RSS

Etiket arşivi: neruda

2016 Yılının En İyi 30 Filmi

Yine birbirinden güzel filmler izlediğimiz bir yılı kapatırken geleneksel liste oluşturma vakti geldi. “Birbirinden güzel filmler mi?” diye yine ana muhalefet çıkışını yapacak olan, her yıl “bu yıl da düzgün film yoktu ya” demekten bıkmayan, “listeyi tamamlayacak sayıda film bulamadım” diyen, “2000 sonrasında sinema zaten pek iyi değil ya, nerede Tarkovsky, Bergman” diyerek sinema dünyasını kurtaran, her daim atarlı,  az beğenen, artist sinefillerimize inat, gönül rahatlığıyla bir yıl sonu TOP 30 oluşturmayı başardım. Üstelik istesem bir 30 film daha çıkarmam mümkün olabilirdi. Hatta bunu yaparken kendi ilkelerime yine bağlı kalarak (Tarkovsky göndermesi de yaptım bak dayanamadım!) Türkiye’de 2016 yılında vizyona girmesine, festivalde gösterilmesine ya da hiç gösterilmemesine rağmen 2015 yılı içerisinde vizyon, festival ya da online ortamlarda (evet, torrent’ten bahsediyorum!) izleme şansını bulduğumuz filmlerin hiçbirini kişisel listeme almadım. Yazdığım mecralara elbette yine her mecranın kendine göre farklı kuralları olduğundan o kurallara bağlı kalarak farklı listeler gönderdim. Fakat insanın kişisel blogu olunca hiçbir kuralı iplemeyip kendi kurallarını oluşturması da en doğal hakkı. Hatta Criticker puanlarımda durum farklı olsa bile listeye dökünce sıralamayı kafama göre değiştirdim. Anlayacağınız canımın istediği filmi aldım, istemediği filmi almadım. Böylelikle yok bu film 2015’ti, şu 2016’ydı, bu film şu festivalde gösterildi de, bu film vizyona girmediği için dağıtımcılar kızar da, o filmi 2017 listesine koymak lazım da gibi bütün sorunları elimin tersiyle iterek özgür irademle bu yılın en beğendiğim 30 filmini beğenilerinize sunarım.

Not: Bu kadar açıklamama rağmen inatla anlamayacak olan arkadaşlar çıkarsa diye 2016 değerlendirmemde yer almayacak bazı filmleri tek tek yine de yazmak isterim.

 (The Revenant, Spotlight, The Hateful Eight, Carol, Joy, Creed, El Club, The Big Short, The Danish Girl, Room, Brooklyn, Dheepan, Youth, Son of Saul, The Brand New Testament, The Assassin, Love, Chronic, Goodnight Mommy, The Second Mother, daha yazardım ama yoruldum anlayın işte…)

1) Arrival – Yön: Denis Villeneuve

arrivalmovie

2) Nocturnal Animals – Yön: Tom Ford

nocturnalmovie

3) Manchester by the Sea – Yön: Kenneth Lonergan

manchester

4) La La Land – Yön: Damien Chazelle

la-la-land

5) Elle – Yön: Paul Verhoeven

elle1

6) High-Rise – Yön: Ben Wheatley

highrise

7) Der Nachtmahr – Yön: AKIZ

der-nachtmahr

8) The Wailing – Yön: Hong jin-Na

the-wailing-1

9) Sieranevada – Yön: Cristi Puiu

sieranevada-cannes-2016-till-1000x555

10) Toni Erdmann – Yön: Maren Ade

tonierdmann

11) Neruda – Yön: Pablo Larrain

neruda-filmloverss-1

12) The Red Turtle – Michael Dudok de Witttheredturtle_clip_attack

13) The Childhood of a Leader – Yön: Brady Corbet

childhood-of-a-leader

14) The Woman Who Left – Yön: Lav Diaz

womanwholeft

15) Auf Einmal – Yön: Aslı Özge

auf-einmal

16) Eye in the Sky – Yön: Gavin Hood

eye-in-the-sky-movie-wallpaper-08

17) Graduation – Yön: Cristian Mungiu

bacalaureat-the-graduation-still-1000x571

18) The Age of Shadows – Yön: Kim jee-Woon

the-age-of-shadows

19) The Neon Demon – Yön: Nicolas Winding Refn

neondemon-photoshoot-opening

20) The Student – Yön: Kirill Serebrennikov

muchenik2

21) American Honey – Yön: Andrea Arnold

americanhoneysashashia-0-0

22) Doctor Strange – Yön: Scott Derrickson

doctor-strange-movie-tilda-swinton-benedict-cumberbatch

23) Deadpool – Yön: Tim Miller

DEADPOOL

24) Demolition – Yön: Jean Marc-Vallee

demolition

25) The Salesman – Yön: Asghar Farhadi

salesman-1

26) Train to Busan – Yön: Sang ho-Yeon

busan_0823

27) Neon Bull – Yön: Gabriel Mascaro

neon_bull

28) Green Room – Yön: Jeremy Saulnier

greenroom

29) Paterson – Yön: Jim Jarmusch

PATERSON_D26_0049.ARW

30) Interruption – Yön: Yorgos Zois

interruption-image-c

 

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 30, 2016 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2016 Yılının En Kült 10 Sahnesi

1) Toni Erdmann

Dünya çapında izleyicilerin, sinema eleştirmenlerinin, yönetmenlerin, oyuncuların “yılın filmi” ilan ettiği Toni Erdmann, özellikle afişinde gözüken ve Cannes prömiyerinde kırmızı halıda kanlı canlı karşımıza çıkan 3 metrelik dev tüylü kostümle ilgimizi çekmişti. Filmde evin içinde çıplak bir şekilde verilen parti sahnesine Toni Erdmann’ın kostümle daldığı an izleyici için kahkaha tufanı, sinemasal bir şok, belki de tüm zamanların en komik çıplak sahnesiydi. Evin içinde bol kahkaha attırarak dışarı çıkıldığı ilk anda izleyiciyi en duygusu yoğun sahneye hazırlayan Maren Ade, defalarca izlenilesi bir sahneye imza attı.

tonierdmann

2) The Wailing

Sinemada birçok şeytan çıkarma sahnesi izlediniz ama iddia ediyoruz ki böylesini görmediniz! Güney Kore sinemasının yükselen yönetmenlerinden Hong jin-Na’nın korku, suç, polisiye, fantastik, gerilim demeden tür kombininde coşan benzersiz filmi The Wailing, paralel kurguyla tam 16 dakika süren, heyecandan ve gerilimden izleyiciyi hipnotize eden bir ritüel ortamında şeytan çıkarma sekansına sahipti.  Üstelik tavuk, ateş, bıçak, et, davul, kan, müzik, ateş, mum, kılıç, put, fotoğraf, çivi, boğa ve domuz kafası gibi nesnelerin cirit attığı bu sekansta şeytan ve şeytanı çıkarmak isteyen kişi aynı mekanda bile değildi!

the-wailing

3) Sausage Party

Sadece yılın değil, tüm zamanların en cesur ve aykırı animasyonlarından olan Sausage Party, “çocuklar izlemesin” kelimesini en sık duyduğumuz animasyon oldu belki de. Amerika’da bir sinemada başka bir animasyon öncesinde yanlışlıkla fragmanı gösterilince çocuklar ağlamaya başlamış, aileleri olay çıkarmıştı. “R-Rated” alan ve 18+’dan başka seçeneği de gözükmeyen animasyonun Türkiye’de vizyona girmesi zaten konuşulmadı bile. Finale doğru tüm yiyeceklerin adeta hardcore bir karnavala çevirerek seks yaptıkları 3 dakikalık çok çılgın bir “orgy sahnesi” vardı ki, yanınızda değil çocuk, yetişkin bir insan varken bile şaşkınlığınızı gizlemek elde değildi. Şimdiden “kült” oldu bile.

sausage2

4) Arrival

Kelimelerin kifayetsiz kaldığı türden bir sinemasal mucize anı. Denis Villeneuve’un yıla damgasını vuran ve yıllar geçtikçe artarak değerlenecek bilimkurgusundan ileride çoluğumuza, çocuğumuza, torunumuza anlatacağımız bir “o an.”

arrival2

5) Nocturnal Animals

Tom Ford’un yılın en güçlü filmlerinden birine imza attığı Nocturnal Animals’ın 3 dakikalık açılış sahnesi aynı zamanda bir sanat galerisinin açılış anına denk geliyordu. Günümüzde güzel, genç ve alımlı kadınların cinsel bir meta olarak gösterilişine alışık olduğumuz sisteme karşı olarak kilolu ve çıplak kadınların dans edişini bir kutlama edasında gözler önüne seren Ford, toplumun dayatmalarını ortaya çıkaranların esas utanması gereken kişiler olduklarını akıllardan çıkmayacak bir sahneyle ele alıyordu.

nocturnal3

6) Swiss Army Man

Yılın Sundance çıkışlı bağımsızlarından Daniels imzalı Swiss Army Man, osuruk ve ereksiyonu bolca kullanarak sanatsal değeri / felsefesi yoğun film de çekilebileceğini kanıtlayan bir çılgınlıktı. Paul Dano’nun ölü ama osuran bir Daniel Radcliffe’ın tepesine çıkarak onu tekne niyetine kullanıp dalgaları aştığı açılış o kadar uçuk ve absürt bir sahneydi ki, kahkaha attık, dumur olduk, neye uğradığımızı şaşırdık. Filmin geri kalanını düşündüğümüzde bu sahne daha başlangıçtı ve yönetmeninin dediği “İlk osuruk sizi güldürecek ama son osuruk sizi ağlatacak” önermesinin hakkını finalde saçma bir şekilde duygulandığımızda verdik!

swiss-army-man

7) Allied

Robert Zemeckis’in Notorious güzellemeli 2. Dünya Savaşı’nda aşk ve casusluk gerilimi anlatısı Allied, 50’li yıllardan bir klasik izliyormuş hissiyatı yaratırken Zemeckis’in 2000 sonrasındaki nadir iyi işlerinden birine dönüşüyordu. Film ne kadar klasik anlatılı olsa da çölde arabanın içerisindeki sevişme sahnesini ele alışı oldukça farklıydı. Brad Pitt ve Marion Cotillard’ın sevişmesini dışarıdan arabayı bir yöne doğru döndürerek kum fırtınası yaratırken, içeriden ise kamerayı hareketin tam tersi yöne doğru çeviren görüntü yönetmeni Don Burgess son derece estetik ve unutulmaz bir an yaratıyordu.

allied1

8) Don’t Breathe

Çoğu sinemaseverin de takdir edeceği üzere yılın en iyi gerilimlerinden biri olan Fede Alvarez imzalı Don’t Breathe, görme engelli bir psikopat ev sahibi ile onun evini soymaya çalışan hırsızlar arasında sıkı bir gerilim yaratıyordu. Fakat elektriğin giderek ekranın birkaç dakikalığına siyah beyaza döndüğü, karakterlerin birbirini göremeyerek durumun eşitlendiği ve seyircinin parmak ısırma noktasına gelerek bu gerilim duygusuna ortak olduğu sahne unutulmazlar arasında yerini aldı.

dontbreathe1

9) Neruda

Pablo Larrain’in şiir gibi bir sinemasal anlatıyla şair adaşı Pablo Neruda’nın hikayesini belki de yılın en çarpıcı kurgu çalışmasıyla anlatırken izleyiciyi salondan büyülenmiş bir şekilde çıkarmayı başarıyordu. Filmden çıktıktan sonra konuştuğum birçok kişi en çok etkilendiği sahnenin Neruda’nın ülkeyi terk etmek için beyaz ceketiyle yolda yürürken arkadan gelen evsiz çocuğun ona seslenmesi ve Neruda’nın ona sarıldığı an olduğunu söylemişti. Filmin içinde 1 dakika bile sürmeyen bu an 2 saatlik bir film içerisinde birçok kişinin en unutulmaz anı olabiliyorsa fazla söze gerek yok.

neruda1

10) Babamın Kanatları

Kıvanç Sezer’in ilk filmi olan ve yılın en başarılı yerli filmleri arasına adını yazdıran Babamın Kanatları, işçi sınıfının, emeğin ve insan onurunun yanında olan senaryosuyla Ken Loach’un bu yılki Türkiye şubesiydi. Küpe takan Kürt işçi Yusuf ve türbanlı kadın Nihal’in içlerinde bulunduğu bir grup insanın meydanda Grup Bajar’ın Kürtçe rock müziği Nana çalarken ve Türk bayrağı sallanırken halay çektikleri sahne filmin gri tonlardaki atmosferine kıyasla coşkulu tavrıyla öne çıkıyordu. Parçanın ve sahnenin güzelliği, birlik ve beraberliğe davet eden mesajıyla önemi büyüktü.

babaminkanatlari

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 27, 2016 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

53. Uluslararası Antalya Film Festivali Değerlendirmesi

ULUSAL YARIŞMA ÖDÜLLERİ

12 filmin yarıştığı “Ulusal Yarışma Filmleri” bölümünde en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo ödülleri Ümit Köreken’in yönettiği Mavi Bisiklet filminin oldu. Semih Kaplanoğlu başkanlığındaki jürinin bu kararı hem eleştirmenler hem genel izleyici nezdinde şaşkınlıkla karşılandı. Herkes yarışmanın en güçlü filmleri olan Albüm, Babamın Kanatları, Tereddüt ve Rüzgarda Salınan Nilüfer arasında geçecek bir yarış bekliyordu fakat jüri Albüm ve Rüzgarda Salınan Nilüfer’i tamamen görmezden geldi, Tereddüt’ü ise sadece kadın oyuncu ödülüyle geçiştirdi. Açıkçası kimsenin ödül tahminlerinde Mavi Bisiklet bulunmuyordu ve Köreken’in filminin geceye damga vurması üzerine sosyal medyada tepkiler büyüdü.

ulusal2

Nisan ayında Müjde Ar başkanlığındaki İstanbul Film Festivali jürisinin ve Mayıs ayında George Miller başkanlığındaki Cannes Film Festivali jürisinin hakkaniyetsiz kararları hala tartışılmaya devam edilirken bunlara Kaplanoğlu başkanlığındaki Antalya Film Festivali jürisinin kararları da eklenmiş oldu. Sinemayı ikinci plana atarak verilen politik kararlar “jüri başkanı” seçiminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Albüm ve Rüzgarda Salınan Nilüfer’in muhafazakarlık ve hükümet eleştirileri, Tereddüt’ün ise cinselliği öne çıkaran feminist bir film oluşu her ne kadar güçlü “sinema” olsalar da muhafazakar bakış açısına sahip jüriyi muhalif tavrı olmayan, iddiasız ve daha güçsüz bir yapıma ödül vermeye itti.

Babamın Kanatlarına’na “en iyi ilk film” ödülü verilirken yine bir “ilk film” olan Mavi Bisiklet’e “en iyi film” ödülünün verilmesi ise nereden baksanız tutarsız.” Babamın Kanatları, Mavi Bisiklet’ten daha iyi bir ilk film ama Mavi Bisiklet, Babamın Kanatları’ndan daha iyi film!” gibi son derece mantıksız bir sonuç çıkıyor ortaya. Adana Film Festivali’nden toplamda 7 ödülle dönen Babamın Kanatları, Antalya’da da 6 ödülün sahibi olarak yarışmanın en çok ödül kazanan filmi oldu. Özellikle Menderes Samancılar ve Kübra Kip hem Adana’da hem Antalya’da aldığı oyunculuk ödüllerini hak ediyordu.

ulusal1

En iyi kadın oyuncu ödülünü açıklayan Mehmet Özgür’ün “Ödülü kazanan Tereddüt ama biz ödülü sadece birine verdik” diyerek Funda Eryiğit ve Ecem Uzun arasında kısa süreliğine bir rekabet yaratmaya çalışması hiç hoş değildi. Buna rağmen Ecem Uzun’un ödül için adı açıklandığında Funda Eryiğit’in elinden tutarak onu beraber sahneye çıkmak için ikna etmesi alkış alan bir hareket oldu. Keşke ödül zaten muazzam oynamış olan ikili arasında paylaştırılsaydı.

ULUSLARARASI YARIŞMA

10 filmin yarıştığı “Uluslararası Yarışma” bölümünde Türkiye’den Tereddüt ve Toz filmleri de yer alıyordu. Hugh Hudson başkanlığındaki jüri adeta Kaplanoğlu başkanlığındaki jüriye bir cevap niteliğinde Yeşim Ustaoğlu’nun Tereddüt’ünü en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi kadın oyuncu (Ecem Uzun) dallarında ödüllendirdi. Gözde Kural’ın Toz filmine bu bölümde bir ödül çıkmadı. Yarışmanın Tereddüt’le beraber diğer favorisi olarak görülen House of Others filmi ise “Jüri Özel Ödülü”ne layık görüldü.

uluslararasi1

ORGANİZASYON

Özellikle son 3 yılda Türkiye’nin Cannes’ı olmayı amaçlayan Antalya Film Festivali giderek daha görkemli ve şaşaalı olmaya başlıyor. Bu konuda ekibin haklarını teslim etmek gerekiyor ki, filmlerden dünyaca ünlü konuklara, Film Forum’dan TMR’ye, festival yolundan festival gazetesine, şenliklerden söyleşilere, atölyelerden etkinliklere, ödül törenlerinden partilere kadar büyük bir emek söz konusu. Festival süresi içerisinde yapılacak o kadar çok şey buluyorsunuz ki, her anı dolu dolu geçiyor. Özellikle Expo Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen ödül töreni sunumundan konserine, tekniğinden süresine son derece profesyoneldi. Festival boyunca sadece akrediteli konukların servis saatleri ve yoğun talep olan filmlere bilet bulabilmesi hakkında bazı sıkıntılar yaşandığı oldu. Bilet konusu genelde görevlilerin yardımıyla bir şekilde çözüldü, servis konusunda da bu kadar kalabalık bir festivalde herkese farklı zaman dilimlerinde tek tek araç kaldırılamayacağını bazı konukların idrak etmesi gerekiyor artık. Beklemeler elbette yaşanacak ya da bazı servisler yer yer tüm otelleri dolaşacak bir güzergah izlemek zorunda kalabilecek.  1 hafta boyunca sayısız kişiyi oradan oraya götürmekle görevli olan servis şoförlerini azarlamaya çalışan bazı konuklara rastlamak sinir bozucu bir durumdu. Festivale konuk olarak gelmek kimseye servis şoförlerini  ve salon görevlilerini azarlama hakkını vermiyor.

organizasyon3

AKREDİTASYON MESELESİ

Antalya Film Festivali, Türkiye’deki tüm festivaller içinde akreditasyon meselesini en çok zorlaştıran ve sinema yazarlarıyla papaz olan festival olmaya bu yıl da devam etti. Her yıl bu konu hakkında birçok sinema yazarı çeşitli eleştirilerini dile getirse de bunlardan ders alınmamış gözüküyor. Maillere, telefonlara, mesajlara cevap vermeyen bir basın sorumlusu ve “7 gün, 3 gün, yol + konaklamanı kendin karşılarsan gel” şeklinde üçe ayrılan hakkaniyetsiz akredite sistemi hala devam etmekte. Festivalde bu yıl SİYAD ödülünün olmaması, festival ve SİYAD arasındaki uçurumu giderek artırmaya başladı. Magazin dünyasından isimlerin varlığı daha da artarken akredite sistemi ve basın sorumlusunun davranışları yüzünden “küstürülen”  sinema yazarlarının sayısı azalıyor. Bu konuda en yakın zamanda kalıcı bir çözüm üretilmesi gerekiyor. Festival gelecek yıl için bunları dikkate alır ya da almaz ama bizler sinema yazarları olarak her sene üzerine basarak bunu söylemeye devam edeceğiz.

MANCHESTER BY THE SEA – NERUDA

2017 Oscar Ödülleri’ne adaylıklarıyla damgasını vurması beklenen Kenneth Lonergan filmi Manchester by the Sea ve Pablo Larrain’in Pablo Neruda biyografisi Neruda festivalde Türkiye prömiyerlerini gerçekleştirdi. Sinemaseverlerin çok merak ettiği filmler olmasına rağmen nedense bu iki filmin tanıtımı çok fazla yapılmadı. Sadece bu iki filmi görmek için başka şehirlerden Antalya’ya gelen sinefiller olmasına rağmen salonların doluluk oranı beklediğimiz gibi değildi. Filmekimi’nde gösterilmiş olsa biletleri hemen tükenerek salonlarda izdiham yaratacak olan bu iki film daha iyi bir tanıtım yapılmasını hak ediyordu. Festivalin son 3 gününde görme şansına eriştiğim Manchester by the Sea ve Neruda hakkındaki kısa görüşlerim şöyle;

neruda-e1477420350541

Neruda

Şili sinemasının en iyi yönetmenlerinden Pablo Larrain’in yine Şili’nin unutulmaz figürlerinden komünist şair, yazar ve senatör Pablo Neruda’nın 1940’ların sonundaki kaçak hayatını ele aldığı film, El Club’da (2015) olduğu gibi Larrain’in usta işi yönetimiyle özel bir politik gerilime, şiir gibi bir biyografiye dönüşüyor. Larrain sinemasına göre daha konvansiyonel bir anlatısı olan Neruda, Larrain’in 2017 Oscar Ödülleri için konuşulmaya başlanan Jackie filmi öncesi Hollywood’a geçişinin habercisi niteliği taşıyor. Larrain, daha ana akım biyografik şablonda bile kendi arthouse sinemasının kodlarından görsel ve kurgusal olarak ödün vermiyor. Dış ses anlatısı, zaman – mekan algısını yok eden bazı sekanslar, El Club’ın kirli ve puslu havasını anımsatan sinematografik tercihler Larrain’in “auteur” kimliğine uygun biçimci tercihleri. Neruda rolünde Luis Gnecco ve dedektif Oscar Peluchonneau rolünde Gael Garcia Bernal unutulmaz performans sergiliyorlar.

8/10

manchester-by-the-sea

Manchester by the Sea

Kenneth Lonergan’ın Margaret (2011)’ten 5 yıl sonra gelen yeni filmi Manchester by the Sea, dramatik yapısını yas ve suçluluk duygusu üzerine konumlandıran, her biri çok iyi yazılmış karakterlere sahip olan, son yılların en güçlü dram filmlerinden. Lonergan’ın etkileyici kalemi, sade ve dingin planlarla bezeli yönetmenlik anlayışıyla birleşmiş. Özellikle filmde flashback sahnelerinin girdiği kısımlar kurguculara örnek teşkil edecek kadar temiz ve pürüzsüz kotarılmış. İzleyicinin yüreğini dağlamayı başaran, arada sert bıçak darbeleriyle acıtan ama mizahi sahneleriyle de durumu dengelemeye çalışan senaryosunun yanında filmin en büyük gücü kuşkusuz oyunculukları. Casey Affleck başta olmak üzere Michelle Williams, Kyle Chandler ve Lucas Hedges oldukça güçlü performanslara sahipler. Affleck’in Oscar sezonunda en iyi erkek oyuncu adaylığı alabilme ihtimali yüksek.

8,5/10

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 25, 2016 in 2012, Festivaller

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

53. Antalya Film Festivali İzlenimleri

Antalya’da festival coşkusu bu yıl 53. defa düzenlenen Uluslararası Antalya Film Festivali’yle başladı ve devam ediyor. SM360 Digital Agency’nin (www.sosyalmedya360.com)’nin davetiyle katıldığımız festivalde neredeyse sona gelindi. Buna rağmen şehrin her yanına yayılan festival havası tam gaz devam etmekte.

antalya

Audrey Tautou, Asghar Farhadi, Harvey Keitel, John Savage, Rachid Djaidani, Armand Assante, Esai Morales, Andie Macdowell ve Tara Fitzgerald gibi dünyaca ünlü yönetmen ve oyuncuların her an karşınıza çıkabileceği festival Darth Vader, Chewbacca, Transformers gibi animasyon karakterlerle şenlenen festival yolu, her yıl önemi daha da artan Antalya Film Forum, günlük çıkan festival gazetesi, Tarık Akan anısına oluşturulan anı defteri, söyleşiler, konferanslar,  kitap imza günleri, atölyeler, konserler, kutlamalar ve partilerle ihtişamını koruyor.

tarik-akan

Ulusal yarışma seçkisinin son birkaç yıla oranla daha güçlü olduğu festivalin en çok öne çıkan yerli yapımları Albüm, Tereddüt, Rüzgarda Salınan Nilüfer ve Babamın Kanatları. Cannes Film Festivali başta olmak üzere birçok festivalden dünya sinemasının en yeni örneklerini gördüğümüz Uluslararası Seçki de gayet güçlü. Özellikle yılın merakla beklenen yapımlarından Manchester by the Sea ve Neruda’yı Türkiye’de ilk kez izleyebilme olanağının sağlanması Antalya dışından birçok sinemaseveri şehre getirmeye yetti bile.

actors-panel

Ulusal Yarışma seçkisinde izleme fırsatı bulduğumuz Rüzgarda Salınan Nilüfer, Tereddüt, Genç Pehlivanlar ve Toz filmlerine dair düşüncelerimiz ise şöyle;

Tereddüt

Yeşim Ustaoğlu’nun Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan, Antalya Film Festivali’nde ise Türkiye’de ilk defa izleyiciyle buluşan son filmi Tereddüt, farklı sınıftan gelen iki kadının iç içe geçen yaşamlarını “erkek tahakkümü” ortak paydasında birleştiriyor. Psikolog – hasta ilişkisi şeklinde hikayeleri bir araya getirilen Şehnaz ve Elmas karakterleri Funda Eryiğit ve Ecem Uzun’un güçlü performanslarıyla oyunculuk gösterisine dönüşüyor. İkili arasındaki terapi seansı filmin en güçlü sahnelerinden biri. Ustaoğlu’nun usta işi yönetimi, deneysel kadrajları ve gerçeküstücü rüya sahneleriyle öne çıkan sinematografi çalışması, Türk sineması içerisinde cesurluğuyla öne çıkan sevişme sahneleri takdiri hak ediyor.

4/5

 tereddut

Rüzgarda Salınan Nilüfer

Seren Yüce, Çoğunluk’tan tam 6 yıl sonra çektiği ikinci filmi Rüzgarda Salınan Nilüfer ile aynı başarısını devam ettiriyor. Çoğunluk’ta muhafazakar ve milliyetçi orta sınıf bir aileyi mercek altına alan Yüce, burada eleştiri oklarını elit tabakaya, burjuvaya çeviriyor. İki filmde de çok iyi bir gözlemci olduğunu kanıtlayan Yüce, yine nokta atışı tespitleriyle, güldürürken düşündüren eleştirileriyle dolu, ele aldığı kesimin ahlaki ikiyüzlülüğünü yüzümüze vuran güçlü bir senaryoyla karşımızda. Yüce’nin yönetmenliği ve filmdeki görüntü yönetimi çalışması Çoğunluk’ta olduğu gibi senaryonun önüne geçmeyen bir sadelikte ve bütünü içinde tutarlı. Tolga Tekin, Songül Öden, Tülay Günal ve Eraslan Sağlam’ın başarılı oyunculukları filmin gücünün bir tık daha artmasında büyük etken.

4/5

nilufer1

Genç Pehlivanlar

Mete Gümürhan’ın belgesel filmi Genç Pehlivanlar, şampiyon olması için yetiştirilen güreşçi çocukların yatılı güreş okulundaki yaşantılarına, hırslarına, çekişmelerine, ergenlik sancılarına ve gündelik sorunlarına odaklanıyor. Genç Pehlivanlar’ı çoğu türdeş filminden ayıracak en öne çıkan özelliği ise içinde herhangi bir röportaj bulundurmaması. Baştan sonra kurmaca / belgesel havası taşıyan film, kamerayı gözlemci konumunda karakterlerin peşinden sürüklüyor. Filmin “kurmaca” türüne de göz kırpması belgeseldeki bazı kişilerin repliklerinin yapay gözükmesine neden olabiliyor, zira kurmaca ve belgesel arasındaki dengeyi sağlayabilmek zor iş. Deneyimli kurgucu Ali Aga’nın kurgusuyla yenilenen Genç Pehlivanlar, önceki versiyonuna göre daha bir dinamizm kazanıyor ve en azından “belge” niteliği taşıyor.

2,5/5

genc-pehlivanlar

Toz

Gözde Kural’ın ilk uzun metrajlı filmi olan Toz, İstanbul’dan Afganistan’a uzanan bir yol hikayesi. Annesinin ölümünün ardından vasiyetini yerine getirmek için Afganistan’a tek başına yolcuğu çıkan Azra’nın, aile sırlarını çözmeye çalışırken savaşın insanların kaderleri üzerindeki etkilerine tanık olduğu ve Afganistan’da kadın olarak yaşamanın zorluklarını deneyimlediği bir yolculuk bu. Hikayenin giriş, gelişme ve sonuç kısımlarında işlemeyen çok sahne mevcut. Filmin kendine biçim arayışı ise bir noktadan sonradan tutarsız olmaya başlıyor. Kısa sürmesi gereken kimi sahneler çok uzun, uzun sürmesi gereken kimi sahneler çok kısa tutulmuş. Afganistan genel planları başarılıyken, yakın planlarda dizi estetiğine kayış söz konusu. Afganistan’daki yan karakterlerin dramatik çatısı kurulmuş ama Azra’nın iki erkek kardeşi işlevsiz kalmış. Öykü Karayel ise filmin bu çelişkili tercihleri arasında baştan sona tutarlı performansıyla öne çıkmayı başarmış.

2/5

toz

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 25, 2016 in Festivaller

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,