RSS

Aylık arşivler: Mayıs 2014

Fil’m Hafızası Sunar: Aşçı, Fil, Hafızası ve Aşığı hosted by Ahmet Ağaoğlu

Yemek ve seks! Her ikisi de hayatın en büyük hazlarından! Peki siz yeni deneyimleyeceğiniz lezzetli bir yemeği mi yoksa cinsel bir fanteziyi mi tercih ederdiniz? 

Sinemaseverlere bağımsız ve alternatif bir sinema içeriği sunan sosyal sinema platformu Fil’m Hafızası, yemek ve seks tutkusunun iç içe geçtiği kısa filmler ve eğlenceyle dolu yeni bir “Tematik Gece” düzenliyor. Fil’m Hafızası’nın, “hayattan haz almayı biliyorum” diyenleri buluşturacağı “Aşçı, Fil, Hafızası ve Aşığı”etkinliği 28 Mayıs Çarşamba akşamı saat 21.00’da Ortaköy Bloom’da gerçekleşecek.

aşçı fil hafızası ve aşığı
Birçok dünya devi marka için yemek ve yiyecekleri fotoğraflayan sanatçı Ahmet Ağaoğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşecek etkinlikte, misafirler, yemek tutkusu ve tutkuların harekete geçirdiği bambaşka duyguların filmlerdeki yansımasına tanık olurken, ödüllü yarışmalarla da farklı ve renkli bir deneyim yaşayacaklar.

Karanlık Kutu ve 40 Haramiler fotoğrafçılarından Benek Özmez etkinlik boyunca hazzın her anını takip edip, sizler için ölümsüzleştirecek. Etkinliğin mekân sponsorluğunu Bloom, medya sponsorluğunu 2F Magazine, Beyogluin.com ve 10sayfa.com üstlenirken, Karaköy’ün yeni ortak çalışma ortamı Yazane geceye proje desteği sağlıyor.

fil'm hafızası
“Aşçı, Fil, Hafızası ve Aşığı” biletlerini Biletix web sitesinden ve satış noktalarından temin edebilirsiniz. Bu özel etkinlik için biletler sınırlı sayıdadır. Bilet fiyatları oturmalı 25 TL, ayakta 15 TL’dir.

PROGRAM
20:00 Kapı Açılış
21:00 Kısa Film Gösterimi (1. Bölüm)
First Time
Eat
Pass The Salt, Please
21:30 Yarışma – Seksi Yemek Tarifleri
21:50 Ara
22:00 Kısa Film Gösterimi (2. Bölüm)
Sex with the Ex
Dinner and a Movie
Mission Chinese
22:30 Yarışma – Elma Yeme Oyunu
22:50 Ara
23:00 Kısa Film Gösterimi (3. Bölüm)
Next Floor
Sex and Breakfast
23:30 Kapanış

KISA FİLM SEÇKİSİ

First Time (2010)

Adam Wimpenny / İngiltere / 7’

Karlar altındaki Londra’da şık bir otel odası. Seksi, sofistike bir kadın ve yakışıklı genç bir adam. Her şey mükemmel gelişiyor. Ta ki genç adam ilk seferi olduğunu itiraf edene kadar.

first time

Eat (2012)

Moritz Kramer / Almanya / 7′

Bir fotoğraf çekiminde cesareti kırılan bir model soyunma odasına geri döndüğünde şaşırtıcı bir keşif yapar. Etrafındaki herşey yenilecek durumdadır – sandalye, televizyon, duvarlar.

eat

Pass The Salt, Please (2011)

Tatjana Najdanovic / ABD / 13′

70’lerinde bir çift.Şarap eşliğinde başlayan klasik bir akşam yemeği.Peki gündelik bir muhabbet şeklinde başlayan bu konuşma bir porno film senaryosunu andıran cümlelere dönüşürse?

pass the salt please

Sex with the Ex (2006)

Leigh Richards / Avustralya / 7’

Vincent ve Alessandra artık aşık değil. Vincent Allessandra’yı hayatından çıkarmak isterken, Alessandra bir çocuk istiyor. Zaman azalıyor, Alessandra istediğini almadan bir yere gitmeyecek. Vincent hala istediğini elde edebilir mi? Bir bodrum banyosunda, bir sex kara komedisi.

sex with the ex

Dinner and a Movie (2013)

Ben Aston / İngiltere / 14’

Bir yıl boyunca mektuplaşan Randy ve Crystal için buluşma günü gelmiştir. Hapisten çıktığı gün Crystal’ı karşılayan Randy hayatının aşkını bulduğuna inanmaktadır. Ama bu aşk macerası hiç de umduğu gibi gitmez.

dinner and a movie

Mission Chinese (2012)

Cole Schreiber & David Parker / ABD / 7′

Sıradan bir Çin restoranında çalışan aşçı Tao, sanatını yemek yaparak insanlara ulaştırmaya çalışır. Bir gece müşterilerinin davranışlarına dayanamayacak duruma gelir ve yetenekleriyle bu durumu çözmeye çalışır.

mission chinese

Next Floor (2008)

Denis Villeneuve / Kanada / 11’

Köhne bir binada bir masa etrafına toplanmış 11 soylu kişi bir ritüeli gerçekleştirircesine yemek yemektedir. Bir oda orkestrasının müziği eşliğinde hizmetkarların mütemadiyen envai çeşit yemek servis ettiği bu kişiler yemeye devam ettikçe masalarıyla beraber bir kat aşağıya düşmektedir.

next floor

Sex and Breakfast (2012)

Victoria Kasthan / ABD-Rusya / 17′

Akıllı ve güzel bir blogger olan Anna, kocasının ona hiç ilgi göstermemesinden şikayetçidir. Bir gün yakışıklı genç bir adamla tanışır ve hayatı karmaşık bir hal almaya başlar.

sex and breakfast

http://www.filmhafizasi.com/

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 27, 2014 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , ,

67. Cannes Film Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu

cannes

Altın Palmiye: KIŞ UYKUSU

Büyük Jüri Ödülü: Le Meraviglie

En İyi Yönetmen: Bennett Miller (Foxcatcher)

Jüri Ödülü: Mommy & Adieu Au Langage

En İyi Senaryo: Leviathan

En İyi Erkek Oyuncu: Timothy Spall (Mr. Turner)

En İyi Kadın Oyuncu: Julianne Moore (Maps to the Stars)

Altın Kamera: Party Girl

FIPRESCI: Kış Uykusu

En İyi Kısa Film: Leidi

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 24, 2014 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Godzilla (2014)

1954’te Japon yapımı Gojira ile başlayan ve bu yıl 60. yılını kutlayan Godzilla serisi sinema tarihinin en uzun serilerinden biri olma özelliğini taşıyor. Japon toplumunun yaşadığı atom bombası ve nükleer yıkımın sinemada dışavurumu olarak nitelendirebileceğimiz Gojira, ülkedeki nükleer denemelerin yarattığı radyasyonla 2 milyon yıl sonra canlanan efsanevi canavar Godzilla‘yı ortaya çıkardı. Daha önceki Godzilla filmlerinin 28’i Japon yapımıydı, tek Hollywood yapımı olanı ise 1998 tarihli Roland Emmerich’in “Godzilla“sıydı ve bir re-make faciası olarak tarihe geçti. Fantastik bir hikaye olmasına karşı zamane boyunca hep ciddiyetle ele alınan seriyi anlamsız bir mizah anlayışıyla donatan Emmerich, Amerikan milliyetçiliğiyle dolu felaket filmleri türüne bir yenisini eklemekten başka bir şey yapmamıştı. Gareth Edwards’ın 2014 tarihli Godzilla‘sının ise bir anlamda köklere dönüş olduğunu söyleyebiliriz, zira hem 1954 tarihli Gojira‘nın ciddiyetini taşıyor hem de görsel tasarım alanında ihtişamlı bir Godzilla portresi çizmeyi başarıyor.

godzilla

2010 yılında çektiği Monsters ile 800.000 dolar gibi oldukça düşük bir bütçeyle kayda değer bilim kurgu filmi çekilebileceğini kanıtlayan yönetmen Gareth Edwards, bu başarısını devasa bütçeli Godzilla‘nın yönetmenliğine atanarak taçlandırdı. Büyük bütçe ünlü oyuncuları da beraberinde getirdi ve Aaron Taylor Johnson, Bryan Cranston, Elisabeth Olsen, Juliette Binoche, David Strathairn, Ken Watanabe, Sally Hawkins gibi oyunculardan kurulu dikkat çekici bir kadro oluşturuldu.

Godzilla‘nın 60 yıllık tarihindeki otuzuncu filmi olan yeni Godzilla geniş bir karakterler geçidi sunuyor fakat bu karakterlerin dramatik yapısını genelde blockbuster filmlerde üzerinde durulmayan klişe “aile dramı” formülünde tekrarlıyor. Misal, Gojira‘da hayati bir öneme sahip olan Japon bilimadamı Serizawa karakteri bu filmde de bulunuyor fakat etrafı izlemekten, şaşkınca bakmaktan ve “Hiroşima göndermesi” gibi beylik laflar etmekten başka bir şey yapmıyor! Bryan Cranston ve Juliette Binoche’un oynadığı karakterler belirli oranda filmin dram yükünü yükseltse de, Aaron Taylor Johnson ve Elisabeth Olsen ikilisinin aynı oranda başarılı olduğunu söylemek zor. David Strathairn ise karizmatik ses tonuyla kuşkusuz tüm Godzilla filmleri içerisinde en akılda kalıcı amiral karakterine imza atıyor.

godzilla1

Filmin Gojira‘dan ve Emmerich’in Godzilla‘sından ayrıştığı temel nokta ise, esas düşmanın Godzilla olmaması. Japon sinemasında Godzilla‘nın başka yaratıklarla savaştığı kaiju filmlerindeki gibi bir yapı kurulduğunu söylemek mümkün. Bu noktada filmin savaş katmanını askerler ve Godzilla savaşı, askerler ve kaijuların savaşı, Godzilla ve kaijuların savaşı olarak üçe ayırmak gerekiyor. Filmin içerisinde Godzilla‘nın açıkça “doğanın dengeleyici gücü” olarak ifade edilmesi ve finalde kahramanlaştırılması ise filmin esas tartışılması gereken meselesi.

Godzilla‘nın görsel efekt alanında Guillermo Del Toro’nun Pacific Rim’i (2013) ile çokça benzeşmesi şaşırtıyor, zira devasa yaratık tasarımları, iki tarafın savaşında ortaya çıkan hasarların detaylı görsel karşılığı efektlerin aynı ekibin elinden çıkmış izlenimi uyandırıyor. Gojira‘nın (1954) canavar kostümü giydirilmiş insanlardan oluşan Godzilla‘sından detaylarla donatılmış bir görsel efekt şaheseri olan Godzilla tasarımına gelen süreç kuşkusuz önemli. Özellikle askerlerin paraşütle bulutların üzerinden şehre atladığı sahnenin Godzilla evreninde kült bir sahneye dönüşeceği neredeyse kesin.

godzilla2

Gareth Edwards’ın filmi otuz filmlik Godzilla serisinin en iyi filmlerinden biri olarak hatırlanacaktır. İlk göz ağrımız Gojira‘dan biraz daha aşağıda, Emmerich’in Godzilla‘sından kat kat yukarıda olarak. Adeta yeni King Kong ya da Jurassic Park kıvamına getirilecek yapısıyla Hollywood yapımcılarının ağzını sulandıracağı ve Japonlarla yarışacak şekilde seri bir devam filmleri furyasına dönüşeceğini öngörmek zor değil. Temennimiz en fazla Gareth Edwards gibi nitelikli yönetmenlerle seriye devam edilmesi yönünde olur.

3/5

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 16, 2014 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Fil’m Hafızası & Başka Sinema “Kısa Film Gecesi” – 14 Mayıs Çarşamba

Bu Çarşamba Başka Çarşamba!

Fil’M Hafızası’nın seçkisiyle animasyon kısaları, 14 Mayıs Çarşamba akşamı Başka Sinema salonlarında sinemaseverlerle buluşacak!

#filmhafızası #başkaçarşamba 

başka çarşamba

Gösterimin yapılacağı sinemalar:
Beyoğlu Sineması
Altunizade Capitol Spectrum
Kadıköy Rexx
Ankara Büyülü Fener Sinemaları
Haramidere Cinetech Torium
Etiler Akmerkez Cinema Pink

Kısa Film Gecesi’nde gösterilecek filmler:

Overcast (2011)

Velislav Kazakov/Bulgaristan/10’

“Bir adamı kaç farklı kişi öldürebilir? Velislav Kzakov’un ödüllü animasyonu tam da bunun cevabını arıyor; ana karaterimizin talihsiz kazası sonrası tek bir şeye ihtiyacı vardır, o da hastaneye yetiştirilmek. Ancak bu basit görev gerektiğinden çok daha zor olabilir.”

overcast

Gemeinschaft (2008)

Özlem Akın/Türkiye/4’

Kafka’nın “Gemeinschaft”(Topluluk)’ından uyarlanan bu kısa animasyon, 5 kişilik bir “topluluğun” dışarıyla ilişkilerini ve bireylerinin aidiyet duygusunu başarıyla inceliyor.

gemeinschaft

Cruise Patrol (2013)

Bobby de Groot, Arjan van Meerten / Hollanda / 8′

Pembe bir araba sonsuz gibi gözüken tozlu bir yolda ilerlemektedir. Bir şerif belirir karşılarında ve işler tamamen kontrolden çıkar.

cruise patrol

Benjamin’s Flowers (2012)

Malin Erixon/İsveç/12’

Kafkaesk dünyasını küçük bir odaya sığdıran Benjamin kendi varoluşunu, gerçekle fantezi dünyası arasında bir noktada sorgulamaya başlar.

benjamin's flowers

Kick-Heart (2013)

Masaaki Yuasa/Japonya/12’

Lady S. ile Masked Man M.’in şiddetli ve örtülü aşkı, güreş ringlerinden kiliseye kadar uzanan delişmen bir aşk hikayesidir.

kick-heart

Finger’s Tale (2013)

Luca Schenato-Sinem Vardarlı/Türkiye/4’

Tokyo’da canı sıkılan parmaklar sıcak bir günde güzellik salonu, kola şişeleri, yakuzalar ve satırlarla dolu bir maceranın içine atılırlar.

finger's tale

Oh Willy… (2012)

Emma De Swaef, Marc Roels/Fransa/16’42’’

Kötü bir haberle annnesinin yaşadığı nüdist topluluğa yıllar sonra geri dönen Willy, annesinin ölümünün ardından hiç istemese de maruz kaldığı bu ortamda fantastik bir maceraya atılır.

oh willy

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 13, 2014 in Haberler

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Koreografik Aksiyonun Zirvesi: The Raid 2: Berandal

2006’da gerilim filmi Footsteps ile sinemaya adım atan yönetmen Gareth Evans, 2009’da Merantau ile hem aksiyon türüne geçti, hem de oyuncu Iko Uwais ile hâlâ devam eden bir işbirliğine imza attı. İki filmle de ortalamanın altında bir işe imza atan Evans, zaten yeni yeni gelişen Endonezya sineması için bir fark yaratamamakla birlikte ismini de ülkesinin dışında pek fazla duyuramadı. Fakat ne zaman 2011’de The Raid: Redemption filmi geldi, o zaman işler değişti.

Ülkemizde ilk olarak İstanbul Film Festivali’nin “Geceyarısı Çılgınlığı” bölümünde seyretme imkânı bulduğumuz The Raid: Redemption, ‘yılın en iyi aksiyon filmi’ sloganıyla birden ortaya çıkarak sadece Türkiye seyircisinin değil, Hollywood aksiyonlarının tekdüzeliğinden bıkmış olan birçok insanın da ilgisini çekti. Başrolünde yine Iko Uwais’in oynadığı film, tamamen azılı suçlularla dolu bir binaya polis tarafından yapılan baskını anlatıyordu ve 101 dakika boyunca izleyiciye hiçbir anında nefes alma payı bırakmadan koreografik bir dövüş şölenine imza atıyordu. Her ülke seyircisinde karşılığını bulan ve kısa zamanda büyük bir hayran kitlesi oluşan film için ‘devam filmi’ çanlarının çalması uzun sürmedi ve The Raid 2: Berandal 4 Nisan itibariyle Türkiye’de vizyona girdi.

the raid 2 foto 1

The Raid: Redemption ile hem yönetmenlik hem de koreografik aksiyon konusunda önceki filmi Merantau’ya oranla kendisini epey geliştiren Gareth Evans, bu sefer 150 dakikalık kapsamlı bir süre zarfında ‘epik suç filmi’ kalıbını kullanarak senaryoyu da geliştirmiş. İlk film, bazı kesimler tarafından aksiyona doyurmasına rağmen senaryoyu boşlamasıyla eleştirilmişti. Evans, bu eleştirileri dikkate almış olacak ki, Oscar ödüllü The Departed’ı (2006) hatırlatan bir ‘köstebek filmi’ şablonu içerisinde suç örgütünün kökünü kazımayı hedefleyen katmanlı bir senaryoya imza atmış. Görsel açıdan da ilk filmin gri ağırlıklı soluk renk skalasını bu sefer yer yer kırmızı, sarı ve siyah renklerinin öne çıktığı stilize bir sanat yönetimine ve görsel yapıya bırakmış.

Soluksuz izlenen bir aksiyon/dövüş filmi olmasına rağmen Toronto ve Sundance gibi sanat niteliği büyük festivallerde gösterilmesi ve ilkinden ‘Halkın Seçimi’ ödülü ile dönmesi kuşkusuz bu türde çok az filmin başarabileceği bir durum. Bu da Evans’ın Endonezya, Singapur, Filipinler gibi ülkelere özgü “pencak silat” savaş sanatından yani kültürel dokudan yarattığı sanatsallıkta gizli. Öyle ki, bir dövüş filmine sakin ve ıssız görünümlü bir genel planda başlangıç yaparak seyirciyi şaşırtan Evans, ilk filme oranla işin aksiyon kısmına bilinçli olarak daha geç giriyor. İlk filmde binada geçen olay örgüsünü neredeyse sıfırlayıp izleyiciyi yeni ve daha güçlü bir hedefe odaklayan aksiyonsuz sahneler, her biri birbirinden sert, vahşi ve kanlı aksiyon sekanslarına hazırlık niteliği taşıyor. Özellikle hapishane tuvaletinde geçen, müzik ve ses kurgusunun eş zamanlı olarak kademeli şekilde yükseldiği ilk dövüş sahnesi buna verilecek en güzel örnek.

the raid 2 foto 2

Bol yan karakter barındıran hikâye tabanı, kötü adamların veya kadınların(!) her birini bariz anime etkisi taşıyan tek boyutlu tiplemeler şeklinde sunuyor. Hikâyesini, geçmişini ya da geleceğini hiçbir şekilde umursamadığımız, sadece dövüşteki zorluk katsayısını merak ettiğimiz bu tiplemeler, Jean Claude-Van Damme’ın hem yönetip hem oynadığı The Quest (1996) filmindeki dövüşçü katmanına benzer bir sıralamada sunuluyor. Bu da her dövüşün sonunda katharsis hissiyatına ulaşacağımızı bildiğimiz için algıyı diri tutmayı sağlıyor, zira filmde farklı yerlerde geçen üç dövüş sahnesinin paralel kurguda verildiği yaklaşık 20 dakikalık sekansta başrolün ortalarda gözükmediğini bilsek de umursamıyoruz. Bu süre zarfında tek itirazımız ilk filmde çok zor bir şekilde ölerek sinirlerimizi bozan Mad Dog karakterini canlandıran Yayan Ruhian’ın ikinci filmde başka bir karakteri canlandırarak tekrar karşımıza çıkması olabilir. Evans, Merantau’dan beri fetiş oyuncularından olan Ruhian’ı yine oynatmak için ekstra bir yan karakter olan Prakoso’yu yazmış gibi görünüyor. Filmin ortasında aniden karşımıza dramatik bir hikâyeyle çıkarıp empati kurmamızı beklediği karakterin olayların gidişatına pek hizmet etmemesi eklektik durmasına yol açıyor.

Kültürel dövüş sporlarının uyarlandığı filmler arasında iyi bir çıkış yapıp üç filmlik bir seriye dönüşenOng-Bak’ta (2003) yönetmen Prachya Pinkaew ve oyuncu Tony Jaa arasındaki uyumlu birliktelik Gareth Evans ve Iko Uwais arasında da devam edeceğe benziyor, zira The Raid serisinin üçüncü filmi için şimdiden hazırlıklar başladı bile. Ong-Bak’a ve öncüllerine oranla çok daha sahici, sert ve zorluğu bakımından hayranlık uyandırıcı sahnelere imza atan Evans’ın günümüzün en iyi aksiyon yönetmenleri arasına adını yazdırdığı bir gerçek. İlerleyen zamanlarda bu başarısının Hollywood yapımcıları tarafından fark edileceğini ve kendisine Amerika’da aksiyon filmi çekmesi için teklif götürüleceğini tahmin etmek güç değil.

4.5 / 5

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 13, 2014 in Film Kritikleri

 

Etiketler: , , , , ,