RSS

Etiket arşivi: oscar

74. Altın Küre Ödülleri Değerlendirmesi

Dün gece gerçekleştirilen 74. Altın Küre ödülleri beklenildiği gibi Damien Chazelle’in müzikali La La Land’ın geceye damga vurmasıyla sonuçlandı. Komedi / müzikal kategorisinde en iyi film, en iyi erkek oyuncu (Ryan Gosling), en iyi kadın oyuncu (Emma Stone) ve genel kategorilerde en iyi yönetmen, en iyi senaryo, en iyi özgün müzik, en iyi özgün şarkı dahil olmak üzere 7 ödülle ayrılan La La Land, Altın Küre tarihinin rekorunu kırmış oldu. Bu rekor daha önce toplamda 6 ödül kazanan One Flew Over the Cuckoo’s Nest (1975) ve Midnight Express (1978) filmlerine aitti. En iyi drama ödülünü yılın favori filmlerinden Moonlight’ın kazanması zaten beklenilen bir durumdu. Esas sürpriz ise Moonlight’ın en iyi filmi kazanmasına rağmen başka hiçbir ödüle layık görülmemesiydi. Eğer La La Land ve Moonlight en iyi film için aynı dalda yarışmış olsaydı muhtemelen Moonlight geceden sıfır çekmiş olarak ayrılacaktı.

lalalandmovie

Bu yılki Altın Küre töreni özellikle 4,5 dakikalık muazzam açılışıyla hafızalarda yer edindi. Sunucu Jimmy Fallon başta olmak üzere, Nicole Kidman, Amy Adams, Ryan Reynolds, Stranger Things dizisindeki çocuk oyuncular, Evan Rachel Wood ve daha birçok ismin bulunduğu şov adeta La La Land’in geceye damga vuracağını en baştan ilan eder gibiydi. La La Land’in açılışındaki müzikal sahnenin ve filmin içinden birçok akılda kalıcı sahnenin parodisini oldukça eğlenceli ve kaliteli bir şekilde gözler önüne seren tören, sunum konusunda ilerleyen dakikalarda bu açılışı arattı. Fallon, geçtiğimiz yıl töreni sunan Ricky Gervais kadar akılda kalıcı bir sunum hazırlayamadı, zaten sahnede de toplamda 10 dakika bile görünmedi. Hafızalara kazınacak bir başka an ise Meryl Streep’e “Onur Ödülü” takdim edildiği andı. Alkışların ve gözyaşlarının durmadığı anda Streep, yakın zamanda A.B.D başkanı seçilen Donald Trump’ı eleştiren politik bir konuşma yaparak törene damgasını vurdu.

streep1

En iyi erkek oyuncu -drama- kategorisinde Casey Affleck, en iyi kadın oyuncu –komedi/müzikal- kategorisinde Emma Stone favori olarak çıktıkları yarıştan ödülle ayrıldı ve Oscar için iddialarını sürdürdü. Affleck’in en yakın rakibi Denzel Washington’un burada kazanamaması Affleck’in önünü daha da açmaya yaradı. Emma Stone’un şansı ise Oscar’da Affleck kadar kolay olmayacak, zira Küre’de aynı kategoride yarışmadığı Natalie Portman ve Isabelle Huppert ile karşılaşarak çetin bir yarışa girecek. En iyi erkek oyuncu –komedi/müzikal- kategorisinde Ryan Gosling tahmin edildiği gibi yakın rakipleri Ryan Reynolds ve Hugh Grant’i geride bırakarak ödüle uzandı. Bu ödülün normal şartlarda en iyi erkek oyuncu kategorisinde çok iddiası bulunmayan Gosling’in Oscar’da ilk 5’e girmesine yetip yetmeyeceğini bekleyip göreceğiz.

74th Annual Golden Globe Awards - Season 74

En iyi kadın oyuncu –drama- kategorisinde ise kesin bir şekilde Natalie Portman’ın üçüncü Altın Küre’sini kazanması bekleniyordu ama usta Fransız aktris Isabelle Huppert da yarıştan kopmayarak Portman’ın en yakın takipçisiydi. Huppert’ın Elle filmindeki performansıyla ödülü hak ettiği konusunda çoğu kişi hem fikirdi fakat Fransız oyuncu olması, Hollywood projelerinde genel olarak yer almaması, daha önce Altın Küre ya da Oscar’a aday gösterilmemesi gibi sebepler yüzünden ibre Portman’ın kazanacağını gösteriyordu. Nitekim, ödülü Huppert’ın kazanması sevinçle karşılandı ve büyük bir alkış tufanı koptu. Huppert, bu galibiyetle Oscar adaylığını garantiledi fakat Portman ve Stone ile çetin bir yarışa gireceğinden orada ödülü kazanmasının Küre’dekinden daha zorlu olacağı bir gerçek.

huppert

Yardımcı kadın oyuncu kategorisinde tiyatrodan uyarlanan Fences’taki performansıyla Viola Davis açık ara favoriydi ve ödülü kendisini geriden takip eden Michelle Williams’a kaptırmayarak Oscar’ı da garantiledi. Törenin en büyük sürprizlerinden biri ise yardımcı erkek oyuncu kategorisinde oldu. Eleştirmen birliklerinin hemen hemen hepsinde galip gelen Mahershala Ali’nin Moonlight’taki performansıyla ödülü alması en garanti dallardan biri olarak gözüküyordu. Eğer bir takipçisi olacaksa da Hell or High Water’daki performansıyla Jeff Bridges ikinci sıradaydı. Ödülü ise Nocturnal Animals’taki performansıyla Aaron Taylor-Johnson’ın kazanması şok etkisi yarattı. Hollywood’ta yeterince sevilmeyen ve Oscar’a aday olma şansını da gün geçtikçe iyice yitiren Nocturnal Animals’ın hakkını HFPA yönetmen, senaryo ve yardımcı erkek oyuncu dallarında aday yaparak vermişti. Fakat bu dalda bazı eleştirmen birliklerinde de olduğu gibi aynı filmden Michael Shannon’un aday olması beklenirken HFPA, Shannon’u aday yapmayıp Johnson’u seçti. Çoğu birliğe aday edilmeyen, edildiği zaman da muhtemelen 4. ya da 5. sıradan dahil edilen bir isimdi Shannon. Bu yüzden Johnson’ın dala 5. sıradan girdiği ve adaylık kontenjanını doldurduğu düşünülürken ödüle uzanması çok net bir sürprizdi. Johnson’un normalde Oscar’a aday olması için tahminlerde adı bile geçmemesine rağmen Altın Küre ödülüne uzanması onun Akademi’de ilk 5 aday arasına girmesine yetip yetmeyeceği merak konusu.

la-aaron-taylor-johnson-20170108

En iyi yönetmen dalının Damien Chazelle ve Barry Jenkins arasında geçmesi bekleniyordu. Neticede dramada Moonlight’ın, komedi/müzikalde La La Land’in galip geleceği herkes tarafından tahmin ediliyordu. Dolayısıyla yönetmen ödülünün bu ikisinden birine gideceği garantiydi ve Chazelle biçimi öne çıkaran gösterişli yönetmenliğiyle bir adım daha öndeydi. Beklenildiği gibi Chazelle en iyi yönetmen ödülüne ulaşarak Oscar’da da bu önemli kategorinin favorisi olacağını gösterdi. Törenin en büyük sürprizi ise senaryo ödülünde yaşandı. La La Land, yönetimiyle, oyunculuklarıyla, müzikleriyle, şarkılarıyla, sinematografisiyle, kurgusuyla, sanat yönetimiyle, kostüm tasarımıyla her ne kadar herkesin kalbini çalmış olsa da, bunlara kıyasla zayıf bir noktası varsa onun da senaryosu olduğu konusunda da filmin hayranları bile hem fikirdi. Neticede senaryosu kusursuz derecede çarpıcı Manchester by the Sea ve henüz izleyemesek de yılın en etkileyici senaryolarından biri olduğu söylenen Moonlight arasında geçmesi beklenen ödülün La La Land’a gitmesini çoğu kişi beklemiyordu. HFPA, La La Land’i o kadar çok sevmiş olacak ki, senaryo ödülünü de gözü kapalı vermekte bir sorun görmedi ama ödülün açık ara Manchester by the Sea’nin hakkı olduğunu düşünen birçok La La Land hayranı sosyal medyada yorumlarını esirgemedi.

74th Annual Golden Globe Awards, Press Room, Los Angeles, USA - 08 Jan 2017

Özgün müzik ve özgün şarkı dallarında adeta rakipsiz olan Justin Hurwitz, La La Land’teki olağanüstü besteleri ve filmden çıktıktan sonra herkesin defalarca dinlediği “City of Stars” şarkısıyla zorlanmadan zafere ulaştı. Oscar ödüllerinde de müzik ve şarkı dallarında durumun değişmeyeceğini gönül rahatlığıyla söylemek mümkün hale geldi. Animasyonda Zootopia ve Kubo arasındaki çekişme Zootopia lehine sonuçlanınca aylar önce müthiş bir çıkış yapmasına rağmen son zamanlarda popülaritesini kaybeden Zootopia, Oscar için tekrar favori olduğunu hatırlattı. Yabancı dilde en iyi film kategorisinde ise eleştirmenlerin ve izleyicilerin favorisi olan ve ödülü kazanmasına çoğu kişi tarafından kesin gözüyle bakılan Toni Erdmann, Cannes Film Festivali’nden sonra Altın Küre’den de eli boş döndü. Ödülü Paul Verhoeven’in sansasyonel filmi Elle’nin kazanması ve Isabelle Huppert’ın da kadın oyuncu ödülünü alması, Elle’yi La La Land’ten sonra gecenin en çok ödül kazanan ikinci filmi haline getirdi. Oscar’da “yabancı dilde en iyi film” kategorisinde ilk 9’da bulunmayan Elle, dolayısıyla orada Toni Erdmann’ın rakibi olamayacak. Fakat buna rağmen Toni Erdmann’ın aslında geçtiğimiz yıllardaki “Amour”, “A Separation”, “La Grande Bellezza”, “Son of Saul” zaferleri kadar kesin bir favori olmadığı anlaşıldı. Oscar’da Elle olmasa bile The Salesman ya da Land of Mine ile yine bir yarış içine gireceği kesinleşti.

154a2d-20170109-justin-hurwitz

La La Land, Altın Küre’den 7 ödülle ayrılmasının ardından Oscar’ın da favorisi haline geldi fakat Oscar ve Altın Küre tercihlerinin çoğu zaman farklı olabildiği gerçeğini de göz önünde bulundurmak gerek. Bu yüzden Moonlight’ın hala Oscar’da La La Land’in en güçlü rakibi olduğunu unutmamalı. La La Land’in burada kazandığı en iyi erkek oyuncu ve en iyi senaryo ödüllerini Oscar’da kazanamayacağı çok yüksek ihtimal. En kötü senaryoda en iyi kadın oyuncu ödülünü Portman ya da Huppert’tan biri, en iyi film ödülünü Oscar’da Moonlight kazansa bile garanti ödülü 3’e düşüyor. Fakat Altın Küre’de olmayan sinematografi, kurgu, ses kurgusu, ses miksajı, sanat yönetimi, kostüm tasarımı gibi dallar esasında La La Land’in en güçlü olduğu dallar. Bunların çoğunda favori olduğunu düşünürsek La La Land -en iyi filmi alamasa bile- en az Altın Küre’de aldığı 7 ödüle Oscar ödül töreninde de ulaşarak bu yıl en çok ödül kazanan film olarak ayrılacaktır.

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 10, 2017 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

74. Altın Küre Ödül Tahminleri

74. Altın Küre ödülleri 8 Ocak 2017 akşamı sahiplerini bulacak. Drama dalında en iyi film ödülünün şu ana kadar 130’a yakın ödül kazanan Moonlight ile 85 ödüle sahip Manchester by the Sea arasında geçmesi beklenirken, komedi/müzikal dalında ise 100’den fazla ödülün sahibi La La Land favori gözüküyor. Oyunculuk dallarında ise Casey Affleck, Emma Stone, Natalie Portman, Ryan Gosling, Mahershala Ali ve Viola Davis’in rakiplerine kıyasla ödüle bir adım daha yakın olduklarını söyleyebiliriz.

14 dalda verilecek olan Altın Küre ödüllerinde La La Land’in 6 dalda ödül kazanarak geceye damga vurması garanti gözükürken, Moonlight ve Manchester by the Sea’nin de duruma göre 2 ya da 3 ödül kazanması olası duruyor. Ödül gecesine iki gün kalmışken “kim alır?”, “en yakın rakibi” “ve “kim almalı?” şeklinde tahminlerimiz ve isteklerimiz şöyle;

En İyi Drama

Adaylar: Moonlight, Manchester by the Sea, Lion, Hacksaw Ridge, Hell or High Water

Kim alır?: Moonlight -%70-

En yakın rakibi: Manchester by the Sea – %30-

Kim almalı?: Manchester by the Sea (Moonlight’ı henüz izleyemedik)

moonlight

En İyi Müzikal/Komedi

Adaylar: La La Land, Deadpool, Florence Foster Jenkins, 20th Century Women, Sing Street

Kim alır?: La La Land -%100-

En yakın rakibi: Deadpool

Kim almalı?: La La Land

la-la-land

En İyi Erkek Oyuncu – Drama

Adaylar: Casey Affleck, Denzel Washington, Joel Edgerton, Andrew Garfield, Viggo Mortensen

Kim alır?: Casey Affleck (Manchester by the Sea) -%75-

En yakın rakibi: Denzel Washington (Fences) – %25-

Kim almalı?: Casey Affleck (Manchester by the Sea)

casey

En İyi Erkek Oyuncu – Müzikal/Komedi

Adaylar: Ryan Gosling, Ryan Reynolds, Hugh Grant, Colin Farrell, Jonah Hill

Kim alır?: Ryan Gosling (La La Land) -%60-

En yakın rakibi: Ryan Reynolds (Deadpool) -%30-, Hugh Grant (Florence) – %10-

Kim almalı?: Colin Farrell (The Lobster)

ryan-gosling-la-la-land-trailer-2016-billboard-1548

En İyi Kadın Oyuncu – Drama

Adaylar: Natalie Portman, Isabelle Huppert, Ruth Negga, Amy Adams, Jessica Chastain

Kim alır?: Natalie Portman (Jackie) -%100-

En yakın rakibi: Isabelle Huppert (Elle)

Kim almalı?: Isabelle Huppert (Elle) (Jackie’yi henüz izleyemedik)

jackie

En İyi Kadın Oyuncu – Müzikal/Komedi

Adaylar: Emma Stone, Meryl Streep, Annette Bening, Lily Collins, Hailee Steinfeld

Kim alır?: Emma Stone (La La Land) -%75-

En yakın rakibi: Meryl Streep (Florence Foster Jenkins) -%25-

Kim almalı?: Emma Stone (La La Land)

la-la-land-movie-images-emma-stone-ryan-gosling1

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Adaylar: Mahershala Ali, Jeff Bridges, Aaron Taylor Johnson, Dev Patel, Simon Helberg

Kim alır?: Mahershala Ali (Moonlight) – %100-

En yakın rakibi: Jeff Bridges (Hell or High Water)

Kim almalı?: Aaron Taylor-Johnson (Nocturnal Animals) –Moonlight’ı henüz izleyemedik-

mahershala-ali-moonlight

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Adaylar: Viola Davis, Michelle Williams, Nicole Kidman, Naomie Harris, Octavia Spencer

Kim alır?: Viola Davis (Fences) -%100-

En yakın rakibi: Michelle Williams (Manchester by the Sea)

Kim almalı? Michelle Williams (Manchester by the Sea) –Moonlight, Lion ve Hidden Figures’i henüz izleyemedik-

violadavis

En İyi Yönetmen

Adaylar: Damien Chazelle, Barry Jenkins, Mel Gibson, Tom Ford, Kenneth Lonergan

Kim alır?: Damien Chazelle (La La Land) – %75-

En yakın rakibi: Barry Jenkins (Moonlight) – %25-

Kim almalı?: Tom Ford (Nocturnal Animals) (Moonlight’ı henüz izleyemedik)

LLL PP _0004.NEF

En İyi Senaryo

Adaylar: Manchester by the Sea, Moonlight, La La Land, Nocturnal Animals, Hell or High Water

Kim alır?: Kenneth Lonergan (Manchester by the Sea) – %60-

En yakın rakibi: Barry Jenkins (Moonlight) -%40-

Kim almalı?: Kenneth Lonergan (Manchester by the Sea) –Moonlight’ı izleyemedik-

casey-affleck-and-kenneth-lonergan-on-the-set-of-manchester-by-the-sea

En İyi Animasyon

Adaylar: Zootopia, Kubo, Moana, Ma vie de Courgette, Sing

Kim alır?: Zootopia -%75-

En yakın rakibi: Kubo -%25-

Kim almalı?: Zootopia

zootopia

Yabancı Dilde En İyi Film

Adaylar: Toni Erdmann, Neruda, The Salesman, Divines, Elle

Kim alır?: Toni Erdmann -%60-

En yakın rakibi: Neruda -%30-, Divines -%10-

Kim almalı?: Elle

tonierdmann

En İyi Özgün Müzik

Adaylar: La La Land, Arrival, Moonlight, Lion, Hidden Figures

Kim alır?: Justin Hurwitz (La La Land) -%100-

En yakın rakibi: Yok

Kim almalı?: Justin Hurwitz (La La Land)

lalalandmusic

En İyi Orijinal Şarkı

Adaylar: La La Land, Moana, Gold, Sing, Trolls

Kim alır?: City of Stars (La La Land) – %100-

En yakın rakibi: Yok

Kim almalı?: City of Stars (La La Land)

cityofstars

 

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 6, 2017 in 2012, Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

“Room” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

Room-banner-poster

Serkan Çellik: Room beni etkiledi. Bu malzeme daha iyi anlatılamazdı. Senaryo Oscar’ı alırsa sevinirim 8/10

Halil İbrahim Sağlam: Room’un ilk yarısında seyirciyi şok etmeyi amaçlayan konusu ve buna uygun atmosferi fena olmayan bir şekilde işliyor. 1 saatlik ilk yarısı bittiğinde konusunu tamamlamasına rağmen “1 saat daha uzatacağım inadı” gelince Türk dizileri misali sakız gibi uzayan ağdalı bir melodrama dönüşüyor. Üstelik ilk yarıda görsel anlamda kurduğu yapıyı mahvedip ikinci yarıda sinematografik açıdan Samanyolu Tv filmleri kalitesizliğine düşüyor. Çocuk oyuncu Jacob Tremblay çok iyi. Ödüllere boğulan Brie Larson ise Jennifer Lawrence’ın “ağlamalı, bağırmalı” performanslarının makyajsız vasat bir taklidi olmaktan öteye gidemiyor.

Serdar Durdu: Room’u yakaladığı duygusal damar ve hikayeleme biçimi sebebiyle epey beğendim. Yılın hoş sürprizlerinden..

Murat Karakuş: Room, ilk yarısında sıkışmışlık hissi yaratmayı başarsa da vasat sularda geziniyor. ikinci yarısında o da kaybolunca ağdalı drama evriliyor. Filmin Oscar adaylıklarını özellikle de yönetmenlik adaylığını aşırı buldum.

Bertu Yılmaz: Room muazzam bir atmosfere ve çekime sahip bir film. Her sahnesinde karakterlerle beraber ben de tıkılı kaldım, sıkıldım, gerildim, korktum.

Müjde Işıl: Room, 3 farklı film yapılabilecek 3 duygusal süreci tek filme sığdırmaya çalışmış. Çok dağılmış ve hedefini kaybetmiş bir film.

Furkan Kocaaslan: Room oldukça farklı, dokunaklı bir hikaye ve harcanmadan gayet güzel işlenmiş. Çok sevdim.

Güzin Tekeş: Room, hikayesinin dramatikliğine fazla güvenmiş bir yönetmenin elinden çıkan vasat bir yapım.. Filmdeki en iyi şey çocuk oyuncu Jacob Tremblay’ın performansı.

Ebru Çavdarlı: Room: İlk yarısı baya sıkı başlıyor ama ikinci yarıda bir o kadar düşüşe geçiyor. İyi film ama bir Oscar adaylığı alacak kadar değil.

Tanju Baran: Room, içinde bulunduğu deryanın kıymetini bilmediğinden bir noktadan sonra sudan çıkmış balığa dönüyor.

Fatih Şahin: Room’un ikinci yarısını komple unutmak istiyorum.

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 17, 2016 in 2012, Haberler

 

Etiketler: , , , , , , ,

“The Revenant” Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler

revenant

Halil İbrahim Sağlam: The Revenant, Kill Bill’den bu yana çekilen en iyi intikam filmi. Inarritu ve Lubezki’den vahşi ve dondurucu bir sinemasal gövde gösterisi. Bu yıl izlediğim tüm Hollywood filmlerinin üzerinde. Leonardo DiCaprio fiziksel olarak kendisini epey zorladığı efsane performansıyla bu sefer Oscar’ı kazanır. Tom Hardy de tuhaf aksanlı karakteriyle unutulmaz bir kötü adam portresi çiziyor.

Murat Karakuş: The Revenant, çarpıcı bir intikam öyküsü eşliğinde insan doğasının karanlığına yolculuğa çıkarıyor. Cehennemvari atmosferi çok etkileyici. Inarritu’nun en iyi filmi mi tartışılır ama benim en beğendiğim filmi oldu. DiCaprio muazzam, net şekilde Oscar’ı kazanmalı.

M. Furkan Kocaaslan: The Revenant, hipnotize edici, muazzam bir sinema deneyimi. Tabiri caizse “delice” bir iş. Büyüleyici, doyamadım.

Faruk Songur: The Revenant nefes kesici bir ayakta kalma mücadelesi ve intikam öyküsü. Inarritu hedefi 12’den vuruyor. Lubezki hat-trick yapsa yeridir.

Gizem Çalışır: The Revenant, dondurucu bir kış günü dışarıdan eve geldiğinizde soğuktan buz tutmuş elleriniz yanmaya başlar ya hani işte öyle yakıyor!

Banu Bozdemir: Diriliş arkasındaki bin yıllık kavganın ötesinde insanın yeniden yeniden dirilttigi şiddetin öyküsü bir anlamda. DiCaprio da gayet iyi!

Kerem Akça: The Revenant’ta öncelikle iki müthiş performans var: DiCaprio ve Hardy. Daha ziyade Lubezki’nin filmi olmuş. 19. yüzyılı, karlı doğayı, insanoğlunu, vahşiliği fotoğraflama becerisi üst düzey…

Müjde Işıl: The Revenant, kötü adamı abartmak için süreyi gereksiz uzatıyor. Bence olayın özü, son karede… Ve o kare filmin bütününden çok daha iyi. Tom Hardy’nin The Revenant’taki performansı,2 zıt değerlendirmeye de açık.Ya rolünü çok iyi giymiş veya abartmakta sınır tanımamış.Oyum 2.ye

Kaan Kavuşan: Revenant’ın en büyük başarısı, karakterden sadece iki-üç adım uzaktaymışsınız gibi hissettirmesi. Sanki üç adım atsan tutacaksın.

Fatma Özdemir: The Revenant son derece etkileyici bir intikam filmi.Inarritu-Lubezki işbirliği izleyiciye yine mükemmel bir atmosfer ve seyir zevki sunuyor

Mehmet Ali Erkaya: The Revenant’a bayıldım. Inarritu’yu döneminde izleyebilmek bence büyük bir şans.

Çetin Cem Yılmaz: The Revenant için söylenecek ilk şey, bunun Inarritu kadar Emmanuel Lubezki’nin de filmi olduğu. Chivo, üst üste üçüncü Oscar’ını alır.

Tuğçe Madayanti Dizici: The Revenant; beyazlar, kızılderililer, doğa, hayvanlar hepsi birbirine karşı savaş içinde ama nafile… (7/10)

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 18, 2016 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , ,

Wild Tales (Relatos Salvajes)

Damian Szifron’un geçen yıl Kış Uykusu ile birlikte Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında yarışan, bu yıl ise “En İyi Yabancı Dilde Film” dalında 5 Oscar adayından biri olmayı başaran Wild Tales, birbiriyle konu olarak bağlantısız fakat intikam fantezileri konseptiyle bağlantılı olan, altı farklı kötülük hikayesi anlatan etkili bir kara mizah örneği. Hepimiz zaman zaman kontrolü kaybedebiliriz, sinirlerimize hakim olamayız ya da haksızlığa tahammül edemeyiz. Bunun sebebi her şey olabilir. Kıskançlık, sosyal adaletsizlik, iktidar baskısı, kibir, ego, aşağılanmak, iftira atmak, aldatmak ve daha bir sürü şey. İşte, Wild Tales tam olarak bu gibi sebepler aracılığıyla insanoğlunun kontrolden çıktığı anları belgeleyerek, olayların nasıl trajikomik boyutlara varabileceğini gözler önüne seriyor.

wildtales3

İntikam üzerine şekillenen ve bir uçakta geçen ilk hikaye, adım adım sürprizlerini artıran, merak duygusu ve mizahi yapısını tavan yaptıran, etkili bir açılış sekansı aynı zamanda. Diğer hikayelere göre daha absürt ve gerçekdışı ama sevginin önemine ve sevgisizliğin oluşturduğu nefret duygusuna işaret ediyor. İkinci hikaye, bir restoranı odak noktasına alarak geçmişle hesaplaşma ekseninde adalet ve intikam duygularını tartışmaya yatırıyor. Heyecan verici ve en keyifli hikayelerden biri olan üçüncü bölüm, yolda arabalar üzerinden başlayan bir atışmayı nefret, hırs, sınıf çatışması ve gurur mücadelesine dönüştürüyor, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine malzeme olabilecek türden vahşi ama aynı zamanda komik bir anı belgeliyor.

Dördüncü ve beşinci hikayeler filmin en politik ve aynı zamanda ülkemizle paralellikler kurabileceğimiz kısımları. Ricardo Darin’in başrolde yer aldığı dördüncü hikaye, “araba çekme” mevzusu üzerinden ülkedeki sömürü düzenini gözler önüne seren, bireyin sisteme karşı mücadelesini esas alan ve doğrudan devlete eleştiri oklarını yönelten, yine intikam soslu bir hikaye. Beşinci öykü ise zengin bir ailenin çocuğunun gece yarısı arabayla kaza yaparak hamile bir kadının ölümüne sebep olduğu (bir yerlerden tanıdık geldi mi?), olayın üzerinin polisler ve avukatlar aracılığıyla örtbas edilmeye çalışıldığı, güçlünün güçsüzü ezdiği, çıkar ilişkilerinin, pazarlıkların cirit attığı bir adaletsiz sistem panoraması. Son hikaye ise aşk, aldatma, evlilik, nefret ve intikam duygularına odaklanan bir düğün atmosferi yaratıyor. Özellikle bu bölümün hem mizah hem tempo açısından oldukça eğlenceli ve hareketli olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda sinema tarihi, akıllardan çıkmayacak çılgın bir düğün sahnesi kazanmış oluyor.

wildtales1

Damian Szifron, her biri başlı başına kısa film sayılabilecek güçteki bu altı hikayeyi, ilerledikçe süresi artan bölümler olarak tasarlamış. Sırasıyla bölümlerin süresi 9, 10, 19, 23, 24 ve 30 dakika. Hikayelerin her biri Gustavo Santaolalla’nın, bölümlerin ruhuna güç katıcı ve akılda kalıcı müzikleriyle donatılırken, görsel düzenleme ve yapısı her daim seyircinin ilgisini çekecek şekilde tasarlanmış. Evet, Wild Tales kesinlikle seyirci dostu bir film. Gösterildiği her yerde seyirciden aldığı süper reaksiyonlar konuşuluyor. Özellikle Arjantin’in Oscar’larında 14 dalda 21 adaylık aldığını ve “En İyi Film” dahil bunların 11’ini ödüle çevirerek adeta esip gürlediğini belirtmek gerek. Bu durumda filmin oldukça olumlu eleştiriler almasına rağmen Cannes’dan ödülsüz dönmesi ise aslında anlaşılabilecek bir durum. Zira, geçtiğimiz yılın en seyirci dostu filmlerinden Gone Girl (2014) de beklediği ödülleri hatta adaylıkları alamamıştı. Bazı filmler çok iyi olsa da seyirci tarafından fazla benimsendiği ya da popülerleştiği zaman nedense ödül zamanları hor görülmeye başlanabiliyor. Dolayısıyla Cannes’ın ciddi havasında Wild Tales gibi eğlenceli bir filmin “salondayken kahkaha atan ama film bitince etrafına bakıp öksürerek ciddileşen” birçok ödül sezonu sevicisi yarattığını tahmin etmek zor olmasa gerek! Wild Tales’i “Ödüllü filmler mutlaka uzun planları olan sıkıcı sanat filmleridir” yargısındaki eş, dost, akraba, arkadaş, tüm tanıdıklarınıza gönül rahatlığıyla izlettirebilirsiniz. Emin olun ki, hem çok eğlenecek hem de üzerine epey düşüneceksiniz.

4 / 5

 
Yorum yapın

Yazan: Ağustos 15, 2015 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , , , , ,

The Theory of Everything

Man on Wire (2008) ve Project Nim (2011) gibi ödüllü belgeselleriyle bilinen, 2012’de ise pek de konuşulmayan Shadow Dancer filmine imza atan İngiliz yönetmen James Marsh’ın yönettiği The Theory of Everything, geçen ay 87. Oscar ödüllerinden “En İyi Erkek Oyuncu” ödülüyle ayrılmıştı. İngiliz fizikçi, evrenbilimci ve teorisyen Stephen Hawking’in hayatını anlatacak bir biyografi filmi mutlaka ödül sezonlarında karşılığını bulacaktı, nitekim düşünüldüğü gibi de oldu. Peki, film Hawking’in yaşamını ne derece ve nasıl ele alıyor?

The Theory of Everything’in senaryosu  Jane Hawking’in “Travelling to Infinity: My Life with Stephen” adlı kitabından uyarlama. Dolayısıyla odak noktası Stephen Hawking olan bir filmle değil, Jane Hawking’in bakış açısı ve anılarıyla ilerleyen bir filmle karşı karşıyayız. Filmin en çok eleştirilen yönlerinden biri Hawking gibi bir dehanın buluşlarını, fikirlerini kısa süreli sahnelerle geçiştirip, Jane Hawking ile olan aşk ve evlilik ilişkisine daha çok odaklandığı yönündeydi. Jane Hawking’in kitabından uyarlanan bir senaryo olduğu için bu konuda en fazla “Keşke tamamen Stephen Hawking’in dehası, buluşları, fikirleri, genel olarak hayatı üzerine bir film olsaydı” diye sitem edebiliriz fakat elimizdeki malzemenin bu kadar olduğunu uyarlanan kitaptan dolayı kabul etmek gerekiyor. Buna rağmen fiziksel engellilik, koltuğa bağlı kalma, yüz kaslarının etkisiz hale gelmesi gibi durumlarıyla The Diving Bell and the Butterfly (2007) ile akrabalık kuran film, bir dehanın biyografik hikayesi ekseninde akıllara elbet A Beautiful Mind (2001)’ı getiriyor.

stephenhawkingbio

Fransız görüntü yönetmeni Benoit Delhomme’nin filme kattığı görsel estetik aslında birçok biyografik filme kıyasla oldukça doyurucu. Misal, bu yılki rakipleri The Imitation Game’e ya da Selma’ya göre sinematografik olarak daha çekici bir film olduğunu söyleyebiliriz. Finale doğru gerçekleşen Johann Johansson müzikleri etkili “başa sarma” sekansının da hafızalarda rahatça yer edeceği aşikar. Özellikle İzlandalı besteci Johann Johansson’un Altın Küre’yi kazanan duygusal notaları oldukça akılda kalıcı ve etkileyici. Lakin, The Theory of Everything her şeyden çok “Hawking’in hayatını başarılı bir şekilde gözler önüne seren bir film” olarak değil “Eddie Redmayne’nin Oscar projesi” olarak anılacaktır. Redmayne’nin adeta Hawking’in ta kendisi olup fiziksel açıdan girdiği dönüşüm ve bunu vücut diline uygulamaktaki başarısı filmin başarısının çok çok üstünde.

marry photo

Stephen Hawking, 2004 yapımı “Hawking” adlı bir Tv filminde Benedict Cumberbatch tarafından canlandırılmıştı. Bundan çoğu kişinin haberi dahi olmamasının sebebi Tv filmi olması gibi gözükse de aslında Cumberbatch’ın “budur” denilecek performansı sergileyememesi olarak da düşünülebilir, zira bu tarz önemli kişiliklerin hakkıyla canlandırıldığı performanslar her zaman “unutulmaz” olarak bir köşeye yazılır. Eddie Redmayne ise tam da böyle en üst seviyede bir performansa imza atarak, bundan sonra çekilecek herhangi bir Hawking filminde “aşılması güç bir doruk noktası” olarak gösterilecektir. Hala hayatta olan gerçek Stephen Hawking’in ise Eddie Redmayne’in performansını çok beğendiğini ve aynı kendisine benzediğini söylemesi de bunu doğrular nitelikte. Felicity Jones’un performansı ise elbet Redmayne’e kıyasla çok daha standart ve düz kalıyor. Pek de Oscar adaylığı gerektirecek güçte bir performans sergilediğini söyleyemeyiz, çoğu başarılı oyuncunun rahatlıkla üstesinden kalkabileceği, hatta daha fazla şeyler katabileceği bir rol neticede.

3 / 5

 
Yorum yapın

Yazan: Nisan 2, 2015 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , , , ,

87. Oscar Ödülleri Tahminleri

87. Oscar Ödülleri yarın gece açıklanacak. Geleneksel ödül tahminlerimi önce kim alır şeklinde, yüzdeleriyle ve yorumlarıyla beraber sıraladım. Daha sonra ise kim almalı şeklinde kendi kişisel favorilerimi listeledim. Keyifli okumalar.

oscarkrer

En İyi Film:

Boyhood: 1 senedir her ay ayrı bir Boyhood zaferi görmekten çoğumuza gına geldiği doğrudur. Oscar’da da durumun değişeceğini zannetmiyorum. Birdman’a karşı hemen hemen her ödül töreninde üstünlük sağladı. Akademi’nin “12 yıl” damarı tutacak ve yüksek ihtimal Boyhood kazanacaktır. (Şansı %75)

Birdman: Son anda Yapımcılar ve Yönetmenler Birliği’nden gördüğü desteğe rağmen Amerika’da herhangi bir yerde doğru düzgün Boyhood’a karşı üstünlük sağlayabilmiş değil. Akademi için fazla yenilikçi bir tercih olur, zira Birdman aslında bir Oscar filmi değil. Fakat bir ters köşe yapma ihtimali de göz önünde bulundurulmalı. (Şansı %25)

The Grand Budapest Hotel: Lay lay lom eğlencelik filmler ne zaman en iyi filmi kazanmış ki?

The Imitation Game: Bir zamanlar favori gözüküyordu göya ama artık şansı yok.

The Theory of Everything: Hiç şansı yok. Rüyasında belki görür.

Selma: Sadece film ve şarkı adayı olup da nasıl şansı olsun?

Whiplash: Öyle bir dünya yok.

American Sniper: Akademi, milliyetçilik damarı vs. acaba diye düşünenler olsa da şansı yok.

En İyi Yönetmen:

Richard Linklater (Boyhood): Film içinde hiçbir yönetmenlik dokunuşu olmamasına rağmen film dışında gerçekleşen “12 yılda çektim” büyüsünün tüm dünyayı esiri altına almasıyla bir adım önde olarak favori. Ama Inarritu’yla bir rekabet içerisinde. (Şansı %60)

Alejandro Gonzalez Inarritu (Birdman): Yönetmenler birliği ödülünü kazanmasına rağmen, filmin her saniyesindeki üstün emeğiyle hak etmesine rağmen 12 yıl damarı Inarritu’yu yakabilir. Akademi şaşaalı yönetmenlikleri sever. Bu yüzden şansı elbet var. Kazanabilir de. Favorinin en büyük plasesi. (Şansı %40)

Wes Anderson (The Grand Budapest Hotel): Akademi’den birkaç kişi belki öne çıkarabilir ama kıyasıya rekabette üçüncü adam konumunda. Pek şansı yok.

Morten Tyldum (The Imitation Game): Hiç ama hiç şansı yok.

Bennett Miller (Foxcatcher): Cannes’da en iyi yönetmeni kazanmasına ve adaylar içerisinde Inarritu’dan sonra en iyi yönetmenliği sergilemesine rağmen maalesef şansı yok.

En İyi Erkek Oyuncu:

Eddie Redmayne (The Theory of Everything): Oscar ödüllü performans tanımına bu kadar uyan bir oyun olamazdı herhalde. Akademi’nin istediği her şey var. Hastalıktan, fiziksel değişime vs. Yaşının genç olması ve rakibinin Keaton olması bazı kişilerde soru işareti yaratıyor ama aynı Akademi daha geçen yıl bunun 1000’de 1’ini sergileyemeyen Lupita Nyongo’o ya ilk oyunculuğuyla Oscar vermedi mi? 2008’deki Mickey Rourke – Sean Penn çekişmesinin Sean Penn’i olacak gibi. (Şansı %70)

Michael Keaton (Birdman): Yaşını başını almış, ilk defa Oscar’a aday gösterilmiş, çok da iyi oynanmış ve herkes tarafından sevilen bir performans. Gel gelelim ki rakibi Eddie Redmayne. Mickey Rourke’u da herkes favori görüyor ve kazanmasını istiyordu lakin karşısında tipik Oscar kompozisyonuyla Sean Penn vardı. Keaton da Rourke olarak kalacak gibi ama şansı var tabii. (Şansı %30)

Benedict Cumberbatch (The Imitation Game): Törene hiç şansı olmadığını bilerek gidip kazananı alkışlamaya odaklanmıştır bile.

Bradley Cooper (American Sniper): Üç yıl üst üste aday olmak bile kendisini mutlu etmeye yetiyordur. Seneye de aday olur, bir de kazanırsa Marlon Brando’nun rekoruna ortak olacak. Varsın şansı olmasın ne olmuş yani?

Steve Carell (Foxcatcher): Biraz daha bol mimikli, Daniel Day-Lewis tarzı bir performans sergilese ve Steve Carell oluşu bazı insanlarda önyargı bırakmasa net favori olabilirdi. Ama şansı yok artık.

En İyi Kadın Oyuncu:

Julianne Moore (Still Alice): Alzheimer’lı anne. Tipik Oscar performansı. %100 kazanacağını kendisi de biliyor. Kazanınca çıkıp beklemiyormuş, heyecanlanmış gibi yapacak. Ondan iyisi yok (Şansı %100)

Rosamund Pike (Gone Girl): Harika bir vamp kadın performansı olmasına ve hak etmesine rağmen Moore’dan dolayı hiç şansı kalmadı üzülerek.

Felicity Jones (The Theory of Everything): Niye aday oldum ben acaba diye sorguluyor mudur kendisini zaman zaman diye düşünüyorum.

Marion Cotillard (Two Days, One Night): İkinci bir “La Mome” vakası yaratamayacağını kendisi de biliyor. üstelik bu seferki performansı iyi de değil.

Reese Witherspoon (Wild): Ödül alanı alkışlar işte, Walk the Line yıllarına selam çakar vs.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:

J.K. Simmons (Whiplash): En az Heath Ledger’ın The Dark Knight senesi kadar net bir şekilde kazanacağını biliyor. Yardımcı erkek performansı olmasına rağmen herkes başrol olarak biliyor artık. Öyle yoruma can kurban o zaman. (Şansı %100)

Edward Norton (Birdman): Fight Club’tan beri ilk defa harika bir performans sergilemiş olmasına rağmen maalesef törende Simmons’u alkışlayıp etrafa gülücükler saçmak zorunda kalacak. Napalım, kader utansın be Norton!

Mark Ruffalo (Foxcatcher): Geldiği gibi gidecek işte. Ne diyeyim ki?

Ethan Hawke (Boyhood): Aday olmasının tek sebebinin 12 yıllık çekim süresince ölmemesi olduğunu kendisi de biliyor mu acaba?

Robert Duvall (The Judge): Usta Duvall yine döktürmüş, güzel oynamış, herkes önünde tören gecesi gömleğini ilikleyecek falan ama maalesef amcam, Simmons’u alkışlamak zorundasın. Tommy Lee Jones gibi somurtup küser mi acaba?

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:

Patricia Arquette (Boyhood): Basbayağı vasat bir performansla Oscar’ın net favorisi olmak nasıl bir duygu kendisine sormalı. Kazanacağını biliyor, herkes de alkışlayacak ama hak etmiyorsun be Patricia ablam. (Şansı %100)

Keira Knightley (The Imitation Game): Niye aday oldun? Neden aday oldun? Performansını Oscar’lık buluyor musun? Şimdi sen şansının olduğunu falan da düşünüyorsundur? Hadi canım! Valla mı?

Emma Stone (Birdman): Oscarlık tek monologu Keaton’a saydırdığı sahne olsa da sırf bakışlarıyla bile gözlerinden alev saçıyordu resmen. Güzelliği de cabası. Bence sen almalıydın be Emma ama ne yapalım ileride bir gün mutlaka.

Meryl Streep (Into the Woods): Meryl teyze ver elini öpeyim. Valla sen adaylık rekoru kırmaktan bıkmadın, çoğu kişi bıktı seni görmekten, ama ben bıkmadım. Valla. Senin gibisi yok. Adaylıklar sana kurban olsun. Arquette’yi alkışlamasan ne güzel olur ama!

Laura Dern (Wild): Adaylığı için şaşkınlıklar içerisindeyim. Hala hazmetmeye çalışıyorum.

En İyi Orijinal Senaryo:

The Grand Budapest Hotel: Film ödülünde ne kadar şansı yoksa senaryo ödülünde tam tersi bolca şansı mevcut. Favori hatta. (Şansı %60)

Birdman: Fişek gibi işleyen bir senaryosu olmasına rağmen bazıları çıkmış “Yeni bir şey değil ki anlattığı” vs. diyor. İşte böyle düşünenler yüzünden şansı da düşüyor. Ne edelim be! (Şansı %30)

Nightcrawler: Bence adaylar içindeki en özgün senaryo. İleride 21. yüzyılın Network’ü, Gyllenhaal’ın karakteri de Travis Bickle’ı vs. gibi anılacak, tüm sinema televizyon fakültelerinde derslerde gösterilecek senaryosu vs. Belki bir sürpriz yapar mı? Bir umut (Şansı %10)

Boyhood: Yok artık! O kadar da uzun boylu değil.

Foxcatcher: Harika bir senaryo ama kıymeti bilinmez, adı bile geçmez, Akademi’nin senaryodan anladığı bu değil vs. Şansı sıfır.

En İyi Uyarlama Senaryo:

The Imitation Game: “Dünyanın Turing’ten özür filmi” diye yedirmeye çalıştılar ama gayet de muhafazakar kodlu, kesinlikle özür dilemeyen!, ama Akademi amcalarımızın “Tamam ya dilemiş işte daha ne kadar dilesin, yeterli, bas ödülü bas” diyeceği bir film çıktı karşımıza. (Şansı %100)

The Theory of Everything: Sen koskoca Hawking’in buluşlarını 30 saniye göster, karısıyla ilişkilerini de bize uzun uzun anlat. Sonra b ir de senaryo ödülü bekle. Ayıp ediyorsun. Gerçekten.

Whiplash: Şansı olduğunu düşünenler var ama Whiplash senaryo filmi değil, bir senfoni. Kurgu, film, yönetmenlik vs. Senaryo değil. Bak, bir daha söyleyeyim mi?

American Sniper: Biliyorum “Acaba” diye düşündüğünüzü duyar gibiyim ama ı ıh. Vermezler. Turing’ten özür dileyecekler daha göya, milliyetçilik daha sonraki mevzu.

Inherent Vice: 21. yüzyılın Stanley Kubrick’i olarak gördüğüm Paul Thomas Anderson’un tek sevmediğim filmi olması ne üzücüdür. Hala şoku atlatmaya çalışıyorum.

En İyi Sinematografi:

Emmanuel Lubezki (Birdman): Lubezki bu dünyanın en iyi görüntü sihirbazı olabilir. Normal şartlarda Birdman ile %1500 ödülü kazanması lazım. Lakin, geçen yıl Gravity ile ilk Oscar’ını aldı. Onun öncesinde Children of Men ve The Tree of Life gibi sinematografik zirvelerle sektör ödüllerini alsa da Akademi “vermiyorum” demişti. Lubezki’ye karşı bir “Anti Paul Thomas Anderson”cılıkları olduğunu düşünüyorum. Gravity, kıvıramayacakları bir sinematografiydi. Keza Birdman de öyle ama “Biz tek plan değil de cafcaflı görüntü seviyoruz” diyip Budapest Hotel’i seçerek şok etme ihtimalleri küçük de olsa mevcut. (Şansı %80)

Robert D. Yeoman (The Grand Budapest Hotel): Akademi’nin Lubezki’ye karşı olan tavrı sürpriz yapıp yapamayacağını belirleyecek. (şansı %20)

Dick Pope (Mr. Turner): Harikulade bir sinematografi ama şansı yok sanki.

Roger Deakins (Unbroken): Usta yoruldu artık ya 8965. adaylığını alıp Oscar alamamaktan. Ama usta sen de her yıl en güçlü rakibinden daha iyi bir sinematografi koyamıyorsun ortaya napsınlar. Üstelik Unbroken senin filmografinde alt sıralara oynar.

Lukasz Zal (Ida): Öyle görüntüleri yamuk yumuk kadrajlamayla tamam bir göz zevki yaratıyorsunuz ama haddinizi bilin. Ne Oscar’ı canım!

En İyi Kurgu:

Sandra Adair (Boyhood): 165 dakikalık gayet dümdüz bir kurgu hayal edin. Ortalama, işini bilen, düzgün her kurgucunun montajlayabileceği gayet sıradan planlar bütünü. Böyle bir şey nasıl kurguda Oscar’a aday ihtimali bile geçmeyecekken net favori olabiliyor? Ee 12 yıllık planları kurguladı kardeşim aaa. Bak bu 5 sene önceki bir görüntü, heh bunu geçen yılki görüntünün arkasına bağladım. Gördün mü montajı. Ver bakayım Oscar’ı. İşte bu kadar sevimsiz şeyler. (Şansı %60)

Tom Cross (Whiplash): Resmen senfoniye dönüşen bir kurgu. Kesmeler, kan, davul, ağız, tükürük, surat, müzik, hız, açı, karşı, yakın plan, genel plan. Full Metal Jacket’ı da hafiften anımsatmadın değil hani. Şansın var. iyisin. (Şansı %30)

Barney Pilling (The Grand Budapest Hotel): Ufaktan bir sürprizin sürprizi şansın da yok değil hani (Şansı %10)

William Goldenberg (The Imitation Game): N’oldu sıkıldın mı?

Joel Cox (American Sniper): Başka sefere.

En İyi Animasyon:

How to Train Your Dragon 2: Lego Movie mi, Ejderha mı derken koskoca Lego Movie’yi aday bile yapmayıp herkesi şok ettiklerinden sonra kaldı mı geriye tek favori? 40 eder ve Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 2, Oscar’ın favorisidir. (%90)

Big Hero 6: Çok ufak bir sürpriz ihtimali diyelim mi? Hadi diyelim, hadi hayatının bir dönemi mutlu olsunlar (%10)

The Tale of the Princess Kaguya: Açık ara en hayranlık uyandırıcı animasyon adaylar içinde. Akademi böyle bir şeyi ödüllendirir mi? Kesinlikle hayır. Peki neden? Yorum yapmayacağım. Sakinim.

The Boxtrolls: Çok farklı ve emek isteyen bir animasyon tekniği ama şansınız yok be gülüm.

Song of the Sea: Sen sus. Lego Movie’nin hakkını yediğin için seni kaale almayacağım. Hayır çapın ne anlamıyorum ki?

En İyi Yabancı Film:

Ida: Bir bitmedi gitti şu Ida şakşakçılığı. Yahu koskoca Kış Uykusu ve Force Majeure gibi iki başyapıt aday olamasın, Ida her ödülün en büyük favorisi olsun. Valla bazen insanları anlamak güç. Aslında %100 kazanacak diye görüyordum ama Altın Küre’de beklenmedik bir şok yaşadılar. Hadi en fazla 80’e düşsün şansı. Yine kazanacak ki? (Şansı %80)

Leviathan: Ida’yla karşılaştığı her çekişmeyi kaybetmişti, taa ki Altın Küre’yi sürpriz şekilde kazanana kadar. Hak ediyor mu evet? Adaylar arasındaki en iyi film mi? Evet. Kazanma şansı? Şimdi diyorlar ki, film Rusya’yı bir güzel eleştiriyor ya, he, bizim Amerikalı amcalar bundan hoşnutluk duyabilirlermiş. O yüzden şansı varmış. Hadi biraz olsun bakalım. Verdim 20. Daha fazla mı? Kaşınıyorsun ama. Yine de keşke. (Şansı %20)

Wild Tales: 2009’da Un Prophete ve Das Weisse Band arası çekişmeden Arjantin filmi El Secreto de Sus Ojos bir sürpriz yaparak herkesi yamultmuştu. Wild Tales de Arjantin filmi. Niye olmasın mı diyorsunuz, sürpriz falan? Ida manyaklığı diyorum size. Bu sefer olmaz.

Tangerines: Taa Gürcistan’dan çıkmış gelmiş bir film de, bu kadar mı Oscar kokar kardeşim. Bu kadar mı formülize olur bir film? Hadi oldun, adaylık da aldın. Ama şöyle azıcık ucundan gram şansın yok biliyorsun değil mi?

Timbuktu: Charlie Hebdo saldırısı nedeniyle geçen gece Cesar Ödülleri’nde estin gürledin. Ama orası Fransa, burası Amerika. Onu ne yapacağız şimdi? Sen çok vasat bir filmsin. Vasat. Kış Uykusu sana 1000 basar. Hadi yürü git.

En İyi Prodüksiyon Tasarımı:

The Grand Budapest Hotel: Fersah fersah garanti. Ve hakkı da. İnanmıyorsanız size şöyle bir şey söyleyeyim. Filmdeki o otelin gerçek bir otel olduğuna inananlar var. Ne oldu suratınız buruştu? Yoksa siz de mi gerçek olduğuna inanıyordunuz? İnternetten araştırdınız değil mi hatta? Püüü, yazıklar olsun. E yani film ne kadar inandırmış hak etmiş prodüksiyon tasarımını anla o zaman. (Şansı %100)

Into the Woods: Öyle masalları birleştirmeyle, ağaçların içinde gezinmeyle olmuyor bu işler maalesef.

Interstellar: Yani kazansa hiçbir itirazım olmaz, o nasıl bir harikulade bir prodüksiyon tasarımıdır ama Akademi filmi zaten sevmiyor ve sevdiği tarz da Budapest Hotel tarzı. Maalesef şansımız yok Nolan. Ama ileride bu film 21. yüzyılın 2001: A Space Odyysey’i olarak anıldığında göstereceğiz gününü herkese.

The Imitation Game: Yok. Şansın yok. Vallahi yok.

Mr. Turner: Dönem inanılmaz tasarlanmıştı yalnız. Bildiğin Turner zamanında yaşadım falan. Hele o sergi sahneleri. Dehşetengiz. Ama. İşte. Mike Leigh filmi olunca olmuyor pek şans.

En İyi Kostüm Tasarımı:

The Grand Budapest Hotel: Şıkır şıkır renkteki capcanlı elbiseleriyle alacak elbet. Yalnız aynısını biz dönem filmlerimizde yapınca “Şunları bir eskitin yahu” demesini biliyorsunuz, buna niye… (Susturdular) (Şansı %75)

Mr. Turner: Jacqueline Durran kim bilir misiniz? Bu işin uzmanı. Bir araştırın bakalım. Favorinin plasesi ama bence asıl hak eden. (Şansı %25)

Into the Woods: Sana alışamıyorum bir türlü konuşmayalım.

Maleficent: Angelina’nın ve Sharlto’nun kostümleri hala aklımda. Valla fiyakalı elbiselerdi. ama zannetmiyorum ya sürpriz olsun. Olmaz herhalde.

Inherent Vice: Dönemsel olarak çekici, cool vs. gelmiş olabilir elbiseler ama hiç Akademi’nin tarzı olduğunu zannetmiyorum.

En İyi Saç ve Makyaj:

The Grand Budapest Hotel: Alır, alır, makyajı da alır, saçı da alır. Allah can sağlığı versin. (Göndermemi çaktınız umarım!) (Şansı %70)

Foxcatcher: Böyle bir makyaj yok Ama kesin Akademi filmi soğuk bulduğu gibi makyajı da soğuk bulacaktır. Gerçi geçen yıl Dallas Buyers Club aldı makyajı blockbusterlar karşısında. gene böyle bir şey olabilir. Ucundan şansı var canım, ama favori olmalıydı! (Şansı %10)

Guardians of the Galaxy: Zannetmiyorum aslında ama Akademi bu belli olmaz. Bu filmi haddinden fazla abarttıkları gibi “Al makyaj senindir” de diyebilirler. (Şansı %20)

En İyi Orijinal Müzik:

Johann Johansson (The Theory of Everything): Altın Küre’de kazandı. Müzikleri hem duygusal, hem dönemin ruhuna uygun. İzlandalı bir de besteci. Güzel, farklı. Akademi de sever bu tarz müzikleri. Alır ya, neden almasın. Favori. (Şansı %60)

Alexandre Desplat (The Grand Budapest Hotel): Böyle iki filmle birden aday olan besteciler genelde büyük bir egoyla gelip, fena bir hüsranla ayrılıyorlar hep. Bilinçli yaptıklarını düşünüyorum bazen. Desplat’ın iddiası var aslında ama bilemedim. Kazanabilir, kazanamaz diye bir şey yok ama işte. (Şansı %20)

Hans Zimmer (Interstellar): Hala her bir tınısı, melodisi tek tek aklımda. O kadar dahiyane, etkileyici müzikler ki her biri. Zimmer’ın aştığı besteler resmen. Ama şu Akademi’nin kahrolası “Anti Interstellar”cı tavrı muhakkak etkilenmemiştir yine. Zimmer olduğu için çok küçük bir şans verelim bakalım. Ama en iyisi he aralarında açık ara! (Şansı %10)

Alexandre Desplat (The Imitation Game): Biraz da Desplat’a buradan hisse verelim (Şansı %10)

Gary Yershon (Mr. Turner): Hiç şansı yok. Hiç. Hiç. Hiç.

En İyi Orijinal Şarkı:

Selma: Neredeyse “milli marş” gibi bir şey yahu bu şarkı. O kadar kesin ki. (Şansı %100)

The Lego Movie: Şansı yok.

Beyond the Lights: Senin de yok.

Begin Again: Senin hiç yok.

Glen Capmbell… I’ll Be Me: Sen kimsin? Çık dışarı. Çık.

En İyi Görsel Efekt:

Interstellar: Yani Gravity’i geçen yıl bu dalda nasıl %1500 favori gördüyseniz Interstellar’ı da bu konuda öyle görmek zorundasınız. Ama gel gelelim katılmayanlar var. Şaka gibi. Anlayamayacağım bu Interstellar antipatisini. Favori yine de ama ben Akademi’ye hiç güvenmiyorum. Şuraya bak. Interstellar’ın bahsini en iyi filmde, Nolan’ın bahsini yönetmenlikte tartışıyor olacak iken, gelmiş burada görsel efekt konuşuyoruz. Ee onu da verin artık insaf ya! (Şansı %70)

Guardians of the Galaxy: Interstellar’a antipati oluşturan kişiler topluluğu evet bu filmi çok sevdi. Gerçekten. Kulaklarınıza inanamadığınızı biliyorum ama kahrolası gerçekler. Valla şansı da var. Hiç belli olmaz yani. (şansı %20)

Dawn of the Planet of the Apes: Maymun şansı diyerek bir 10 verelim bakalım (Şansı %10)

Captain America: Winter Soldier: Sevmiyorum seni Kaptan.

X-Men Days of Future Past: “Geçmiş Günler Gelecek” ne güzel isim değil mi ya? Efektinize demedim isme dedim. Tamam. Sustum.

En İyi Belgesel:

Citizenfour: “Citizen” dendiği adın “Citizenfouuuur” diye galeyana gelip dünyanın en iyi belgeseli ilan edecek insanlar oluştu. O derece popüler ve bayılıyorlar artık bu belgesele. Her şeyin favorisi. Tamam kazanacaksınız Oscar’ı orası kesin ama “Citizennnn Kaneeee” Ters köşe yaptım. Kaçıyorum. (Şansı %100)

Finding Vivien Maier: Methini duyduk ama şansın yok bence.

Virunga: Sen kimsin? Daha önce tanışmış mıydık?

The Salt of the Earth: Bir Wim Wenders belgeselinin Oscar’a aday olması şaşkınlık. Bir Wim Wenders belgeselinin Oscar kazanması ise bu gezegen dahilinde olası değil.

Last Days in Vietnam: Vietnam falan şekil gözüküyor, şansı da vardır dedirtiyor ama rakibin Citizenfour. Hiç heveslenme.

87. Oscar Ödülleri – Kim Almalı?

En İyi Film: Birdman

En İyi Yönetmen: Alejandro Gonzalez Inarritu (Birdman)

En İyi Erkek Oyuncu: Eddie Redmayne (The Theory of Everything)

En İyi Kadın Oyuncu: Rosamund Pike (Gone Girl)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: J. K. Simmons (Whiplash)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Emma Stone (Birdman)

En İyi Özgün Senaryo: Nightcrawler

En İyi Uyarlama Senaryo: American Sniper

En İyi Sinematografi: Emmanuel Lubezki (Birdman)

En İyi Kurgu: Whiplash

En İyi Müzik: Hans Zimmer (Interstellar)

En İyi Görsel Efekt: Interstellar

En İyi Sanat Yönetimi: The Grand Budapest Hotel

En İyi Kostüm Tasarımı: Mr. Turner

En İyi Saç ve Makyaj: Foxcatcher

En İyi Animasyon: The Tale of the Princess Kaguya

En İyi Yabancı Dilde Film: Leviathan

 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 21, 2015 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , ,