedik Film Festivali’nin Orizzonti bölümünden “Jüri Özel Ödülü” ve Adana Film Festivali’nden “En İyi Film” ödülü ile dönen son filmi Koca Dünya, yönetmenin sinemasının genel özelliklerini yine içinde barındıran bir yapım. Arabesk hikayesiyle derinden sarsan, Florent Herry’nin görüntüleriyle yine sinemasal doygunluk yaşatan, hayvanlar ve doğa üzerinden yine göstergebilimsel okumalara olanak sağlayan film, son filmi Şarkı Söyleyen Kadınlar ile prestij kaybı yaşayan Erdem’in bir nevi geri dönüşü olarak tanımlanabilir. Hansel ve Gretel’e karşılık olarak bizim de artık bir Kum-Kum ve Mi-Mi’miz var!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=gYv8ZRjlkdo

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “16.00” (Nişantaşı City’s Salon 7)

koca_dunya

10) The Eyes of My Mother (2016) – Nicolas Pesce (76 dk)

“Sinema salonundan ayrılırken insanların ‘Ne düşüneceğimi bilemiyorum’ demelerini istiyorum.” Nicolas Pesce (Yönetmen)

Nicolas Pesce’nin kötücüllüğü ürkütücü bir gerçeklikle vererek dehşete düşüren korku/gerilim filmi The Eyes of My Mother, siyah-beyaz atmosferiyle sanki Bela Tarr, Teksas Katliamı çekmiş kadar garip ve tüyler ürpertici bir deneme. Yılın keşfedilmesi gereken filmlerinin başında geliyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Gp2adx_ScA8

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 25 Şubat “23.59” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 9)

eyes_of_my_mother

11) Aloys (2016) – Tobias Nölle (91 dk)

“Anti-kahramanlarla ilgileniyorum, daha film başlamadan enkaz halinde olanlarla, anti sosyal enayilerle. Ama yalnızca gizli sırları, yavaşça açılan insani yönleri olanlarla… ” Tobias Nölle (Yönetmen)

Tobias Nölle imzalı Aloys, pastel renkleriyle tezatlık yaratan keskin ve köşeli estetiği,  karakterin algısının, yanılsamalarının ve hayal dünyasının içine doğru yol aldıkça, hayatla fantezi, sevgiyle sonsuz yalnızlık arasında bir yerlere düştüğümüz kurgusuyla yılın keşfedilmemiş gizli cevherlerinden. Belleklerde Upstream Color tadı bıraktığını da not düşelim.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=y87h8JUoATI

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “13.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 20 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 8), 25 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8)

aloys-1

12) Planetarium (2016) – Rebecca Zlotowski (106 dk)

“Büyülü fener gibi bir araya getirildi: önce bir görüntünüz, sonra başka bir görüntü, sonra başka bir tane ve hepsi akışkan bir hareketin parçası.” Rebecca Zlotowski (Yönetmen)

En son Lea Seydoux ve Tahar Rahim’in başrollerini paylaştığı Grand Central filmini izlediğimiz yönetmen Rebecca Zlotowski’nin Natalie Portman ve Lily-Rose Depp’i buluşturduğu yeni filmi Planetarium, 1930’ların Paris’inde ölülerle konuşabilen iki gizemli kız kardeşin hikayesine odaklanan film, sinema sanatını Zlotowski’nin düşsel ve şiirsel dünyasıyla birleştiren ilginç bir tecrübe.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Ny9jTvDLGQI

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 21 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 9), 21 Şubat ”21.30” (Kanyon Salon 8)”, 23 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 23 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 26 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6)

planetarium

13) The Giant (2016) – Johannes Nyholm (90 dk)

“Filmin gerçek hayatta yaşanan bir masal gibi olmasını istedim. Bir yönetmen olarak, her şeyin mümkün olabildiğini, bir umut kırıntısının ya da büyü parıltısının hep ihtimal dahilinde olduğunu göstermek istedim!” Johannes Nyholm (Yönetmen)

Johannes Nyholm bu ilk uzun metrajında bizzat engelli çocuklarla olan çalışma deneyiminin yanı sıra 4 yaşında gördüğü bir rüyadan hareket ediyor ve kurduğu kendine has, sıcacık atmosferiyle parıldıyor! Ana karakterinin otistik ve deforme olmuş bir bedene sahip Rikard olmasıyla David Lynch’in The Elephant Man’ini hatırlatan film, yılın en akılda kalıcı ve gerçeküstücü hikayelerinden biri olmaya aday gözüküyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=MqJPv-6j-Kk

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6), 18 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 9), 25 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 7)

jatten-327616047-large

14) My Scientology Movie – John Dower (100 dk)

“En açıklanamayacak davranışların kolayca ilişki kurabileceğimiz insani dürtülerden çıktığını görüyorum. “Louis Theroux (Filmden)

Scientology tarikatının adını çoğu kişinin Tom Cruise’un üyesi olmasıyla beraber öğrenmeye başladığı bir gerçek. Tuhaf konuları deşmesiyle bilinen belgeselci Louis Theroux merkezi Los Angeles’ta olan, ünlü üyeleri ve gizliliğiyle nam salan Scientology tarikatının içyüzünü araştırmak için film çekerken, Scientology tarikatının da Theroux hakkında film çekmeye başladığı ortaya çıkıyor!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=s-9qUjE40wM

Gösterim Tarihleri: 19 Şubat “16.00” (Akasya Salon 6), 19 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 21 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8)

my_scientology_movie

15) The Love Witch (2016) – Anna Biller (120 dk)

“İlk bakışta o kadar aşikâr olmayabilir ama beni en çok etkileyen yönetmenler Jacques Démy ve Joseph Von Sternberg.” Anna Biller (Yönetmen)

Technicolor döneminin renkleriyle 60’lı ve 70’li yılların korku ve cinsel istismar filmlerinin görsel estetiğini kullanan Aşk Cadısı, baş döndürecek kadar güzel ve zehirli bir feminist iksirle, kadın ruhunun hayalperest dünyasına büyü yapıyor. Hızla bir kült klasiğe dönüşmek bu filmin kaderi!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=cD2T99T5kSs

Gösterim Tarihleri: 19 Şubat “16.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 24 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 9), 26 Şubat “16.00” (Kanyon Salon 8)

love_witch

16) David Lynch: The Art Life (2016) – Jon Nguyen (98 dk)

“Kamerayı görünce rol kesen tiplerden değil o. Anladım ki, tüm gününü sabahtan akşama kadar stüdyoda geçiren biri. Bu, çocukluğundan beri böyleymiş, stüdyoda hiç durmadan çalışırmış. Tüm hayatı bundan ibaret, o tam bir sanatçı. ” Jon Nguyen (Yönetmen)

Sinemanın bu nev-i şahsına münhasır kişiliğinin küçük karanlık anlarına tanıklık ettiğimiz David Lynch: Yaşam Sanatı onun çocukluğunu anlattığı, resim yaptığı, kısa filmlerini çektiği yıllara götürüyor seyirciyi. Jon Nguyen’in ustalıkla bir araya getirdiği arşiv görüntüleri Lynch’in muazzam hikâye anlatıcılığıyla birleşince, Lynch filmlerinden alışık olduğumuz tuhaf ve büyüleyici bir iç yolculuğun girdabına kapılıyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=BVgQ8yAdLbI

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 18 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 9), 18 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8), 20 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “16.00” (Akasya Salon 6)

david-lynch-the-art-life

17) Prevenge (2016) – Alice Lowe (88 dk)

“Hamile kadının güvenli, tatlı, iyi yürekli biri olduğu imgesini kıran bir şey yazmak istedim.” Alice Lowe (Yönetmen)

İngiltere’nin son dönem kült komedi oyuncularından Alice Lowe, üstelik sekiz aylık hamileyken, gebelik ve cinayet öykülerini bir araya getiren bu karanlık komediyi yazmış, yönetmiş, üstüne bir de başrolünde oynamış. Karanlık komedi ayarı tam tadında, yaşam ve ölüm arasındaki alana yeni ve alışılmadık bir perspektifle bakan sıradışı bir film.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=8bEPU_58akI

Gösterim Tarihleri: 23 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 8)

prevenge-movie-poster-700x525

18) Destruction Babies (2016) – Tetsuya Mariko (108 dk)

“Kendilerini feodal çağın samurayları gibi gören ya da Otomatik Portakal’ın Japon versiyonunu hayal eden gençlerin şiddetle ilişkisi”. Libération

Çoklukla Dövüş Kulübü ve Otomatik Portakal’la karşılaştırılan Yıkım Bebekleri, insan ruhunun karanlık köşelerine uzanan sert, sarsıcı ve düşündürücü bir yolculuk. Japon toplumuna dair keskin gözlemleriyle, güçlü oyunculuk performanslarıyla, şoke edici sahneleriyle heyecan uyandıran bir film.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=U-obik9VALI

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “16.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 3)

destruction-babies_poster_goldposter_com_5-jpeg0o_0l_400w_70q

19) The Darkest Universe (2016) – Tom Kingsley, Will Sharpe (90 dk)

“Hikâyelerle ilgili bir film; hepimizin ayakta kalmak için anlatmak zorunda olduğumuz hikâyelerle.” Will Sharpe (Yönetmen)

!f takipçileri, Will Sharpe ve Tom Kingsley’i ilk filmleri Kara Göl (2011, !f 2013) ile hatırlayacaktır. Duygusallıkla kara mizahın buluştuğu kendilerine has dünyalar kurmayı başaran ikili, bu kez sevmek ve kaybetmek üzerine tuhaf ve insanın içine işleyen bir filmle karşımızda. İçinde bilimkurgu, paralel evrenler, İngiliz su kanallarının karanlık geçitleri ve bol miktarda mizah da var.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=lCrHB9i5W5Y

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “11.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 19 Şubat “11.00” (Budak / CKM Büyük Salon)

the-darkest-universe-movie-poster

20) Below Her Mouth (2016) – April Mullen (92 dk)

“Bir kadının gözünden mahremiyeti, dürüstlüğü, şehveti, cinselliği, aşkı ve baştan çıkarıcı şeyleri samimi bir şekilde anlatmak istedik… Toplumsal cinsiyetimiz ne olursa olsun, hepimizi geri dönüşü olmayan yollara sokabilen şeyleri.” April Mullen (Yönetmen)

Yılın en cesur ve en seksi hikâyelerinden biri olan Dudağının Altında, Jasmine ve Dallas arasında aniden gelişen tutkulu aşkın, iki kadının da yaşamını kökten değiştirmesinin hikâyesi. Dudağının Altında, iki kadın birbirine tutkuyla bağlandığında neler olabileceğini yürekten ve büyük bir cesaretle anlatıyor. Tamamen kadınlardan oluşan bir ekiple hayata geçirilen film, arzunun derinliklerine iniyor ve fantezilerle gerçek dünya buluştuğunda neler yaşanacağını keşfe çıkıyor. Fragmanında karakterleri ve sinemasal doygunluğuyla hafiften bir Blue is the Warmest Color tadı verdiğini de ekleyelim.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=UlahbaaJqog

Gösterim Tarihleri: 23 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8), 25 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 3)

below-her-mouth-poster

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar
 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

34. istanbul Film Festivali’nde Görülmesi Gereken 25 Film

4 – 19 Nisan tarihleri arasında İstanbul’da Atlas, Beyoğlu, Rexx, Feriye sinemalarında bu yıl 34.sü gerçekleşecek olan İstanbul Film Festivali, 2015 yılındaki seçkisine yine güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartacağa benziyor. Bu yıl 200’ü aşkın film gösterecek olan İstanbul Film Festivali’nde “Uluslararası Yarışma”, “Yarışma Dışı”, “Sinemada İnsan Hakları Yarışması”, “Türkiye Sineması 2014-2015″, “Hisar Kısa Film Seçkisi”,  “Özel Gösterim: Ufak Hakikatler”, “Özel Gösterim: Türk Klasikleri Yeniden”, “Akbank Galaları”, “Ustalar”, “Dünya Festivallerinden”, “Yeni Bir Bakış”, “Ntv Belgesel Kuşağı”, “Mayınlı Bölge”, “Antidepresan”, “Çocuk Mönüsü”, “Geceyarısı Çılgınlığı”, “Aile Bağları”, “Balkanlar: Ateşin Sineması”, “Lisandro Alonso”, “Alman Animasyon Filmleri”, “Sinematek’in 50. Kuruluş Yıldönümü” ve “Anılarına” bölümleri bulunmakta.

iksv film

1) Victoria (2015) – Sebastian Schipper (140 dk)

64. Berlin Film Festivali’nde yarışıp “en iyi görüntü yönetmeni” ödülü alan ve Alman yönetmen Sebastian Schipper tarafından yönetilen Victoria, bir barda başlayıp Berlin sokaklarına yayılan, 140 dakika boyunca tek çekimde gerçekleştirilen bir soygun hikayesi anlatıyor. Sinema tarihinin baştan sona tek planda çekilen en uzun film unvanını alan deli işi Victoria’yı izlemek için sabırsızlanıyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=qlG0nauf8fo

victoria

2) Knight of Cups (2015) – Terrence Malick (118 dk)

2011’deki başyapıtı The Tree of Life ile gönlümüzü fetheden fakat hemen ardından To the Wonder gibi bir vasatlık örneğine imza atarak hayranlarını üzen yönetmen Terrence Malick, son filmi Knight of Cups ile Berlin’de oldukça ikiye bölünen eleştiriler aldı. Fragmanı her açıdan To the Wonder’a kıyasla çok daha sinematografik, yapıbozumcu ve çekici duruyor. Yeni bir Malick şaheseri geliyor mu, biletimizi alıp bekleyeceğiz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=SI2j1FHCjtM

knight of cups

3) Lost River (2014) – Ryan Gosling (95 dk)

Oyunculuktan aynı zamanda yönetmenliğe de geçiş yapan isimler kervanına Ryan Gosling de katıldı. Cannes’da “Belirli Bir Bakış” ve “Golden Camera” bölümlerinde yarışan Lost River, fragmanından afişine kadar Nicolas Winding Refn tarzı ve esintileri içeren bir film olduğunu belli ediyor. Gosling, “Drive” ve “Only God Forgives”te oynarken Refn’den neler kapmış, merakla bekliyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=H8ngDiG9V8w

lost river

4) It Follows (2014) – David Robert Mitchell (100 dk)

Cannes Film Festivali’nde “Eleştirmenler Haftası” bölümünde gösterildiği günden bu yana övgü dolu yorumlar olan korku filmi It Follows, kuşkusuz 2015 sonuna kadar yılın en çok konuşulan yapımlarından olmaya devam edecek. Her yıl bir korku filmi mutlaka türdeşlerine karşı açık ara bayrağı en önde götürür. Bu yıl o film “It Follows” olacak diye ümit ediyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=96Itg4gjtts

it follows

5) Saint Laurent (2014) – Bertrand Bonello (150 dk)

Geçen yılki Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasındaki tüm filmleri gerek festivaller, gerek vizyon olarak ülkemizde görme şansımız olmuştu, Saint Laurent hariç! Bertrand Bonello’nun bu son filmi genelde Fransızlardan oldukça olumlu, genelden ise vasat eleştiriler almıştı fakat fragmanı yönetmenlik, oyunculuk, sanat yönetimi ve sinematografi açısından oldukça çekici gözüküyor. Yine geçen yıl izlediğimiz “Yves Saint Laurent” vasatlığından sonra çok daha iyi bir film olduğu neredeyse kesin gibi. İzlemek lazım.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=vhkSXbmm-uQ

saint laurent

6) Taxi (2015) – Jafar Panahi (82 dk)

Berlin’de “Altın Ayı” ödülünü hangi film kazanırsa kazansın başlı başına izleme sebebidir zaten. Bu ödülü kazanan hala ülkesinde yasaklı bir sinemacı olan Jafar Panahi ise daha da bir izleme sebebidir. In film Nist’te evini stüdyo niyetine kullanan Panahi, bu sefer taksinin içinde müşterileriyle olan diyaloglara odaklanıyor. Beklentimiz büyük.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Pl0UJLTtWjE

Taxi - 65th Berlin Film Festival

7) From What Is Before (2014) – Lav Diaz (338 dk)

Uzun filmleri sevenlere, bol sabrı olanlara ve Lav Diaz’ı takip edenlere 338 dakikalık eşsiz bir deneyim. Locarno Film Festivali’nden Altın Leopar dahil olmak üzere 5 ödülle dönen film, kesinlikle ağır sinefillerin kaçırmaması gereken filmlerden.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=79EtADrXuvk

from what is before

8) Jauja (2014) – Lisandro Alonso (109 dk)

Cannes Film Festivali’nin “Belirli Bir Bakış” bölümünde yarışıp “FIPRESCI” ödülünü kazanan Lisandro Alonso filmi Jauja, izledikten sonra unutulması pek mümkün olmayan, hafızamızı allak bullak eden filmlerden. Garip ve halüsinatif etkiler bırakan bir anti-western olarak tanımlayabileceğimiz film, “iyi ki sinema var” dedirtecek ve izleyiciyi derin düşüncelere sevk edecek bir rüya. Kaçmaz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=QpsyW1Dq37Q

jauja2

9) 45 Years (2015) – Andrew Haigh (93 dk)

2011’de LGBT sinemasının “Before Sunset”i olarak anılabilecek etkileyici Weekend’e imza atarak sessiz ama derinden güçlü bir çıkış yapan yönetmen Andrew Haigh’ın yeni filmi 45 Years, Berlin’den oldukça iyi övgüler topladı. Evliliklerinin 45. yılını kutlamaya hazırlanan yaşlı çiftin bir anda kendilerini boşanmanın eşiğinde bulmasını anlatan filmde, Tom Courtenay “en iyi erkek oyuncu”, Charlotte Rampling ise “en iyi kadın oyuncu” ödülüne layık görüldü.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=6ZT4fktMn2Y

45 years

10) The Postman’s White Nights (2014) – Andrey Konchalovskiy (90 dk)

3,5 dakikalık fragmanındaki muazzam şiirsellikteki sinematografisi bile başlı başına yeterince izlemek için sebep iken, Venedik’te aldığı “En İyi Yönetmen” ödülü, yurtdışında aldığı iyi övgüler ve son zamanlarda epey iyi filmler çıkaran Rus sinemasının bir örneği oluşu da cabası.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=qGgC5CkPojk

postmans

11) The Duke of Burgundy (2014) – Peter Strickland (104 dk)

İlk iki filmi Katalin Varga ve Berberian Sound Studio ile iyi bir çıkış yakalayıp kendine has bir hayran kitlesi yakalayan yönetmen Peter Strickland’ın son filmini görmek için sebebe gerek var mı? Fragmanını izleyin ve heyecanınız ikiye katlansın.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=P-xIMBnclyA

burgundy,

12) P’tit Quinquin (2014) – Bruno Dumont (200 dk)

Fransız sinemasında aykırı filmleriyle daha çok sinefiller tarafından bilinen ve sevilen yönetmen Bruno Dumont’un 200 dakikalık ve 4 bölümlük bir mini-dizi olarak çektiği P’tit Quinquin’i izlemek için en büyük sebep kuşkusuz “Cahiers du Cinema” tarafından yılın en iyi filmi seçilmiş olması.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=ii2BzMaUr3M

quinquin

13) Sarmaşık (2015) – Tolga Karaçelik (100 dk)

Gişe Memuru filmi ile tanıdığımız Tolga Karaçelik’in yeni filmi Sarmaşık, başvuran 12.700 film arasından Sundance Film Festivali’nin 12 filmlik ana yarışmasına kabul edilmişti. Beş gemici ile bir kaptanın arasındaki hiyerarşik mücadeleye odaklanan film çok farklı yorumlar aldı, oyunculuk performanslarıyla da adından söz ettirdi. Merakla beklediğimiz Türk filmlerinden.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Jh-oflrjfTk

sarmasik

14) Gett: The Trial of Viviane Amsalem (2014) – Ronit Elkabetz, Shlomi Elkabetz (100 dk)

20 yıllık mutsuz evliliğini bitirmek isteyen Viviane’nin buna karşı çıkan pasif-agresif kocası Elisha ile haham hakimlere karşı yıllar süren mücadelesini ele alan filmin, İsrail’de evlilik kurumuyla ilgili kararların haham hakimlerin kontrolünde olması ve boşanmanın ancak kocanın rızasıyla mümkün olabileceği sorununa çarpıcı bir bakış attığı söyleniyor. İsrail sinemasının A Separation (2011)’ı olma ihtimali olabilir. İzlenmeli.

Fragmanı:  https://www.youtube.com/watch?v=3jWp4i9SqqU

gett

15) Far from the Madding Crowd (2015) – Thomas Vinterberg (119 dk)

Thomas Hardy’nin klasiği “Çılgın Kalabalıktan Uzak” en yeni uyarlamasıyla karşımızda. Yönetmen koltuğunda “Jagten” ile küllerinden yeniden doğan Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg, oyuncu kadrosunda ise Carey Mulligan, Michael Sheen, Matthias Schoenaerts, Tom Sturridge, Juno Temple gibi isimler var. Kaçmaz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=D9MclJzXe9g

far from

16) Eksik (2015) – Barış Atay (110 dk)

Oyunculuğunun yanına yönetmenliğini de ekleyerek ilk filmine imza atan isimlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Barış Atay’ın 1980 darbesi sonrası parçalanan bir ailenin, 30 yıllık ayrılık sürecine ışık tutmaya çalıştığı filmi Eksik, merakla beklediğimiz yapımlar arasında ve festivalin ulusal yarışma bölümünde. Ülkemizde 12 Eylül üzerine yapılan filmlerin durumu ortadayken Barış Atay bu konuda bir ilaç olabilecek mi, bekleyip göreceğiz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=04O_LtXvhLs

eksik

17) Life in a Fishbowl (2014) – Baldvin Zophoniasson (129 dk)

İzlanda’nın Oscar’larında “En İyi Film” dahil olmak üzere 12 ödüle layık görülüp esip gürleyen “Akvaryumda Yaşamak”, fragmanıyla da hemen ilgiyi üzerine toplayan filmlerden. Tıpkı İzlanda gibi soğuk ama köklerinde sıcak ve dramatik bir film bizleri bekliyor gibi.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=n61wmuQsIlI

fishbowl

18) Im Keller (2014) – Ulrich Seidl (81 dk)

Avusturyalı aykırı yönetmen Ulrich Seidl ne yapsa izlenir diyenlerdenseniz, onun son belgeseli “Im keller”ı da kaçırmazsınız o halde! Fragmanını bir izleyin ve bu belgeselin bildiğiniz belgesellerden olmadığını anlayın, için izleme şevkiyle coşsun!

Fragmanı:  https://www.youtube.com/watch?v=SSdJ6h-QEEU

Im Keller

19) Eisenstein in Guanajuato (2015) – Peter Greenaway (105 dk)

Berlin’de “Altın Ayı” için yarışan Eisenstein Meksika’da, usta yönetmen Peter Greenaway’in son filmi. En son yine festival kapsamında “Goltzius ve Pelikan Kumpanyası”nı izleyip sinemasal şoklar geçirdiğimiz yönetmen, bu sefer de kendine has tarzıyla aykırı ve sinefilleri mest edecek bir filme imza atmışa benziyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=fb364B6u1XE

eisenstein

20) Charlie’s Country (2014) – Rolf de Heer (108 dk)

Sinema tarihinin en rahatsız filmlerinden Bad Boy Bubby (1993)’ye imza atan Rolf de Heer’in geçtiğimiz yıl Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünde yarışan ve “En İyi Erkek Oyuncu” ödülüyle ayrılan son filmi Charlie’s Country, sade, dokunaklı ve kalp kırıcı bir film. Enfes sinematografisi ve David Gulpilil’in muhteşem oyunculuğu görülmeye değer.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=qpcfNQ6tiiE

charlies country

21) Virgin Mountain (2015) – Dagur Kari

Noi Albinoi, Voksne Mennesker ve The Good Heart filmleri ile gönüllerimize taht kuran yönetmen Dagur Kari’nin dördüncü filmi de elbette herhangi bir sebebe gerek duymadan görülmesi gereken filmlerden.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=jZoBLzLQrkI

virgin mountain

22) La isla minima (2014) – Alberto Rodriguez (105 dk)

Goya Ödülleri’nden “En İyi Film” dahil olmak üzere 10 ödülle ayrılan “Bataklık” yılın en çok konuşulan İspanyol filmlerinden. Şimdiden toplamda 31 ödüle layık görüldü ve filmin ünü gün geçtikçe daha çok yayılıyor. İzlemek için sabırsızlanıyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=GErVX6VnJ2o

la isla minima

23) Hyena (2014) – Gerard Johnson (112 dk)

İngiliz suç filmlerinin yeri ve tadı ayrıdır. İlk filmi Tony (2009) ile neye uğradığımızı şaşırtan bir seri katil filmi yapan Gerard Johnson, ikinci filmi Hyena’da da oldukça sert ve mavi tonlardaki renk skalasıyla görsel anlamda büyüleyici bir iş çıkarmış gibi gözüküyor. Kaçmaz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=mR1A2e7Vx8A

hyena

24) H. (2014) – Rania Attieh, Daniel Garcia (93 dk)

Dünya prömiyerini Sundance’te, uluslararası Prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan ve Berlin’de Panorama bölümünde gösterilen H. , bir meteorun düşüşüyle adı Helen olan iki kadının yaşamlarının nasıl alt üst olduğunu anlatıyor. Yılın ilginç bilim kurgu – gerilim – dramalarından biri olacağı aşikar.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=0HW7Os6PRe0

H.

25) Yılanların Öcü (1962) – Metin Erksan (108 dk)

Bir Metin Erksan filmini 53 yıl sonra restore edilmiş bir şekilde festivalde tekrar izlemek paha biçilemez!

yilanlarin öcü

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

12. Filmekimi’nde Mutlaka Görülmesi Gereken 15 Film

28 Eylül – 6 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da Atlas, Beyoğlu ve Nişantaşı City’s sinemalarında bu yıl 12.si gerçekleşecek olan Filmekimi, 2013 yılındaki seçkisine çok güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartmaya devam ediyor. Bu yıl 37 film gösterecek olan Filmekimi’nde, Avrupa’nın çeşitli festivallerinden ödüllü çok önemli filmlerin yanı sıra, Türkiye’de vizyona girmeyen Sen Aydınlatırsın Geceyi de yer alıyor.

12. filmekimi

Filmekimi’nin yolunu aylardır gözleyen sinefiller için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gerektiğine inandığım 15 film” listesini ele aldım. İyi okumalar ve festivalde iyi seyirler!

1) Moebius (2013) – Kim Ki-Duk (89 dk)

Kim Ki-Duk’un her yeni filmi kuşkusuz sinefiller için ayrı bir önem arz etmekte. Bir önceki filmi Pieta (2012) ile eski filmlerindeki şiddet dozunu tekrar gün ışığına çıkaran Kim Ki-Duk, Moebius ile bunu devam ettirerek hem Kore’de sansür tartışmaları yaratarak zar zor gösterim izni koparabilmesiyle, hem de bu sefer Bin-jip (2004)’i de geçerek tamamen diyalogsuz bir filme imza atması nedeniyle izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=4ttdRp39fH8

Gösterim Tarihleri: 1 Ekim Salı “16.00” (Nişantaşı City’s), 3 Ekim Perşembe “16.00” (Beyoğlu), 4 Ekim Cuma “19.00” (Atlas), 6 Ekim Pazar “16.00” (Beyoğlu)

moebius

2) Heli (2013) – Amat Escalante (105 dk)

Sangre (2005) ve Los Bastardos (2008) filmleriyle sinemada gerçekçilik ve şiddetin dozajını yükselterek şok edici ve arıza filmlerin yönetmeni olarak anılan Amat Escalante’nin, bu yıl Cannes Film Festivali’nden “En İyi Yönetmen” ödülüyle döndüğü bu filmi kaçırmak elbette festival kurtlarına yakışmaz! Fragmanıyla yine çok arıza bir filmin sinyallerini veriyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=tUY5kZmgxpc

Gösterim Tarihleri: 28 Eylül Cumartesi “19.00” (Atlas), 1 Ekim Salı “16.00” (Beyoğlu), 5 Ekim Cumartesi “13.30” (Nişantaşı City’s), 6 Ekim Pazar “19.00” (Beyoğlu)

heli

3) Only Lovers Left Alive / Sadece Aşıklar Hayatta Kalır (2013) – Jim Jarmusch (123 dk)

Jim Jarmusch’un, Dead Man (1995)’den bu yana çektiği en iyi film olduğu söylenen Only Lovers Left Alive, sinefillerce merakla beklenen filmlerin başında gelmekte. Oldukça estetik ve postmodern bir vampir filmi görünümü veren ve hem Jim Jarmusch, hem de Tilda Swinton hayranlarını son derece heyecanlandıran bu filmi elbette kaçırmıyoruz!

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=n6WYqY4YSYk

Gösterim Tarihleri: 29 Eylül Pazar “21.30” (Atlas), 30 Eylül Pazartesi “19.00” (Nişantaşı City’s), 4 Ekim Cuma “16.00” (Beyoğlu), 6 Ekim Pazar “16.00” (Atlas)

only lovers left alive

4) La vie d’adele / Blue Is the Warmest Colour / Mavi En Sıcak Renktir (2013) – Abdellatif Kechiche (179 dk)

Popülerliği nezdinde bu yılın “Amour”u olarak nitelendirebileceğimiz La vie d’adele, Abdellatif Kechiche imzalı 3 saatlik bir eşcinsel sinemasının Cannes’da “Altın Palmiye” almasıyla hala konuşulmaya devam ediyor. Filmin başrol oyuncularının, 10 dakikalık sevişme sahnesinden ötürü Kechiche hakkında ağır sözler söylemelerine rağmen, kendisiyle verdikleri samimi pozlar arasındaki çelişki, bu işin reklam koktuğunu düşündürüyor. Bunun kararını elbette, yılın en merak edilen bu filmini izleyerek vereceğiz.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=hbohNo3cs1c&feature=youtu.be

Gösterim Tarihleri: 28 Eylül Cumartesi “21.30” (Atlas), 29 Eylül “Pazar” “16.00” (Nişantaşı City’s), 30 Eylül Pazartesi “21.30” (Beyoğlu), 2 Ekim Çarşamba “16.00” (Atlas)

la vie d'adele

5) A Field in England / Büyülü Tarla (2013) – Ben Wheatley (90 dk)

 Baştan sona kült bir korku olması üzerine tasarlanmış Kill List (2011) ile dikkatleri üzerine çeken İngiliz yönetmen Ben Wheatley, yine fragmanından kült bir psikedelik gerilim olacağı izlenimini veren ve Karlovy Vary Festivali’nden “Jüri Özel Ödülü” ile dönen siyah-beyaz A Field in England ile merak ettiriyor. İngiltere’nin kırsalında halüsinasyonlar, kan, kara mizah, delilik ve mantarlarla dolu bir “trip filmi” olarak ifade edilen film, 2013’ün sürpriz “kült film”i olabilir. Dikkat!

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=cRRvzjkzu2U

Gösterim Tarihleri: 28 Eylül Cumartesi “16.00” (Atlas), 29 Eylül Pazar “11.00” (Beyoğlu), 3 Ekim Perşembe “13.30” (Beyoğlu), 5 Ekim Cumartesi “16.00” (Nişantaşı City’s)

a field in england

6) When Evening Falls on Bucharest or Metabolism / Bükreş’e Gece Çöktüğünde ya da Metabolizma (2013) – Corneliu Porumboiu (89 dk)

Romanya sinemasının çıkış yapan önemli yönetmenlerinden Corneliu Porumboiu, kuşkusuz 12:08 East of Bucharest (2006) ve Police, Adjective (2009) filmleriyle hem ödüle doydu hem de sinefiller tarafından takip edilen yönetmenler listesine girdi. Minimalist sinemasını etkileyici ve zekice bir mizahla harmanlayan Porumboiu’nun bu filmi için tam sinefillerin ağzına layık olduğu söyleniyor. O vakit kaçırmıyoruz elbet!

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=2DLMlRIGvZo

Gösterim Tarihleri: 28 Eylül Cumartesi “11.00” (Nişantaşı City’s), 30 Eylül Pazartesi “11.00” (Beyoğlu), 2 Ekim Çarşamba “13.30” (Beyoğlu), 5 Ekim Cumartesi “13.30” (Atlas)

When_Evening_Falls_on_Bucharest_or_Metabolism

7) Fruitvale Station / Son Durak (2013) – Ryan Coogler (84 dk)

Sundance’den Büyük Jüri ve İzleyici ödülü, Cannes’dan ise Gelecek ödülüyle dönen Fruitvale Station, bu yılın Beasts of the Southern Wild’i olacak gibi duruyor. Şimdiden Oscar’larda adı geçen son derece güçlü ve vurucu bir bağımsız yapım olduğu söylenen film, akıllarda iz bırakacak kadar güçlü bir film olacak mı, izleyip göreceğiz.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=ZxUJwJfcQaQ

Gösterim Tarihleri: 29 Eylül Pazar “19.00” (Beyoğlu), 30 Eylül Pazartesi “13.30” (Beyoğlu), 3 Ekim Perşembe “21.30” (Atlas), 5 Ekim Cumartesi “11.00” (Nişantaşı City’s)

fruitvale station

8) Ain’t Them Bodies Saints / Ölümsüz Aşk (2013) – David Lowery (105 dk)

Sundance’dan “En İyi Görüntü” ödülüyle dönen Ain’t Them Bodies Saints, bu yılın en çok merak edilen filmlerinden biri. Özellikle western kalıbına duygusal yaklaşımıyla nasıl bir farklılık getireceği ve Casey Affleck – Rooney Mara ikilisinin performansları merak konusu.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=ga0c0v-stK0

Gösterim Tarihleri: 29 Eylül Pazar “19.00” (Nişantaşı City’s), 1 Ekim Salı “11.00” (Nişantaşı City’s), 5 Ekim Cumartesi “21.30” (Beyoğlu), 6 Ekim Pazar “19.00” (Atlas)

ain't them bodies saints

9) The Congress / Son Şans (2013) – Ari Folman (120 dk)

Waltz with Bashir (2008) ile büyük bir çıkış sağlayan İsrail’li yönetmen Ari Folman, farklı animasyon tekniğine The Congress’te de devam ediyor ve bu sefer Stanislaw Lem’in kült bilimkurgu romanı “Gelecekbilim Kongresi”nin serbest bir uyarlamasını yapıyor. Robin Wright’ın kendini oynamasıyla ve farklı senaryosuyla dikkati çeken film, özellikle fragmanı izlendiğinde görsel açıdan verdiği doygunlukla izlenmeyi hakediyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=sfc9Lzap8-M

Gösterim Tarihleri: 28 Eylül Cumartesi “16.00” (Nişantaşı City’s), 1 Ekim Salı “19.00” (Atlas), 2 Ekim Çarşamba “19.00” (Beyoğlu), 3 Ekim Perşembe “11.00” (Nişantaşı City’s)

the congress

10) Le passe / The Past / Geçmiş (2013) – Asghar Farhadi (130 dk)

A Separation (2011) ile belki de son yıldaki yönetmen çıkışlarının en büyüklerinden birini gerçekleştiren Asghar Farhadi, bu sefer Berenico Bejo ve Tahar Rahim gibi Fransız oyuncuları bünyesine katarak yine senaryosu çok güçlü bir filmle dönüyormuş izlenimi veriyor. Cannes’dan “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüyle dönen film, bu yılın en çok merak edilenlerinden. Kaçırılmamalı!

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=6pg1lyP_vcQ

Gösterim Tarihleri: 30 Eylül Pazartesi “13.30” (Atlas), 1 Ekim Salı “21.30” (Nişantaşı City’s), 3 Ekim Perşembe “21.30” (Beyoğlu), 4 Ekim Cuma “21.30” (Atlas)

le passe

11) La danza de la realidad / The Dance of Reality / Gerçeğin Dansı (2013) – Alejandro Jodorowsky (130 dk)

Gerçeğin Dansı, benim otobiyografik romanımın bir uyarlaması, kendi sinemamın bir rönesansı. Bana kalırsa bu film, zihinsel bir atom bombası gibi. Kendimi yeniden keşfetmek için çocukluğumun dibine iniyorum, büyüdüğüm yere geri dönüyorum.” Alejandro Jodorowsky

Jodorowsky sinemasının müdavimleri için kuşkusuz çılgınca beklenen bu film, Jodorowsky’nin “derin tarihi” üzerine bir zihin egzersizi olmasıyla sinefilleri mest edeceğe benziyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=I8FlkeueV2s

Gösterim Tarihleri: 30 Eylül Pazartesi “13.30” (Nişantaşı City’s), 1 Ekim Salı “21.30” (Atlas), 2 Ekim Çarşamba “21.30” (Beyoğlu), 3 Ekim Perşembe “13.30” (Atlas)

the dance of reality

12) Tian zhu ding / A Touch of Sin / Günahın Dokunuşu (2013) – Jia Zhang-ke (133 dk)

Nuri Bilge Ceylan’ın en sevdiği yönetmenler arasında yer alan ve günlüklerinde sürekli bahsettiği yönetmen Jia Zhang-ke, sıkı sinefillerin gözden kaçırmadığı bir isim. Taşra sinemasına aşina olan yönetmen, Cannes’dan bu yıl “En İyi Senaryo” ödülüyle dönen filmi A Touch of Sin ile Çin’in Twitter’ı sayılan Weibo’da denk geldiği dört gerçek olayı ele alarak dört farklı hikaye anlatıyor. Bizlere de tabii ki bu filmi kaçırmamak düşüyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=8u7NlLcBwGA

Gösterim Tarihleri: 29 Eylül Pazar “16.00” (Beyoğlu), 30 Eylül Pazartesi “21.30” (Atlas), 1 Ekim Salı “11.00” (Beyoğlu), 2 Ekim Çarşamba “16.00” (Nişantaşı City’s)

tian zhu ding

13) Sen Aydınlatırsın Geceyi / Thou Gild’st the Even (2013) – Onur Ünlü (107 dk)

Ülkemizde bilinçli olarak vizyona sokulmayan ve Türkiye’nin her tarafında isteğe göre gösterim düzenleyerek izleyiciyle buluşan Sen Aydınlatırsın Geceyi, hem Onur Ünlü sinemasının en iyi örneği, hem de şimdilik 2013’ün en iyi Türk filmi. Türk sinemasında minimalist sinema anlayışıyla fantastik sinema kalıplarını birleştirerek devrimci bir film modeline ulaşan filmin, Toronto gösterimlerinde biletlerinin kapışılması ve konulan ek gösterimlerinin de biletlerinin bitmesi, yurtdışında da ulaştığı başarıyı gösteriyor.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=yeibu2aqO5M

Gösterim Tarihleri: 28 Eylül Cumartesi “21.30” (Beyoğlu), 4 Eylül Cuma “16.00” (Atlas)

sen aydınlatırsın geceyi

14) Soshite Chichi Ni Naru / Like Father, Like Son / Benim Babam, Benim Oğlum (2013) – Hirokazu Kore-eda (120 dk)

Cannes’da bu yıl “Jüri Ödülü” ile dönen Like Father, Like Son, “bebeklerin hastanede karışması ve geçen yıllar” temalı konusuyla Yeşilçam filmlerimizi hatırlatsa ve ismiyle de Hirokazu Kore-eda’nın “Babam ve Oğlum”u (2005) gibi düşünmemize yol açsa da, şimdiden birçok kişiyi etkilemiş gözüküyor. Japon sinemasının konuya olduğu kadar sinematografiye de önem verdiğini düşünürsek, drama açısından bu yılın “Amour”u (2012) olabilme potansiyeli taşıdığını söyleyebiliriz.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=6UHWBCMfgN0

Gösterim Tarihleri: 29 Eylül Pazar “21.30” (Beyoğlu), 2 Ekim Çarşamba “11.00” (Atlas), 3 Ekim Perşembe “19.00” (Atlas), 5 Ekim Cumartesi “19.00” (Nişantaşı City’s)

like father, like son

15) Jeune & Jolie / Young & Beautiful / Genç ve Güzel (2013) – François Ozon (95 dk)

Geçen yıl “Dans la maison” (2012) ile sinefilleri ve eleştirmenlerin gönlünü adeta fetheden yönetmen François Ozon, bu yeni filmini  “4 mevsim ve 4 şarkıyla 17 yaşındaki bir kızın çağdaş portresi” olarak tanımlıyor. Konu itibariyle Luis Bunuel’in “Belle de jour”unu (1967) anımsatan film, Ozon’un bu sefer neler yaptığını ve genç Fransız aktris Marine Vacth’ın performansını merak edenler için izlenmeli.

Fragmanı: http://www.youtube.com/watch?v=m9lLtOxlQDY

Gösterim Tarihleri: 30 Eylül Pazartesi “16.00” (Atlas), 3 Ekim Perşembe “19.00” (Nişantaşı City’s), 4 Ekim Cuma “21.30” (Beyoğlu), 5 Ekim Cumartesi “19.00” (Atlas)

jeune jolie

Bu filmlere dikkat;

Gloria (2012) – Sebastian Lelio

3x3D (2013) – Jean Luc-Godard, Peter Greenaway, Edgar Pera

Les salauds (2013) – Claire Denis

As I Lay Dying (2013) – James Franco

The Broken Circle Breakdown (2012) – Felix van Groeningen

 
1 Yorum

Yazan: Eylül 14, 2013 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , ,