RSS

Kategori arşivi: Festivaller

16. !f İstanbul Film Festivali’nde Görülmesi Gereken 20 Film

16 Şubat – 26 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da “Cinemaximum Budak”, “Cinemaximum Kanyon”, “Cinemaximum Akasya” ve “Cinemaximum Nişantaşı City’s” sinemalarında bu yıl 16.sı gerçekleşecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 2017 yılındaki seçkisine çok güçlü filmler getirerek festival severlerin iştahını kabartmaya devam ediyor. Toronto, Venedik, Cannes, Sundance, Locarno, Karlovy Vary gibi önemli festivallerden önemli filmleri izleyeceğimiz !f İstanbul’da bu “Keş!f”, “Galalar”, “!f music”, “Aşk & Başka Bi’ Dünya”, “Gökkuşağı”, “Sanat Hayat İçindir!”, “Ev”, “Oyun”, “Görme Biçimleri: Yaratıcı Belgeseller”, “Karanlık & Köşeli”, “!f Kült”, “!f Özel Gösterimler”, “!f Yarın” ve “Türkiye’den Kısalar” bölümleri bulunmakta.

!f İstanbul’a gitmek isteyenler için yol gösterecek bir rehber olmasını amaçlayarak program içerisinde “kesinlikle görülmesi gerektiğine inandığım 20 film” listesi oluşturdum. İyi okumalar ve festivalde iyi seyirler!

ifistanbul

1) T2: Trainspotting (2017) – Danny Boyle (117 dk)

“Devam filmleri orijinal filmin hemen ardından gelince pek işlemezler. Biz bu tür projeleri kabul etmeyecek kadar uyanık davrandık. Bu film farklı -çünkü aradan tam 20 yıl geçti ve film de zaten bununla ilgili; bir yeniden çevrim yapmaya kalkışmadık.” Ewan McGregor (Oyuncu)

Danny Boyle’un 1996 yapımı kült filmi Trainspotting, 20 yıl aradan sonra Irwine Welsh’in “Porno” adlı devam kitabının uyarlamasıyla karşımıza geliyor. Uyuşturucuyla ilgili tüm zamanların en akılda kalıcı filmlerinden Trainspotting’i önce festivalde yenilenmiş kopyasıyla izlemek, ardından T2: Trainspotting’i izleyerek tarif edilmez bir nostalji duygusuyla heyecanı birleştirmek festivalin en güzelliği olsa gerek.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=EsozpEE543w

Gösterim Tarihleri: 25 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 25 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 25 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 25 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 25 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 25 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 9)

t2

2) Moonlight (2016) – Barry Jenkins (111 dk)

“Ateşli bir rüya gibi bu film… Sizi hikâyemin içine sokmak istedim… Sizin de içinde büyüdüğüm saçmalığın içine dalmanızı istedim.” Barry Jenkins (Yönetmen)

Ödül sezonunda şimdilik tam 141 ödül kazanan, Altın Küre’de “en iyi drama” seçilen, 8 dalda Oscar’a aday olan Moonlight, yılın en merakla beklenen filmlerinin başında geliyor. Barry Jenkins’in henüz ikinci filmiyle tüm dünyayı etkisi altına alan draması, siyah Amerikalı bir adamın erkek olma yolculuğunu, insanın içine işleyen bir aşk ve özlem hikâyesini ve birbirimize bağlanma ihtiyacımızı üç katmanlı kurgu yolculuğunda anlatıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=9NJj12tJzqc

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 16 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 16 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 16 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 16 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 16 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon)

moonlight_ver2

3) Sausage Party (2016) – Greg Tiernan, Conrad Vernon (89 dk)

“Çocukları yiyorlar!” (Filmden)

Tüm zamanların en aykırı ve cesur animasyonları listesinin başında gelecek olan Sausage Party, 18+ içeriğinden dolayı ülkemizde vizyona girmeyecek bir filmdi. !f İstanbul sayesinde izleyebileceğimiz animasyon, özellikle şimdiden kült olan 3 dakikalık “orgy sahnesi” başta olmak üzere oldukça çılgın, çocuklarla izlenmemesi gereken, yetişkinler için bir animasyon.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=9VoNgLnjzVg

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “19.00” (Cinemaximum Kanyon Salon 9), 17 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 24 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 24 Şubat “23.59” (Nişantaşı Salon 7)

sausage_party_ver2

4) The Lure (2015) – Agnieszka Smoczynska (92 dk)

İki denizkızı Varşova’da bir gece kulübünde kıyıya vurdu.

!f Keşif yarışmasının bu yılki yıldızı olan Sundance çıkışlı müzikal The Lure, Andersen’ın “Küçük Denizkızı” masalını Polonya’nın gece kulüpleri, vampirler, punk dünyası ve müzikal yapısıyla birleştiren, hayal dünyası çılgın bir fantezi dünyası. Agnieszka Smoczynska’nın henüz ilk filminde ustaca kurduğu sinematik evren hayranlık uyandırıcı.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=vxhi_3hDUPE

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 23 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 3), 23 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 25 Şubat “11.00” (Kanyon Salon 8)

corki_dancingu

5) Anti-Porno (2016) – Sion Sono (76 dk)

“Bu ülkenin kadınları kendi kalplerinin de kendi bedenlerinin de hâkimi değiller. Erkeklerin kontrolü altında boğuluyorlar.” (Filmden)

!f İstanbul’un çok sevdiği ve birçok sinefile de çok sevdirdiği aykırı yönetmen Sion Sono’nun çılgın filmlerini 2014’teki Tokyo Tribe’dan bu yana özlemiştik. Sono, 60’ların ve 70’lerin Japonya’sındaki ‘Pinku eiga’ erotik filmler furyasını hicveden yenilikçi, tuhaf ve rengarenk bir denemeye imza atıyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=flLSILl4TEk

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “23.59” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6)

antiporn

6) The Red Turtle (2016) – Michael Dudok de Wit (80 dk)

“Geçmiş ya da gelecek yok aslında, zaman öylece asılı duruyor.” Michaël Dudok de Wit (Yönetmen)

Oscar ödüllü Hollandalı animasyon film yönetmeni Midhaël Dudok de Wit ve Studio Ghibli’nin güçlerini birleştirdiği diyalogsuz, sade ve hipnotize edici animasyon, Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünden Jüri Özel Ödülü’yle dönmüştü. Hem felsefik açıdan düşündürten hem meditatif yolcuğuyla ruhumuzu dinlendiren hem de büyüleyici çizgileri içerisinde şok edici sinemasal anlar yaratmayı başlayan animasyonu kaçırmayın.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=t1Yw3AVDr6U

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 17 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 18 Şubat “21.30” (Cinemaximum Kanyon Salon 8), 22 Şubat “21.30” (Akasya Salon 6), 26 Şubat “16.00” (Budak /CKM Büyük Salon)

red_turtle

7) Christine (2016) – Antonio Campos (123 dk)

“Sanki her birimizin içinde ‘gerçek biz’ olmak için birbiriyle kapışan farklı hikâyeler var.” (Filmden)

Televizyon muhabiri Christine Chubbuck’ın 1970’lerde geçen dudak uçuklatıcı gerçek hikâyesini, yılın en iyi performansları arasında gösterilen Rebecca Hall’un oyunuyla öne çıkaran Antonio Campos imzalı film yılın en çok merak edilen yapımlarından.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=v0itmG80oLI

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “16.00” (Kanyon Salon 9), 19 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon)

christine-1

8) Icaros: A Vision (2016) – Leonor Caraballo, Matteo Norzi (91 dk)

“Hepsini içinde bir yerde duyabilirsin, tüm yaşamın boyunca duyduklarının hatıralarında… Çünkü duyup duyabileceğin her şey, gece yarısı ormanın içinde yankılanan geçmişten seslerdir zaten.” Amazon şair César Calvo (Bir Matteo Norzi söyleşisinden)

Gerçek ile hayali birleştirerek uyku ile uyanıklık arasında şifa veren ilaç ayahuascaya dair zarif ve büyülü bir anlatı. Apichatpong Weerasethakul filmlerinin meditatif yolculuğunu andıran Icaros: A Vision, 600 bin dolarlık düşük bütçesiyle Peru sinemasından çıkıp gelen bir keşif.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Faa0ez4IS0Q

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “11.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 24 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “13.00” (Akasya Salon 6)

icaros

9) Koca Dünya (2016) – Reha Erdem (101 dk)

Bu koca dünyada sığınabileceğimiz bir yer var mı?

Usta yönetmen Reha Erdem’in Venedik Film Festivali’nin Orizzonti bölümünden “Jüri Özel Ödülü” ve Adana Film Festivali’nden “En İyi Film” ödülü ile dönen son filmi Koca Dünya, yönetmenin sinemasının genel özelliklerini yine içinde barındıran bir yapım. Arabesk hikayesiyle derinden sarsan, Florent Herry’nin görüntüleriyle yine sinemasal doygunluk yaşatan, hayvanlar ve doğa üzerinden yine göstergebilimsel okumalara olanak sağlayan film, son filmi Şarkı Söyleyen Kadınlar ile prestij kaybı yaşayan Erdem’in bir nevi geri dönüşü olarak tanımlanabilir. Hansel ve Gretel’e karşılık olarak bizim de artık bir Kum-Kum ve Mi-Mi’miz var!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=gYv8ZRjlkdo

Gösterim Tarihleri: 17 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “16.00” (Nişantaşı City’s Salon 7)

koca_dunya

10) The Eyes of My Mother (2016) – Nicolas Pesce (76 dk)

“Sinema salonundan ayrılırken insanların ‘Ne düşüneceğimi bilemiyorum’ demelerini istiyorum.” Nicolas Pesce (Yönetmen)

Nicolas Pesce’nin kötücüllüğü ürkütücü bir gerçeklikle vererek dehşete düşüren korku/gerilim filmi The Eyes of My Mother, siyah-beyaz atmosferiyle sanki Bela Tarr, Teksas Katliamı çekmiş kadar garip ve tüyler ürpertici bir deneme. Yılın keşfedilmesi gereken filmlerinin başında geliyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Gp2adx_ScA8

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 25 Şubat “23.59” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 9)

eyes_of_my_mother

11) Aloys (2016) – Tobias Nölle (91 dk)

“Anti-kahramanlarla ilgileniyorum, daha film başlamadan enkaz halinde olanlarla, anti sosyal enayilerle. Ama yalnızca gizli sırları, yavaşça açılan insani yönleri olanlarla… ” Tobias Nölle (Yönetmen)

Tobias Nölle imzalı Aloys, pastel renkleriyle tezatlık yaratan keskin ve köşeli estetiği,  karakterin algısının, yanılsamalarının ve hayal dünyasının içine doğru yol aldıkça, hayatla fantezi, sevgiyle sonsuz yalnızlık arasında bir yerlere düştüğümüz kurgusuyla yılın keşfedilmemiş gizli cevherlerinden. Belleklerde Upstream Color tadı bıraktığını da not düşelim.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=y87h8JUoATI

Gösterim Tarihleri: 18 Şubat “13.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 20 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 8), 25 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8)

aloys-1

12) Planetarium (2016) – Rebecca Zlotowski (106 dk)

“Büyülü fener gibi bir araya getirildi: önce bir görüntünüz, sonra başka bir görüntü, sonra başka bir tane ve hepsi akışkan bir hareketin parçası.” Rebecca Zlotowski (Yönetmen)

En son Lea Seydoux ve Tahar Rahim’in başrollerini paylaştığı Grand Central filmini izlediğimiz yönetmen Rebecca Zlotowski’nin Natalie Portman ve Lily-Rose Depp’i buluşturduğu yeni filmi Planetarium, 1930’ların Paris’inde ölülerle konuşabilen iki gizemli kız kardeşin hikayesine odaklanan film, sinema sanatını Zlotowski’nin düşsel ve şiirsel dünyasıyla birleştiren ilginç bir tecrübe.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=Ny9jTvDLGQI

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 21 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 9), 21 Şubat ”21.30” (Kanyon Salon 8)”, 23 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 7), 23 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 26 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6)

planetarium

13) The Giant (2016) – Johannes Nyholm (90 dk)

“Filmin gerçek hayatta yaşanan bir masal gibi olmasını istedim. Bir yönetmen olarak, her şeyin mümkün olabildiğini, bir umut kırıntısının ya da büyü parıltısının hep ihtimal dahilinde olduğunu göstermek istedim!” Johannes Nyholm (Yönetmen)

Johannes Nyholm bu ilk uzun metrajında bizzat engelli çocuklarla olan çalışma deneyiminin yanı sıra 4 yaşında gördüğü bir rüyadan hareket ediyor ve kurduğu kendine has, sıcacık atmosferiyle parıldıyor! Ana karakterinin otistik ve deforme olmuş bir bedene sahip Rikard olmasıyla David Lynch’in The Elephant Man’ini hatırlatan film, yılın en akılda kalıcı ve gerçeküstücü hikayelerinden biri olmaya aday gözüküyor.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=MqJPv-6j-Kk

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Akasya Salon 6), 18 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 9), 25 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 7)

jatten-327616047-large

14) My Scientology Movie – John Dower (100 dk)

“En açıklanamayacak davranışların kolayca ilişki kurabileceğimiz insani dürtülerden çıktığını görüyorum. “Louis Theroux (Filmden)

Scientology tarikatının adını çoğu kişinin Tom Cruise’un üyesi olmasıyla beraber öğrenmeye başladığı bir gerçek. Tuhaf konuları deşmesiyle bilinen belgeselci Louis Theroux merkezi Los Angeles’ta olan, ünlü üyeleri ve gizliliğiyle nam salan Scientology tarikatının içyüzünü araştırmak için film çekerken, Scientology tarikatının da Theroux hakkında film çekmeye başladığı ortaya çıkıyor!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=s-9qUjE40wM

Gösterim Tarihleri: 19 Şubat “16.00” (Akasya Salon 6), 19 Şubat “21.30” (Nişantaşı City’s Salon 3), 21 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8)

my_scientology_movie

15) The Love Witch (2016) – Anna Biller (120 dk)

“İlk bakışta o kadar aşikâr olmayabilir ama beni en çok etkileyen yönetmenler Jacques Démy ve Joseph Von Sternberg.” Anna Biller (Yönetmen)

Technicolor döneminin renkleriyle 60’lı ve 70’li yılların korku ve cinsel istismar filmlerinin görsel estetiğini kullanan Aşk Cadısı, baş döndürecek kadar güzel ve zehirli bir feminist iksirle, kadın ruhunun hayalperest dünyasına büyü yapıyor. Hızla bir kült klasiğe dönüşmek bu filmin kaderi!

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=cD2T99T5kSs

Gösterim Tarihleri: 19 Şubat “16.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 24 Şubat “21.30” (Kanyon Salon 9), 26 Şubat “16.00” (Kanyon Salon 8)

love_witch

16) David Lynch: The Art Life (2016) – Jon Nguyen (98 dk)

“Kamerayı görünce rol kesen tiplerden değil o. Anladım ki, tüm gününü sabahtan akşama kadar stüdyoda geçiren biri. Bu, çocukluğundan beri böyleymiş, stüdyoda hiç durmadan çalışırmış. Tüm hayatı bundan ibaret, o tam bir sanatçı. ” Jon Nguyen (Yönetmen)

Sinemanın bu nev-i şahsına münhasır kişiliğinin küçük karanlık anlarına tanıklık ettiğimiz David Lynch: Yaşam Sanatı onun çocukluğunu anlattığı, resim yaptığı, kısa filmlerini çektiği yıllara götürüyor seyirciyi. Jon Nguyen’in ustalıkla bir araya getirdiği arşiv görüntüleri Lynch’in muazzam hikâye anlatıcılığıyla birleşince, Lynch filmlerinden alışık olduğumuz tuhaf ve büyüleyici bir iç yolculuğun girdabına kapılıyoruz.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=BVgQ8yAdLbI

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 18 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 9), 18 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8), 20 Şubat “21.30” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “16.00” (Akasya Salon 6)

david-lynch-the-art-life

17) Prevenge (2016) – Alice Lowe (88 dk)

“Hamile kadının güvenli, tatlı, iyi yürekli biri olduğu imgesini kıran bir şey yazmak istedim.” Alice Lowe (Yönetmen)

İngiltere’nin son dönem kült komedi oyuncularından Alice Lowe, üstelik sekiz aylık hamileyken, gebelik ve cinayet öykülerini bir araya getiren bu karanlık komediyi yazmış, yönetmiş, üstüne bir de başrolünde oynamış. Karanlık komedi ayarı tam tadında, yaşam ve ölüm arasındaki alana yeni ve alışılmadık bir perspektifle bakan sıradışı bir film.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=8bEPU_58akI

Gösterim Tarihleri: 23 Şubat “19.00” (Budak / CKM Büyük Salon), 26 Şubat “13.00” (Kanyon Salon 8)

prevenge-movie-poster-700x525

18) Destruction Babies (2016) – Tetsuya Mariko (108 dk)

“Kendilerini feodal çağın samurayları gibi gören ya da Otomatik Portakal’ın Japon versiyonunu hayal eden gençlerin şiddetle ilişkisi”. Libération

Çoklukla Dövüş Kulübü ve Otomatik Portakal’la karşılaştırılan Yıkım Bebekleri, insan ruhunun karanlık köşelerine uzanan sert, sarsıcı ve düşündürücü bir yolculuk. Japon toplumuna dair keskin gözlemleriyle, güçlü oyunculuk performanslarıyla, şoke edici sahneleriyle heyecan uyandıran bir film.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=U-obik9VALI

Gösterim Tarihleri: 20 Şubat “16.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 26 Şubat “13.00” (Nişantaşı City’s Salon 3)

destruction-babies_poster_goldposter_com_5-jpeg0o_0l_400w_70q

19) The Darkest Universe (2016) – Tom Kingsley, Will Sharpe (90 dk)

“Hikâyelerle ilgili bir film; hepimizin ayakta kalmak için anlatmak zorunda olduğumuz hikâyelerle.” Will Sharpe (Yönetmen)

!f takipçileri, Will Sharpe ve Tom Kingsley’i ilk filmleri Kara Göl (2011, !f 2013) ile hatırlayacaktır. Duygusallıkla kara mizahın buluştuğu kendilerine has dünyalar kurmayı başaran ikili, bu kez sevmek ve kaybetmek üzerine tuhaf ve insanın içine işleyen bir filmle karşımızda. İçinde bilimkurgu, paralel evrenler, İngiliz su kanallarının karanlık geçitleri ve bol miktarda mizah da var.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=lCrHB9i5W5Y

Gösterim Tarihleri: 16 Şubat “11.00” (Nişantaşı City’s Salon 7), 19 Şubat “11.00” (Budak / CKM Büyük Salon)

the-darkest-universe-movie-poster

20) Below Her Mouth (2016) – April Mullen (92 dk)

“Bir kadının gözünden mahremiyeti, dürüstlüğü, şehveti, cinselliği, aşkı ve baştan çıkarıcı şeyleri samimi bir şekilde anlatmak istedik… Toplumsal cinsiyetimiz ne olursa olsun, hepimizi geri dönüşü olmayan yollara sokabilen şeyleri.” April Mullen (Yönetmen)

Yılın en cesur ve en seksi hikâyelerinden biri olan Dudağının Altında, Jasmine ve Dallas arasında aniden gelişen tutkulu aşkın, iki kadının da yaşamını kökten değiştirmesinin hikâyesi. Dudağının Altında, iki kadın birbirine tutkuyla bağlandığında neler olabileceğini yürekten ve büyük bir cesaretle anlatıyor. Tamamen kadınlardan oluşan bir ekiple hayata geçirilen film, arzunun derinliklerine iniyor ve fantezilerle gerçek dünya buluştuğunda neler yaşanacağını keşfe çıkıyor. Fragmanında karakterleri ve sinemasal doygunluğuyla hafiften bir Blue is the Warmest Color tadı verdiğini de ekleyelim.

Fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=UlahbaaJqog

Gösterim Tarihleri: 23 Şubat “19.00” (Kanyon Salon 8), 25 Şubat “19.00” (Nişantaşı City’s Salon 3)

below-her-mouth-poster

 

 

 

 

 

 

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

53. Uluslararası Antalya Film Festivali Değerlendirmesi

ULUSAL YARIŞMA ÖDÜLLERİ

12 filmin yarıştığı “Ulusal Yarışma Filmleri” bölümünde en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo ödülleri Ümit Köreken’in yönettiği Mavi Bisiklet filminin oldu. Semih Kaplanoğlu başkanlığındaki jürinin bu kararı hem eleştirmenler hem genel izleyici nezdinde şaşkınlıkla karşılandı. Herkes yarışmanın en güçlü filmleri olan Albüm, Babamın Kanatları, Tereddüt ve Rüzgarda Salınan Nilüfer arasında geçecek bir yarış bekliyordu fakat jüri Albüm ve Rüzgarda Salınan Nilüfer’i tamamen görmezden geldi, Tereddüt’ü ise sadece kadın oyuncu ödülüyle geçiştirdi. Açıkçası kimsenin ödül tahminlerinde Mavi Bisiklet bulunmuyordu ve Köreken’in filminin geceye damga vurması üzerine sosyal medyada tepkiler büyüdü.

ulusal2

Nisan ayında Müjde Ar başkanlığındaki İstanbul Film Festivali jürisinin ve Mayıs ayında George Miller başkanlığındaki Cannes Film Festivali jürisinin hakkaniyetsiz kararları hala tartışılmaya devam edilirken bunlara Kaplanoğlu başkanlığındaki Antalya Film Festivali jürisinin kararları da eklenmiş oldu. Sinemayı ikinci plana atarak verilen politik kararlar “jüri başkanı” seçiminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Albüm ve Rüzgarda Salınan Nilüfer’in muhafazakarlık ve hükümet eleştirileri, Tereddüt’ün ise cinselliği öne çıkaran feminist bir film oluşu her ne kadar güçlü “sinema” olsalar da muhafazakar bakış açısına sahip jüriyi muhalif tavrı olmayan, iddiasız ve daha güçsüz bir yapıma ödül vermeye itti.

Babamın Kanatlarına’na “en iyi ilk film” ödülü verilirken yine bir “ilk film” olan Mavi Bisiklet’e “en iyi film” ödülünün verilmesi ise nereden baksanız tutarsız.” Babamın Kanatları, Mavi Bisiklet’ten daha iyi bir ilk film ama Mavi Bisiklet, Babamın Kanatları’ndan daha iyi film!” gibi son derece mantıksız bir sonuç çıkıyor ortaya. Adana Film Festivali’nden toplamda 7 ödülle dönen Babamın Kanatları, Antalya’da da 6 ödülün sahibi olarak yarışmanın en çok ödül kazanan filmi oldu. Özellikle Menderes Samancılar ve Kübra Kip hem Adana’da hem Antalya’da aldığı oyunculuk ödüllerini hak ediyordu.

ulusal1

En iyi kadın oyuncu ödülünü açıklayan Mehmet Özgür’ün “Ödülü kazanan Tereddüt ama biz ödülü sadece birine verdik” diyerek Funda Eryiğit ve Ecem Uzun arasında kısa süreliğine bir rekabet yaratmaya çalışması hiç hoş değildi. Buna rağmen Ecem Uzun’un ödül için adı açıklandığında Funda Eryiğit’in elinden tutarak onu beraber sahneye çıkmak için ikna etmesi alkış alan bir hareket oldu. Keşke ödül zaten muazzam oynamış olan ikili arasında paylaştırılsaydı.

ULUSLARARASI YARIŞMA

10 filmin yarıştığı “Uluslararası Yarışma” bölümünde Türkiye’den Tereddüt ve Toz filmleri de yer alıyordu. Hugh Hudson başkanlığındaki jüri adeta Kaplanoğlu başkanlığındaki jüriye bir cevap niteliğinde Yeşim Ustaoğlu’nun Tereddüt’ünü en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi kadın oyuncu (Ecem Uzun) dallarında ödüllendirdi. Gözde Kural’ın Toz filmine bu bölümde bir ödül çıkmadı. Yarışmanın Tereddüt’le beraber diğer favorisi olarak görülen House of Others filmi ise “Jüri Özel Ödülü”ne layık görüldü.

uluslararasi1

ORGANİZASYON

Özellikle son 3 yılda Türkiye’nin Cannes’ı olmayı amaçlayan Antalya Film Festivali giderek daha görkemli ve şaşaalı olmaya başlıyor. Bu konuda ekibin haklarını teslim etmek gerekiyor ki, filmlerden dünyaca ünlü konuklara, Film Forum’dan TMR’ye, festival yolundan festival gazetesine, şenliklerden söyleşilere, atölyelerden etkinliklere, ödül törenlerinden partilere kadar büyük bir emek söz konusu. Festival süresi içerisinde yapılacak o kadar çok şey buluyorsunuz ki, her anı dolu dolu geçiyor. Özellikle Expo Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen ödül töreni sunumundan konserine, tekniğinden süresine son derece profesyoneldi. Festival boyunca sadece akrediteli konukların servis saatleri ve yoğun talep olan filmlere bilet bulabilmesi hakkında bazı sıkıntılar yaşandığı oldu. Bilet konusu genelde görevlilerin yardımıyla bir şekilde çözüldü, servis konusunda da bu kadar kalabalık bir festivalde herkese farklı zaman dilimlerinde tek tek araç kaldırılamayacağını bazı konukların idrak etmesi gerekiyor artık. Beklemeler elbette yaşanacak ya da bazı servisler yer yer tüm otelleri dolaşacak bir güzergah izlemek zorunda kalabilecek.  1 hafta boyunca sayısız kişiyi oradan oraya götürmekle görevli olan servis şoförlerini azarlamaya çalışan bazı konuklara rastlamak sinir bozucu bir durumdu. Festivale konuk olarak gelmek kimseye servis şoförlerini  ve salon görevlilerini azarlama hakkını vermiyor.

organizasyon3

AKREDİTASYON MESELESİ

Antalya Film Festivali, Türkiye’deki tüm festivaller içinde akreditasyon meselesini en çok zorlaştıran ve sinema yazarlarıyla papaz olan festival olmaya bu yıl da devam etti. Her yıl bu konu hakkında birçok sinema yazarı çeşitli eleştirilerini dile getirse de bunlardan ders alınmamış gözüküyor. Maillere, telefonlara, mesajlara cevap vermeyen bir basın sorumlusu ve “7 gün, 3 gün, yol + konaklamanı kendin karşılarsan gel” şeklinde üçe ayrılan hakkaniyetsiz akredite sistemi hala devam etmekte. Festivalde bu yıl SİYAD ödülünün olmaması, festival ve SİYAD arasındaki uçurumu giderek artırmaya başladı. Magazin dünyasından isimlerin varlığı daha da artarken akredite sistemi ve basın sorumlusunun davranışları yüzünden “küstürülen”  sinema yazarlarının sayısı azalıyor. Bu konuda en yakın zamanda kalıcı bir çözüm üretilmesi gerekiyor. Festival gelecek yıl için bunları dikkate alır ya da almaz ama bizler sinema yazarları olarak her sene üzerine basarak bunu söylemeye devam edeceğiz.

MANCHESTER BY THE SEA – NERUDA

2017 Oscar Ödülleri’ne adaylıklarıyla damgasını vurması beklenen Kenneth Lonergan filmi Manchester by the Sea ve Pablo Larrain’in Pablo Neruda biyografisi Neruda festivalde Türkiye prömiyerlerini gerçekleştirdi. Sinemaseverlerin çok merak ettiği filmler olmasına rağmen nedense bu iki filmin tanıtımı çok fazla yapılmadı. Sadece bu iki filmi görmek için başka şehirlerden Antalya’ya gelen sinefiller olmasına rağmen salonların doluluk oranı beklediğimiz gibi değildi. Filmekimi’nde gösterilmiş olsa biletleri hemen tükenerek salonlarda izdiham yaratacak olan bu iki film daha iyi bir tanıtım yapılmasını hak ediyordu. Festivalin son 3 gününde görme şansına eriştiğim Manchester by the Sea ve Neruda hakkındaki kısa görüşlerim şöyle;

neruda-e1477420350541

Neruda

Şili sinemasının en iyi yönetmenlerinden Pablo Larrain’in yine Şili’nin unutulmaz figürlerinden komünist şair, yazar ve senatör Pablo Neruda’nın 1940’ların sonundaki kaçak hayatını ele aldığı film, El Club’da (2015) olduğu gibi Larrain’in usta işi yönetimiyle özel bir politik gerilime, şiir gibi bir biyografiye dönüşüyor. Larrain sinemasına göre daha konvansiyonel bir anlatısı olan Neruda, Larrain’in 2017 Oscar Ödülleri için konuşulmaya başlanan Jackie filmi öncesi Hollywood’a geçişinin habercisi niteliği taşıyor. Larrain, daha ana akım biyografik şablonda bile kendi arthouse sinemasının kodlarından görsel ve kurgusal olarak ödün vermiyor. Dış ses anlatısı, zaman – mekan algısını yok eden bazı sekanslar, El Club’ın kirli ve puslu havasını anımsatan sinematografik tercihler Larrain’in “auteur” kimliğine uygun biçimci tercihleri. Neruda rolünde Luis Gnecco ve dedektif Oscar Peluchonneau rolünde Gael Garcia Bernal unutulmaz performans sergiliyorlar.

8/10

manchester-by-the-sea

Manchester by the Sea

Kenneth Lonergan’ın Margaret (2011)’ten 5 yıl sonra gelen yeni filmi Manchester by the Sea, dramatik yapısını yas ve suçluluk duygusu üzerine konumlandıran, her biri çok iyi yazılmış karakterlere sahip olan, son yılların en güçlü dram filmlerinden. Lonergan’ın etkileyici kalemi, sade ve dingin planlarla bezeli yönetmenlik anlayışıyla birleşmiş. Özellikle filmde flashback sahnelerinin girdiği kısımlar kurguculara örnek teşkil edecek kadar temiz ve pürüzsüz kotarılmış. İzleyicinin yüreğini dağlamayı başaran, arada sert bıçak darbeleriyle acıtan ama mizahi sahneleriyle de durumu dengelemeye çalışan senaryosunun yanında filmin en büyük gücü kuşkusuz oyunculukları. Casey Affleck başta olmak üzere Michelle Williams, Kyle Chandler ve Lucas Hedges oldukça güçlü performanslara sahipler. Affleck’in Oscar sezonunda en iyi erkek oyuncu adaylığı alabilme ihtimali yüksek.

8,5/10

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 25, 2016 in 2012, Festivaller

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

53. Antalya Film Festivali İzlenimleri

Antalya’da festival coşkusu bu yıl 53. defa düzenlenen Uluslararası Antalya Film Festivali’yle başladı ve devam ediyor. SM360 Digital Agency’nin (www.sosyalmedya360.com)’nin davetiyle katıldığımız festivalde neredeyse sona gelindi. Buna rağmen şehrin her yanına yayılan festival havası tam gaz devam etmekte.

antalya

Audrey Tautou, Asghar Farhadi, Harvey Keitel, John Savage, Rachid Djaidani, Armand Assante, Esai Morales, Andie Macdowell ve Tara Fitzgerald gibi dünyaca ünlü yönetmen ve oyuncuların her an karşınıza çıkabileceği festival Darth Vader, Chewbacca, Transformers gibi animasyon karakterlerle şenlenen festival yolu, her yıl önemi daha da artan Antalya Film Forum, günlük çıkan festival gazetesi, Tarık Akan anısına oluşturulan anı defteri, söyleşiler, konferanslar,  kitap imza günleri, atölyeler, konserler, kutlamalar ve partilerle ihtişamını koruyor.

tarik-akan

Ulusal yarışma seçkisinin son birkaç yıla oranla daha güçlü olduğu festivalin en çok öne çıkan yerli yapımları Albüm, Tereddüt, Rüzgarda Salınan Nilüfer ve Babamın Kanatları. Cannes Film Festivali başta olmak üzere birçok festivalden dünya sinemasının en yeni örneklerini gördüğümüz Uluslararası Seçki de gayet güçlü. Özellikle yılın merakla beklenen yapımlarından Manchester by the Sea ve Neruda’yı Türkiye’de ilk kez izleyebilme olanağının sağlanması Antalya dışından birçok sinemaseveri şehre getirmeye yetti bile.

actors-panel

Ulusal Yarışma seçkisinde izleme fırsatı bulduğumuz Rüzgarda Salınan Nilüfer, Tereddüt, Genç Pehlivanlar ve Toz filmlerine dair düşüncelerimiz ise şöyle;

Tereddüt

Yeşim Ustaoğlu’nun Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan, Antalya Film Festivali’nde ise Türkiye’de ilk defa izleyiciyle buluşan son filmi Tereddüt, farklı sınıftan gelen iki kadının iç içe geçen yaşamlarını “erkek tahakkümü” ortak paydasında birleştiriyor. Psikolog – hasta ilişkisi şeklinde hikayeleri bir araya getirilen Şehnaz ve Elmas karakterleri Funda Eryiğit ve Ecem Uzun’un güçlü performanslarıyla oyunculuk gösterisine dönüşüyor. İkili arasındaki terapi seansı filmin en güçlü sahnelerinden biri. Ustaoğlu’nun usta işi yönetimi, deneysel kadrajları ve gerçeküstücü rüya sahneleriyle öne çıkan sinematografi çalışması, Türk sineması içerisinde cesurluğuyla öne çıkan sevişme sahneleri takdiri hak ediyor.

4/5

 tereddut

Rüzgarda Salınan Nilüfer

Seren Yüce, Çoğunluk’tan tam 6 yıl sonra çektiği ikinci filmi Rüzgarda Salınan Nilüfer ile aynı başarısını devam ettiriyor. Çoğunluk’ta muhafazakar ve milliyetçi orta sınıf bir aileyi mercek altına alan Yüce, burada eleştiri oklarını elit tabakaya, burjuvaya çeviriyor. İki filmde de çok iyi bir gözlemci olduğunu kanıtlayan Yüce, yine nokta atışı tespitleriyle, güldürürken düşündüren eleştirileriyle dolu, ele aldığı kesimin ahlaki ikiyüzlülüğünü yüzümüze vuran güçlü bir senaryoyla karşımızda. Yüce’nin yönetmenliği ve filmdeki görüntü yönetimi çalışması Çoğunluk’ta olduğu gibi senaryonun önüne geçmeyen bir sadelikte ve bütünü içinde tutarlı. Tolga Tekin, Songül Öden, Tülay Günal ve Eraslan Sağlam’ın başarılı oyunculukları filmin gücünün bir tık daha artmasında büyük etken.

4/5

nilufer1

Genç Pehlivanlar

Mete Gümürhan’ın belgesel filmi Genç Pehlivanlar, şampiyon olması için yetiştirilen güreşçi çocukların yatılı güreş okulundaki yaşantılarına, hırslarına, çekişmelerine, ergenlik sancılarına ve gündelik sorunlarına odaklanıyor. Genç Pehlivanlar’ı çoğu türdeş filminden ayıracak en öne çıkan özelliği ise içinde herhangi bir röportaj bulundurmaması. Baştan sonra kurmaca / belgesel havası taşıyan film, kamerayı gözlemci konumunda karakterlerin peşinden sürüklüyor. Filmin “kurmaca” türüne de göz kırpması belgeseldeki bazı kişilerin repliklerinin yapay gözükmesine neden olabiliyor, zira kurmaca ve belgesel arasındaki dengeyi sağlayabilmek zor iş. Deneyimli kurgucu Ali Aga’nın kurgusuyla yenilenen Genç Pehlivanlar, önceki versiyonuna göre daha bir dinamizm kazanıyor ve en azından “belge” niteliği taşıyor.

2,5/5

genc-pehlivanlar

Toz

Gözde Kural’ın ilk uzun metrajlı filmi olan Toz, İstanbul’dan Afganistan’a uzanan bir yol hikayesi. Annesinin ölümünün ardından vasiyetini yerine getirmek için Afganistan’a tek başına yolcuğu çıkan Azra’nın, aile sırlarını çözmeye çalışırken savaşın insanların kaderleri üzerindeki etkilerine tanık olduğu ve Afganistan’da kadın olarak yaşamanın zorluklarını deneyimlediği bir yolculuk bu. Hikayenin giriş, gelişme ve sonuç kısımlarında işlemeyen çok sahne mevcut. Filmin kendine biçim arayışı ise bir noktadan sonradan tutarsız olmaya başlıyor. Kısa sürmesi gereken kimi sahneler çok uzun, uzun sürmesi gereken kimi sahneler çok kısa tutulmuş. Afganistan genel planları başarılıyken, yakın planlarda dizi estetiğine kayış söz konusu. Afganistan’daki yan karakterlerin dramatik çatısı kurulmuş ama Azra’nın iki erkek kardeşi işlevsiz kalmış. Öykü Karayel ise filmin bu çelişkili tercihleri arasında baştan sona tutarlı performansıyla öne çıkmayı başarmış.

2/5

toz

 
Yorum yapın

Yazan: Ekim 25, 2016 in Festivaller

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

23. Uluslararası Adana Film Festivali Ödül Tahminleri

19 Eylül’de başlayan ve 25 Eylül’de sona erecek olan 23. Uluslararası Adana Film Festivali’nin “Ulusal Yarışma” bölümündeki ödüller bu gece düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak. Tayfun Pirselimoğlu başkanlığındaki jüride yönetmen Emin Alper, oyuncu Muhammet Uzuner, görüntü yönetmeni Türksoy Gölebeyi ve oyuncu Hatice Aslan bulunuyor. Hem eleştirmenlerin hem de jürinin dinamiklerine göre düşündüğümüzde “En İyi Film” ödülü için öne çıkan 3 yapım gözüküyor. Albüm, Koca Dünya ve Babamın Kanatları. Politik filmleri sevdikleri konusunda şüphemiz olmayan Emin Alper ve Muhammet Uzuner’in “Babamın Kanatları”, filmlerinde absürt mizah anlayışını öne çıkarmayı çok seven Pirselimoğlu’nun ise “Albüm” filmini öne çıkaracağını düşünmek mümkün. Albüm’ün mizah anlayışı kendilerine geçtiği takdirde (politik yönünün de güçlü olması sebebiyle) jüri Mertoğlu’nun filmine de yakın durabilir. Öte yandan elbette Reha Erdem’in filmine kayıtsız kalınamayacaktır ve geceden birkaç ödülle ayrılacaktır.

En iyi yönetmen ödülünde usta yönetmenler Reha Erdem ve Derviş Zaim öne çıkıyor. Pirselimoğlu başkanlığındaki jürinin Rüya’nın yenilikçi bir dil arayışına kayıtsız kalmayıp Zaim’i yönetmen ya da senaryo ödülüyle göndermesi yüksek ihtimal.

En iyi senaryo ödülünde mizahı, farklı dili ve politikliğiyle Albüm, fantastiğe kayan yeni bir deneyim olmasından ötürü Rüya ve işçi sınıfı hikayesi olmasıyla Babamın Kanatları öne çıkıyor. Bu dalda Reha Erdem’in pek şansı yok gibi.

En iyi erkek oyuncu kategorisinde Babamın Kanatları’yla usta aktör Menderes Samancılar bir adım önde. Dramatik ve etkileyici karakteri ödüllendirilecek gibi gözüküyor. Öte yandan İftarlık Gazoz ile Cem Yılmaz’ın, Ağustos Böcekleri ve Karıncalar’la Erdem Akakçe’nin, düşük bir ihtimal de Geçmiş ile Bülent Emin Yarar’ın yarışta olduğunu söylemek mümkün.

En iyi kadın oyuncu kategorisinde hem ekran süresi hem de karakterin yoğunluğu sebebiyle Nadide Hayat’la Demet Akbağ öne çıkıyor. Bu kategoride büyük bir yarış olduğunu söylemek pek mümkün değil. Koca Dünya ile Ecem Uzun ikinci favori fakat genç bir oyuncu olmasından ötürü kendisine “Umut Veren Genç Kadın Oyuncu” ödülü verilmesi daha muhtemel gözüküyor.

En iyi yardımcı erkek oyuncu ve yardımcı kadın oyuncu dallarında açıkçası pek iddialı herhangi bir aday olduğunu düşünmediğimden bu dallarda her şey olabilir.

En iyi sinematografi dalında Koca Dünya ile Florent Herry öne çıkıyor. En yakın rakibi Geçmiş ile kariyerinin en iyi görüntülerine imza atan Ali Utku. Kurgu dalında ise Rüya’yla Sait Ali Demir ve Ayhan Ergürsel öne çıkıyor. Koca Dünya ile Reha Erdem’in kazanma ihtimali de var.

SİYAD jürisinin Koca Dünya ya da Babamın Kanatları’ndan birini, FİLM-YÖN jürisinin ise Reha Erdem ya da Derviş Zaim’den birini ödüllendirmesi olası gözüküyor.

 
Yorum yapın

Yazan: Eylül 24, 2016 in Festivaller

 

Etiketler: , , , ,

15. Filmekimi’nde Gösterilecek 25 Film

Filmekimi, her yıl olduğu gibi, dünya festivallerinde gösterilmiş, ödüller almış, eleştirmenlerin ve izleyicilerin ilgisini çekmiş ve merakla beklenen yeni yapımları içeren zengin programıyla Ekim ayının en çok konuşulan sinema etkinliği olacak. Filmekimi Vodafone FreeZone sponsorluğunda 7-16 Ekim tarihlerinde İstanbul’da 10 gün sürecek bir maratonla birlikte İstanbul dışında da Ekim ayı boyunca gösterimlerine devam edecek.

Bu yıl festival kapsamında gösterilecek olan 25 film şöyle;

1 – I, Daniel Blake (2016) – Ken Loach (100 dk)

Politik sinemanın zirvesindeki Ken Loach’a Özgürlük Rüzgârı’ndan sonra ikinci kez Altın Palmiye kazandıran I, Daniel Blake, dokunaklı olduğu kadar öfke dolu bir dram. Devlet yardımı alabilmek için sisteme ve bürokrasiye direnen Daniel Blake adlı emekli bir marangozun mücadelesini izleyen film, bozuk sisteme ve boğucu bürokrasiye karşı dayanışmayı ustalıkla yüceltiyor.  I, Daniel Blake, Ağustos ayında yapılan Locarno Film Festivali’nde de İzleyici Ödülü kazandı.

i-daniel-blake1

2 – It’s Only the End of the World (2016) – Xavier Dolan (97 dk)

Xavier Dolan’ın Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül ve Ekümenik Jüri Ödülü kazanan son filmi It’s Only the End of the World’ün başrollerini Fransa’nın en tanınmış oyuncularından Marion Cotillard, Gaspard Ulliel, Vincent Cassel, Léa Seydoux ve Nathalie Baye paylaşıyor. Fransız yazar Jean-Luc Lagarce’ın 1990 tarihli aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan filmin anti-kahramanı Louis, uzun yıllardır görüşmediği ailesini ziyarete gider. Amacı, onlara ölümcül bir hastalığını olduğunu söyleyip veda etmektir. Dolan’ın en olgun filmi olarak karşılanan It’s Only the End of the World akıllardan çıkmayacak, güçlü bir melodram.

its-only-the-end-of-the-world-poster

3 – The Salesman (2016) – Asghar Farhadi (125 dk)

Oscar’lı yönetmen Asghar Farhadi, Fransa’da çektiği Geçmiş’in ardından sarsıcı bir dramla yeniden ülkesine dönüyor. Günümüz İran’ın da geçen The Salesman başlarına gelen korkunç bir olayla başa çıkmaya çalışan genç tiyatrocu çift Rana ve Emad’ı konu alıyor. İran sinemasının güçlü soluğu Ashgar Farhadi’nin izleyiciyi girdap gibi içine çeken senaryo dinamikleriyle ve oyuncu kadrosunun kusursuz performansları, filme Cannes’da hem En İyi Senaryo hem de En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini ve bol övgü kazandırdı.

le-client

4 – Graduation (2016) – Cristian Mungiu (128 dk)

Altın Palmiye’li 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün’le dünya çapında tanınan Rumen yönetmen Cristian Mungiu’nun yeni filmi Graduation / Mezuniyet, Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü paylaşan etkileyici bir dram. Ahlak ve yozlaşmayla ilgili tespitleriyle evrensel bir nitelik kazanan Graduation / Mezuniyet’te doktor baba, kızının İngiltere’deki bursunu kaybetmemesi için lise bitirme sınavlarında hile yapmaya karar veriyor. Usta işi senaryosu, etkileyici performansları, aileden yola çıkıp toplumu gösterirken altta alta işlediği paranoya hissi ve gerilimle Graduation / Mezuniyet yılın en çok takdir toplayan filmlerinden.

bacalaureat_xlg

5 – Paterson (2016) – Jim Jarmusch (113 dk)

Bağımsız Amerikan sinemasının kahramanlarından Jim Jarmusch, izleyiciye sevdirdiği vampirlerden sonra sıradan insanlara dönüyor. Filme de adını veren Paterson, New Jersey’de Paterson kasabasında yaşayan bir otobüs şoförü; fazla konuşmayı sevmeyen, hep yanında tuttuğu not defterine şiirler yazan sıradan bir adam. Jarmusch, “şiirsel” sinemasını Paterson’da şiirin kendisiyle harmanlıyor ve izleyen herkesin tanışmaya bayılacağı bir karakteri çıkarıyor karşımıza.

paterson

6 – The Handmaiden (2016) – Chan-wook Park (144 dk)

Güney Kore’nin yıldız yönetmeni Park Chan-wook’un, Cannes Film Festivali’nde yarışan The Handmaiden’da şehvet, entrika ve cinsel gerilimle örülü göz alıcı bir öykü sunuyor. Sarah Waters’ın The Fingersmith adlı romanından uyarlanan bu dönem filmi, 1930’larda Japon işgali altındaki Kore’de geçiyor. Cannes’da Vulcain En İyi Sanat Yönetimi ödülü kazanan The Handmaiden, zengin genç bir Japon kadın, onu kandırıp zenginliğini ele geçirmeye çalışan Koreli bir adam ve adamın tuttuğu Koreli bir hizmetçi arasındaki entrika etrafında dönüyor.

handmaiden

7 – Sieranevada (2016) – Cristi Puiu (174 dk)

The Death Of Mr. Lazarescu ile tanınan Cristi Puiu’nun yönettiği ve Romanya’nın Oscar adayı olan Sieranevada, Romanya Yeni Dalgası’nın son dönemde en heyecan verici temsilcisi. Cannes’da yarışan Sieranevada, izleyiciyi bir yas evinde toplanmış kalabalık bir aileyle baş başa bırakıyor ve bu ailede bütün insanlık durumlarını buluyor. Mizahın ihmal edilmediği bu dram, hemen hemen tek bir mekânda bile sinemanın imkânlarının ne kadar geniş olduğunu hatırlatan modern bir başyapıt.

sieranevada-cristi-puiu-poster-thumb

8 – The Beatles: Eight Days a Week – The Touring Years (2016) – Ron Howard (137 dk)

The Beatles: Eight Days a Week – The Touring Years, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük müzik fenomeni The Beatles’ın ilk yıllarına odaklanıyor. 1960’ların başlarında grubun akıl almaz başarısını elde etmesinin ardından çıktıkları 1000 günlük dünya turnesi; daha önce hiç görülmemiş arşiv görüntüleri, söyleşiler ve konser görüntüleriyle ele alan belgesel, Beatles mucizesinin sırrını çözmeye çalışıyor. Grup üyelerinin ve hayatta olmayanların ailelerinin destek verdiği belgesel, popüler filmlerin büyük ismi Ron Howard’ın imzasını taşıyor.

beatles1

9 – Hunt for the Wilderpeople (2016) – Taika Waititi (101 dk)

What We Do In the Shadows ile büyük ilgi toplayan Waititi, yeni filmi Hunt for the Wilderpeople ile karşımızda. Ricky, koruyucu ailesiyle birlikte Yeni Zelanda kırsalında mutlu bir yaşam sürmektedir. Ancak halasının ani ölümünden sonra çocuk esirgeme kurumu onu geri çağırır. Hayatından vazgeçmeye hiç niyeti olmayan Ricky, amcasıyla birlikte ormanın derinliklerine doğru bir kaçış yolculuğuna koyulur. Saklanabilmek ve hayatta kalmak için vahşi doğayla uzlaşmaları gerekecektir. Hunt for the Wilderpeople Edinburgh, Montreal Fantasia, Boston Bağımsız, Montclair, San Francisco, Wisconsin film festivallerinde İzleyici Ödülü kazandı.

hunt-wildepeople-poster

10- The Birth of a Nation (2016) – Nate Parker (120 dk)

1831’de, köleliğin en ağır işlediği Virginia’da kölelerin isyanının başını çeken Nat Turner hakkındaki bu sert film, ilk gösterimini Sundance Film Festivali’nde yaptı. Film, sahibinin zoruyla, ülkeyi gezmek zorunda bırakılan köle Nat’in bu süreçte düzene karşı hınçlanarak silahlı bir isyana önayak olmasını anlatıyor. Oyunculuktan gelen yönetmen Nate Parker, hem İzleyici Ödülü hem de Büyük Jüri Ödülü kazandığı Sundance’te gösterildiği anda yılın sinema olaylarından birine dönüşen bu ilk filminde ülkesini tarihle yüzleştiriyor. Görsel tercihleriyle de dikkate şayan filmin adı DW Griffith’in 1915 yapımı aynı adlı filminin ırkçı yaklaşımına bir gönderme sayılıyor.

birth-of-a-nation

11 – Elle (2016) – Paul Verhoeven (130 dk)

Temel İçgüdü, Showgirls, RoboCop gibi tartışma yaratmış modern klasiklerin yönetmeni Paul Verhoeven hâlâ eskisi kadar cesur ve kışkırtıcı. Hollandalı ustanın Fransa’da çektiği yeni filmi Elle, orta yaşlı iş kadını Michèle’in tecavüze uğradıktan sonra yaşadıklarını anlatıyor. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan ve büyük beğeni toplayan bu sıra dışı tür filminin başrolünde büyük oyuncu Isabelle Huppert kariyerinin en iyi performanslarından birisini veriyor.

elle-poster

12 – Wiener-Dog (2016) – Todd Solondz (88 dk)

Kara mizahtan vazgeçmeyen yönetmen Todd Solondz’un yeni filmi Wiener-Dog, birbirine bir “sosis” köpek aracılığıyla bağlanan dört kısa hikâyeden oluşuyor. Todd Solondz’un 1995 filmi Oyun Evine Hoşgeldiniz’in bir anlamda manevi devam filmi olan Wiener-Dog, IndieWire’a göre Todd Solondz’un en öfkeli, en radikal, en sivri filmi. Wiener-Dog’ta hikâyelerin kesişiminde yer alan köpek, hayatını birbirinden farklı insanlara dostluk ederek geçiriyor. Wiener-Dog’un görüntü yönetmeni, Carol’da da çalışan Edward Lachman. Bu kapkaranlık, kararlı ve ziyadesiyle albenili film, Amerikalı olma deneyimi üzerine kalemini hiç sakınmayan “siyaseten doğruculuktan” alabildiğine uzak bir komedi.

wiener-dog-poster

13 – Slack Bay (2016) – Bruno Dumont (122 dk)

Bruno Dumont’un prömiyerini Cannes’da yapan absürd polisiye komedisi Ma loute / Slack Bay de 15. Filmekimi’nde yer alan parlak filmlerden.1910’da Fransa’nın kuzeyinde bir balıkçı kasabasında geçen ve bir dizi cinayet ile bir aşk öyküsü etrafında iki düşman aileyi izleyen Slack Bay, aynı dönemin kartpostallarından esinleniyor. Başrollerinde Juliette Binoche, Valeria Bruni Tedeschi ve Fabrice Luchini’nin yer aldığı filmin diğer oyuncuları ise köyün yerlileri.

slack-bay-poster

14 – My Life As a Courgette (2016) – Claude Barras (66 dk)

Dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde yapan ve dakikalarca ayakta alkışlanan My Life as a Courgette, dünyanın en saygın canlandırma festivallerinden Annecy’de En İyi Film ve İzleyici ödüllerini kazandı. Hem karanlık hem naif tarzıyla her yaştan izleyicinin gönlünü fethedecek filmin senaryosu 2011 Filmekimi’nde gösterilen Tomboy’un yönetmeni ve senaristi Céline Sciamma’ya ait. My Life as a Courgette, 9 yaşındaki bir çocuğun, alkolik annesinin ölümünden sonra gittiği yetimhanede edindiği arkadaşlarıyla hayatı öğrenmeye çabasını konu alıyor.

ma_vie_de_courgette_xlg

15 – Toni Erdmann (2016) – Maren Ade (162 dk)

Cannes Film Festivali’nde eleştirmenlerden tarihinin en yüksek puan ortalaması alan Toni Erdmann 15.Filmekimi programında… Her anı sürprizlerle dolu Toni Erdmann, izleyicinin son derece karmaşık ama bir o kadar yoğun tepkilerle tanık olduğu bir sinema mucizesi; son yılların en heyecan verici, en duygusal aile komedisi. Bir babanın kızıyla yakınlaşmak için verdiği çabaları anlatan ve Cannes’ın tartışmasız en çok konuşulan filmi olan Toni Erdmann, burada eleştirmenler birliği FIPRESCI ödülünü, Brüksel Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini kazandı; Münih Film Festivali’nin de açılış filmi olarak gösterildi. Toni Erdmann, Almanya’nın Oscar adayı olarak açıklandı.

toni-erdmann-2016-cannes-poster

16 – American Honey (2016) – Andrea Arnold (163 dk)

Fransız Première dergisinin “Z Kuşağı için Easy Rider” olarak tanımladığı, Cannes’da çoğu eleştirmeni kendine hayran bırakan ve festivalden Jüri Ödülü ile dönen yeni Andrea Arnold filmi American Honey, daha şimdiden günümüz Amerikan gençliğini en iyi anlatan filmlerden birisi olarak kabul ediliyor. Aile içi şiddet ve yoksulluktan ibaret hayatını ani bir kararla geride bırakan 18 yaşındaki Star’ın, dergi aboneliği satan bir gruba eklemlenerek çıktığı uzun yolculuğu konu alan film; şahane bir soundtrack, müthiş bir görüntü yönetimi ve perdeden taşan inanılmaz bir enerjiyle soluksuz izleniyor. Filmin başrolündeki amatör oyuncu Sasha Lane parlarken, âşık olduğu Jake rolünde Shia LaBeouf da kariyerinin en iyi performansını sergiliyor. American Honey’nin soundtrack’i filmin en önemli unsurlarından biri…

american-honey1

17 – Voyage of Time (2016) – Terrence Malick (90 dk)

The Thin Red Line’ın ardından Filmekimi’nde gösterilen The Tree of Life, Knight of Cups ile büyük takdir toplayan Terrence Malick’in Eylül ayında Venedik’te Altın Aslan için yarışacak yeni filmi, evrenin tarihi üzerine görkemli bir belgesel. Usta yönetmenin 40 yıldır üzerinde çalıştığı ve “En büyük hayallerimden birisi” diye tanımladığı bu destansı film, göz alıcı efektleriyle izleyiciye benzersiz bir deneyim vaat ediyor. Voyage of Time’ın müzikleri bir diğer ustaya, Ennio Morricone’ye emanet. Belgeselde anlatıcı görevini ise sesiyle Brad Pitt ve Cate Blanchett üstleniyor.

voyage-of-time-poster-691x1024

18 – Swiss Army Man (2016) – Dan Kwan & Daniel Scheinert (97 dk)

Bu yıl Sundance Film Festivali’nin en çok tartışılan, seyirci ve eleştirmenleri en çok şaşırtan filmi Swiss Army Man Filmekimi’nde. “Daniels” olarak tanınan video klip yönetmenleri Dan Kwan ve Daniel Scheinert’in birlikte yazıp yönettikleri Swiss Army Man şimdiye kadar sinemada gördüğümüz en sıra dışı, en çılgın hikâyelerden birini anlatıyor. Swiss Army Man’de, ıssız bir adada mahsur kalan Hank’in (bağımsız sinemanın yeni kahramanı Paul Dano), adada bulduğu bir cesetle (Harry Potter’la özdeşleşen Daniel Radcliffe) arkadaş olmasının gerçeküstü öyküsünü ve Manny’nin cesedini “çok amaçlı” kullanarak adadan kurtulma hikâyesini izliyoruz. Yılın en duygu yüklü, yaratıcı ve tuhaf komedisi Swiss Army Man, Sundance’den En İyi Yönetmen Ödülü’yle döndü.

swa_86_online

19 – Dogs (2016) – Bodan Mirica (104 dk)

Bogdan Mirica’nın kara filmle western formlarını buluşturan ilk uzun metrajlı filmi Dogs, dünya prömiyeriniCannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde yaptı. Romanya’nın tekinsiz kırsalını fon olarak kullanan film, ahlak, şiddet ve yozlaşma üzerine, Romanya halk öyküleri, kadercilik, Nick Cave ve Cormac McCarthy’den esinlenen bir psikolojik gerilim. Büyükbabasından miras kalan arsayı satmak için Bükreş’ten sınıra doğru giden genç bir adam, büyükbabasının aslında zamanında yerel bir mafyanın başı olduğunu öğrenir. Arsayı satabilmek için hem bu suç örgütüyle hem de onlarla işbirliği yapan polisle başa çıkması gerekecektir.

dogs

20 – Florence (2016) – Stephen Frears (111 dk)

Dönemin New York’unun en ünlü ve en yeteneksiz sopranosu Florence Foster Jenkins’i canlandıran Meryl Streep’in adı şimdiden Oscar’lar için anılmaya başladı. Bu, filmdeki tüm şarkıları kendi seslendiren Streep’in 20. Oscar adaylığı olacak. Hugh Grant’in performansı ise İngiliz oyuncunun “muhteşem dönüşü” sözleriyle övülüyor. Florence’ın yönetmeni Stephen Frears, Philomena, Tehlikeli İlişkiler, High Fidelity, Kraliçe, Benim Güzel Çamaşırhanem gibi filmleriyle de tanınıyor. Usta yönetmen Frears, 2003’te İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü’nü almıştı.

florence-foster-jenkins-new-poster

21 – Arrival (2016) – Denis Villeneuve (116 dk)

Denis Villeneuve’ün yönettiği Arrival, dünyaya gelen uzaylılarla iletişim kurmaya çalışan bir dilbilimcinin hikâyesini anlatıyor. Bilimkurgu meraklılarının merakla bekledikleri Amy Adams’lı filmin diğer başrollerinde Marvel’ın Hawkeye’ı Jeremy Renner ve Forest Whitaker yer alıyor. Johann Johannsson filmin müziklerini üstleniyor. Filmin yapımcılarından Shawn Levy, “Stranger Things”in de yürütücü yapımcılarından.ABD vizyonundan önce Filmekimi’nde gösterilecek olan Arrival, Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışacak.

arrival-poster-9

22 – The Unknown Girl (2016) – Jean Pierre Dardenne – Luc Dardenne (113 dk)

İki Altın Palmiye’li Jean-Pierre ve Luc Dardenne’in Cannes’da yarışan onuncu filmleri Bilinmeyen Kız’da gerçekçilikten güç alırken bir kez daha bireyden yola çıkıp Avrupa toplumunu eleştiriyor. Başrolde, Avrupa sinemasının yükselen yıldızlarından Adèle Haenel de sade ve etkileyici performansıyla dikkat çekiyor.

la_fille_inconnue

23 – Julieta (2016) – Pedro Almodovar (99 dk)

Her filmi olay yaratan Pedro Almodovar’ın 20. filmi Julieta, bir kadının hayatının gizemlerine uzanan bir yolculuğu anlatıyor. Nobel Ödüllü Kanadalı yazar Alice Munro’nun üç öyküsünden uyarlanan ve“Almodovar’ın 5 yıldızlı dönüşü” sözleriyle övülen Julieta, dünya prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarıştı.

julieta

24 – The Student (2016) – Kirill Serebrennikov (118 dk)

Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilen ve epey ses getiren The Student, kışkırtıcı bir hikâye anlatıyor. Günümüz Rusya’sında geçen filmin merkezinde, okulda dini vaazlar vermeye başlayanbir lise öğrencisi ve ona karşı duran öğretmeni yer alıyor. Kirill Serebrennikov’un Marius von Mayenburg’un oyunundan senaryolaştırıp yönettiği The Student, izleyiciyi huzursuz ederken düşünmeye çağıran, cesur bir film.

uchwenik

25 – The Commune (2016) – Thomas Vinterberg (111 dk)

Berlin Film Festivali’nde Trine Dyrholm’e En İyi Kadın Oyuncu Ödülü getiren Komün, Dogme akımıyla uluslararası üne kavuşan Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’in son filmi. Bir akademisyen ve ünlü bir haber sunucusu eşinin aile dostlarıyla bir komün kurmaları ve ardından gelişen olayları anlatıyor. Thomas Vinterberg, yeni filminde, bir evliliğin yeniden doğum ve yıkım hikâyesini çocukluk tecrübelerinden beslenerek anlatıyor. Komün, hayatın kendisi gibi, yer yer eğlendiren ama nihayetinde can acıtan bir film.

the-commune-poster

Kaynak: http://filmekimi.iksv.org/tr/filmekimi-15-yasinda

 
Yorum yapın

Yazan: Eylül 8, 2016 in Festivaller, Filmekimi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

23. Uluslararası Adana Film Festivali Programı ve Önerileri

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 19 – 25 Eylül tarihleri arasında 23.sü düzenlenecek olan Uluslararası Adana Film Festivali’nin programı açıklandı.

Festival boyunca uzun metraj, kısa metraj ve belgesellerden oluşan 250 filmlik bir seçki 636 gösterimle izleyiciyle buluşacak. Festivalin bu yılki yarışma bölümleri; Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması, Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması ve “Adana” Konulu Senaryo Yarışması.

adana1

Koca Dünya, Rüya, Albüm, Dar Elbise, Geçmiş, İftarlık Gazoz, Nadide Hayat, Ağustos Böcekleri ve Karıncalar, Tarla, Babamın Kanatları, Bana Git De, Mehmet Salih filmleri Tayfun Pirselimoğlu, Emin Alper, Türksoy Gölebeyi, Hatice Aslan ve Muhammet Uzuner’in bulunduğu jüri tarafından değerlendirilecek. En iyi film ödülüne layık görülecek olan film Altın Koza heykelciğinin yanı sıra 350.000 TL para ödülünün de sahibi olacak.

SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) ve FİLM-YÖN ( Film Yönetmenleri Derneği) festivalde yine kendi en iyi film ödüllerini dağıtacak. SİYAD jürisinde Ayla Kanbur, Fırat Yücel ve Metin Gönen; FİLM-YÖN jürisinde ise Aydın Sayman, Nazif Tunç ve Tevfik Başer yer alacak. Festivalde ayrıca Ayla Algan, Murat Soydan ve Osman Şahin’e açılış töreninde onur ödülleri takdim edilecek.

abbas1

Festivalin en heyecanlı yönü ise kuşkusuz Cannes Film Festivali’nde gösterilen, yılın merakla beklenen filmlerinin prömiyerinin Filmekimi’nden önce gerçekleştirilecek olması. Özellikle içindeki sinema aşkıyla şehir, zaman dinlemeden festivalleri dolaşan sinefiller için Adana’da Ken Loach, Pedro Almodovar, Dardenne Kardeşler, Reha Erdem, Derviş Zaim gibi yönetmenlerin yeni filmlerini en önce izleme seçeneği yeterince cazip.

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz usta yönetmen Abbas Kiarostami anısına oluşturulan “Kiarostami ile Yolculuk” seçkisinde yönetmenin “Kirazın Tadı”, “Yakın Plan”, “Rüzgar Bizi Sürükleyecek”, “Zeytin Ağaçları Altında” ve “10 Üzerinden 10” filmleri izlenebilecek. Ayrıca Türk sinemasının usta yönetmeni Ömer Lütfi Akad’ın unutulmaz “Gelin (1973)”, “Düğün (1974)”, “Diyet (1975)” üçlemesi festival kapsamında izleyicilerle buluşacak.

affiche-toni-erdmann-sieranevada

23. Adana Film Festivali’nde Mutlaka Görülmesi Gereken 20 Film

1) Toni Erdmann (2016) – Maren Ade (162 dk)

2) Sieranevada (2016) – Cristi Puiu (173 dk)

3) I, Daniel Blake (2016) – Ken Loach (100 dk)

4) The Unknown Girl (2016) – Dardenne Kardeşler (113 dk)

5) Julieta (2016) – Pedro Almodovar (99 dk)

6) Frantz (2016) – François Ozon (113 dk)

7) Captain Fantastic (2016)- Matt Ross (118 dk)

8) Ma Vie de Courgette (2016) – Claude Barras (66 dk)

9) The Student (2016) – Kirill Serebrennikov (118 dk)

10) The Happiest Day in the Life of Olli Maki (2016) – Juho Kuosmanen (92 dk)

11) Aquarius (2016) – Kleber Mendonça Filho (142 dk)

12) The Beatles: Eight Days a Week – The Touring Years (2016) – Ron Howard (106 dk)

13) Sweet Dreams (2016) – Marco Bellocchio (134 dk)

14) Zero Days (2016) – Alex Gibney (116 dk)

15) Clash (2016) – Mohamed Diab (97 dk)

16) Koca Dünya (2016) – Reha Erdem

17) Rüya (2016) – Derviş Zaim

18) Albüm (2016) – Mehmet Can Mertoğlu

19) Dar Elbise (2016) – Hiner Saleem

20) Geçmiş (2016) – Çağdaş Çağrı

 

 
Yorum yapın

Yazan: Eylül 5, 2016 in Festivaller

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

18. Eskişehir Film Festivali İzlenimleri – 2

Çırak

Emre Konuk’un ilk filmi olan Çırak, son derece takıntılı, paranoyak ve her daim korku işinde yaşayan bir karakter yaratarak hikayesini komple bu “karakter portresi”nin üzerine şekillendiriyor. Görüntü yönetmenliğinden gelen Konuk, filmin gerilimli atmosferini yaratma konusunda son derece sinemasal ve akılda kalıcı kareler yakalamayı başarıyor. Özellikle açılıştaki rüya sahnesiyle birlikte izleyicinin ilgisini en baştan diri tutmayı sağlayan film, Hakan Atalay’ın mimikleriyle ve vücut diliyle adeta karakterin kendisi olduğu üstün performansından ve Çiğdem Selışık Onat’ın filmin ilginçleşmesine büyük katkı sağlayan yan karakterinden güç alıyor. Finale doğru gerçekleşen sürprizleriyle “Acaba başka türlü mü olmalıydı?” dedirtmesine rağmen karakter çalışmasıyla ve teknik yeterliliğiyle iyi bir ilk film olarak hafızalarda yer ediyor Çırak. 3,5/5

çırak1

Toz Bezi

Ahu Öztürk’ün yönettiği Toz Bezi, İstanbul Film Festivali’nde “En İyi Film” seçildiğinden bu yana tartışmaların odak noktası haline gelmişti. Evlere temizliğe giden iki gündelikçi kadının yaşam mücadelesini sade ve yalın bir dille anlatan filmin aslında sosyo-politik meselelere “belirli bir bakış” atan iddiasız bir yapısı var. Buna rağmen filmin “Kürt sineması” örneği olmamasına rağmen yaşanan tartışmalardan ötürü öyle zannedilmesi durumu mevcut. Filmin hesapçılığı da tam bu noktada ortaya çıkıyor. İki gündelikçi kadının Türkiye’nin şartlarındaki çıkışsızlığını anlatır gibi gözüken film, daha sonra aralara “Hiç Kürt demezsin!”, “Ben de Kürt’üm” gibi replikler sıkıştırmaya başlıyor ve o ana kadar Türkçe konuşan Asiye Dinçsoy’un sadece film boyunca ağladığı iki sahne ne hikmetse Kürtçe olarak veriliyor. Dinçsoy ve Nazan Kesal’in başarılı oyunculuklarına rağmen yönetmenlik ve sinematografi açısından “ilk film zaafiyeti” bütün olarak hissediliyor. Özellikle Aslı Özge’nin “Ansızın” ve Senem Tüzen’in “Ana Yurdu” filmleri düşünüldüğünde Toz Bezi’nin sinemasal açıdan oldukça yetersiz kaldığı söylenebilir. Dolayısıyla sinemasal açıdan birbirinin benzeri yetersizlikte olan sosyal gerçekçi filmlerin, sadece meselesini ön plana çıkararak, lobi faaliyetleriyle beraber ödül sezonunda yakaladığı başarıya tekrar değinmekte fayda var.

Toz Bezi Filmi

BirGün gazetesinden Tuğçe Madayanti Dizici’nin bu konuda olay haline getirilen yazısına ilişkin olarak film ekibinden birinin Beyoğlu Sineması’ndaki ön gösterimde “Sinema yazarları kendisine gereken cevabı verecektir” demesi ve bunun üzerine belirli eleştirmenler tarafından hemen bir ittifak yaratılarak konunun Altyazı Dergisi’nin önsözüne kadar taşınması durumu açıklar bir vaziyet taşıyor. Ankara Film Festivali kapanış yemeğinde gerçekleştiğine bizzat şahit olduğum bir durum da şu: Ödül töreninde Yoğurt adlı kısa filmiyle ödül alırken “Bizi önce yakıyorlar, sonra kurşuna diziyorlar. Önce kurşuna dizin, sonra yakın.” diye propagandist bir konuşma yapan yönetmen Tahsin Özmen, bizim de bulunduğumuz masada yemek yemek üzereyken birden Toz Bezi’nin yapımcısı Çiğdem Mater yanına gelir ve sarılır. Kısa çaplı bir “Niye burada oturuyorsunuz? Gelin bizimle oturun” muhabbetinin ardından Özmen ve gecede ödül alan bir diğer Kürt yönetmen masadan kalkarak Mater ve film ekibinin bulunduğu masaya transfer olur. Toz Bezi ekibinin ve ekiple yakın olan sinema yazarlarının yer aldığı masada boş yer olmamasına rağmen Mater tarafından itinayla boş yer yaratılır!  Kerem Akça’nın da yazısında bahsettiği “Elbette filmin ortak yapımcısı Çiğdem Mater sebebiyle otomatik olarak oluşan lobinin, eş-dost ilişkilerinin, Erol Mintaş ve Özgür Doğan’ın cameo olmasının karşılığı alınacaktı.” cümlesinin ne ifade ettiğini anlamak pek de zor olmasa gerek! 2/5

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 14, 2016 in Festivaller

 

Etiketler: , , , , , , ,