RSS

Etiket arşivi: sausage party

16. !f İstanbul Film Festivali’nde Görülmesi Gereken 20 Film

16 Şubat – 26 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da “Cinemaximum Budak”, “Cinemaximum Kanyon”, “Cinemaximum Akasya” ve “Cinemaximum Nişantaşı City’s” sinemalarında bu yıl 16.sı gerçekleşecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 2017 yılındaki seçkisine çok güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartmaya devam ediyor. Toronto, Venedik, Cannes, Sundance, Locarno, Karlovy Vary gibi önemli festivallerden önemli filmleri izleyeceğimiz !f İstanbul’da bu “Keş!f”, “Galalar”, “!f music”, “Aşk & Başka Bi’ Dünya”, “Gökkuşağı”, “Sanat Hayat İçindir!”, “Ev”, “Oyun”, “Görme Biçimleri: Yaratıcı Belgeseller”, “Karanlık & Köşeli”, “!f Kült”, “!f Özel Gösterimler”, “!f Yarın” ve “Türkiye’den Kısalar” bölümleri bulunmakta.

!f İstanbul’a gitmek isteyenler için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gerektiğine inandığım 20 film” listesi oluşturdum. İyi okumalar ve festivalde iyi seyirler!

ifistanbul

1) T2: Trainspotting (2017) – Danny Boyle (117 dk)

“Devam filmleri orijinal filmin hemen ardından gelince pek işlemezler. Biz bu tür projeleri kabul etmeyecek kadar uyanık davrandık. Bu film farklı -çünkü aradan tam 20 yıl geçti ve film de zaten bununla ilgili; bir yeniden çevrim yapmaya kalkışmadık.” Ewan McGregor (Oyuncu)

Danny Boyle’un 1996 yapımı kült filmi Trainspotting, 20 yıl aradan sonra Irwine Welsh’in “Porno” adlı devam kitabının uyarlamasıyla karşımıza geliyor. Uyuşturucuyla ilgili tüm zamanların en akılda kalıcı filmlerinden Trainspotting’i önce festivalde yenilenmiş kopyasıyla izlemek, ardından T2: Trainspotting’i izleyerek tarif edilmez bir nostalji duygusuyla heyecanı birleştirmek festivalin en güzelliği olsa gerek.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=EsozpEE543w

Gösterim Tarihleri: 25 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 25 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 25 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 25 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 25 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 25 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 9)

t2

2) Moonlight (2016) – Barry Jenkins (111 dk)

“Ateşli bir rüya gibi bu film… Sizi hikâyemin içine sokmak istedim… Sizin de içinde büyüdüğüm saçmalığın içine dalmanızı istedim.” Barry Jenkins (Yönetmen)

Ödül sezonunda şimdilik tam 141 ödül kazanan, Altın Küre’de “en iyi drama” seçilen, 8 dalda Oscar’a aday olan Moonlight, yılın en merakla beklenen filmlerinin başında geliyor. Barry Jenkins’in henüz ikinci filmiyle tüm dünyayı etkisi altına alan draması, siyah Amerikalı bir adamın erkek olma yolculuğunu, insanın içine işleyen bir aşk ve özlem hikâyesini ve birbirimize bağlanma ihtiyacımızı üç katmanlı kurgu yolculuğunda anlatıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=9NJj12tJzqc

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 16 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 16 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 16 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 16 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 16 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon)

moonlight_ver2

3) Sausage Party (2016) – Greg Tiernan, Conrad Vernon (89 dk)

“Çocukları yiyorlar!” (Filmden)

Tüm zamanların en aykırı ve cesur animasyonları listesinin başında gelecek olan Sausage Party, 18+ içeriğinden dolayı ülkemizde vizyona girmeyecek bir filmdi. !f İstanbul sayesinde izleyebileceğimiz animasyon, özellikle şimdiden kült olan 3 dakikalık “orgy sahnesi” başta olmak üzere oldukça çılgın, çocuklarla izlenmemesi gereken, yetişkinler için bir animasyon.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=9VoNgLnjzVg

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “19.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 17 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 24 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 24 Şubat “23.59” (Nişantaşı Salon 7)

sausage_party_ver2

4) The Lure (2015) – Agnieszka Smoczynska (92 dk)

İki denizkızı Varşova’da bir gece kulübünde kıyıya vurdu.

!f Keşif yarışmasının bu yılki yıldızı olan Sundance çıkışlı müzikal The Lure, Andersen’ın “Küçük Denizkızı” masalını Polonya’nın gece kulüpleri, vampirler, punk dünyası ve müzikal yapısıyla birleştiren, hayal dünyası çılgın bir fantezi dünyası. Agnieszka Smoczynska’nın henüz ilk filminde ustaca kurduğu sinematik evren hayranlık uyandırıcı.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=vxhi_3hDUPE

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 23 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 3), 23 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 25 Şubat “11.00” (Kanyon Salon 8)

corki_dancingu

5) Anti-Porno (2016) – Sion Sono (76 dk)

“Bu ülkenin kadınları kendi kalplerinin de kendi bedenlerinin de hâkimi değiller. Erkeklerin kontrolü altında boğuluyorlar.” (Filmden)

!f İstanbul’un çok sevdiği ve birçok sinefile de çok sevdirdiği aykırı yönetmen Sion Sono’nun çılgın filmlerini 2014’teki Tokyo Tribe’dan bu yana özlemiştik. Sono, 60’ların ve 70’lerin Japonya’sındaki ‘Pinku eiga’ erotik filmler furyasını hicveden yenilikçi, tuhaf ve rengarenk bir denemeye imza atıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=flLSILl4TEk

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “23.59” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6)

antiporn

6) The Red Turtle (2016) – Michael Dudok de Wit (80 dk)

“Geçmiş ya da gelecek yok aslında, zaman öylece asılı duruyor.” Michaël Dudok de Wit (Yönetmen)

Oscar ödüllü Hollandalı animasyon film yönetmeni Midhaël Dudok de Wit ve Studio Ghibli’nin güçlerini birleştirdiği diyalogsuz, sade ve hipnotize edici animasyon, Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünden Jüri Özel Ödülü’yle dönmüştü. Hem felsefik açıdan düşündürten hem meditatif yolcuğuyla ruhumuzu dinlendiren hem de büyüleyici çizgileri içerisinde şok edici sinemasal anlar yaratmayı başlayan animasyonu kaçırmayın.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=t1Yw3AVDr6U

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 17 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 18 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 22 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 26 Şubat “16.00” (Budak /CKM Büyük Salon)

red_turtle

7) Christine (2016) – Antonio Campos (123 dk)

“Sanki her birimizin içinde ‘gerçek biz’ olmak için birbiriyle kapışan farklı hikâyeler var.” (Filmden)

Televizyon muhabiri Christine Chubbuck’ın 1970’lerde geçen dudak uçuklatıcı gerçek hikâyesini, yılın en iyi performansları arasında gösterilen Rebecca Hall’un oyunuyla öne çıkaran Antonio Campos imzalı film yılın en çok merak edilen yapımlarından.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=v0itmG80oLI

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “16.00” (Kanyon Salon 9), 19 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon)

christine-1

8) Icaros: A Vision (2016) – Leonor Caraballo, Matteo Norzi (91 dk)

“Hepsini içinde bir yerde duyabilirsin, tüm yaşamın boyunca duyduklarının hatıralarında… Çünkü duyup duyabileceğin her şey, gece yarısı ormanın içinde yankılanan geçmişten seslerdir zaten.” Amazon şair César Calvo (Bir Matteo Norzi söyleşisinden)

Gerçek ile hayali birleştirerek uyku ile uyanıklık arasında şifa veren ilaç ayahuascaya dair zarif ve büyülü bir anlatı. Apichatpong Weerasethakul filmlerinin meditatif yolculuğunu andıran Icaros: A Vision, 600 bin dolarlık düşük bütçesiyle Peru sinemasından çıkıp gelen bir keşif.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Faa0ez4IS0Q

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “11.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “13.00” (Akasya Salon 6)

icaros

9) Koca Dünya (2016) – Reha Erdem (101 dk)

Bu koca dünyada sığınabileceğimiz bir yer var mı?

Usta yönetmen Reha Erdem’in Venedik Film Festivali’nin Orizzonti bölümünden “Jüri Özel Ödülü” ve Adana Film Festivali’nden “En İyi Film” ödülü ile dönen son filmi Koca Dünya, yönetmenin sinemasının genel özelliklerini yine içinde barındıran bir yapım. Arabesk hikayesiyle derinden sarsan, Florent Herry’nin görüntüleriyle yine sinemasal doygunluk yaşatan, hayvanlar ve doğa üzerinden yine göstergebilimsel okumalara olanak sağlayan film, son filmi Şarkı Söyleyen Kadınlar ile prestij kaybı yaşayan Erdem’in bir nevi geri dönüşü olarak tanımlanabilir. Hansel ve Gretel’e karşılık olarak bizim de artık bir Kum-Kum ve Mi-Mi’miz var!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=gYv8ZRjlkdo

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “16.00” (Nişantaşı City’s Salon 7)

koca_dunya

10) The Eyes of My Mother (2016) – Nicolas Pesce (76 dk)

“Sinema salonundan ayrılırken insanların ‘Ne düşüneceğimi bilemiyorum’ demelerini istiyorum.” Nicolas Pesce (Yönetmen)

Nicolas Pesce’nin kötücüllüğü ürkütücü bir gerçeklikle vererek dehşete düşüren korku/gerilim filmi The Eyes of My Mother, siyah-beyaz atmosferiyle sanki Bela Tarr, Teksas Katliamı çekmiş kadar garip ve tüyler ürpertici bir deneme. Yılın keşfedilmesi gereken filmlerinin başında geliyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Gp2adx_ScA8

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 25 Şubat “23.59” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 9)

eyes_of_my_mother

11) Aloys (2016) – Tobias Nölle (91 dk)

“Anti-kahramanlarla ilgileniyorum, daha film başlamadan enkaz halinde olanlarla, anti sosyal enayilerle. Ama yalnızca gizli sırları, yavaşça açılan insani yönleri olanlarla… ” Tobias Nölle (Yönetmen)

Tobias Nölle imzalı Aloys, pastel renkleriyle tezatlık yaratan keskin ve köşeli estetiği,  karakterin algısının, yanılsamalarının ve hayal dünyasının içine doğru yol aldıkça, hayatla fantezi, sevgiyle sonsuz yalnızlık arasında bir yerlere düştüğümüz kurgusuyla yılın keşfedilmemiş gizli cevherlerinden. Belleklerde Upstream Color tadı bıraktığını da not düşelim.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=y87h8JUoATI

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “13.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 20 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 8), 25 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8)

aloys-1

12) Planetarium (2016) – Rebecca Zlotowski (106 dk)

“Büyülü fener gibi bir araya getirildi: önce bir görüntünüz, sonra başka bir görüntü, sonra başka bir tane ve hepsi akışkan bir hareketin parçası.” Rebecca Zlotowski (Yönetmen)

En son Lea Seydoux ve Tahar Rahim’in başrollerini paylaştığı Grand Central filmini izlediğimiz yönetmen Rebecca Zlotowski’nin Natalie Portman ve Lily-Rose Depp’i buluşturduğu yeni filmi Planetarium, 1930’ların Paris’inde ölülerle konuşabilen iki gizemli kız kardeşin hikayesine odaklanan film, sinema sanatını Zlotowski’nin düşsel ve şiirsel dünyasıyla birleştiren ilginç bir tecrübe.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Ny9jTvDLGQI

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 21 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 9), 21 Şubat ”21.30” (Kanyon Salon 8)”, 23 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 23 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 26 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6)

planetarium

13) The Giant (2016) – Johannes Nyholm (90 dk)

“Filmin gerçek hayatta yaşanan bir masal gibi olmasını istedim. Bir yönetmen olarak, her şeyin mümkün olabildiğini, bir umut kırıntısının ya da büyü parıltısının hep ihtimal dahilinde olduğunu göstermek istedim!” Johannes Nyholm (Yönetmen)

Johannes Nyholm bu ilk uzun metrajında bizzat engelli çocuklarla olan çalışma deneyiminin yanı sıra 4 yaşında gördüğü bir rüyadan hareket ediyor ve kurduğu kendine has, sıcacık atmosferiyle parıldıyor! Ana karakterinin otistik ve deforme olmuş bir bedene sahip Rikard olmasıyla David Lynch’in The Elephant Man’ini hatırlatan film, yılın en akılda kalıcı ve gerçeküstücü hikayelerinden biri olmaya aday gözüküyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=MqJPv-6j-Kk

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6), 18 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 9), 25 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 7)

jatten-327616047-large

14) My Scientology Movie – John Dower (100 dk)

“En açıklanamayacak davranışların kolayca ilişki kurabileceğimiz insani dürtülerden çıktığını görüyorum. “Louis Theroux (Filmden)

Scientology tarikatının adını çoğu kişinin Tom Cruise’un üyesi olmasıyla beraber öğrenmeye başladığı bir gerçek. Tuhaf konuları deşmesiyle bilinen belgeselci Louis Theroux merkezi Los Angeles’ta olan, ünlü üyeleri ve gizliliğiyle nam salan Scientology tarikatının içyüzünü araştırmak için film çekerken, Scientology tarikatının da Theroux hakkında film çekmeye başladığı ortaya çıkıyor!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=s-9qUjE40wM

Gösterim Tarihleri: 19 Şubat “16.00” (Akasya Salon 6), 19 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 21 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8)

my_scientology_movie

15) The Love Witch (2016) – Anna Biller (120 dk)

“İlk bakışta o kadar aşikâr olmayabilir ama beni en çok etkileyen yönetmenler Jacques Démy ve Joseph Von Sternberg.” Anna Biller (Yönetmen)

Technicolor döneminin renkleriyle 60’lı ve 70’li yılların korku ve cinsel istismar filmlerinin görsel estetiğini kullanan Aşk Cadısı, baş döndürecek kadar güzel ve zehirli bir feminist iksirle, kadın ruhunun hayalperest dünyasına büyü yapıyor. Hızla bir kült klasiğe dönüşmek bu filmin kaderi!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=cD2T99T5kSs

Gösterim Tarihleri: 19 Şubat “16.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 24 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 9), 26 Şubat “16.00” (Kanyon Salon 8)

love_witch

16) David Lynch: The Art Life (2016) – Jon Nguyen (98 dk)

“Kamerayı görünce rol kesen tiplerden değil o. Anladım ki, tüm gününü sabahtan akşama kadar stüdyoda geçiren biri. Bu, çocukluğundan beri böyleymiş, stüdyoda hiç durmadan çalışırmış. Tüm hayatı bundan ibaret, o tam bir sanatçı. ” Jon Nguyen (Yönetmen)

Sinemanın bu nev-i şahsına münhasır kişiliğinin küçük karanlık anlarına tanıklık ettiğimiz David Lynch: Yaşam Sanatı onun çocukluğunu anlattığı, resim yaptığı, kısa filmlerini çektiği yıllara götürüyor seyirciyi. Jon Nguyen’in ustalıkla bir araya getirdiği arşiv görüntüleri Lynch’in muazzam hikâye anlatıcılığıyla birleşince, Lynch filmlerinden alışık olduğumuz tuhaf ve büyüleyici bir iç yolculuğun girdabına kapılıyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=BVgQ8yAdLbI

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 18 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 9), 18 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8), 20 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “16.00” (Akasya Salon 6)

david-lynch-the-art-life

17) Prevenge (2016) – Alice Lowe (88 dk)

“Hamile kadının güvenli, tatlı, iyi yürekli biri olduğu imgesini kıran bir şey yazmak istedim.” Alice Lowe (Yönetmen)

İngiltere’nin son dönem kült komedi oyuncularından Alice Lowe, üstelik sekiz aylık hamileyken, gebelik ve cinayet öykülerini bir araya getiren bu karanlık komediyi yazmış, yönetmiş, üstüne bir de başrolünde oynamış. Karanlık komedi ayarı tam tadında, yaşam ve ölüm arasındaki alana yeni ve alışılmadık bir perspektifle bakan sıradışı bir film.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=8bEPU_58akI

Gösterim Tarihleri: 23 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 8)

prevenge-movie-poster-700x525

18) Destruction Babies (2016) – Tetsuya Mariko (108 dk)

“Kendilerini feodal çağın samurayları gibi gören ya da Otomatik Portakal’ın Japon versiyonunu hayal eden gençlerin şiddetle ilişkisi”. Libération

Çoklukla Dövüş Kulübü ve Otomatik Portakal’la karşılaştırılan Yıkım Bebekleri, insan ruhunun karanlık köşelerine uzanan sert, sarsıcı ve düşündürücü bir yolculuk. Japon toplumuna dair keskin gözlemleriyle, güçlü oyunculuk performanslarıyla, şoke edici sahneleriyle heyecan uyandıran bir film.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=U-obik9VALI

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “16.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 3)

destruction-babies_poster_goldposter_com_5-jpeg0o_0l_400w_70q

19) The Darkest Universe (2016) – Tom Kingsley, Will Sharpe (90 dk)

“Hikâyelerle ilgili bir film; hepimizin ayakta kalmak için anlatmak zorunda olduğumuz hikâyelerle.” Will Sharpe (Yönetmen)

!f takipçileri, Will Sharpe ve Tom Kingsley’i ilk filmleri Kara Göl (2011, !f 2013) ile hatırlayacaktır. Duygusallıkla kara mizahın buluştuğu kendilerine has dünyalar kurmayı başaran ikili, bu kez sevmek ve kaybetmek üzerine tuhaf ve insanın içine işleyen bir filmle karşımızda. İçinde bilimkurgu, paralel evrenler, İngiliz su kanallarının karanlık geçitleri ve bol miktarda mizah da var.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=lCrHB9i5W5Y

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “11.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 19 Şubat “11.00” (Budak / CKM Büyük Salon)

the-darkest-universe-movie-poster

20) Below Her Mouth (2016) – April Mullen (92 dk)

“Bir kadının gözünden mahremiyeti, dürüstlüğü, şehveti, cinselliği, aşkı ve baştan çıkarıcı şeyleri samimi bir şekilde anlatmak istedik… Toplumsal cinsiyetimiz ne olursa olsun, hepimizi geri dönüşü olmayan yollara sokabilen şeyleri.” April Mullen (Yönetmen)

Yılın en cesur ve en seksi hikâyelerinden biri olan Dudağının Altında, Jasmine ve Dallas arasında aniden gelişen tutkulu aşkın, iki kadının da yaşamını kökten değiştirmesinin hikâyesi. Dudağının Altında, iki kadın birbirine tutkuyla bağlandığında neler olabileceğini yürekten ve büyük bir cesaretle anlatıyor. Tamamen kadınlardan oluşan bir ekiple hayata geçirilen film, arzunun derinliklerine iniyor ve fantezilerle gerçek dünya buluştuğunda neler yaşanacağını keşfe çıkıyor. Fragmanında karakterleri ve sinemasal doygunluğuyla hafiften bir Blue is the Warmest Color tadı verdiğini de ekleyelim.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=UlahbaaJqog

Gösterim Tarihleri: 23 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8), 25 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 3)

below-her-mouth-poster

 

 

 

 

 

 

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2016 Yılının En Kült 10 Sahnesi

1) Toni Erdmann

Dünya çapında izleyicilerin, sinema eleştirmenlerinin, yönetmenlerin, oyuncuların “yılın filmi” ilan ettiği Toni Erdmann, özellikle afişinde gözüken ve Cannes prömiyerinde kırmızı halıda kanlı canlı karşımıza çıkan 3 metrelik dev tüylü kostümle ilgimizi çekmişti. Filmde evin içinde çıplak bir şekilde verilen parti sahnesine Toni Erdmann’ın kostümle daldığı an izleyici için kahkaha tufanı, sinemasal bir şok, belki de tüm zamanların en komik çıplak sahnesiydi. Evin içinde bol kahkaha attırarak dışarı çıkıldığı ilk anda izleyiciyi en duygusu yoğun sahneye hazırlayan Maren Ade, defalarca izlenilesi bir sahneye imza attı.

tonierdmann

2) The Wailing

Sinemada birçok şeytan çıkarma sahnesi izlediniz ama iddia ediyoruz ki böylesini görmediniz! Güney Kore sinemasının yükselen yönetmenlerinden Hong jin-Na’nın korku, suç, polisiye, fantastik, gerilim demeden tür kombininde coşan benzersiz filmi The Wailing, paralel kurguyla tam 16 dakika süren, heyecandan ve gerilimden izleyiciyi hipnotize eden bir ritüel ortamında şeytan çıkarma sekansına sahipti.  Üstelik tavuk, ateş, bıçak, et, davul, kan, müzik, ateş, mum, kılıç, put, fotoğraf, çivi, boğa ve domuz kafası gibi nesnelerin cirit attığı bu sekansta şeytan ve şeytanı çıkarmak isteyen kişi aynı mekanda bile değildi!

the-wailing

3) Sausage Party

Sadece yılın değil, tüm zamanların en cesur ve aykırı animasyonlarından olan Sausage Party, “çocuklar izlemesin” kelimesini en sık duyduğumuz animasyon oldu belki de. Amerika’da bir sinemada başka bir animasyon öncesinde yanlışlıkla fragmanı gösterilince çocuklar ağlamaya başlamış, aileleri olay çıkarmıştı. “R-Rated” alan ve 18+’dan başka seçeneği de gözükmeyen animasyonun Türkiye’de vizyona girmesi zaten konuşulmadı bile. Finale doğru tüm yiyeceklerin adeta hardcore bir karnavala çevirerek seks yaptıkları 3 dakikalık çok çılgın bir “orgy sahnesi” vardı ki, yanınızda değil çocuk, yetişkin bir insan varken bile şaşkınlığınızı gizlemek elde değildi. Şimdiden “kült” oldu bile.

sausage2

4) Arrival

Kelimelerin kifayetsiz kaldığı türden bir sinemasal mucize anı. Denis Villeneuve’un yıla damgasını vuran ve yıllar geçtikçe artarak değerlenecek bilimkurgusundan ileride çoluğumuza, çocuğumuza, torunumuza anlatacağımız bir “o an.”

arrival2

5) Nocturnal Animals

Tom Ford’un yılın en güçlü filmlerinden birine imza attığı Nocturnal Animals’ın 3 dakikalık açılış sahnesi aynı zamanda bir sanat galerisinin açılış anına denk geliyordu. Günümüzde güzel, genç ve alımlı kadınların cinsel bir meta olarak gösterilişine alışık olduğumuz sisteme karşı olarak kilolu ve çıplak kadınların dans edişini bir kutlama edasında gözler önüne seren Ford, toplumun dayatmalarını ortaya çıkaranların esas utanması gereken kişiler olduklarını akıllardan çıkmayacak bir sahneyle ele alıyordu.

nocturnal3

6) Swiss Army Man

Yılın Sundance çıkışlı bağımsızlarından Daniels imzalı Swiss Army Man, osuruk ve ereksiyonu bolca kullanarak sanatsal değeri / felsefesi yoğun film de çekilebileceğini kanıtlayan bir çılgınlıktı. Paul Dano’nun ölü ama osuran bir Daniel Radcliffe’ın tepesine çıkarak onu tekne niyetine kullanıp dalgaları aştığı açılış o kadar uçuk ve absürt bir sahneydi ki, kahkaha attık, dumur olduk, neye uğradığımızı şaşırdık. Filmin geri kalanını düşündüğümüzde bu sahne daha başlangıçtı ve yönetmeninin dediği “İlk osuruk sizi güldürecek ama son osuruk sizi ağlatacak” önermesinin hakkını finalde saçma bir şekilde duygulandığımızda verdik!

swiss-army-man

7) Allied

Robert Zemeckis’in Notorious güzellemeli 2. Dünya Savaşı’nda aşk ve casusluk gerilimi anlatısı Allied, 50’li yıllardan bir klasik izliyormuş hissiyatı yaratırken Zemeckis’in 2000 sonrasındaki nadir iyi işlerinden birine dönüşüyordu. Film ne kadar klasik anlatılı olsa da çölde arabanın içerisindeki sevişme sahnesini ele alışı oldukça farklıydı. Brad Pitt ve Marion Cotillard’ın sevişmesini dışarıdan arabayı bir yöne doğru döndürerek kum fırtınası yaratırken, içeriden ise kamerayı hareketin tam tersi yöne doğru çeviren görüntü yönetmeni Don Burgess son derece estetik ve unutulmaz bir an yaratıyordu.

allied1

8) Don’t Breathe

Çoğu sinemaseverin de takdir edeceği üzere yılın en iyi gerilimlerinden biri olan Fede Alvarez imzalı Don’t Breathe, görme engelli bir psikopat ev sahibi ile onun evini soymaya çalışan hırsızlar arasında sıkı bir gerilim yaratıyordu. Fakat elektriğin giderek ekranın birkaç dakikalığına siyah beyaza döndüğü, karakterlerin birbirini göremeyerek durumun eşitlendiği ve seyircinin parmak ısırma noktasına gelerek bu gerilim duygusuna ortak olduğu sahne unutulmazlar arasında yerini aldı.

dontbreathe1

9) Neruda

Pablo Larrain’in şiir gibi bir sinemasal anlatıyla şair adaşı Pablo Neruda’nın hikayesini belki de yılın en çarpıcı kurgu çalışmasıyla anlatırken izleyiciyi salondan büyülenmiş bir şekilde çıkarmayı başarıyordu. Filmden çıktıktan sonra konuştuğum birçok kişi en çok etkilendiği sahnenin Neruda’nın ülkeyi terk etmek için beyaz ceketiyle yolda yürürken arkadan gelen evsiz çocuğun ona seslenmesi ve Neruda’nın ona sarıldığı an olduğunu söylemişti. Filmin içinde 1 dakika bile sürmeyen bu an 2 saatlik bir film içerisinde birçok kişinin en unutulmaz anı olabiliyorsa fazla söze gerek yok.

neruda1

10) Babamın Kanatları

Kıvanç Sezer’in ilk filmi olan ve yılın en başarılı yerli filmleri arasına adını yazdıran Babamın Kanatları, işçi sınıfının, emeğin ve insan onurunun yanında olan senaryosuyla Ken Loach’un bu yılki Türkiye şubesiydi. Küpe takan Kürt işçi Yusuf ve türbanlı kadın Nihal’in içlerinde bulunduğu bir grup insanın meydanda Grup Bajar’ın Kürtçe rock müziği Nana çalarken ve Türk bayrağı sallanırken halay çektikleri sahne filmin gri tonlardaki atmosferine kıyasla coşkulu tavrıyla öne çıkıyordu. Parçanın ve sahnenin güzelliği, birlik ve beraberliğe davet eden mesajıyla önemi büyüktü.

babaminkanatlari

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 27, 2016 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,