RSS

Aylık arşivler: Ocak 2015

87. Oscar Ödülleri Adayları Açıklandı

oscarkrer

En İyi Film:

Boyhood

Birdman

The Grand Budapest Hotel

The Imitation Game

The Theory of Everything

Selma

Whiplash

American Sniper

En İyi Yönetmen:

Richard Linklater (Boyhood)

Alejandro Gonzalez Inarritu (Birdman)

Wes Anderson (The Grand Budapest Hotel)

Morten Tyldum (The Imitation Game)

Bennett Miller (Foxcatcher)

En İyi Erkek Oyuncu:

Michael Keaton (Birdman)

Eddie Redmayne (The Theory of Everything)

Benedict Cumberbatch (The Imitation Game)

Bradley Cooper (American Sniper)

Steve Carell (Foxcatcher)

En İyi Kadın Oyuncu:

Julianne Moore (Still Alice)

Rosamund Pike (Gone Girl)

Felicity Jones (The Theory of Everything)

Marion Cotillard (Two Days, One Night)

Reese Witherspoon (Wild)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:

J.K. Simmons (Whiplash)

Edward Norton (Birdman)

Mark Ruffalo (Foxcatcher)

Ethan Hawke (Boyhood)

Robert Duvall (The Judge)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:

Patricia Arquette (Boyhood)

Keira Knightley (The Imitation Game)

Emma Stone (Birdman)

Meryl Streep (Into the Woods)

Laura Dern (Wild)

En İyi Orijinal Senaryo:

Birdman

Boyhood

The Grand Budapest Hotel

Foxcatcher

Nightcrawler

En İyi Uyarlama Senaryo:

The Imitation Game

The Theory of Everything

Whiplash

American Sniper

Inherent Vice

En İyi Sinematografi:

Emmanuel Lubezki (Birdman)

Robert D. Yeoman (The Grand Budapest Hotel)

Dick Pope (Mr. Turner)

Roger Deakins (Unbroken)

Lukasz Zal (Ida)

En İyi Kurgu:

Tom Cross (Whiplash)

William Goldenberg (The Imitation Game)

Joel Cox (American Sniper)

Sandra Adair (Boyhood)

Barney Pilling (The Grand Budapest Hotel)

En İyi Animasyon:

How to Train Your Dragon 2

The Tale of the Princess Kaguya

Big Hero 6

The Boxtrolls

Song of the Sea

En İyi Yabancı Film:

Ida

Leviathan

Wild Tales

Tangerines

Timbuktu

En İyi Prodüksiyon Tasarımı:

The Grand Budapest Hotel

Into the Woods

Interstellar

The Imitation Game

Mr. Turner

En İyi Kostüm Tasarımı:

The Grand Budapest Hotel

Into the Woods

Maleficent

Inherent Vice

Mr. Turner

En İyi Saç ve Makyaj:

Foxcatcher

The Grand Budapest Hotel

Guardians of the Galaxy

En İyi Orijinal Müzik:

Hans Zimmer (Interstellar)

Gary Yershon (Mr. Turner)

Alexandre Desplat (The Imitation Game)

Johann Johansson (The Theory of Everything)

Alexandre Desplat (The Grand Budapest Hotel)

En İyi Orijinal Şarkı:

Selma

The Lego Movie

Beyond the Lights

Begin Again

Glen Capmbell… I’ll Be Me

En İyi Ses Miksajı:

American Sniper

Birdman

Interstellar

Unbroken

Whiplash

En İyi Ses Kurgusu:

American Sniper

Birdman

The Hobbit: The Battle of the Five Armies

Interstellar

Unbroken

En İyi Görsel Efekt:

Interstellar

Guardians of the Galaxy

Dawn of the Planet of the Apes

Captain America: Winter Soldier

X-Men Days of Future Past

En İyi Belgesel:

Citizenfour

Finding Vivien Maier

Virunga

The Salt of the Earth

Last Days in Vietnam

En İyi Kısa Belgesel:

Joanna

Our Curse

White Earth

The Reaper

Crisis Hotline: Veterans Press 1

En İyi Kısa Animasyon:

Feast

The Bigger Picture

The Dam Keeper

A Single Life

Me and My Moulton

En İyi Kısa Film:

Aya

Butterlamp

Parvenah

The Phone Call

Boogaloo and Graham

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 15, 2015 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

72. Altın Küre Ödülleri Sahiplerini Buldu

72. Altın Küre Ödülleri sahiplerini buldu. Birçok sürpriz seçimin yaşandığı gecenin kazanları film dalında Boyhood ve The Grand Budapest Hotel, dizi dalında ise The Affair, Transparent ve Fargo oldu. İşte gecenin kazananları;

boyhood

FİLM

En İyi Film (Drama): Boyhood

En İyi Film (Komedi/Müzikal): The Grand Budapest Hotel

En İyi Yönetmen: Richard Linklater (Boyhood)

En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Eddie Redmayne (The Theory of Everything)

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi/Müzikal): Michael Keaton (Birdman)

En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Julianne Moore (Still Alice)

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi / Müzikal): Amy Adams (Big Eyes)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Drama): J.K. Simmons (Whiplash)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Drama): Patricia Arquette (Boyhood)

En İyi Senaryo: Birdman

En İyi Özgün Müzik: Johan Johansson (The Theory of Everything)

En İyi Özgün Şarkı: Glory (Selma)

Yabancı Dilde En İyi Film: Leviathan

En İyi Animasyon: How to Train Your Dragon 2

the-affair

DİZİ

En İyi Drama: The Affair

En İyi Komedi / Müzikal: Transparent

En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Kevin Spacey (House of Cards)

En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Ruth Wilson (The Affair)

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi / Müzikal): Jeffrey Tambor (Transparent)

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi / Müzikal): Gina Rodriguez (Jane the Virgin)

En İyi Tv Filmi / Mini Dizi: Fargo

En İyi Erkek Oyuncu (Tv Filmi / Mini Dizi): Billy Bob Thornton (Fargo)

En İyi Kadın Oyuncu (Tv Filmi / Mini Dizi): Maggie Gyllenhaal (The Honorable Woman)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Tv Filmi / Mini Dizi): Matt Bomer (The Normal Heart)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Tv Filmi / Mini Dizi): Joanne Froggatt (Downton Abbey)

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 12, 2015 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

2000 Sonrası David Cronenberg Sinemasının Dönüşümü

1943 yılında doğan Kanadalı çılgın yönetmen David Cronenberg’in filmografisini iki kısımda ele almak gerekiyor. 1969’da Stereo ile başlayıp 1999’da Existenz’a kadar olan 30 yıllık süreçte Cronenberg, cesur, sert ve şok edici tarzıyla “body-horror” janrının yönetmeni olarak bilindi. Çoğu filminde et, kan ve teknolojinin insan vücuduyla metamorfozu bileşimini kullanarak fantastik, korku ve bilim-kurgu türlerinde bir kariyer inşa etti. 2002’de yönettiği Spider filminden itibaren ise adeta bambaşka bir filmografinin kapılarını araladı. 2000 sonrası Cronenberg filmlerinde fantastik, korku ve bilim-kurgu türlerine rastlamak, Existenz’daki gibi insan vücuduna takılan vajinamsı bio-portlar, Naked Lunch’taki gibi sürreal yaratıklar, konuşan daktilolar, Videodrome’daki gibi televizyondan çıkan eller, Scanners’taki patlayan beyinler görmek imkansızdır. Dolayısıyla Cronenberg sinemasını body-horror’suz düşünemeyenlerin bu değişime alışması zor olmuştur.

david_cronenberg

A History of Violence ve Eastern Promises filmleriyle beraber Cronenberg, eski formülünden “teknolojinin insan vücuduna tesiri” kısmını çıkarıp et ve kan formülünü daha realistik hikayelerde denemeye başladı. Bu iki filmle hikaye örgüsü daha ana akım sinema halini aldı ve belki bu sebeple daha çok sevildi. Cronenberg’in eski döneminin birçok hayranı bile iki bu filmi özellikle sever. Cosmopolis ve Maps to the Stars ile Cronenberg’in artık farklı şeyler yapma isteği açığa çıktı, özellikle Cosmopolis’le deneysel sinema normlarına yaklaşan sinemasal açıdan oldukça zorlayıcı bir hikaye anlattı. Bu son iki filmle ana akım hikaye anlatısını ise tekrardan izleyiciyi zorlayıcı bir üsluba dönüştürdü. Fakat Cronenberg hemen hemen 2000 sonrası tüm filmlerinde “beden” ve “deformasyon”a olan tutkusunu yine bir şekilde dile getirdi. Şiddetin Tarihçesi’nde Ed Harris’in suratı, Şark Vaatleri’nde Viggo Mortensen’in dövmeleri, Cosmopolis’te limuzinin bir beden olarak tasvir edilişi, A Dangerous Method’ta Keira Knightley’nin vücudu üzerinde uygulanan şiddetten zevk alması, Maps to the Stars’ta Mia Wasikowska ve Julianne Moore’un suratı ya da vücutları hep beden ve deformasyon ikilisiyle ilişkili tercihlerdi.

david cronenberg2

Cronenberg’in 67. Cannes Film Festivali’nden “En İyi Kadın Oyuncu – Julianne Moore” ödülüyle dönen son filmi Maps to the Stars, ülkemizde E Filmekimi kapsamında festival izleyicisiyle buluşsa da, 9 Ocak 2015’te vizyona girecek. Maps to the Stars’ın gelişiyle beraber Cronenberg sinemasının 2000 sonrasındaki örneklerine bir göz atalım.

Spider (2002)

Patrick McGrath’ın aynı isimli romanından uyarlanan Spider, Cronenberg’in zorlayıcı body-horror ve fantastik sinema sularını geride bırakıp kariyerindeki ikinci döneme geçtiği  ilk film olarak önem taşıyor. Cronenberg, çocukluk travmaları, kimlik karmaşası ve hafıza temalarına odaklanarak baştan sona roman kokan Kafkaesk bir atmosfer tasarlarken,  önceki filmlerine oranla daha sakin, durgun, kısmen soyut, az replik içeren bir filme imza atıyor. Ralph Fiennes, Oeduipus kompleksi, varoluşsal sorunlar ve zihninin sınırlarına dair psikolojik katmanları derinlikli karakteriyle kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor.

 spider7

A History of Violence (2005)

Cronenberg’in ana akım sinema normlarına en yakın filmi olan Şiddetin Tarihçesi, sıradan bir adamın bir günde kahraman olup tanınınca gizlenmiş kimliğinin ortaya çıkma sürecini anlatıyor. Bir nevi anti-western olarak nitelendirebileceğimiz film, insanoğlunun kendisini olduğundan farklı bir kimlikte göstermeye çalışmasının mümkün olmadığını, geçmişimizin ve içimizde saklı şiddet duygusunun tokat gibi bir dışavurumunu sergiliyor. Aniden ortaya çıkan şiddet sahneleri, Ed Harris’in deformasyona uğramış yüzü ve özellikle finaldeki sert sevişme sahnesiyle hafızalara kazanan film, Cronenberg’in Viggo Mortensen ile ard arda 3 film sürecek olan işbirliğinin başlangıcıydı.

a history of violence

Eastern Promises (2007)

Cronenberg’in Londra’da geçen bir organize suç örgütü üzerine şekillendirdiği filmi Şark Vaatleri, bir hemşirenin doğum esnasında kurtaramadığı bir Rus kadının mektubundan yola çıkarak Rus mafyasının gizemli, şiddet ve sırlarla dolu dünyasına tanık olmasını ele alıyor. Gangster filmlerinin klasik anlatısından ziyade daha dağınık bir hikaye kurgusuna sahip olan film, artık bir klasiğe dönüşen hamamdaki şok edici dövüş sahnesi, kesilen parmaklar, bıçaklanan gözler, insan vücudunun deformasyonunu gözler önüne seren dövmeler gibi sahneleriyle Cronenberg’in dokunuşunu sonuna kadar hissettiriyor. Şiddetin doğası, yeraltı seks trafiği, bastırılmış kimlikler ve organize suç örgütleri üzerine yapılan incelemeleriyle hatırlanacak olan filmde Viggo Mortensen, canlandırdığı Nikolai karakterini hafızalara kazıdı ve performansıyla Oscar’a aday oldu.

 eastern promises1

A Dangerous Method (2010)

Sigmund Freud ve Carl Jung’un hayatını Cronenberg’in aykırı perspektifinden izleme düşüncesi başta oldukça heyecanlandırsa da A Dangerous Method, ne yazık ki Cronenberg’in en basit, sade ve düz filmi olarak hafızalarda yer ediyor. Senaryosunun ve özellikle vurucu olması beklenen diyalog yazımının oldukça basmakalıp bir şekilde yazılması, karakterlerin karikatürize olmamasına rağmen inandırıcılık sorunları yaşaması, dönem filmi olarak ele aldığımızda bile sinematografik ve sanat yönetimi açısından anca “yeterli” kıvamda oluşu gibi eksikliklere sahip. Viggo Mortensen ve Michael Fassbender’ın performansları büyük oynamayıp yeterli düzeyde arz-ı endam etse de, senaryonun yarattığı alan dar olunca ve Cronenberg kendisinden beklenen hiçbir çılgınlığı ya da bomba gibi bir adımı(!) gerçekleştirmeyip düz bir anlatıda devam edince filmin hayal kırıklığı yaratması kaçınılmaz oluyor.

 a dangerous method

Cosmopolis (2012)

Don De Lillo’nun romanının çok sadık bir uyarlaması olan Cosmopolis, belki de Cronenberg’in en geveze filmi. Sinema diline açıkça bir saldırı olarak anlamlandırılabilecek yarı kurmaca yarı deneysel anlatım stili filmin asıl meselesini oluşturuyor. Global finansal çöküşle antikapitalist eylemlerin paralel olarak ilerlediği sahnelerde ruhsuz multimilyoner Eric’in kontrolden çıkarak kendi kendini yok edişini izlemeye başlıyoruz. Baştan sona diyaloglarla dolu olup diyalogların hiçbir anlam ifade etmemesiyle, soyut ve teatral bir düzlemde ilerlemesiyle Alain Resnais’in “Last Year at Marienbad” (1961) ıyla uzaktan akrabalık taşıdığını da söyleyebiliriz. Kapitalist sistemi bir nevi “laf tiyarosu” eşliğinde aktaran bu yapıbozucu anlatım stilini hikayenin amacına uygun kadrajlarla, ışıklarla, mekanlarla ve müzik kullanımıyla destekleyen Cronenberg, ya çok sevilecek ya da nefret edilecek kadar kesin çizgilerle belirlenmiş bir filme imza atıyor.

cosmopolis

Maps to the Stars (2014)

Cronenberg, son filminde Hollywood’u ve yıldız sistemindeki yapaylığı, dönen entrikaları, starların birbirleriyle çekişmelerini, uyuşturucu bağımlılığını ve grup seks ilişkilerini güçlü bir dramatik hikaye örgüsüyle sert şekilde eleştirmeyi amaçlıyor. Bu yolculukta kurmaca isimler kadar gerçekte var olan yıldız oyuncuların isimlerinin de senaryoda geçmesi günümüz sinema sektörüyle gerçekçi bir bağ kurmamızı da sağlıyor. Böylelikle cast seçimlerine bakıldığında filmdeki kurmaca karakterleri fiziksel olarak gerçek ünlülerle benzeştirmek de mümkün oluyor. Halüsinasyon sahneleri, şizofreni ve gerçeklik arasında gidip gelen boyutlar, korku – komedi ikilemindeki hikaye anlatısı ve Julianne Moore’un filmdeki çiğ dokuyu daha da fazla gözümüze sokan abartılı ama güçlü kompozisyonu filmin türler arasında dolaşan yapısını ilgi çekici kılan faktörler.

maps to the stars

 Not: Bu yazı Cinedergi’nin 77. sayısında yayınlanmıştır.

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 10, 2015 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , ,

Son 10 Yılın Altın Portakal Ödüllü Filmleri

Geçtiğimiz Ekim ayında 51.si düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kuşkusuz ülkemizin en büyük ve köklü film festivali. Güzel Günler Göreceğiz’in büyük ödülü kazandığı 2011 yılından günümüze kadar olan dönemde ise festival sürekli birtakım tartışmaların odak noktasında oldu. En iyi film ödüllerinin tartışmalı kararlarla vasat filmlere gitmesi, bazı jüri başkanlarının niteliklerinin tartışmaya açılması, jürinin kararlarının sorgulanması, sinema yazarlarının yarışma filmlerinin kalitesizliğini dile getirmesi, bazı filmlerin neredeyse diskalifiye edilmesinin gündeme gelmesi, patlama yapan ilk film sayısının çoğunluğu, buna bağlı olarak bu filmlerin çoğunun niteliksiz oluşu, festivalde yarışmasına hayret edilecek bazı filmlerin ön jüriden nasıl geçtiğine akıl sır erdirilememesi, ön jürinin her türlü ısrarlara rağmen bir türlü açıklanmaması, siyasi ve politik tartışmaların hem festivale hem törene damga vurması ve son olarak bu yıl çok konuşulan sansür tartışmaları gibi birçok sorunla festival neredeyse her yıl olaylı geçer hale geldi. Dileriz ki, Türkiye’nin en büyük ve köklü festivali bundan sonraki yıllarda bu tür sorunların hiçbirine maruz kalmadan güçlü ve kaliteli bir şekilde varlığını sürdürmeye devam eder.

51-altin-portakal-kuzu

Kutluğ Ataman’ın yönettiği “Kuzu”, 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden en iyi film, en iyi kadın oyuncu (Nesrin Cavadzade), en iyi yardımcı kadın oyuncu (Nursel Köse), Behlül Dal jüri özel ödülü (Sıla Lara Cantürk – Mert Taşdan) ve SİYAD ödülü olmak üzere toplam 5 ödülle ayrılmıştı. Önce 19 Aralık’ta Türkiye’de vizyona gireceği açıklanan, sonrasında “Yılın En İyi Türk Filmi” sloganlı ve adeta bir bobiler.org görseli gibi gözüken afişiyle tartışmalar yaratan Kuzu’nun vizyon tarihi 2015’e ertelendi. Bu vesileyle son 10 yılda en iyi film dalında Altın Portakal ödülü kazanan filmleri hatırlamakta fayda var.

Yazı Tura (2004)

Uğur Yücel’in yönetmenlik yaptığı ilk film olan Yazı Tura, 1999 yılındaki büyük Marmara Depremi’nin, askerden gazi olarak dönen Hayalet Cevher ve Şeytan Rıdvan’ın üzerindeki psikolojik ve fiziksel etkilerini anlatıyor ve hikayeyi ikiye bölen, bazen iç içe geçiren farklı bir kurgusal süreç izliyordu. Kesişen hayatlar temasını güçlü dramatik hikaye örgüsüyle birleştiren film, belgesel gerçekçiliği yaratan sinemasal dokusu ve hareketli kamera kullanımıyla öne çıkıyor ve Kenan İmirzalıoğlu – Olgun Şimşek ikilisinin etkileyici performanslarından güç alıyordu. Yazı Tura, film, yönetmen, senaryo, erkek oyuncu (Olgun Şimşek), yardımcı kadın oyuncu (Eli Mango), yardımcı erkek oyuncu (Bahri Beyat), müzik, kurgu, makyaj, kostüm tasarımı ve miksaj olmak üzere 11 ödülle Altın Portakal tarihinin en çok ödül kazanan filmi oldu.

yazı tura

Türev (2005)

Ulaş İnaç’ın ilk filmi olan Türev, Cervantes’in Don Kişot romanındaki “Münasebetsiz Meraklı” adlı kısa hikayeden yola çıkarak üç kişi arasında karmaşıklaşan bir hikayeyi ele alıyor ve “Gerçek yalanların türevidir” söylemine varıyordu. Türev, Altın Portakal tarihinin en tartışmalı filmlerinden biri oldu, zira Trier ve Vinterberg’in başlattığı “Dogme95” akımının bir nevi Türkiye’deki temsilcisiydi ve 10 bin dolar gibi oldukça düşük bütçeye sahip bir yapımdı. Gönül Yarası, Korkuyorum Anne ve İki Genç Kız filmlerinin karşısında radikal bir kararla kazanması “Sinema bu değil” tartışmalarını beraberinde getirdi ve filmin senaryosunun, oyunculuklarının, özellikle kurgusunun başarısı bu tartışmaların gölgesi altında kaldı. Türev, en iyi film ödülünün haricinde en iyi kadın oyuncu (Beste Bereket) ödülü de kazandı.

türev

Kader (2006)

Zeki Demirkubuz’un, 1997 tarihli başyapıtı Masumiyet’in başlangıç hikayesini anlatan filmi Kader, Türk sinema tarihinin efsane karakterleri Bekir ile Uğur’un gençlik yıllarına götürüyordu bizi. Sonunu bildiğimiz bu saplantılı aşk hikayesinin öncesini de daha iyi bir sinematografiyle ve dramatik akışla kavrarken, karakterlerin, diyalogların, mekanların “Demirkubuz etkisi” içeren sahiciliği ve arabeskliği zihnimizde derin izler bırakıyor, Vildan Atasever ve Ufuk Bayraktar’ın performansları da tıpkı Haluk Bilginer ve Derya Alabora gibi ölümsüzleşiyordu. Buna rağmen Kader’in “Genç Yetenek (Ufuk Bayraktar)” haricinde sadece “en iyi film” ödülü alması, Takva’nın ise 9 ödül alıp en iyi film ödülü alamaması epey tartışmalı bir karardı.

kader6rs1

Yumurta (2007)

Semih Kaplanoğlu’nun “Yusuf Üçlemesi”nin ilk filmi olan Yumurta, büyük ödülün sahibi olunca Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak’ından sonra Türkiye’deki sanat filmi – ticari film tartışmalarını en çok körükleyen film olmayı başarmıştı. Kaplanoğlu, sahaflık ve şairlik yapan Yusuf’un yetişkinlik dönemine odaklanan filmiyle, Türk sinemasında sinematografik kaliteyi arttıran, açılış planı ve köpek – kuyu sahneleriyle Tarkovski sinemasının etkisini barındıran, “Yusuf” gibi derinlikli bir karakter portresini ve Saadet Işıl Aksoy gibi yetenekli bir oyuncuyu sinemaya kazandıran bir başyapıta imza atıyordu.  Yumurta, en iyi film, senaryo, sinematografi, sanat yönetimi, kostüm tasarımı ve genç yetenek (Saadet Işıl Aksoy) ödüllerini kazandı.

yumurta

Pazar: Bir Ticaret Masalı (2008)

İngiliz yönetmen Ben Hopkins’in yönettiği Pazar: Bir Ticaret Masalı, Doğu Anadolu’nun sınır köylerinden birinde yaşayan Mihram’ın hikayesine odaklanarak kapitalizmin evrensel döngüsünü Türk sinemasında farklı bir dille, işin içine türküleri ve mizahı koyarak anlatıyordu. Buna rağmen bu farklı anlatı türleri bir nevi doku uyuşmazlığı yaşıyor ve filmin etkisini arttırabilecek hamlelerden uzak kalmasına neden oluyordu.  Pazar’ın en iyi film seçilmesi ise kuşkusuz Altın Portakal tarihinin en çok tartışılan ve hakkaniyetsiz kararlarının başında geliyordu, zira karşısında Hayat Var, Üç Maymun, Süt ve Nokta gibi Türk sinema tarihine geçen dört efsane film varken Pazar şimdiden unutuldu bile. Film ödülünün yanında senaryo, erkek oyuncu (Tayanç Ayaydın) ve kostüm tasarımı olmak üzere 4 ödül aldı.

pazar-bir-ticaret-masali-11

Bornova Bornova (2009)

İnan Temelkuran’ın Made in Europe’tan sonraki ikinci filmi olan Bornova Bornova, erkeklerin dünyasını cinsellik, küfür, bilardo, futbol, işsizlik gibi kavramlar üzerinden ele alan ve gücünü büyük oranda gerçekçi diyalog yazımlarından, İnan Temelkuran’ın sokağın diline hakim yönetmenliğinden  alıyor. 80 sonrasında hem ekonomik hem sosyal açıdan bilinçli olarak yozlaştırılan kuşağın etkileyici bir portresini çıkaran film, Öner Erkan’ın masumiyet ve suç arasındaki başarılı karakter değişimi, Damla Sönmez’in ‘femme fatale’ performansı ve Kadir Çermik’in hafızalara kazınan ‘kötü adam’ portresi ile ilerledikçe kara filme evrilen bir yapı kazanıyordu. En iyi film ödülünü Kosmos ile beraber paylaşan Bornova Bornova, erkek oyuncu (Öner Erkan), yardımcı kadın oyuncu (Damla Sönmez), kurgu ve SİYAD ödülü olmak üzere 5 ödül aldı.

bornova

Kosmos (2009)

Reha Erdem sinemasının en özel filmlerinden biri olan Kosmos, kimine göre deli, kimine göre derviş bir karakter olan Battal’ın mucizeleri ekseninde metaforlarla ilerleyen soyut bir atmosfer filmi olmayı başarıyordu. Görüntü yönetmeni Florent Herry, görsel açıdan Tarkovski filmlerinin yetkinliğini hatırlatan grimsi tonlardaki atmosferiyle benzersiz kareler yakalarken, film, felsefik yönü, soyutluğu ve mistisizmiyle Bruno Dumont filmlerinin yapıbozucu etkisini taşıyordu. Türk sinemasının 2000 sonrasındaki en önemli filmlerinden biri olan Kosmos, en iyi film ödülünü Bornova Bornova ile beraber paylaştı, ayrıca yönetmen, sinematografi ve Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.

kosmos2

Çoğunluk (2010)

Seren Yüce’nin ilk filmi olan Çoğunluk, muhafazakar ve milliyetçi aile yapısının bireyleri nasıl tutsak ettiğini, çıkışsızlaştırdığını tokat gibi bir gerçekçilikle yüzümüze vuruyordu. Yakın plan kullanımının neredeyse hiç olmadığı, her görüntüyü orta ya da geniş ölçekte gözlemci konumunda izlediğimiz film, Türk toplumunun “öteki” algısı üzerine şekillendirdiği toplumsal – sınıfsal nefreti oldukça etkileyici sahnelerle gözler önüne seriyor, Bartu Küçükçağlayan ve Settar Tanrıöğen’in güçlü ve gerçekçi karakter profilleriyle hafızalara kazınıyordu. Çoğunluk, en iyi film haricinde yönetmen ve erkek oyuncu (Bartu Küçükçağlayan) ödüllerini de kazandı.

çoğunluk

Güzel Günler Göreceğiz (2011)

“Gülümse” adlı kısa filmiyle tanınan Hasan Tolga Pulat’ın ilk filmi Güzel Günler Göreceğiz, büyük ölçüde Inarritu’nun yol açtığı “kesişen hayatlar” temasının izinden ilerliyordu fakat klişe karakterler, Yeşilçam’a öykünen dramatik şablon, tv filmi gibi durmasına yol açan görsel açıdan vizyonsuzluk ve kaçak göçmenlik, fuhuş, töre gibi farklı hikayelerin birbirine zekice bağlanamaması sorunlarını içeriyordu. Nar, Canavarlar Sofrası ve Geriye Kalan gibi daha iyi filmler olmasına rağmen Güzel Günler Göreceğiz, film, senaryo, kurgu ve yardımcı kadın oyuncu (Nesrin Cavadzade) ödüllerinin sahibi oldu.

güzelgünler

Güzelliğin On Par’Etmez (2012)

Hüseyin Tabak’ın ilk filmi olan Güzelliğin On Par’Etmez’in tartışmalı bir isim olan Hülya Avşar başkanlığındaki jüriden en iyi film ödülüyle ayrılması yine tartışmalı olmuştu. Avusturya’da kimlik arayışı içindeki bir ailenin dramı etrafına şekillenen film, bir sinema dili oluşturamayan görsel yapısıyla ve hikaye kurgusundaki zaaflarıyla sorunlu ilk filmler arasındaydı. Küf ve Zerre gibi oldukça iyi ve uluslararası alanda da kendini kanıtlamış filmler dururken en iyi film ödülünü alması hakkaniyetsiz bir karardı ve Türkiye yapımı mı, yoksa Avusturya yapımı mı olduğu, bu yüzden yarışmada yer almasının doğru olup olmadığı konusunda tartışmalara gebe oldu. En iyi film haricinde senaryo, kurgu, erkek oyuncu (Abdülkadir Tuncer) ve yardımcı kadın oyuncu (Lale Yavaş) olmak üzere toplam 5 ödül aldı.

gope

Cennetten Kovulmak (2013)

Tufandan Önce ve Yusuf’un Rüyası gibi kısa filmleriyle tanıdığımız yönetmen Ferit Karahan’ın ilk uzun metrajlı filmi olan Cennetten Kovulmak, politik bir Inarritu sineması örneği gibi dursa da Türk – Kürt meselesini fazla derin sulara girmeden anlatmayı tercih ediyor. Gri tonlardaki renk skalası ekseninde belgesel – kurmaca karışımı bir sinematografi anlayışını tercih etmesi, sosyal gerçekçi tabanıyla uyum sağlasa da, ilk filmini çeken bir sinemacının amatörlük – profesyonellik arasında bir denge kuramaması sorunsalına takılıyor. En iyi film ödülünü Kusursuzlar ile paylaşan Cennetten Kovulmak, yardımcı kadın oyuncu (Gülistan Acet) ve jüri özel ödülü (Rojin Tekin) ile toplam 3 ödül aldı.

cennetten kovulmak

Kusursuzlar (2013)

İlk filmi Canavarlar Sofrası ile sağlam bir çıkış yapan yönetmen Ramin Matin, bu sefer Kusursuzlar ile iki kız kardeşin geçmişleriyle nasıl baş ettikleri üzerine sinemasal yönü çok kuvvetli bir filme imza atmış. Kalabalık ve hareketli bir tatil beldesi olan Çeşme’yi ıssız ve tedirgin edici bir fon olarak kullanma başarısı gösteren Matin, filme başka bir boyut kazandıran biçimsel tercihleriyle aldığı yönetmenlik ödüllerini ne kadar hak ettiğini kanıtlıyor. Yer yer Ingmar Bergman’ın Persona’sına ve David Lynch’in Mulholland Drive’ına göz kırpan Kusursuzlar, yönetmenliğiyle, yenilikçi ses tasarımı – kurgusuyla, sinematografisiyle ve kadın oyuncuların güçlü performanslarıyla öne çıkıyor. En iyi film ödülünü Cennetten Kovulmak ile paylaşan Kusursuzlar, en iyi yönetmen ve FİLM-YÖN en iyi yönetmen ödüllerinin de sahibi oldu.

Kusursuzlar (11)

Not: Bu yazı Cinedergi’nin 76. sayısında yayınlanmıştır. 

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 6, 2015 in Özel Dosyalar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Corn Island: Doğanın Döngüsü Üzerine Trajik Bir Masal

Gürcü yönetmen George Ovashvili’nin yönettiği Corn Island, başrolünde İlyas Salman’ın yer alması sebebiyle uzun süredir merakla bekleniyordu. Filmin aynı zamanda Gürcistan’ın Oscar adayı olması, Oscar’da “en iyi yabancı film” yarışında ilk dokuza kalması ve 49. Karlovy Vary Film Festivali’nden “En İyi Film” ödülüyle dönmesi beklentiyi iyice arttırmıştı. Filmekimi kapsamında izleme şansı bulduğumuz Corn Island, sık sık karşımıza çıkan insan – doğa karşıtlığı temasını en ilgi çekici şekilde işleyen yapımlardan biri olmayı başarıyor.

İlk yarım saati boyunca hiç diyalog barındırmayan yapım, geri kalan süre zarfında da diyalogları minimum düzeye indiriyor ve her saniye doğayla iç içe olan enfes atmosferinden güç alarak bir nevi resim – sinema ilişkisi kuruyor. Genelde çoğu yönetmenin ve özellikle akademisyenlerin söylediği bir cümle vardır. “Sinemayı sessiz çekeceksiniz. Bir filmden diyalogları çıkardığınızda görüntüler filmi anlatmaya yetiyorsa o film iyi filmdir.” Bu görüş bana göre artık geçerliliğini yitiren, biraz “eski kafa” bir düşünce tarzı olsa da yakın tarihli Samsara (2011) ve Moebius (2013) gibi tamamen diyalogsuz filmlerin bu görüşe dayanarak başardıkları da ortada. Corn Island, gücünü tablo gibi görüntülerine ve büyük oranda diyalogsuz yapısına yaslayarak saf, dingin ve masal tadında bir hikaye anlatısı kuruyor. Bu da görüntülerin gücünü arttırdığı gibi İlyas Salman başta olmak üzere adeta “konuşmadan konuşan” oyunculukları öne çıkarıyor.

Corn-Island

Açılışında “Mısır Adası”na dair açıklama yazılarıyla başlayan film, bir tarım sezonunu tüm ayrıntılarıyla, ağır ağır ve incelikli bir şekilde gözler önüne seriyor. Gel-gitlerle oluşan bomboş bir adacık üzerinde karakterin sıfırdan inşa ettiği kulübe ve tarla filmin geçtiği “tek mekan”ı oluşturuyor. Gölün, sislerin, ormanın resmedilişi belli bir tekinsizliği ve gerilimi beraberinde getirirken hikaye de İlyas Salman’ın gökten gelen müdahalelerle olan mücadelesi ve Mariam Buturishvili’nin yarattığı cinsel gerilim arasında ilerleyerek mitolojik referanslara kapı açan bir boyut kazanıyor.  Böylelikle filmin başındaki açıklama yazıları “mitolojik boyut” açısından bir anlam kazanırken hikaye içerisinde hiçbir karakterin adının geçmemesi ve zaman diliminin belirtilmemesi gibi unsurlar da farklı okumalar yapabilmemize olanak sağlıyor. Doğa odaklı atmosferiyle ve yaşlı adam – küçük kız karakterleriyle yer yer Kim Ki-Duk’un Hwal (2005)’ini akıllara getiriyor.

Filmin insan – doğa ilişkisi haricindeki bir diğer konusu ise Abhazya – Gürcistan sorunu olarak öne çıkıyor.  Ana karakterin kendine yer yaptığı adacığın Gürcistan ile Abhazya arasındaki sınırın bir parçası olması, karakterleri ister istemez kıyıdan geçen askerlerle karşı karşıya getiriyor. Bunun yarattığı gerilime yaralı bir askerin ortaya çıkması, görünürdeki dede – torun ilişkisinde mahremiyetin bozulması ve adadaki tek kızın askerlerin sözlü tacizlerine maruz kalması gibi farklı gerilimler de eklenince filmin ritmi kademeli olarak artmaya başlıyor. Askerler arasındaki kısa rolüyle Tamer Levent’in de filme dahil oluşu ayrıca sevindiriyor.

cornisland2

Corn Island,  insan – doğa ilişkisi üzerine eğilen Balık (2014) ve Still the Water (2014)’a kıyasla koyu kahverengi ve toprak tonlarındaki renk paletiyle sinematografik olarak daha ilgi çekici olmayı başaran bir film. Filmekimi kapsamında gösterilen diğer filmler doluluk oranıyla adeta taşarken, Corn Island gösteriminde salonun yarısının boş olması ise konusu itibariyle izleyicinin ilgisini çekemediğini ya da henüz keşfedilemediğini gösteriyor. Filmin yurt dışında alacağı ödül sayısının artacağını ve buna bağlı olarak filmin izleyici nezdinde bu sorunu çözeceğini düşünüyorum.

 4 / 5

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 2, 2015 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , , , ,